BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4633
Toplam
:
14853348
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BU GÜN 12 EYLÜL
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bundan tam 34 yıl önce yine bir Cuma günü Türk Silahlı Kuvvetlerinin başındaki 5 kişi ABD’nin onayı ile darbe yaparak memleket idaresine el koymuşlardı. Zaman o kadar hızla akıp gidiyor ki darbeden bir yıl önce doğanlar şimdi Dante(*) gibi ömrün ortasındalar.

Bu kulunuzda, hiçbir günahı yok iken bu darbeden nasibini alanlardan olup çağrı üzerine İstanbul Hasdal kışlasında bir süre gözaltında kalmıştı. Sıkıyönetim komutanlığı, işyerime yazı yazarak hem de Kurban bayramında teslim olmamı istiyordu. Sıkıyönetimden yazıyı alınca valizimi hazırlayıp eşim ve üç yaşındaki kızım ile vedalaşıp Hasdal’ın yolunu tutmuştum.

İşlemler yapıldıktan sonra çok kalabalık bir koğuşa teslim edildim. Burada yeni gelene Allah kurtarsın denmiyor hoş geldin kardeşim diyerek karşılanıyordu. İlk hoş geldin diyen birkaç kişi alçak sesle kırmızı kazaklıdan uzak dur diye tembih ettiler. Daha sonra öğrendim ki o bir sivil polis ve haliyle uzak durdum. Zaten ne kimse onunla nede o kimseyle konuşmuyordu.

Gözaltına alınanlar, İstisnasız 33 gün gözaltında tutuluyor, gerek bizzat bizim ifadelerimiz gerek çevremizde yapılan soruşturmalarda suç unsuruna rastlanırsa Davutpaşa kışlasına gönderiliyordunuz. Günde iki kez sabah ve akşam yoklama yapılıyordu ama akşam yoklamalarında isimleri Davutpaşa listesinde okunanların beti benzi kül gibi oluyordu. Zira asıl tutukluluk ve duyduğumuz kadarı ile işkenceli sorgular ondan sonra başlıyordu.

Yer yokluğundan sıra ile uyuyor, kirden siyahlaşan yastıkların üzerine yüz havlumuzu örtüyorduk. Kimler yoktu ki bu gözaltında. Özel bir bankanın sendika temsilcisi olan müdürleri, Eczacılar odası, Mimarlar odası başkanları, Kimya mühendisleri vs. vs. Birinci şubeden gelen iki polis şaşırtmalı sorularla ifademizi aldı. Sözüm ona bir taraftan ne kadar Atatürkçü olduğumuzu öğrenmeye çalışıyorlar bir taraftan da gözdağı vermeye çalışıyorlardı... Onlar bunu öğrenmeye çalışırken, bende onların Atatürk’ü ne kadar bildiklerini merak ediyordum... Bu arada birde kâğıt imzalattılar. Bu kâğıt bir daha sendikal faaliyette bulunmayacağım taahhüdü idi. Hâlbuki bu benim anayasal hakkım idi.

Çok ucuz kurtulduğumuz bu badireden buyurun 12 Eylül'ün kan donduran işkencelerine. Bu işkenceler Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkındaki iddialarda yer almıştır.

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.

KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir koşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

AYAKTAN ASMA: Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

KİTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.
BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.
GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

12 Eylül darbesiyle ilgili çarpıcı rakamlar gazeteci Oğuz Güven'in kaleme aldığı 'Zordur Zorda Gülmek' isimli kitapta yer almıştı. İşte o kitapta yer alan rakamlarla 12 Eylül:

* 650 bin kişi gözaltına alındı.
*1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
*7 bin kişi için idam cezası istendi.
*517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
* 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
* 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
*144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
* 95 kişi “çatışmada” öldü.
*73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
* 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.
* 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
*14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
*171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
* 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
*23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
*3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
*400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci saldırıya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

(*) Dante; Dünya Klasikleri içindeki İlahi Komedya’nın yazarı. Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiirinde “ yaş otuzbeş, Dante gibi ortasındayız ömrün” der.

12.09.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00