BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4633
Toplam
:
14652520
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BABAM, FAHRETTİN ÖNCÜL VE KURT İMAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
8 Temmuz 2010 Perşembe günü kuzenlerim Mustafa ve Halit Çapanoğlu ile birlikte daha önce randevulaştığımız, bir dönem Yozgat belediye başkanlığı da yapan, eğitimci ve yazar Sayın Ali Açıkgöz ile yine eğitimci yazar ve 40 yıllık eğitim hizmetleri döneminde Merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü de yapan Yılmaz Göksoy ağabeyimizle, Yozgat öğretmen evinde buluşmuş, Çapanoğulları ve Yozgat üzerine çok güzel bir sohbet yapmıştık. Tüm sohbeti ses kayıt cihazıma kaydetmiştim. Yılmaz ağabeyim, “Üç şey birbiri ile özleşmiştir; Çapanoğulları, Çamlık ve Yozgat” demişti.

Biz sohbete devam ederken sırtında çantası ile sakalı ve bıyığı birbirine karışmış, yürümekte zorlanan çok yaşlı birisi geldi. “Efendim selamünaleyküüüm” diyerek elini bana uzattı. Hemen ayağa kalktım elini sıktım ve hoş geldiniz dedim. “Ben Yozgat’a heykeli dikilen Yozgatlı âşık Hüzni babanın oğluyum” dedi. Çok mutlu oldum ve saygı ile yer gösterdim. O, gösterdiğim yere otururken, Yılmaz Göksoy ağabeyim beni takdim etti. “Çapanoğlu Muhlis beyin torunu Abdülkadir Bey” dedi. Bunun üzerine ismini sonradan öğrendiğim Fahrettin Öncül Bey çok heyecanlandı. Derin bir iç çekerek “Vaaah! Muhlis beyim” dedi. Sonra benim kimden torunu olduğumu sordu. Muammer beyin oğluyum deyince yine derin bir iç çekerek “Muammer ağabey bizden büyüktü lise yıllarında fötr şapka giyerdi ona hem hayranlık duyar hem de ondan çekinirdik. Çok yakışıklı ve güzel giyinen bir ağabeyimizdi” dedikten sonra devam etti. “Ama sizin büyük halanız Ümmühan Hanım’ın benim yaşıtım çocukları vardı, Mahmut (Anayasa Mahkemesi Başkanı olan Mahmut Çuhruk), ağabeyi vardı Nazif (Büyükelçi, Paris’te vefat etti), en küçükleri vardı Çetin (K.B.B profesörü) onlarla birlikte sizin bahçedeki meyve ağaçlarına çıkıp dalından koparıp çok meyve yedik. Meyve koparmak için Muhlis Bey amcadan izin isterdik. O da mütebessim bir yüzle hadi çıkın yiyin derdi. Dünyaya onun gibi muhterem, onun gibi mübarek bir insan gelmemiştir çok başka bir insandı Allah rahmet eylesin. Sizin bahçede birde Frenk üzümleri vardı yedikten sonra cebimize de doldururduk hâlâ tadı damağımda” dedi. Türk mutfağında iç pilav ve aşurede kullanılan Frenk üzümlerini II. Mahmut zamanında Bosna-Hersek’in Gradaçaç ve Banyaluka şehirlerinde kaymakamlık yapan Çapanoğlu Mahmut Bey’in (Süleyman Bey oğlu) getirdiği bilinir. Nitekim o yıllarda Yozgat’taki tüm Çapanoğullarının bahçelerinde Frenk üzümü vardır. Fahrettin Bey, bana vermek için çantasından Hüzni babanın şiirleri olan bir kitap çıkardı. Kitabın kapağında “Doğumunun 130. Yıl dönümünde YOZGAT’LI HÜZNÎ-HİZBÎ BABA” yazıyordu. Benim için imzalamasını rica ettim. “Benim gözlerim görmüyor sadece kendi ismimi yazabiliyorum öyle imzalasam olur mu?” Deyince, elbette olur şeref duyarım dedim. Zorlanarak yazdı ve imzaladı. İmza işi bitince tam karşısında oturan Yılmaz Göksoy ağabeyim, “Fahrettin, beni tanımadın galiba ben Yılmaz Göksoy” deyince “Vay Yılmaz hocam affedersin artık gözlerim görmüyor da kusuruma bakma ne olur” dedi. Böyle söyleyince çok üzüldüm. Yılmaz ağabeyim ve kuzenim Halit Çapanoğlu Hüzni Baba, nam-ı diğer Kurt İmam üzerine epey sohbet ettiler. Kaydettiğim bir hikâyesini de ben anlatayım müsaadenizle; Şair Hüzni Baba, Ankara’nın ilçesi Haymana da bir ağanın evinde misafirdir. Dinlemeye gelenlere vaaz ve nasihatte bulunmaktadır. Konuşmalarından çok etkilenen çobanın karısı, Hüzni Babayı evine davet eder. Yenilip içildikten sonra da dizinin dibine oturarak aklına takılan şeyleri sorup öğrenmeye çalışır. Hüzni Baba, kadının bu çabasından çok etkilenir. Bir kadına bakar, bir her şeyden bihaber ilgisiz çobana ve kendi kendine hayıflanır. İçinden, “Allahın işine bak, böyle bir kadını böyle bir oduna yazmış; benim gibi bir âlime de benim odunu yazmış” diye geçirir. Bu düşünce kadına malum olur, Hüzni Baba’ya dönerek “Fakı, Fakı (imam, imam) kendine gel. Allahın yazgısı yerinde. Sen senin odunu adam edeceksin ben de bu odunu” der.

Bu söz benim ve şüphesiz toplumun “Allah evliliklerde bir beceriksizi bir becerikli ile eş ederek dengeyi sağlıyor” inanışının en güzel ispatı olmuyor mu?

İşte Hüzni Baba’nın meşhur“Yozgat Destanı”

Nice medh ideyim ab(u) havasın
Dinle nedir dasıtanı Yozgad’ın.
Tadanlar mest olur zevk u sefasın
Ali yüksektir mekanı Yozgad’ın.

Dört tarafın sarmış dağları vardır
Sed di İskender’den bir yadıgardır
Manzarası latif cayy-ı mesardır
Gören olur hayranı Yozgad’ın.

Çapan zade itmiş bir cami bina
Emsali bulunmaz bir yerde asla
Mekanını firdevs eyleye Mevla
Veli ni’met mihrabını Yozgad’ın.

Kıble tarafından Çamlık havadır
Ehli-keyfe keyf bağışlar sad hezar
Al yeşil mor sarı çiçekler açar
Güller açar gülistanı Yozgad’ın.

Bir nev arus asa yeşermiş çamlar
Hep sahraya gider servi endamlar
Kurulur meclisler içilir camlar
Şarkı söyler gazelhanı Yozgad’ın.

Dile neşe virir çiğdem sahrası
Çayır çimen açar hoştur havası
At koşusu erenlerin sedası
Hayat virir her seyranı Yozgad’ın.

Açılır menefşe laleler biter
Eser seher yeli bülbüller öter
Sakiler elinde badeler tutar
Hep cem olur nevcihanı Yozgad’ın.

Birikir her taraf pir ile civan
Temaşaya çıkar ahbabu yaran
Koç yiğidler anda tutarlar meydan
Güreşir hep pehlivanı Yozgad’ın.

Panayır meşhur dinir her yanda
Keçi koyun deve at merkep manda
Sığır katır kalmaz hep gelir anda
Ticaretli haziranı Yozgad’ın.

Ehl-i medeniyet sahib diyanet
Da’im ahalisi eyler ticaret
Ahde vefa kılar mevcud sadakat
Mustakimdir hem vicdanı Yozgad’ın.

Gayet garib dostdur misafirperver
Gelen gariblere çok ikram eyler
Mürüvvet ehlidir sehayı sever
Hamiyetden çok nişanı Yozgad’ın.

Edebiyat yeri cahil (ü) arif
Her birisi fenne hakkıyla vakıf
Katibdir umumu ehl-i ma’arif
Merkebçisi hem çobanı Yozgad’ın.

Dilberleri çoktur ince meyanlı
Tavus gibi süslü gayet ünvanlı
Zekaveti ma’ruf şöhretli şanlı
Kaleminden damlar kanı Yozgad’ın.

Köyleri muhterem ehl-i sehavet
Gelen misafiri eyler ri’ayet
İltifatı fevka’l-ade nihayet
Gayet meşhur hanedanı Yozgad’ın.

Sahib-i tevekküldür safi vicdanlar
Muhibb-i sadıktır her bir insanlar
İşleri zira’at hep reçber onlar
Bağ bahçedir her yanı Yozgad’ın.

Aşa’ir her taraf yaşar yaylada
Kurulmuş haymeler çölde sahrada
Konarlar göçerler cay-ı safada
Akdağ gibi var ormanı Yozgad’ın.

Sorgun Boğazlıyan Ma’den Kazası
Mürüvvet ehlidir beyi ağası
Da’im fukaraya vardır atası
Mebzul ni’metiyle nanı Yozgad’ın.

Küsufa uğramış misl-i afitab
Ebr-i tarda kalmış sanki mahitab
Hırkası başında çok şeyh ü şebab
Nice vardır kahramanı Yozgad’ın.

İtmedim vasfından binde birin yad
Çekilmiş köşeye çok sahib irşad
Gayetle muhterem hep kavm-i Yozgad
Hem de pek yüksektir şanı Yozgad’ın.

Ha’in her cihetten yaman değil mi
Ne kadar vasf itsem şayan değil mi
“Hubb’- vatan mine’l- iman değil mi
Hizbi kıymetini tanı Yozgad’ın.

Allahın rahmeti üzerine olsun Hüzni baba. O günü ömrüm oldukça unutmayacağım. Çok duygulu çok mutlu anlar yaşadığım bir gün olmuştu.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00