BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1986. Rahmetli Feridun Fazıl Tülbentçi, radyoda ki “Tarihten bir yaprak” sohbetinde bundan tam 28 sene mukaddem diye başlardı. Ama benim için daha dün gibi. Aylardan ağustos, Türkiye’nin en büyük tekstil holdinginin Bakırköy’deki fabrikasında birlikte çalıştığımız Satınalma bölüm şefi Şamil Basat ağabeyimle ailecek Akçay’da tatildeyiz. Kahvaltıdan sonra gazetelere göz atıyorum. Büyük puntolarla Halil Alpay yazısı gözüme çarptı. Bu bir ölüm ilanı idi. Ölüm ilanlarına pek bakmam ama sayfayı açınca nedense gözüm bu ilana kaymıştı. “Çerkezköy Fabrikamızda görevli Elektrik Bölüm Şefi Elektrik Mühendisi Halil Alpay’ı elim bir kaza sonucu 19.8.1986 günü kaybettik” yazıyordu. Elim bir kaza ne idi yazılmamıştı ama ben, aman Allah’ım diyerek yerimden fırlamış “bu kaza elektrik, bu elektrik diye bağırmışım.” Hemen Tatil Köyündeki ankesörlü telefondan fabrikayı aradım. Elektrik mühendisi kardeşim Kemal Bey perişan bir şekilde anlatıyor; “Halil ağabeyim yüksek gerilime kapıldı, kaybettik” diyor. O yılda Ağustos ayında hem Bakırköy’deki hem Çerkezköy’deki fabrikalar tatil edilmiş, işçiler izine çıkarılmış, fabrikalar bakım ve revizyona alınmıştı. Kemal kardeşim anlatıyor; “ O gün yüksek gerilim odasında bakım yapacaktık. Halil ağabey kimseyi sokmadı. Önce ben gireyim son bir kontrol yapayım dedi, bizde kapı önünde toplu halde sohbet ediyorduk, yıldırım düşmesi gibi büyük bir patlama oldu. Eyvah diyerek merak ve heyecanla bizlerde içeriye koştuk, Halil ağabey yerde hareketsiz yatıyordu. O panikle ilk aklıma gelen suni teneffüs yaptırmak oldu. Ağzımı ağzına dayadım içinden yanık et kokusu geliyordu. O zaman aklım başıma geldi ki Halil Ağabey’i kaybettik. 15 bin volt’a kapılmış, elektrik akımı sol omzundan girip sağ böbreğinden çıkmış. Orada arka arkaya panolar var, daha arkadaki panoyu görmek için eğilmiş olabilir, bu yüksek voltaj, insanı 10-15 santim yakından yakalayabilir. Biz bu şaşkınlığı ve üzüntüyü yaşarken TEK’den aramışlar, fabrikanızda ne oldu bizim kofralar attı diye.”

Ben ortalama 20 günde bir Çerkezköy’deki fabrikaya gider önce teknik genel müdür yardımcımız rahmetli Mehmet Oğraş Bey’e uğrar geldiğimi haber verir, daha sonra da bölüm müdürü ve bölüm şefi arkadaşlarla görüşür, akşamüzeri ayrılırken tekrar kendisini ziyaret eder Bakırköy’e dönerdim. Bu görüşmelerin birisinde Kemal kardeşim şunu da anlatmıştı; “Halil ağabey ile lojmanımız yan yana. O sabaha karşı baktım Halil ağabey’in banyosunun ışığı yanıyor ve su sesi geliyor. Sabah buluşunca biraz takıldım, hayırdır sabah erken saatte ne banyosu abi” diye. Bana şöyle cevap vermişti; “Ya! Yüksek gerilime gireceğiz ya, bi abdest alayım dedim.” Günler sonra aklıma takıldı, acaba malum mu olmuştu, rüya filan mı görmüştü, o zaman üstünde durmamıştım. Böyle olacağı aklımızın ucundan geçmezdi ki.”
Avusturya’dan kalabalık bir kayak ve dağcılık kulübü üyeleri gelmiş, Halil Bey’de Ağrı dağına tırmanırlarken onlara rehberlik etmişti. Onlarda teşekkür olarak çok özel bir kayak hediye etmişlerdi. Bu kayağın altı domuz derisi kaplı olup derideki kıllar aşağı doğru kayarken geriye doğru yatıyor, yokuş çıkarken dikleşerek kayakla yürümeyi kolaylaştırıyordu. Dağcılık federasyonu da dağa tırmanışta mola yerlerinden birisine Halil Alpay’ın ismini vermişti.

Halil Alpay aynı zamanda iyi bir balıkadamdı. Yani hem dağcı hem dalıcı komple bir sporcuydu. Zaten vücut yapısı da mükemmeldi, ben onu Tarzan’a benzetirdim. Kadim arkadaşım rahmetli Erdoğan Sezgin ile de tanıştırmıştım. Erdoğan da geceleri Sarayburnu’ndan batıklara dalıp balık vuracak kadar tecrübeli idi. Bazı geceler saat 23.00 sularında perişan ve yorgun bir şekilde elinde kocaman ve balıkçılarda her daim bulunmayan bulunsa da yüksek fiyatla satılan birkaç balıkla çıkar gelirdi. Bu halinden endişe ettiğimden denizde kaç metreye dalıyorsun, ne kadar kalıyorsun kendine dikkat ediyor musun diye kızar söylenirdim. Belki bu sıkıştırmalarım sonucu Halil bey’den tek ve mükerrer dalışlar için dekompresyon cetvelinin fotokopisini istememi rica etmişti.

Halil Bey bana bir kitap göndermiş, içine kendi el yazısı ile şöyle bir not yazmıştı; “Abdülkadir Bey, dekompresyon tabloları mükerrer ve tek dalış için kitap içinde. Özellikle fotokopi çekmedim. Belki diğer konularda da yararlanmanız gerekir diye. İşin bittiğinde gönderirsin acelesi yok. Selamlar. Halil.”
Bu kitap geldikten kısa bir süre sonra bu kötü kaza onu aramızdan ayırdı. Ben bu kitabı ve içindeki kendi el yazısını büyük bir hatıra olarak saklıyordum. Sonra Çerkezköy’deki arkadaşlar bana resmini gönderdiler. Bende resmin altına “BU DÜNYADAN HALİL ALPAY GEÇTİ” yazarak Bakırköy’de ki fabrikada masamın üstüne koydum. Emekli olunca resmi çerçeveden çıkarıp gazeteden kesip sakladığım ölüm ilanı ile birlikte kitabın içine koydum.

Efendiliği, çalışkanlığı, sımsıcak arkadaşlığı ile örnek bir insandı. Böyle mükemmel bir insan ile evli olan eşi için de ne kadar şanslı bir hanımmış diye düşünürdüm. Meğer ne kadar şanssız bir hanımmış. Vefatından sonra istedik ki fabrikanın enerji dairesinin adı Halil Alpay dairesi olsun. Kapısının üstüne böyle bir plaka konsun. Ağrı dağında bir konaklama yerine ismi verilen bu değerli insana bu yapılmadı, bu vefa gösterilmedi. Bizde arkadaşları olarak onu kalbimize gömdük, her sohbetimizde sevgi ve rahmetle andık. Nur içinde yat sevgili arkadaşım, biliyorum mekânın cennetin en güzel yeridir.

15.08.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00