BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
5063
Toplam
:
13454149
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1986. Rahmetli Feridun Fazıl Tülbentçi, radyoda ki “Tarihten bir yaprak” sohbetinde bundan tam 28 sene mukaddem diye başlardı. Ama benim için daha dün gibi. Aylardan ağustos, Türkiye’nin en büyük tekstil holdinginin Bakırköy’deki fabrikasında birlikte çalıştığımız Satınalma bölüm şefi Şamil Basat ağabeyimle ailecek Akçay’da tatildeyiz. Kahvaltıdan sonra gazetelere göz atıyorum. Büyük puntolarla Halil Alpay yazısı gözüme çarptı. Bu bir ölüm ilanı idi. Ölüm ilanlarına pek bakmam ama sayfayı açınca nedense gözüm bu ilana kaymıştı. “Çerkezköy Fabrikamızda görevli Elektrik Bölüm Şefi Elektrik Mühendisi Halil Alpay’ı elim bir kaza sonucu 19.8.1986 günü kaybettik” yazıyordu. Elim bir kaza ne idi yazılmamıştı ama ben, aman Allah’ım diyerek yerimden fırlamış “bu kaza elektrik, bu elektrik diye bağırmışım.” Hemen Tatil Köyündeki ankesörlü telefondan fabrikayı aradım. Elektrik mühendisi kardeşim Kemal Bey perişan bir şekilde anlatıyor; “Halil ağabeyim yüksek gerilime kapıldı, kaybettik” diyor. O yılda Ağustos ayında hem Bakırköy’deki hem Çerkezköy’deki fabrikalar tatil edilmiş, işçiler izine çıkarılmış, fabrikalar bakım ve revizyona alınmıştı. Kemal kardeşim anlatıyor; “ O gün yüksek gerilim odasında bakım yapacaktık. Halil ağabey kimseyi sokmadı. Önce ben gireyim son bir kontrol yapayım dedi, bizde kapı önünde toplu halde sohbet ediyorduk, yıldırım düşmesi gibi büyük bir patlama oldu. Eyvah diyerek merak ve heyecanla bizlerde içeriye koştuk, Halil ağabey yerde hareketsiz yatıyordu. O panikle ilk aklıma gelen suni teneffüs yaptırmak oldu. Ağzımı ağzına dayadım içinden yanık et kokusu geliyordu. O zaman aklım başıma geldi ki Halil Ağabey’i kaybettik. 15 bin volt’a kapılmış, elektrik akımı sol omzundan girip sağ böbreğinden çıkmış. Orada arka arkaya panolar var, daha arkadaki panoyu görmek için eğilmiş olabilir, bu yüksek voltaj, insanı 10-15 santim yakından yakalayabilir. Biz bu şaşkınlığı ve üzüntüyü yaşarken TEK’den aramışlar, fabrikanızda ne oldu bizim kofralar attı diye.”

Ben ortalama 20 günde bir Çerkezköy’deki fabrikaya gider önce teknik genel müdür yardımcımız rahmetli Mehmet Oğraş Bey’e uğrar geldiğimi haber verir, daha sonra da bölüm müdürü ve bölüm şefi arkadaşlarla görüşür, akşamüzeri ayrılırken tekrar kendisini ziyaret eder Bakırköy’e dönerdim. Bu görüşmelerin birisinde Kemal kardeşim şunu da anlatmıştı; “Halil ağabey ile lojmanımız yan yana. O sabaha karşı baktım Halil ağabey’in banyosunun ışığı yanıyor ve su sesi geliyor. Sabah buluşunca biraz takıldım, hayırdır sabah erken saatte ne banyosu abi” diye. Bana şöyle cevap vermişti; “Ya! Yüksek gerilime gireceğiz ya, bi abdest alayım dedim.” Günler sonra aklıma takıldı, acaba malum mu olmuştu, rüya filan mı görmüştü, o zaman üstünde durmamıştım. Böyle olacağı aklımızın ucundan geçmezdi ki.”
Avusturya’dan kalabalık bir kayak ve dağcılık kulübü üyeleri gelmiş, Halil Bey’de Ağrı dağına tırmanırlarken onlara rehberlik etmişti. Onlarda teşekkür olarak çok özel bir kayak hediye etmişlerdi. Bu kayağın altı domuz derisi kaplı olup derideki kıllar aşağı doğru kayarken geriye doğru yatıyor, yokuş çıkarken dikleşerek kayakla yürümeyi kolaylaştırıyordu. Dağcılık federasyonu da dağa tırmanışta mola yerlerinden birisine Halil Alpay’ın ismini vermişti.

Halil Alpay aynı zamanda iyi bir balıkadamdı. Yani hem dağcı hem dalıcı komple bir sporcuydu. Zaten vücut yapısı da mükemmeldi, ben onu Tarzan’a benzetirdim. Kadim arkadaşım rahmetli Erdoğan Sezgin ile de tanıştırmıştım. Erdoğan da geceleri Sarayburnu’ndan batıklara dalıp balık vuracak kadar tecrübeli idi. Bazı geceler saat 23.00 sularında perişan ve yorgun bir şekilde elinde kocaman ve balıkçılarda her daim bulunmayan bulunsa da yüksek fiyatla satılan birkaç balıkla çıkar gelirdi. Bu halinden endişe ettiğimden denizde kaç metreye dalıyorsun, ne kadar kalıyorsun kendine dikkat ediyor musun diye kızar söylenirdim. Belki bu sıkıştırmalarım sonucu Halil bey’den tek ve mükerrer dalışlar için dekompresyon cetvelinin fotokopisini istememi rica etmişti.

Halil Bey bana bir kitap göndermiş, içine kendi el yazısı ile şöyle bir not yazmıştı; “Abdülkadir Bey, dekompresyon tabloları mükerrer ve tek dalış için kitap içinde. Özellikle fotokopi çekmedim. Belki diğer konularda da yararlanmanız gerekir diye. İşin bittiğinde gönderirsin acelesi yok. Selamlar. Halil.”
Bu kitap geldikten kısa bir süre sonra bu kötü kaza onu aramızdan ayırdı. Ben bu kitabı ve içindeki kendi el yazısını büyük bir hatıra olarak saklıyordum. Sonra Çerkezköy’deki arkadaşlar bana resmini gönderdiler. Bende resmin altına “BU DÜNYADAN HALİL ALPAY GEÇTİ” yazarak Bakırköy’de ki fabrikada masamın üstüne koydum. Emekli olunca resmi çerçeveden çıkarıp gazeteden kesip sakladığım ölüm ilanı ile birlikte kitabın içine koydum.

Efendiliği, çalışkanlığı, sımsıcak arkadaşlığı ile örnek bir insandı. Böyle mükemmel bir insan ile evli olan eşi için de ne kadar şanslı bir hanımmış diye düşünürdüm. Meğer ne kadar şanssız bir hanımmış. Vefatından sonra istedik ki fabrikanın enerji dairesinin adı Halil Alpay dairesi olsun. Kapısının üstüne böyle bir plaka konsun. Ağrı dağında bir konaklama yerine ismi verilen bu değerli insana bu yapılmadı, bu vefa gösterilmedi. Bizde arkadaşları olarak onu kalbimize gömdük, her sohbetimizde sevgi ve rahmetle andık. Nur içinde yat sevgili arkadaşım, biliyorum mekânın cennetin en güzel yeridir.

15.08.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00