BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
202
Dün
:
4936
Toplam
:
13340894
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Bu yazımda yine bir başucu kitabını tanıtmaya çalışacağım. Efeler hakkında büyük bir birikimi olan değerli araştırmacı şair ve yazar Sayın Etem Oruç’un bu kitabında Milli Mücadele sırasında, Aydın ve havalisini Yunan askerlerine karşı önce kızanları ile sonra da düzenli orduya katılarak savunan, bu arada Anadolu’da çıkan iç isyanları bastıran Efelerimizin göz yaşartan maceralarını okurken, Mustafa Kemal Paşa ile yazışmaları da eminim sizi duygulandıracaktır.



Milis Albay Demirci Mehmet Efe anlatıyor;

— O zamanlar karargâhım Köşk’te (kasaba) idi. Bir gün karargâhta oturuyordum. Uzaktan iki atlı göründü. Kızanlarla bir şeyler konuştular. Nöbetçiler yol verince yanıma geldiler. Biri Forbes Kumpanyası memurlarından Kosti, diğeri de Yunan subayıydı. Heybelerinde pahalı içkiler, reçeller, güzel yiyecekler vardı. Lafı uzatmadan sordum;”Buraya gelmekteki asıl amacınızı söyleyin” dedim. Bana güya Yunan kralından mektup getirmişler. Hediyeleri de ortaya serdiler. Subay olan söze başladı;

“Efe!... size büyük kralımızın selamını ve sevgilerini getirdim. Başkumandanımızın da hayranlığını bildiririm. Eğer Yunan tarafına geçerseniz, size general rütbesi verilecek. Kralımızın en yüksek nişanları ile de onurlandırılacaksınız.

Buna benzer sözleri daha önce Çerkez Ethem’den de duymuş ve ona da, “ Ben bir Türk’üm, Yunanlılar safına asla geçmem!” demiştim. Yunanlı komutanın sözlerini duyunca başımdan kaynar sular döküldü. Elçi olmasalar kafalarına birer kurşun sıkıp çakallara yem olarak atacaktım. Masaya bir yumruk vurdum, ayağa kalkarak bağırdım.

“Siz bu sözleri hangi cesaretle söyleyebiliyorsunuz. Ben bir Türk’üm. Osmanlı Devletini bile tanımıyorum. Yunanistan’ı da kralınızı da komutanınızı da asla tanımam. Komutanınıza şu sözlerimi iletin. Bu mazlum halka eziyet etmeyiniz. Eğer ederseniz tepkimiz çok şiddetli ve çetin olacaktır. “Türkler henüz ölmemiştir ve ölmeyecektir!” dedim. Bu sözleri duyunca kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp gittiler.

…………………………………………………………

Sıcak bir yaz günü Dualar köyünde ağaçların gölgesinde oturuyoruz. Ağaçların dalları arasından küçük ışıklar süzülüyor. Biz de kara kara düşünüyoruz. “Birisi geliyor” dediler. Yanımıza geldi kendini tanıttı. Kendisini Nazilli jandarma komutanı Arap Yüzbaşı Nuri Bey ve Hacı Süleyman Efendi’nin gönderdiğini söyledi. Elindeki mektupta “ Demirci Mehmet Efe, Yunan topraklarımıza girdi. Halkın ırzı namusu kalmadı. Yurt savunmasına katılarak suçlarını temizle!” diyordu. Ben de katılmak istiyorum ama ya bir kalleşlik yaparlarsa diye çekiniyorum. “Hacı Süleyman Efendi, oğlunu yanıma rehin bırakırsa gelirim” diye haber yolladım. Ben kabul olacağını sanmıyordum. Aradan bir gün geçti geçmedi, önceki elçi Hacı Süleyman Efendi’nin oğlunu elinden tutarak yanımıza getirdi. İnsanın çocuğundan değerli neyi olabilir ki? Nuri Yüzbaşıyla görüştüm. Seksen adamımla Köşk cephesine katıldım. Ege bölgesi Kuvayı Milliye Komutanı oldum.
………………………………………………………….

Sökeli Ali Efe ve adamları 7 Temmuz 1920’ye kadar Yunanlılarla işbirliği yapan Rumları tene bindirerek Eğirdir’e yola çıkardılar. Rumlardan birisi Sökeli Ali Efe’ye “Zengin Rumlar Denizli’nin ileri gelenlerinin evlerinde, gidip onları alsanız ya yüreğiniz varsa… Yoksullarla uğraşmak kolay…” demiş. Sökeli adamlarıyla araştırırınca söylenenin doğru olduğunu görmüş. Rumlarla işbirliği içinde bulunan Albay Tevfik Bey bana gönderdiği telgrafta, “Burada bulunan zeybekler halkın malına, ırzına tecavüz ediyorlar, bir olay çıkmadan gerekli önlemleri alın” diyordu. Bunun üzerine Sökeli Ali Efeyi telgraf başına çağırarak sordum. Çok sinirliydim. “Hemen trenle Goncalı’ya gel” dedim.

Sonradan öğrendiğime göre Sökeli Ali Efe ve arkadaşları Goncalı’ya dönecekleri sırada Albay Tevfik Bey zeybeklerin ellerindeki silahları istemiş. “Siz Demirci Mehmet Efe’den alırsınız. Bunlar bize lazım olacak” demiş. Efeler, Türk subaylarına saygılı olduğu için silahlarını Albay’a teslim edip istasyona gelirken pusuda öldürülüyorlar. Sağ kalan bir zeybek yanıma gelerek haber verdi. Çıldırdım. Kan beynime sıçradı. Hemen Denizli’ye gittim. Sökeli Ali Efe’nin, Kara Mustafa Efe’nin ve kızanların cesetleri yerdeydi.”Kim yaptı bunları?” diye bağırdım. Zeybeklerden biri “Tevfik Bey!” dedi. Çektim silahımı Tevfik Bey’i vurdum. Denizli de bu işe ortak olanları çınar ağaçlarına astırdım.

Kurtuluş günlerini yaşamayan ya da amaçlı olarak çarpıtan kişiler diyorlar ki;”Denizli de çok insan öldürttün.” Bu gün bu sözleri söylemek kolay ama o günün koşullarında düşünmek gerekir. Silah yok, asker yok, yiyecek, giyecek hiçbir şey yok. Kızanlarıma bir tayın zor veriyorum. Mustafa Kemal Paşaya çektiğim telgrafta,” Eğer Denizli olayının önünü bu şekilde bastırmasaydım, ikinci Aznavur olayı ile karşı karşıya kalacaktık” dedim.

23 Ağustos 1920 tarihinde Tümen Komutanı Nazmi Bey aracılığı ile Mustafa Kemal Paşa’nın bir telgrafı verildi. Şöyle diyordu; ”şifreli telgraf namenizi aldım. Miralay Şefik Bey Ankara’ya geldi. Gerekli açıklamaları yaptı. Size itimadım tamdır. Görevinize devam etmenizi rica ederim.”
Bu telgraftan sonra içimdeki şüphelerin çoğu dağılmıştı ama Efelere yıllarca kalleşlik eden Osmanlı’ya karşı duyduğumuz kuşku hiç eksilmedi içimizden.

…………………………………………………………..

Annem “gemici fenerini getir” dedi. Yarı karanlıkta gidip alıp geldim. Zorla yakabildim. “Kardeşine ne oldu acaba? Fenerle evin içine girip bakalım. “Belki saklanmıştır” diyordu. Acı çektiği her halinden belli idi. Elimde fener titreye titreye oda kapısını açtım. Feneri yukarı kaldırdım. Bayıltıcı bir kan kokusu yayılmıştı. Alçak çatının kalasına takılmış bir ip gördüm. İpin ucunda ayakları çırılçıplak, gömleği yırtılmış Elif Ablam. Körpe bir fidan gibi sallanıyordu. Annemim çığlıklarına komşumuz Fadime Nine yetişti.

………………………………………………………………

Koca Yörük Ali Efe’nin ayaklarını kaybettiği kazayı da kendi ağzından dinleyelim;

— İzmir’de Punta’dan (Alsancak) atlı tramvaya binip Konak Meydanına gidiyordum. Yeni hareket etmiş, Fiat garajı önüne gelmiştik (şimdiki polis karakolu karşısı). Tramvaya binerken aldığım gazeteyi açmış şöyle bir göz gezdirince, çok sevdiğim bir paşa’nın Ankara’da idam edildiğini gördüm. Bu ben de beklenmedik bir irkilme yaptı. Bu irkilme sırasında koltuğumun altına sıkıştırdığım gümüş işlemeli, benim için hatırası büyük kamçımı tramvaydan kaldırıma düşürdüm. Derhal yerimden kalkarak yavaş gitmekte olan tramvaydan ters istikamette atlayarak kamçımı almak istedim. Ters atladığımdan yere düşmüş, sağ bacağım tekerlek altında kalarak kopmuştu. Etrafın bağırışı, bilhassa Fiat garajı önünde oturmakta olan bir italyan’ın olayı görerek çığlıklar atması üzerine tramvay sürücüsü hayvanı durduruyor. Biraz meyilli olan bu yerde duran tramvayı şaşkınlıktan frene almadığından geri geri gelerek bu seferde diğer ayağımı bilek yukarısından koparıyor. İtalyan’ın bağırışlarını duyduğumu hatırlıyorum. Fakat gerisini sonradan öğrendim, demek bayılmışım. Bunları gülerek anlatmıştı.

Kuvay Milliye komutanı Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çakıcı Mehmet Efe, Sultanhisarlı Kadıoğlu, Yağdereli Sinanoğlu, Dereköylü Gizemli Kadın Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe, Sökeli Cafer Efe, Gökçen Efe ve kadın Efeler; Çete Ayşe, Çiftlikli Kübra, Ayşe Çavuş, Gördesli Makbule ve Yunan subay ve askerlerini kendisi ile birlikte zehirleyip öldüren Fatma Nine. Cephede şehit olan, İstiklal Madalyalarını bile almaya gitmeyip “biz vatana karşı görevimizi yaptık” diyen alçak gönüllü tüm kahraman efelerin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum, ruhları şad olsun.

04.08.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00