BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
295
Dün
:
4633
Toplam
:
14629860
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Bu yazımda yine bir başucu kitabını tanıtmaya çalışacağım. Efeler hakkında büyük bir birikimi olan değerli araştırmacı şair ve yazar Sayın Etem Oruç’un bu kitabında Milli Mücadele sırasında, Aydın ve havalisini Yunan askerlerine karşı önce kızanları ile sonra da düzenli orduya katılarak savunan, bu arada Anadolu’da çıkan iç isyanları bastıran Efelerimizin göz yaşartan maceralarını okurken, Mustafa Kemal Paşa ile yazışmaları da eminim sizi duygulandıracaktır.



Milis Albay Demirci Mehmet Efe anlatıyor;

— O zamanlar karargâhım Köşk’te (kasaba) idi. Bir gün karargâhta oturuyordum. Uzaktan iki atlı göründü. Kızanlarla bir şeyler konuştular. Nöbetçiler yol verince yanıma geldiler. Biri Forbes Kumpanyası memurlarından Kosti, diğeri de Yunan subayıydı. Heybelerinde pahalı içkiler, reçeller, güzel yiyecekler vardı. Lafı uzatmadan sordum;”Buraya gelmekteki asıl amacınızı söyleyin” dedim. Bana güya Yunan kralından mektup getirmişler. Hediyeleri de ortaya serdiler. Subay olan söze başladı;

“Efe!... size büyük kralımızın selamını ve sevgilerini getirdim. Başkumandanımızın da hayranlığını bildiririm. Eğer Yunan tarafına geçerseniz, size general rütbesi verilecek. Kralımızın en yüksek nişanları ile de onurlandırılacaksınız.

Buna benzer sözleri daha önce Çerkez Ethem’den de duymuş ve ona da, “ Ben bir Türk’üm, Yunanlılar safına asla geçmem!” demiştim. Yunanlı komutanın sözlerini duyunca başımdan kaynar sular döküldü. Elçi olmasalar kafalarına birer kurşun sıkıp çakallara yem olarak atacaktım. Masaya bir yumruk vurdum, ayağa kalkarak bağırdım.

“Siz bu sözleri hangi cesaretle söyleyebiliyorsunuz. Ben bir Türk’üm. Osmanlı Devletini bile tanımıyorum. Yunanistan’ı da kralınızı da komutanınızı da asla tanımam. Komutanınıza şu sözlerimi iletin. Bu mazlum halka eziyet etmeyiniz. Eğer ederseniz tepkimiz çok şiddetli ve çetin olacaktır. “Türkler henüz ölmemiştir ve ölmeyecektir!” dedim. Bu sözleri duyunca kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp gittiler.

…………………………………………………………

Sıcak bir yaz günü Dualar köyünde ağaçların gölgesinde oturuyoruz. Ağaçların dalları arasından küçük ışıklar süzülüyor. Biz de kara kara düşünüyoruz. “Birisi geliyor” dediler. Yanımıza geldi kendini tanıttı. Kendisini Nazilli jandarma komutanı Arap Yüzbaşı Nuri Bey ve Hacı Süleyman Efendi’nin gönderdiğini söyledi. Elindeki mektupta “ Demirci Mehmet Efe, Yunan topraklarımıza girdi. Halkın ırzı namusu kalmadı. Yurt savunmasına katılarak suçlarını temizle!” diyordu. Ben de katılmak istiyorum ama ya bir kalleşlik yaparlarsa diye çekiniyorum. “Hacı Süleyman Efendi, oğlunu yanıma rehin bırakırsa gelirim” diye haber yolladım. Ben kabul olacağını sanmıyordum. Aradan bir gün geçti geçmedi, önceki elçi Hacı Süleyman Efendi’nin oğlunu elinden tutarak yanımıza getirdi. İnsanın çocuğundan değerli neyi olabilir ki? Nuri Yüzbaşıyla görüştüm. Seksen adamımla Köşk cephesine katıldım. Ege bölgesi Kuvayı Milliye Komutanı oldum.
………………………………………………………….

Sökeli Ali Efe ve adamları 7 Temmuz 1920’ye kadar Yunanlılarla işbirliği yapan Rumları tene bindirerek Eğirdir’e yola çıkardılar. Rumlardan birisi Sökeli Ali Efe’ye “Zengin Rumlar Denizli’nin ileri gelenlerinin evlerinde, gidip onları alsanız ya yüreğiniz varsa… Yoksullarla uğraşmak kolay…” demiş. Sökeli adamlarıyla araştırırınca söylenenin doğru olduğunu görmüş. Rumlarla işbirliği içinde bulunan Albay Tevfik Bey bana gönderdiği telgrafta, “Burada bulunan zeybekler halkın malına, ırzına tecavüz ediyorlar, bir olay çıkmadan gerekli önlemleri alın” diyordu. Bunun üzerine Sökeli Ali Efeyi telgraf başına çağırarak sordum. Çok sinirliydim. “Hemen trenle Goncalı’ya gel” dedim.

Sonradan öğrendiğime göre Sökeli Ali Efe ve arkadaşları Goncalı’ya dönecekleri sırada Albay Tevfik Bey zeybeklerin ellerindeki silahları istemiş. “Siz Demirci Mehmet Efe’den alırsınız. Bunlar bize lazım olacak” demiş. Efeler, Türk subaylarına saygılı olduğu için silahlarını Albay’a teslim edip istasyona gelirken pusuda öldürülüyorlar. Sağ kalan bir zeybek yanıma gelerek haber verdi. Çıldırdım. Kan beynime sıçradı. Hemen Denizli’ye gittim. Sökeli Ali Efe’nin, Kara Mustafa Efe’nin ve kızanların cesetleri yerdeydi.”Kim yaptı bunları?” diye bağırdım. Zeybeklerden biri “Tevfik Bey!” dedi. Çektim silahımı Tevfik Bey’i vurdum. Denizli de bu işe ortak olanları çınar ağaçlarına astırdım.

Kurtuluş günlerini yaşamayan ya da amaçlı olarak çarpıtan kişiler diyorlar ki;”Denizli de çok insan öldürttün.” Bu gün bu sözleri söylemek kolay ama o günün koşullarında düşünmek gerekir. Silah yok, asker yok, yiyecek, giyecek hiçbir şey yok. Kızanlarıma bir tayın zor veriyorum. Mustafa Kemal Paşaya çektiğim telgrafta,” Eğer Denizli olayının önünü bu şekilde bastırmasaydım, ikinci Aznavur olayı ile karşı karşıya kalacaktık” dedim.

23 Ağustos 1920 tarihinde Tümen Komutanı Nazmi Bey aracılığı ile Mustafa Kemal Paşa’nın bir telgrafı verildi. Şöyle diyordu; ”şifreli telgraf namenizi aldım. Miralay Şefik Bey Ankara’ya geldi. Gerekli açıklamaları yaptı. Size itimadım tamdır. Görevinize devam etmenizi rica ederim.”
Bu telgraftan sonra içimdeki şüphelerin çoğu dağılmıştı ama Efelere yıllarca kalleşlik eden Osmanlı’ya karşı duyduğumuz kuşku hiç eksilmedi içimizden.

…………………………………………………………..

Annem “gemici fenerini getir” dedi. Yarı karanlıkta gidip alıp geldim. Zorla yakabildim. “Kardeşine ne oldu acaba? Fenerle evin içine girip bakalım. “Belki saklanmıştır” diyordu. Acı çektiği her halinden belli idi. Elimde fener titreye titreye oda kapısını açtım. Feneri yukarı kaldırdım. Bayıltıcı bir kan kokusu yayılmıştı. Alçak çatının kalasına takılmış bir ip gördüm. İpin ucunda ayakları çırılçıplak, gömleği yırtılmış Elif Ablam. Körpe bir fidan gibi sallanıyordu. Annemim çığlıklarına komşumuz Fadime Nine yetişti.

………………………………………………………………

Koca Yörük Ali Efe’nin ayaklarını kaybettiği kazayı da kendi ağzından dinleyelim;

— İzmir’de Punta’dan (Alsancak) atlı tramvaya binip Konak Meydanına gidiyordum. Yeni hareket etmiş, Fiat garajı önüne gelmiştik (şimdiki polis karakolu karşısı). Tramvaya binerken aldığım gazeteyi açmış şöyle bir göz gezdirince, çok sevdiğim bir paşa’nın Ankara’da idam edildiğini gördüm. Bu ben de beklenmedik bir irkilme yaptı. Bu irkilme sırasında koltuğumun altına sıkıştırdığım gümüş işlemeli, benim için hatırası büyük kamçımı tramvaydan kaldırıma düşürdüm. Derhal yerimden kalkarak yavaş gitmekte olan tramvaydan ters istikamette atlayarak kamçımı almak istedim. Ters atladığımdan yere düşmüş, sağ bacağım tekerlek altında kalarak kopmuştu. Etrafın bağırışı, bilhassa Fiat garajı önünde oturmakta olan bir italyan’ın olayı görerek çığlıklar atması üzerine tramvay sürücüsü hayvanı durduruyor. Biraz meyilli olan bu yerde duran tramvayı şaşkınlıktan frene almadığından geri geri gelerek bu seferde diğer ayağımı bilek yukarısından koparıyor. İtalyan’ın bağırışlarını duyduğumu hatırlıyorum. Fakat gerisini sonradan öğrendim, demek bayılmışım. Bunları gülerek anlatmıştı.

Kuvay Milliye komutanı Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çakıcı Mehmet Efe, Sultanhisarlı Kadıoğlu, Yağdereli Sinanoğlu, Dereköylü Gizemli Kadın Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe, Sökeli Cafer Efe, Gökçen Efe ve kadın Efeler; Çete Ayşe, Çiftlikli Kübra, Ayşe Çavuş, Gördesli Makbule ve Yunan subay ve askerlerini kendisi ile birlikte zehirleyip öldüren Fatma Nine. Cephede şehit olan, İstiklal Madalyalarını bile almaya gitmeyip “biz vatana karşı görevimizi yaptık” diyen alçak gönüllü tüm kahraman efelerin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum, ruhları şad olsun.

04.08.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00