BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
186
Dün
:
4633
Toplam
:
14933205
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN İNCE SAZCILARI (RAHMETLE VE MİNNETLE)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir yazımda benden on iki yaş büyük dayım Yaşar Cerit’in Yozgat’ta sekiz gün süren düğününü anlatmaya çalışmıştım. 1960 yılı Ağustos ayında gerçekleşen düğünde o zamanın ince saz dediğimiz çalgıcılarından bazılarını da isimlerini yazarak yâd etmiştim. Kemancı Mezeliğin İsmail ağa, Defçi Sabri ve annesi Dilki’nin Emine, Ermeni Cümbüşçü Nubar, Udcu Rıza, Kemancı Hıdır, Defçi kör Emet ve oğlu Feyyaz.

Gündüz Kırıksoku’lu abdallar davul zurna çalarlar, hatırlı bir misafir gelirken köçek denilen 13-15 yaş civarında entari giymiş erkek çocukları da parmaklarında ziller ile oynayarak onları karşılardı.

Şehir o kadar sessizdi ki bir sabah uzaktan davul sesi duyduğunuzda bilirdiniz ki şehrin öbür ucunda düğün var. Hele düğün sahibi iki davulcu iki de zurna çalan tutmuşsa vuruşları daha bir ahenkle gelirdi kulağımıza. Onun için demişler “davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye. Geceleri de ince saz ekibi çalardı.
Yozgat’ın beylerine bahçede kuş sütü eksik bir masa hazırlanır, beyler koyu bir sohbetle demlenirken hanımlar içerde bazen halay bazen çiftetellilerle kendilerini eğlendirirlerdi. Güzel oynayan genç kızların yakınları “hadi kalkın hele iki fırlanın da gönlümüz açılsın” diye oyuna zorlanırlar. Onlarda biraz naz yapınca anaları “hadi öbcelenme kalk gari” diye ikaz ederlerdi. Önce nazlanan kızlar sonra oturmak bilmezler bu arada oğluna kız bakan hanımlar da onları çaktırmadan süzerlerdi.

Yozgat’a yaptığımız ziyaretlerde gördüm ki bu değerli ince saz ustalarının bazılarının isimleri bile hatırlanmıyor. Halbuki o zamanlar çalgıcı diye bahsettiğimiz bu kişilerin her biri birer sanatçı idiler. Hatta çaldıkları enstrümanların belki de “virtüözü” idiler biz bilincinde değildik.

Anadolu insanı düğününü hasattan sonra yani eline para geçtikten sonra yaptığından düğün yapılacak süre de güz ayları ile sınırlı oluyordu. Bu aylara birde Ramazan ve Kurban bayramları tesadüf ediyorsa iki bayram arası düğün yapılmaz inancıyla düğün işleri tam bir çıkmaza giriyordu. Düğün tarihi kararlaştırılmış ise geriye iki ince saz takımı ayarlamak kalıyordu. Takımlardan birisi kız evinde diğeri oğlan evinde çalacak. İşte asıl problem burada çıkıyordu. Sizin düğünün tarihi, iki ince saz takımının müsait oluğu tarihlere bağlı idi. Eğer kıştan tedbirli olmayıp biraz ihmalkâr davranmışsanız düğününüzün bir ay ileri atılması işten bile değildi. Annemle babamın evlenmesi babamın yedek subaylığı nedeni ile 1943 Yozgat’ının diz boyu karla kaplı Ekim ayına kalmış. İnce saz problemi olmamış ama annem, misafirlerimiz faytonla bile zor gelmişlerdi diye anlatırdı. Bu kısa girişten sonra bulduğum kadarıyla işte buyurun Yozgat’ın ince saz çalgıcıları(sanatçıları);

ZODİK HANIM : Asıl adı Fatma’dır. Def çalar, hareketli ve esprili olduğundan zodik takma adını almış. 1940 yılında vefat etmiş. Bu gün Sürmelinin en bilinen tavrı “Zodik ağzı” onun adıyla anılmaktadır. Başka bir söyleniş tarzı da “Pezik” ağzıdır.

KEMANCI FEYYAZ : Çok güzel keman çalarmış.

DEFÇİ HASAN AĞA : 1970’lerde vefat etti.

SAMURGAŞ’IN İSAK : Çok güzel keman çalarmış. 1930’ lu yıllarda vefat etmiş.

ERMENİ NİKOS : Çok güzel keman çalarmış. 1930’lu yıllarda vefat etmiş.

UDCU SAMİ : Çok güzel çalar ve söylermiş. 1925 yılında vefat etmiş.

BAĞLAMACI IRIZA : Çok güzel çalar ve söylermiş 1939 yılında vefat etmiş.

İFTARİYE HANIM : Güzel def çalan,güzel sesli,uzun boylu bir hanım imiş

MEZELİK HANIM : İftariye hanımın kızı, def çalan ve güzel sürmeli okuyan bir hanım imiş. 1930’lu yıllarda vefat etmiş

MEZELİĞİN İSMAİL AĞA : Çok güzel Keman çalardı. Yozgat düğünlerin vazgeçilmez ince sazcısıydı. Yıllardır peşine düşüp aradığım Ceritzade Hüsnü Efendi ağıtı da İsmail ağanın ses kaydında ortaya çıktı. Bu ağıtı 1978 yılında Sayın Ahmet Demirel Beyefendi bizzat Kemancı Mezeliğin İsmail Ağanın sesinden band’a kaydetmiş ve Habib Coşkunsoy kardeşime vermiş. Bu kayıt yapılmasa idi bir ağıt’ı daha, çalıp söyleyenlerle birlikte kaybetmiş olacaktık. Habip Coşkunsoy kardeşim sonraki günlerde ses kayıtlarını bir CD. ye kaydederek bana göndermek zahmetinde ve lütfunda da bulundu. Allahın rahmeti üzerine olsun İsmail Ağa, binlerce teşekkür Sayın Ahmet Demirel ve binlerce teşekkür yoğun çalışması sırasında günlerce bıkmadan arşivini tarayan değerli Habib Coşkunsoy kardeşim.

EFÜLLÜYE HANIM : Def çalan güzel sesli bir hanım imiş. Asıl ismi Ülviye imiş. Efevari tavırları yüzünden halk Efe Ülviye ismini takmış. Sıra söğüt de ikamet edermiş. Yozgat’ın hanımlarından birisi, hizmetçisine “git de Ülviye hanımdan şunu iste “ diyerek gönderir. Cahil kız da “Efüllüye teyze, hanımım şunu istiyor” diye lakabıyla hitap edince çok kızar,”hele köpoğlu köpeğe hele, bunu sana kim öğretti biliyom” der.
KÖR EMET HANIM : Def çalan ve söyleyen bir hanım. Kemancı Feyyaz’ın annesidir. 1940’lı yıllarda vefat etmiş.
DİLKİ’NİN KIZI EMİNE HANIM: Çok güzel def çalardı. Tef’çi Sabri ağanın annesidir.

DEFÇİ SABRİ A⁄A : Dilki’nin Emine hanımın oğludur. Çok güzel def çalardı. Başparmağını ıslatarak def’in derisine sürer, titreterek çok güzel sesler çıkarırdı.

KEMANCI KAMBUR HIDIR : Sakin bir insanmış, gecenin son şarkısını bitirirken kemanına biiit….tiiii dedirtirmiş.

KEMANCI NAZAR : Çok güzel keman çalarmış. 1940 yılında vefat etmiş.

DEMİRCİ KARAO⁄LAN: Kemancı Nazar’ın kardeşi. Çok güzel ud çalarmış.

MEHMET UZKOL : Asıl enstrümanı Keman olmakla beraber, ud, cümbüş, kabak kamene,ve bağlamayı da güzel çalarmış.

O günleri yaşayanlar zamanımızın Yozgat’ına bir türlü alışamıyor. O güzel insanlar sazlarıyla, tavırlarıyla, kibarlıklarıyla çekip gidince meydan teknolojiyi dahi kullanmayı bilmeyen genç kuşaklara kalmış. Yozgat’ı öylece bırakarak bir lokma ekmek için gurbete çıkıp da bir daha gelemeyenlere ben kısaca anlatayım.
Yozgat’ta, şimdi her yanı her biri bir çirkinlik abidesi apartmanlar sarmış. Bahçe içindeki evler kalmayınca da düğün evinin anlaştığı kişi, apartmanın önüne yani anayol, cadde, sokak fark etmiyor, birkaç plastik sandalye ile iki devasa hoparlör koyuyor. Ne kadar seviyesiz müzik cd. si var ise yüksek ses yoğunluğu ile sabahtan akşama ortalığı yıkıyor. Komşu binalarda hastamı var, çocuk mu uyuyor, cenazemi çıkmış umurunda değil. Bir görgüsüzlük almış başını gidiyor. Bu şehrin valisi, Emniyet müdürü, Belediye zabıtası yok mudur, bunu da okuyucunun yorumuna bırakıyorum.

Bayramınızı kutluyorum

27.07.2014


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00