BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
4601
Toplam
:
13189563
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN İNCE SAZCILARI (RAHMETLE VE MİNNETLE)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir yazımda benden on iki yaş büyük dayım Yaşar Cerit’in Yozgat’ta sekiz gün süren düğününü anlatmaya çalışmıştım. 1960 yılı Ağustos ayında gerçekleşen düğünde o zamanın ince saz dediğimiz çalgıcılarından bazılarını da isimlerini yazarak yâd etmiştim. Kemancı Mezeliğin İsmail ağa, Defçi Sabri ve annesi Dilki’nin Emine, Ermeni Cümbüşçü Nubar, Udcu Rıza, Kemancı Hıdır, Defçi kör Emet ve oğlu Feyyaz.

Gündüz Kırıksoku’lu abdallar davul zurna çalarlar, hatırlı bir misafir gelirken köçek denilen 13-15 yaş civarında entari giymiş erkek çocukları da parmaklarında ziller ile oynayarak onları karşılardı.

Şehir o kadar sessizdi ki bir sabah uzaktan davul sesi duyduğunuzda bilirdiniz ki şehrin öbür ucunda düğün var. Hele düğün sahibi iki davulcu iki de zurna çalan tutmuşsa vuruşları daha bir ahenkle gelirdi kulağımıza. Onun için demişler “davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye. Geceleri de ince saz ekibi çalardı.
Yozgat’ın beylerine bahçede kuş sütü eksik bir masa hazırlanır, beyler koyu bir sohbetle demlenirken hanımlar içerde bazen halay bazen çiftetellilerle kendilerini eğlendirirlerdi. Güzel oynayan genç kızların yakınları “hadi kalkın hele iki fırlanın da gönlümüz açılsın” diye oyuna zorlanırlar. Onlarda biraz naz yapınca anaları “hadi öbcelenme kalk gari” diye ikaz ederlerdi. Önce nazlanan kızlar sonra oturmak bilmezler bu arada oğluna kız bakan hanımlar da onları çaktırmadan süzerlerdi.

Yozgat’a yaptığımız ziyaretlerde gördüm ki bu değerli ince saz ustalarının bazılarının isimleri bile hatırlanmıyor. Halbuki o zamanlar çalgıcı diye bahsettiğimiz bu kişilerin her biri birer sanatçı idiler. Hatta çaldıkları enstrümanların belki de “virtüözü” idiler biz bilincinde değildik.

Anadolu insanı düğününü hasattan sonra yani eline para geçtikten sonra yaptığından düğün yapılacak süre de güz ayları ile sınırlı oluyordu. Bu aylara birde Ramazan ve Kurban bayramları tesadüf ediyorsa iki bayram arası düğün yapılmaz inancıyla düğün işleri tam bir çıkmaza giriyordu. Düğün tarihi kararlaştırılmış ise geriye iki ince saz takımı ayarlamak kalıyordu. Takımlardan birisi kız evinde diğeri oğlan evinde çalacak. İşte asıl problem burada çıkıyordu. Sizin düğünün tarihi, iki ince saz takımının müsait oluğu tarihlere bağlı idi. Eğer kıştan tedbirli olmayıp biraz ihmalkâr davranmışsanız düğününüzün bir ay ileri atılması işten bile değildi. Annemle babamın evlenmesi babamın yedek subaylığı nedeni ile 1943 Yozgat’ının diz boyu karla kaplı Ekim ayına kalmış. İnce saz problemi olmamış ama annem, misafirlerimiz faytonla bile zor gelmişlerdi diye anlatırdı. Bu kısa girişten sonra bulduğum kadarıyla işte buyurun Yozgat’ın ince saz çalgıcıları(sanatçıları);

ZODİK HANIM : Asıl adı Fatma’dır. Def çalar, hareketli ve esprili olduğundan zodik takma adını almış. 1940 yılında vefat etmiş. Bu gün Sürmelinin en bilinen tavrı “Zodik ağzı” onun adıyla anılmaktadır. Başka bir söyleniş tarzı da “Pezik” ağzıdır.

KEMANCI FEYYAZ : Çok güzel keman çalarmış.

DEFÇİ HASAN AĞA : 1970’lerde vefat etti.

SAMURGAŞ’IN İSAK : Çok güzel keman çalarmış. 1930’ lu yıllarda vefat etmiş.

ERMENİ NİKOS : Çok güzel keman çalarmış. 1930’lu yıllarda vefat etmiş.

UDCU SAMİ : Çok güzel çalar ve söylermiş. 1925 yılında vefat etmiş.

BAĞLAMACI IRIZA : Çok güzel çalar ve söylermiş 1939 yılında vefat etmiş.

İFTARİYE HANIM : Güzel def çalan,güzel sesli,uzun boylu bir hanım imiş

MEZELİK HANIM : İftariye hanımın kızı, def çalan ve güzel sürmeli okuyan bir hanım imiş. 1930’lu yıllarda vefat etmiş

MEZELİĞİN İSMAİL AĞA : Çok güzel Keman çalardı. Yozgat düğünlerin vazgeçilmez ince sazcısıydı. Yıllardır peşine düşüp aradığım Ceritzade Hüsnü Efendi ağıtı da İsmail ağanın ses kaydında ortaya çıktı. Bu ağıtı 1978 yılında Sayın Ahmet Demirel Beyefendi bizzat Kemancı Mezeliğin İsmail Ağanın sesinden band’a kaydetmiş ve Habib Coşkunsoy kardeşime vermiş. Bu kayıt yapılmasa idi bir ağıt’ı daha, çalıp söyleyenlerle birlikte kaybetmiş olacaktık. Habip Coşkunsoy kardeşim sonraki günlerde ses kayıtlarını bir CD. ye kaydederek bana göndermek zahmetinde ve lütfunda da bulundu. Allahın rahmeti üzerine olsun İsmail Ağa, binlerce teşekkür Sayın Ahmet Demirel ve binlerce teşekkür yoğun çalışması sırasında günlerce bıkmadan arşivini tarayan değerli Habib Coşkunsoy kardeşim.

EFÜLLÜYE HANIM : Def çalan güzel sesli bir hanım imiş. Asıl ismi Ülviye imiş. Efevari tavırları yüzünden halk Efe Ülviye ismini takmış. Sıra söğüt de ikamet edermiş. Yozgat’ın hanımlarından birisi, hizmetçisine “git de Ülviye hanımdan şunu iste “ diyerek gönderir. Cahil kız da “Efüllüye teyze, hanımım şunu istiyor” diye lakabıyla hitap edince çok kızar,”hele köpoğlu köpeğe hele, bunu sana kim öğretti biliyom” der.
KÖR EMET HANIM : Def çalan ve söyleyen bir hanım. Kemancı Feyyaz’ın annesidir. 1940’lı yıllarda vefat etmiş.
DİLKİ’NİN KIZI EMİNE HANIM: Çok güzel def çalardı. Tef’çi Sabri ağanın annesidir.

DEFÇİ SABRİ A⁄A : Dilki’nin Emine hanımın oğludur. Çok güzel def çalardı. Başparmağını ıslatarak def’in derisine sürer, titreterek çok güzel sesler çıkarırdı.

KEMANCI KAMBUR HIDIR : Sakin bir insanmış, gecenin son şarkısını bitirirken kemanına biiit….tiiii dedirtirmiş.

KEMANCI NAZAR : Çok güzel keman çalarmış. 1940 yılında vefat etmiş.

DEMİRCİ KARAO⁄LAN: Kemancı Nazar’ın kardeşi. Çok güzel ud çalarmış.

MEHMET UZKOL : Asıl enstrümanı Keman olmakla beraber, ud, cümbüş, kabak kamene,ve bağlamayı da güzel çalarmış.

O günleri yaşayanlar zamanımızın Yozgat’ına bir türlü alışamıyor. O güzel insanlar sazlarıyla, tavırlarıyla, kibarlıklarıyla çekip gidince meydan teknolojiyi dahi kullanmayı bilmeyen genç kuşaklara kalmış. Yozgat’ı öylece bırakarak bir lokma ekmek için gurbete çıkıp da bir daha gelemeyenlere ben kısaca anlatayım.
Yozgat’ta, şimdi her yanı her biri bir çirkinlik abidesi apartmanlar sarmış. Bahçe içindeki evler kalmayınca da düğün evinin anlaştığı kişi, apartmanın önüne yani anayol, cadde, sokak fark etmiyor, birkaç plastik sandalye ile iki devasa hoparlör koyuyor. Ne kadar seviyesiz müzik cd. si var ise yüksek ses yoğunluğu ile sabahtan akşama ortalığı yıkıyor. Komşu binalarda hastamı var, çocuk mu uyuyor, cenazemi çıkmış umurunda değil. Bir görgüsüzlük almış başını gidiyor. Bu şehrin valisi, Emniyet müdürü, Belediye zabıtası yok mudur, bunu da okuyucunun yorumuna bırakıyorum.

Bayramınızı kutluyorum

27.07.2014


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00