BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
270
Dün
:
4633
Toplam
:
14652622
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÖRÜNMEZ KAZA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Babamın İş Bankasındaki memuriyeti dolaysıyla İlkokul 5.sınıfı Afyon Dinar’da okumuştum, sene 1957. Ilıca diye anılan kaynak suyunun doldurduğu birbirine bağlı iki büyük havuzun yakınında bir binada oturuyoruz. Bina üç katlı ve Kızılay’ın mülkiyetinde. Kaynak suyu tünel gibi bir yerden önce küçük havuza oradan da büyük havuza akıyor. Küçüğünde bizler, büyüğünde ağabeyler yüzüyor. Havuzlarda kendiliğinden oluşan balıklarda bizimle birlikte yüzüyorlar. Her yıl yaptığımız gibi o yılda yaz tatilimizi Yozgat’ta dedem Ceritzade Şükrü efendinin Mutafoğlu mahallesindeki büyük evinde geçirdik. Dedemin evi şimdi üzeri kapatılan öz’ün (dere) üstündeki sarı taşlarla yapılmış köprünün başında idi. Duvarındaki pınar bugün de akmaya devam ediyor. Dedem İstanbul’a taşınma kararı verince kira getirisi olsun diyerek evi böldürdü. Bu ev tam beş ev oldu. Tatilimiz bitince rahmetli babam da Yozgat’a gelir bir hafta bizimle kalır, hep birlikte bulunduğumuz şehre dönerdik.

O yıl tatilimiz biterken bize gönderdiği mektubunda, işlerin çokluğundan dolayı Yozgat’a gelemeyeceğini, uygun gördüğümüz bir tarihte Dinar’a dönmemizi yazmıştı. Bizde okulların açılmasına bir hafta kala trenle Dinar’a döndük. Babam bizi istasyonda karşıladı. Yüzünde koyu renk büyük lekeler vardı ve biraz da durgundu. Annem heyecanla yüzüne ne oldu diye sordu, o da yok bir şey eve gidince anlatırım dedi. Faytonla eve dönerken aynı lekelerin ellerinde de olduğunu fark ettik ama eve kadar sustuk.

Cennetmekân anneannem Yozgat’tan ayrılırken her yıl yaptığı gibi gelecek yaza kadar yememiz için bir teneke çalma, bir teneke pekmez, bal, tereyağı, tarhana, turşu filan katardı yanımıza. Eve gelince önce onları yerleştirdik. Annem işlerini bitirip biraz soluklanınca babama tekrar sordu yüzüne ne oldu diye.

Babam hafta sonu yağda yumurta yapmak için gaz ocağının ispirtoluğuna ispirto şişesinden bir miktar ispirto koyuyor. Kibriti çakınca kopan bir parça inanılmayacak bir rastlantı ile kıvılcım şeklinde yerdeki ispirto şişesinin açık ağzından içeri giriyor, şişe patlıyor içindeki ispirto yerin eğimine göre yanarak ve yayılarak ilerliyor. Gittiği istikamette içinde barut ve saçma kutuları ile boş ve dolu fişeklerin bulunduğu oldukça ağır av sandığı var. Babam panik halinde mutfak önlükleri, el havluları vs. bez cinsinden eline ne geçerse akan ispirtonun önüne atıyor, geriye doğru iteleyerek de sandığa doğru gitmesini önlemeye çalışıyor. Bu çaba içinde iken farkında olmadan yüzü ve elleri yanıyor. Alt katımızda yine bankada mesai arkadaşı babamın da adaşı Muammer Beyler oturuyorlardı. Üst kattan gelen ve normal olmayan gürültüler üzerine merak edip yukarı çıkıyorlar ama babamın kapıyı açacak zamanı yok. Yangını söndürünce yüzünde ve ellerinde yanıklar ile perişan bir şekilde kapıyı açıyor. Muammer Bey’in annesi yanan yerlerin acısını hafifletmek için hemen salça sürerek babamı hastaneye götürüyorlar. Bunları duyunca çok üzüldük. Daha sonra komşular hoş geldinize geldiklerinde babanız çok büyük bir tehlike atlattı deyince daha da üzüldük. Anladık ki babamız bu yüzündeki yanıklar yüzünden Yozgat’a bizi almaya gelmemiş.

Dedem Çapanoğlu Muhlis Bey’in bir Cuma namazında Çapanoğlu Büyük Camiinde geçirdiği beyin kanamasından sonra müteahhitlik hizmetleri hüsranla neticelenince babam Ankara da İş Bankasına memur olmak zorunda kalmıştı. Hayatta tek zevki Yozgat’a gidip kadim arkadaşı meşhur otobüsçü rahmetli Seyit Taşan ile ava gitmekti. Bazen çok sevdiği “Koçu’lunun oğlu Ahraz’ı” da (sağır dilsiz) yanına alırdı. Ahraz bu yüzden babamı ve biz iki kardeşi çok severdi. Av sandığını açıp fişek doldurmaya başlayınca bende aletini kullanarak boş fişeklerin patlamış kapsüllerini söküp yenilerini takmada yardım ederdim. Winchester marka av tüfeğini severek okşayarak temizler hazırlardı. Başından geçen bu olaydan sonra bizimde böyle bir tehlikeye maruz kalabileceğimiz korkusu ile hayattaki bu tek zevkinden vazgeçti, hepsini sattı sevgili babacığım. Nur içinde yatsın.

04.07.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00