BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
210
Dün
:
4601
Toplam
:
13176101
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HACIBEKTAŞİ VELİ DERGÂHINDA ÇAPANOĞULLARI TUZU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Hacı Bektaş Velî Hazretlerinin, (1209-1271), mürşidi Baba İlyas-ı Horasani’nin, 1240 yılında vefatını müteakip, o zamanki adı “Sulucakarahöyük” olan Hacıbektaş’a gelerek burada kendi adına bir zaviye kurduğu bilinmektedir. Hacı Bektaş ilçesine yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli, ilk olarak bugünkü müzenin çekirdeğini oluşturan Çilehane (Kızılcahavlet) adlı küçük odacığını yaptırmıştır. 13. yüzyılda, kurulan Hacı Bektaş Veli Külliyesi, Orhan Gazi, I.Murad (Hüdavendigâr), Yıldırım Bayezid ve Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan eklerle genişletilmiş ve Selçuklu, Karaman, Osmanlı mimari üslûbu ile düzenlenerek “Bektaşîliğin teşekkül devresi” olarak tanımlanan XIV. yüzyılda, eskisinden daha geniş kapsamlı tarikat külliyesi niteliğinde bir yapı topluluğunun şekillendiği bugünkü şeklini kazanmıştır. 1209 yılında Horasanda doğduğu ve 1271 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta hakka yürüdüğü kabul edilen Hacı Bektaş-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi ocağında yetişmiş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelmiştir.

Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir’den sonra Sulucakarahöyük ‘e yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli, burada hoşgörü, insan sevgisi ve toplumsal eşitliği temel alan felsefesini yaymıştır. Mimarlık tarihi yönünden M.13. yy. ve 20.yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacıbektaş Veli Dergahı, tarihsel süreç, içinde birçok kez restorasyon(yenileme) görmüştür. Külliye, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid, III. Selim ve II. Abdülmecit dönemlerinde onarılmıştır. III.Selim döneminde Anadolu’nun en büyük ayanlarından olan ve ayn-ül ayan (ayanların en gözdesi) diye tarif edilen Çapanoğlu Mustafa Bey (1782) ve kardeşi Süleyman Bey(1788) tarafından iki defa onarılmıştır.

II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı ile birlikte 1826’da Bektaşîlik de lağvedilmiş, bu arada, “kâdim” addedilerek yıktırılmayan diğer Bektaşî tekkeleri gibi, Pir Evi de Nakşibendiyye tarikatına devredilmişti. Ancak Tanzimat’ın getirdiği serbestinin sonucunda Hacı Bektaş Velî Külliyesi’nde de bir yeniden yapılanmanın yaşandığı, XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk çeyreğinde bazı yeni birimlerin inşa edildiği, ayrıca birçok onarım gerçekleştirildiği gözlenmektedir.

Tekkelerin ve türbelerin 1925’te kapatılması üzerine Hacı Bektaş Velî Külliyesi bir müddet Numune Ziraat Mektebi olarak kullanılmış, bu dönemde Maarif Vekâleti Asâr-ı Atika ve Hars müdürü olan H. Zübeyir Koşay’ın gayretleri ile tekkenin barındırdığı eşya dağılmaktan kurtarılmış, içlerinde sanat değeri olanlar, envanterleri yapılarak önce Ankara Kalesi’ndeki bir depoya, sonra Ankara Etnoğrafya Müzesi’nin kurulması üzerine söz konusu müzeye taşınmıştır. Külliyenin geniş kapsamlı onarımına 1958’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından başlanmış, 1959’dan itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devam edilmiş, büyük ölçüde aslına uygun biçimde tamir edilen yapı topluluğu, özgün eşyası ile tefriş edilmek suretiyle 16 Ağustos 1964’te müze olarak ziyarete açılmıştır.

Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde bulunan Hacı Bektaş Velî Dergâhı, Hacı Bektaş Velî’nin türbesi, Hacı Bektaş Velî’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. Sultan II. Bayezit 1485-1486 yıllarında türbenin çevresini düzenlettirmiş ve kubbesini de kurşunla kaplatmıştır. Sultan IV. Mustafa’nın 1807’deki onarımından sonra Sultan II. Mahmut 1827 yılında türbe dışında kalan bütün yapıları yıktırmış ve dergâh avlusunun doğu köşesine cami yaptırmıştır. Sultan Abdülaziz İstanbul’dan gönderdiği mimarlar ile Hacı Bektaş Velî Dergâhı Postnişini Ali Celaleddin Çelebi’nin kontrolünde yapı topluluğunu yeni baştan yaptırtmış ve türbeleri de onartmıştır. Sultan II. Abdülhamit de 1895’te dergâhı onartmış, genişletmiş ve bugünkü durumuna gelmesini sağlamıştır.

1950 li yıllarda onarımı tamamlanarak Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müze olarak ziyarete açılan dergâhın 32 yıl müdürlüğünü yapan Sn. Ali Sümer Bey(ö. 12.02 2007), bakın nasıl anlatıyor kısaca göz atalım. “Burası 1925 yılında 625 sayılı yasa ile diğer tekke ve türbelerle birlikte kapatılmıştır. Kapatıldıktan sonra Ziraat Tatbikat Bahçesi ve Jandarma Karakolu’na dönüştürülen Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin bir kısmı ise okul olarak kullanılmıştır. Ankara’da kurulan heyet gelmeden önce Kırşehir’de oluşturulan mahalli bir heyet Hacı Bektaş’taki eşyaların bazılarını ihale usulü ile satmıştır. Kırşehir Vakıflar Memurluğu’na bağlı olan Hacı Bektaş Veli Müzesi’nde bulunan belgeler Ankara’ya taşınmış ve Cacabey Medresesi’ne kapatılmıştır. O dönemde belgelerin kapatıldığı oda yeni restore olmuştur ve penceresi açık olan odanın sıvalarının dökülmesi sonucu belgeler hasar görmüştür. Zarar gören belgelerden 43 tanesi Hacı Bektaş’a aitti. Müzayedede halkın almadığı eşyalar ise Ankara’ya getirilmiştir. Yemek kazanları Kırşehir’de hastane ve jandarma tarafından alınarak kullanılmıştır. Külliye’den alınan halı ve kilimler ise İstanbul Süleymaniye Camisi’nde bir depoya gönderilmiştir. Bunlar daha sonra Türkiye’deki ulu camilere dağıtılmıştır. Şu anda Türkiye’nin birçok yerine dağılmış bulunmaktadırlar. Madeni eşyalar üzerinde Hacı Bektaş-ı Veli’ye kimin tarafından hediye edildikleri yazıldığı için tesadüfen bu eşyalara tekrar ulaşılabilmiştir. Aralarında Atatürk’ün 23 Aralık 1919’da Hacı Bektaş Veli’ye ziyareti sırasında kahve ikram edilen altın fincan zarfının da bulunduğu birçok eşyaya ise ulaşılamamıştır. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan bulunarak getirilen Hz. Ali’nin ceylan derisi üzerine yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim Secde Suresi’ne hiçbir şekilde değer biçilemez. Tesadüfen karşılaşılan eşyalar geri satın alma ya da bağış yolu ile toplanmıştır. Hastane ve Jandarma tarafından harç yapma işinde kullanılmakta olan kazanlar ise onların demirbaşından silinip müzenin demirbaşına kaydedilmesi yolu ile alınmıştır. Türbe’nin kapalı olduğu dönemde tamir ve onarım işleriyle ilgilenilmemiştir. Hatta bazı yerlerin kurşunları çalınıp harap edilmiştir. Ancak 1957 yılında zamanın başbakanı Adnan Menderes, Tarım ve Orman Bakanı Nedim Ökmen ile Başbakanlık Müsteşarı A. Salih Korur bakım ve onarım işleri ile ilgilendiler. İlerde müze olarak açmak amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hacı Bektaş Veli Külliyesi’ni restore ettirmeye başlamıştır. Nihayet 16 Ağustos 1964 Pazar günü yurdun çeşitli yerlerinden gelen 44 bin kişilik bir topluluk ile Devlet protokol adamları ve basının katılımlarıyla görkemli bir açılış töreni yapıldı.”

Yazımızı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat’ın 21.05.2012 tarihli 7/7042 Esas No’lu soru önergesine zamanın Turizm ve Kültür bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın cevabı ile bitirelim.

Soru 1- Alevilerin inanç merkezlerine ücret karşılığı girmesini uygun buluyor musunuz?

Cevap 1- Bakanlar kurulunun 02/04/1960 tarihli ve 4/12832 sayılı kararı ile müze olarak açılması kabul edilen Hacı Bektaşi Veli Külliyesi onarımı yapıldıktan sonra müze biçiminde düzenlenerek halkımızn ziyaretine açılmıştır. Külliyenin tüm birimleri ile birlikte müze olarak işlevlendirilmesi ve türbenin de külliyenin içinde yapı topluluğundan bağımsız bir birim olmaması nedeniyle, Hacı Bektaşi Veli’ye ait türbenin ziyaret saatleri müzenin ziyarete açık olduğu mesai saatlerine göre düzenlenmiş olup, müze girişinden 3 TL. Ücret dışında türbe ziyareti için ilaveten bir ücret alınmamaktadır. Ayrıca, 1964 yılında Bakanlar Kurulu tarafından her yıl 16 Ağustos Hacı Bektaşi Veli’yi Anma Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Bakanlığımız kararı gereği son iki yıldır Ağustos ayı boyunca ziyaretçilerden herhangi bir ücret alınmamaktadır.

Soru 2- Müzeye girişte alınan ücret, neden yalnızca Bakanlığınız bünyesine aktarılmaktadır? Hacıbektaş Belediyesine herhangi bir pay vermeyi düşünüyor musunuz?

Cevap 2- Bakanlığımıza bağlı müzeler, müze haline konulmuş tarihi binalar ile düzenlenmiş ören yerlerinden elde edilen gelirler 2252 sayılı Döner Sermaye Kanunun ve bu Kanuna istinaden yayınlanan Döner Sermaye yönetmeliği gereğince Merkez Müdürlüğünce tahsil edilmekte olup, elde edilen gelirler bu yerlerin bakım, onarım, teşhir, tanzim ve küçük çaplı giderlerinin karşılanmasında kullanılmaktadır. Ayrıca elde edilen gelirin ŷ i belediye payı olarak Hacıbektaş Belediye Başkanlığına aktarılmaktadır. Ayrıca Bakanlığımız Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünce 2005 ve 2009 yıllarında söz konusu türbe’nin bakım-onarım ve tadilat işleri için toplam 205.626 TL. ödenek aktarılmış olup, temizlik ve güvenlik hizmetleri de Merkez Müdürlüğümüzce gönderilen ödenekler ile yapılmaktadır. Yine, Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 2010 yılı yatırım programından gönderilen 1.120.000 TL. Ödenekle, Hacıbektaş-i Veli Külliyesinin içinde yer alan; Pir Evi, Balım Sultan Türbesi ve Camii kalem işleri, onarımı, halıların yenilenmesi, restorasyonu, jeneratör alımı, ana pano ve kabloların yenilenmesi, mevcut elektrik dağıtım panolarına ait kabloların değiştirilmesi, mevcut hava perdelerine elektrik besleme kablosu çekilmesi, güvenlik sistemi gibi elektrik tesisatı imalatları, teşhir-tanzim ve çevre düzenlemesi işleri yapılmıştır.

Soru 3- Hacıbektaş’ta hâlihazırda 50 civarında hediyelik eşya satan dükkânla ilgili bir öneriniz var mıdır? Burada çalışan vatandaşların ve ailelerin durumu ne olacaktır.

Cevap 3- Hacı Bektaşi Veli müzesinin sahip olduğu tarihsel ve kültürel zenginliklere yaraşır ve yörenin özgün kültürünü yansıtır nitelikte Bakanlık kontrolünde üretilecek ürünlerin halkımızın beğenisine sunulacağı hediyelik eşya ünitesinin, gerek ürün kalitesi gerekse tasarım konularında bölgedeki örneklerine örnek olacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, ürün kalite standartlarında ortaya çıkacak bu yükselişin, gerek bölge halkında gerekse Havı Bektaşi Veli Müzesi ziyaretçilerimiz nezdinde sunulacak hizmetin niteliğini bir kat daha artıracağına şüphe yoktur. Kaldı ki sınırlı bir mekânda hiçbir yeni yapı oluşturulmaksızın Bakanlığımız kontrolünde oluşturulacak satış ünitesinin, yazıda belirtilen diğer 50 hediyelik eşya dükkanının ticari faaliyetini tümüyle engelleyebileceği varsayımının gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.

Soru 4- Müzenin içinde yapılması düşünülen hediyelik eşya reyonları müzedeki o ruhani havayı ve mistik yapıyı bozmayacak mıdır?

Soru 5- Bakanlığınız bünyesindeki bu çalışmaya kimler, ne zaman karar vermişlerdir? Bu yapılanları gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz?

Cevap 4 ve 5- Müze ve ören yerlerimizin sahip oldukları tarihsel ve kültürel zenginliklere yaraşır, modern vitrinlere kavuşturulabilmesi amacıyla Bakanlığımız bir kamu özel sektör işbirliği modeli geliştirmiştir. “Müze ve Ören Yerleri Satış Alanları ve Ticari Faaliyetlerin Yönetimi, Yürütülmesi, Geliştirilmesi, Ürün ve Hizmet Tedariki Projesi” 29.05.2009 tarihi itibariyle 8 yılı kapsayan bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.

Bakanlığımıza bağlı proje, 55 müze ve ören yerimizde yeni ve çağdaş ticari faaliyetlerin yönetimi, yürütülmesi, geliştirilmesi, ürün ve hizmet tedariki sözleşmesi kapsamında yer alan Hacıbektaş Müzesinin bahçesinde hali hazırda bulunan ve depo olarak kullanılan yapının bir bölümü Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Kararı çerçevesinde, iç mekânı da basit onarım kapsamında yapılacak tadilatla satış mağazası olarak düzenlenecek ve müze alanı içinde yeni bir yapılaşmaya yol açmayacaktır. Anılan satış mağazasında çağdaş ve entelektüel beğeniye uygun, ulusal kimlik özellikleri taşıyan, malzeme, tasarım,teknik, işçilik ve sunuş bakımından üstün nitelikli ürünlere ve mekana özl tasarımlara yer verilecektir. Bu nedenle söz konusu mağazanın faaliyete girmesi halinde, müzedeki ruhani havayı ve mistik dokuyu bozacak herhangi bir unsur oluşmayacaktır. Bakanlık mühürü.

27.06.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00