BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4633
Toplam
:
14650411
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HACIBEKTAŞİ VELİ DERGÂHINDA ÇAPANOĞULLARI TUZU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Hacı Bektaş Velî Hazretlerinin, (1209-1271), mürşidi Baba İlyas-ı Horasani’nin, 1240 yılında vefatını müteakip, o zamanki adı “Sulucakarahöyük” olan Hacıbektaş’a gelerek burada kendi adına bir zaviye kurduğu bilinmektedir. Hacı Bektaş ilçesine yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli, ilk olarak bugünkü müzenin çekirdeğini oluşturan Çilehane (Kızılcahavlet) adlı küçük odacığını yaptırmıştır. 13. yüzyılda, kurulan Hacı Bektaş Veli Külliyesi, Orhan Gazi, I.Murad (Hüdavendigâr), Yıldırım Bayezid ve Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan eklerle genişletilmiş ve Selçuklu, Karaman, Osmanlı mimari üslûbu ile düzenlenerek “Bektaşîliğin teşekkül devresi” olarak tanımlanan XIV. yüzyılda, eskisinden daha geniş kapsamlı tarikat külliyesi niteliğinde bir yapı topluluğunun şekillendiği bugünkü şeklini kazanmıştır. 1209 yılında Horasanda doğduğu ve 1271 yılında eski adı Sulucakarahöyük olan bugünkü Hacıbektaş’ta hakka yürüdüğü kabul edilen Hacı Bektaş-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi ocağında yetişmiş daha sonra İran, Irak, Arabistan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelmiştir.

Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir’den sonra Sulucakarahöyük ‘e yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli, burada hoşgörü, insan sevgisi ve toplumsal eşitliği temel alan felsefesini yaymıştır. Mimarlık tarihi yönünden M.13. yy. ve 20.yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacıbektaş Veli Dergahı, tarihsel süreç, içinde birçok kez restorasyon(yenileme) görmüştür. Külliye, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid, III. Selim ve II. Abdülmecit dönemlerinde onarılmıştır. III.Selim döneminde Anadolu’nun en büyük ayanlarından olan ve ayn-ül ayan (ayanların en gözdesi) diye tarif edilen Çapanoğlu Mustafa Bey (1782) ve kardeşi Süleyman Bey(1788) tarafından iki defa onarılmıştır.

II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı ile birlikte 1826’da Bektaşîlik de lağvedilmiş, bu arada, “kâdim” addedilerek yıktırılmayan diğer Bektaşî tekkeleri gibi, Pir Evi de Nakşibendiyye tarikatına devredilmişti. Ancak Tanzimat’ın getirdiği serbestinin sonucunda Hacı Bektaş Velî Külliyesi’nde de bir yeniden yapılanmanın yaşandığı, XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk çeyreğinde bazı yeni birimlerin inşa edildiği, ayrıca birçok onarım gerçekleştirildiği gözlenmektedir.

Tekkelerin ve türbelerin 1925’te kapatılması üzerine Hacı Bektaş Velî Külliyesi bir müddet Numune Ziraat Mektebi olarak kullanılmış, bu dönemde Maarif Vekâleti Asâr-ı Atika ve Hars müdürü olan H. Zübeyir Koşay’ın gayretleri ile tekkenin barındırdığı eşya dağılmaktan kurtarılmış, içlerinde sanat değeri olanlar, envanterleri yapılarak önce Ankara Kalesi’ndeki bir depoya, sonra Ankara Etnoğrafya Müzesi’nin kurulması üzerine söz konusu müzeye taşınmıştır. Külliyenin geniş kapsamlı onarımına 1958’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından başlanmış, 1959’dan itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devam edilmiş, büyük ölçüde aslına uygun biçimde tamir edilen yapı topluluğu, özgün eşyası ile tefriş edilmek suretiyle 16 Ağustos 1964’te müze olarak ziyarete açılmıştır.

Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde bulunan Hacı Bektaş Velî Dergâhı, Hacı Bektaş Velî’nin türbesi, Hacı Bektaş Velî’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. Sultan II. Bayezit 1485-1486 yıllarında türbenin çevresini düzenlettirmiş ve kubbesini de kurşunla kaplatmıştır. Sultan IV. Mustafa’nın 1807’deki onarımından sonra Sultan II. Mahmut 1827 yılında türbe dışında kalan bütün yapıları yıktırmış ve dergâh avlusunun doğu köşesine cami yaptırmıştır. Sultan Abdülaziz İstanbul’dan gönderdiği mimarlar ile Hacı Bektaş Velî Dergâhı Postnişini Ali Celaleddin Çelebi’nin kontrolünde yapı topluluğunu yeni baştan yaptırtmış ve türbeleri de onartmıştır. Sultan II. Abdülhamit de 1895’te dergâhı onartmış, genişletmiş ve bugünkü durumuna gelmesini sağlamıştır.

1950 li yıllarda onarımı tamamlanarak Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müze olarak ziyarete açılan dergâhın 32 yıl müdürlüğünü yapan Sn. Ali Sümer Bey(ö. 12.02 2007), bakın nasıl anlatıyor kısaca göz atalım. “Burası 1925 yılında 625 sayılı yasa ile diğer tekke ve türbelerle birlikte kapatılmıştır. Kapatıldıktan sonra Ziraat Tatbikat Bahçesi ve Jandarma Karakolu’na dönüştürülen Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin bir kısmı ise okul olarak kullanılmıştır. Ankara’da kurulan heyet gelmeden önce Kırşehir’de oluşturulan mahalli bir heyet Hacı Bektaş’taki eşyaların bazılarını ihale usulü ile satmıştır. Kırşehir Vakıflar Memurluğu’na bağlı olan Hacı Bektaş Veli Müzesi’nde bulunan belgeler Ankara’ya taşınmış ve Cacabey Medresesi’ne kapatılmıştır. O dönemde belgelerin kapatıldığı oda yeni restore olmuştur ve penceresi açık olan odanın sıvalarının dökülmesi sonucu belgeler hasar görmüştür. Zarar gören belgelerden 43 tanesi Hacı Bektaş’a aitti. Müzayedede halkın almadığı eşyalar ise Ankara’ya getirilmiştir. Yemek kazanları Kırşehir’de hastane ve jandarma tarafından alınarak kullanılmıştır. Külliye’den alınan halı ve kilimler ise İstanbul Süleymaniye Camisi’nde bir depoya gönderilmiştir. Bunlar daha sonra Türkiye’deki ulu camilere dağıtılmıştır. Şu anda Türkiye’nin birçok yerine dağılmış bulunmaktadırlar. Madeni eşyalar üzerinde Hacı Bektaş-ı Veli’ye kimin tarafından hediye edildikleri yazıldığı için tesadüfen bu eşyalara tekrar ulaşılabilmiştir. Aralarında Atatürk’ün 23 Aralık 1919’da Hacı Bektaş Veli’ye ziyareti sırasında kahve ikram edilen altın fincan zarfının da bulunduğu birçok eşyaya ise ulaşılamamıştır. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan bulunarak getirilen Hz. Ali’nin ceylan derisi üzerine yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim Secde Suresi’ne hiçbir şekilde değer biçilemez. Tesadüfen karşılaşılan eşyalar geri satın alma ya da bağış yolu ile toplanmıştır. Hastane ve Jandarma tarafından harç yapma işinde kullanılmakta olan kazanlar ise onların demirbaşından silinip müzenin demirbaşına kaydedilmesi yolu ile alınmıştır. Türbe’nin kapalı olduğu dönemde tamir ve onarım işleriyle ilgilenilmemiştir. Hatta bazı yerlerin kurşunları çalınıp harap edilmiştir. Ancak 1957 yılında zamanın başbakanı Adnan Menderes, Tarım ve Orman Bakanı Nedim Ökmen ile Başbakanlık Müsteşarı A. Salih Korur bakım ve onarım işleri ile ilgilendiler. İlerde müze olarak açmak amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hacı Bektaş Veli Külliyesi’ni restore ettirmeye başlamıştır. Nihayet 16 Ağustos 1964 Pazar günü yurdun çeşitli yerlerinden gelen 44 bin kişilik bir topluluk ile Devlet protokol adamları ve basının katılımlarıyla görkemli bir açılış töreni yapıldı.”

Yazımızı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat’ın 21.05.2012 tarihli 7/7042 Esas No’lu soru önergesine zamanın Turizm ve Kültür bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın cevabı ile bitirelim.

Soru 1- Alevilerin inanç merkezlerine ücret karşılığı girmesini uygun buluyor musunuz?

Cevap 1- Bakanlar kurulunun 02/04/1960 tarihli ve 4/12832 sayılı kararı ile müze olarak açılması kabul edilen Hacı Bektaşi Veli Külliyesi onarımı yapıldıktan sonra müze biçiminde düzenlenerek halkımızn ziyaretine açılmıştır. Külliyenin tüm birimleri ile birlikte müze olarak işlevlendirilmesi ve türbenin de külliyenin içinde yapı topluluğundan bağımsız bir birim olmaması nedeniyle, Hacı Bektaşi Veli’ye ait türbenin ziyaret saatleri müzenin ziyarete açık olduğu mesai saatlerine göre düzenlenmiş olup, müze girişinden 3 TL. Ücret dışında türbe ziyareti için ilaveten bir ücret alınmamaktadır. Ayrıca, 1964 yılında Bakanlar Kurulu tarafından her yıl 16 Ağustos Hacı Bektaşi Veli’yi Anma Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Bakanlığımız kararı gereği son iki yıldır Ağustos ayı boyunca ziyaretçilerden herhangi bir ücret alınmamaktadır.

Soru 2- Müzeye girişte alınan ücret, neden yalnızca Bakanlığınız bünyesine aktarılmaktadır? Hacıbektaş Belediyesine herhangi bir pay vermeyi düşünüyor musunuz?

Cevap 2- Bakanlığımıza bağlı müzeler, müze haline konulmuş tarihi binalar ile düzenlenmiş ören yerlerinden elde edilen gelirler 2252 sayılı Döner Sermaye Kanunun ve bu Kanuna istinaden yayınlanan Döner Sermaye yönetmeliği gereğince Merkez Müdürlüğünce tahsil edilmekte olup, elde edilen gelirler bu yerlerin bakım, onarım, teşhir, tanzim ve küçük çaplı giderlerinin karşılanmasında kullanılmaktadır. Ayrıca elde edilen gelirin ŷ i belediye payı olarak Hacıbektaş Belediye Başkanlığına aktarılmaktadır. Ayrıca Bakanlığımız Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünce 2005 ve 2009 yıllarında söz konusu türbe’nin bakım-onarım ve tadilat işleri için toplam 205.626 TL. ödenek aktarılmış olup, temizlik ve güvenlik hizmetleri de Merkez Müdürlüğümüzce gönderilen ödenekler ile yapılmaktadır. Yine, Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 2010 yılı yatırım programından gönderilen 1.120.000 TL. Ödenekle, Hacıbektaş-i Veli Külliyesinin içinde yer alan; Pir Evi, Balım Sultan Türbesi ve Camii kalem işleri, onarımı, halıların yenilenmesi, restorasyonu, jeneratör alımı, ana pano ve kabloların yenilenmesi, mevcut elektrik dağıtım panolarına ait kabloların değiştirilmesi, mevcut hava perdelerine elektrik besleme kablosu çekilmesi, güvenlik sistemi gibi elektrik tesisatı imalatları, teşhir-tanzim ve çevre düzenlemesi işleri yapılmıştır.

Soru 3- Hacıbektaş’ta hâlihazırda 50 civarında hediyelik eşya satan dükkânla ilgili bir öneriniz var mıdır? Burada çalışan vatandaşların ve ailelerin durumu ne olacaktır.

Cevap 3- Hacı Bektaşi Veli müzesinin sahip olduğu tarihsel ve kültürel zenginliklere yaraşır ve yörenin özgün kültürünü yansıtır nitelikte Bakanlık kontrolünde üretilecek ürünlerin halkımızın beğenisine sunulacağı hediyelik eşya ünitesinin, gerek ürün kalitesi gerekse tasarım konularında bölgedeki örneklerine örnek olacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, ürün kalite standartlarında ortaya çıkacak bu yükselişin, gerek bölge halkında gerekse Havı Bektaşi Veli Müzesi ziyaretçilerimiz nezdinde sunulacak hizmetin niteliğini bir kat daha artıracağına şüphe yoktur. Kaldı ki sınırlı bir mekânda hiçbir yeni yapı oluşturulmaksızın Bakanlığımız kontrolünde oluşturulacak satış ünitesinin, yazıda belirtilen diğer 50 hediyelik eşya dükkanının ticari faaliyetini tümüyle engelleyebileceği varsayımının gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.

Soru 4- Müzenin içinde yapılması düşünülen hediyelik eşya reyonları müzedeki o ruhani havayı ve mistik yapıyı bozmayacak mıdır?

Soru 5- Bakanlığınız bünyesindeki bu çalışmaya kimler, ne zaman karar vermişlerdir? Bu yapılanları gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz?

Cevap 4 ve 5- Müze ve ören yerlerimizin sahip oldukları tarihsel ve kültürel zenginliklere yaraşır, modern vitrinlere kavuşturulabilmesi amacıyla Bakanlığımız bir kamu özel sektör işbirliği modeli geliştirmiştir. “Müze ve Ören Yerleri Satış Alanları ve Ticari Faaliyetlerin Yönetimi, Yürütülmesi, Geliştirilmesi, Ürün ve Hizmet Tedariki Projesi” 29.05.2009 tarihi itibariyle 8 yılı kapsayan bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.

Bakanlığımıza bağlı proje, 55 müze ve ören yerimizde yeni ve çağdaş ticari faaliyetlerin yönetimi, yürütülmesi, geliştirilmesi, ürün ve hizmet tedariki sözleşmesi kapsamında yer alan Hacıbektaş Müzesinin bahçesinde hali hazırda bulunan ve depo olarak kullanılan yapının bir bölümü Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Kararı çerçevesinde, iç mekânı da basit onarım kapsamında yapılacak tadilatla satış mağazası olarak düzenlenecek ve müze alanı içinde yeni bir yapılaşmaya yol açmayacaktır. Anılan satış mağazasında çağdaş ve entelektüel beğeniye uygun, ulusal kimlik özellikleri taşıyan, malzeme, tasarım,teknik, işçilik ve sunuş bakımından üstün nitelikli ürünlere ve mekana özl tasarımlara yer verilecektir. Bu nedenle söz konusu mağazanın faaliyete girmesi halinde, müzedeki ruhani havayı ve mistik dokuyu bozacak herhangi bir unsur oluşmayacaktır. Bakanlık mühürü.

27.06.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00