BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4601
Toplam
:
13175523
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÜLCEMAL
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Daha bilgisayarlarla tanışmamıştık. Yani her aklımıza takılan şeyi başta Google hazretleri gibi var olan arama motorlarından birine sorma şansımız yoktu. Birkaç gece üst üste hep aynı rüyayı görmüştüm. Rüyamda kalın kışlık asker elbiseleri gibi ama kurşuni beyaz kırçıllı renkte ( bir zamanlar çöpçülerin kıyafetleri bu renkte idi) kıyafetler ve aynı renk üstten bağlı kulaklıklı şapkaları ile epeyce kalabalık bir grup, yarı kızgın yarı kırgın bir ifade ile geminin makine dairesi olduğunu tahmin ettiğim bir yerde, bana sitem ediyorlardı. Şöyle söylüyorlardı; “Biz Gülcemal’in personeliyiz ve sıkıntı içindeyiz neden kimse bizimle ilgilenmiyor?”
Bu rüyayı birkaç kere görünce etkilenmiş her zaman yaptığım gibi önce eşime anlatmış sonra da zamanın her şeyi bilen her konuda ahkâm kesen gazetecisine gönderdiğim bir faks mesajı ile rüyamı anlatmış bu konuda bilgisine başvurmuştum. Bana bir telefon açma zahmetine bile katlanmadan gazetedeki köşesinde bir makalesinin içerisine gizleyerek ben müneccim değilim bana rüyanızı sormayın anlamında bir iki cümle yazmıştı. Tabi mesaj bana idi, okuyunca büyük bir kırgınlık yaşamıştım. Bir okuyucusu olarak beni hafife almıştı, yazdığı gazeteyi o gün bırakmıştım. İyi ki bırakmışım, şimdi borazancıbaşılık yapıyor. Günümüz yazarları içinde en çok Sayın Can Ataklı’yı severim. Ne zaman kendisine bir mail atsam mutlaka iki satırda olsa cevap yazar.

Cennetmekân büyük dedem Mahmut Celalettin Bey ve Muaveneti Milliye Cemiyeti hakkında araştırma yaparken Gülcemal tekrar aklıma geldi. Bu defa medeniyetin verdiği imkânlarla kendim araştırdım.

Evet, Gülcemal bir vapurun adı imiş, hem de ne vapur. Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi tarafından 1911 yılında 25,110.60 altın liraya satın alınmış. Gemiye Sultan V. Mehmet Reşat’ın annesinin adı olan ve "gül çehreli, gül gibi güzel" anlamına gelen Gülcemal adı verilmiş… Geminin inşa maliyeti 200.000 sterlin imiş. 142 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde ve su altında kalan kısmı yaklaşık 10 metre olan, üst güvertesi açık, iki bacalı, dört direkli, 5071 grostonluk geminin teknesi su geçirmez perdelerle 8 bölmeye ayrılmış. 5.000 beygir gücünde motoru, dakikada 52 devir yaparak dönen 7 metre çapında bir pervanesi varmış. Günde 85 ton kömür yakarak saatte 15 deniz milin üzerinde bir hıza erişebilen geminin depoları 1.100 ton kömür alabilecek kapasitedeymiş. Gemi kendi döneminin bir teknoloji harikası olarak görülmekteymiş. Yemek ve dinlenme salonları hayli geniş tutulmuş, geniş oyun yerleri, lüks restoranları, göz kamaştırıcı salonları ile lüks oteller ayarında yüzen bir saray görünümündeymiş. Geminin birinci mevkiinde 220 yolcu ağırlanıyormuş, ikinci mevki kamaraları yokmuş ancak alt kısmında 1500 göçmeni taşıyabilecek geniş koğuşları varmış. Mürettebatı 130 kişiden oluşuyormuş. İkizi olan Britannic gemisi ile beraber Belfast’da, (Kuzey İrlanda) inşa edilmiş ve 15 Temmuz 1874 tarihinde denize indirilmiş. İlk seferini Liverpool limanından New York limanına 30 Mayıs 1875 tarihinde gerçekleştirmiş. 1911 yılında satın alınan gemi ilk zamanlarında Türk askerlerini Yemen'e taşımış. Karadeniz limanlarına düzenli posta seferleri yapmaya başlamış. Sultan Reşad onunla Rumeli seyahatine çıkmış. 19 Haziran 1913'te Balkan Savaşı döneminde Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da kalan son askerlerini de Seman iskelesinden Gülcemal Vapuru getirmiş.. Hac zamanlarında binlerce yolcuyu Mekke'ye en yakın liman olan Cidde limanına taşımış. 1914'te I.Dünya Savaşı çıktığında Gülcemal asker taşımada kullanılmaya başlar, bir dönem hastane gemisi olarak da hizmet verir. 27 Şubat 1915 tarihinde, 5000 civarında askeri İstanbul’dan Gelibolu’ya götürürken İmralı adası önlerinde İngiliz denizatlısı E-14 tarafından torpillenir. Pruvasından yara alan gemideki askerleri kurtarmak için Şirket-i Hayriye, Cemal Kaptan idaresinde 67 numaralı Kalender adlı yeni vapurunu ve 27 numaralı Sahilbent adlı araba vapurunu olay yerine gönderir. Kurtulabilen askerler ve savaş malzemeleri birkaç gün içinde yakındaki Bolayır ve Lâpseki iskelelerine taşınırken Gülcemal de civardan yetişen başka teknelerce batmaktan kurtarılarak yedekte çekilip, 2 yıl sürecek tamiratı için İstanbul'a getirilir. Gülcemal batmamış ama onun batacağını sanarak yüzme bilmediği halde kendini denize atan birçok askerimiz boğularak can vermiş. Nedense ölü sayısı hakkında Osmanlı kayıtlarında herhangi ayrıntılı bir bilgi bulunmuyor. Ama İngiliz kaynaklarında ise, E-14 denizaltısı mürettebatının bu başarılarından dolayı, ‘öldürdükleri 4000 düşman askeri nedeniyle 20.000 Sterlin ödül aldıkları, ama geminin sivil amaçla kullanıldığının anlaşılması üzerine bu ödülün mürettebattan geri İstendiği kaydedilmiş.

II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürmek için 1889’da İstanbul’dan yola çıkan. 61 subay ve memur, 548 er ve erbaş olmak üzere toplam 609 mürettebat ile üç ay Japon sularında kaldıktan sonra Japonya’dan dönüşünde Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanıp 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak batan. Kazadan sadece 69 denizcinin kurtulabildiği, Amiral Osman Bey de dâhil diğer mürettebatın hayatını kaybettiği. Şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenlendiği Ertuğrul Fırkateyni için her yıl anma törenleri yapılırken İngiliz kayıtlarına göre 4000 askerimizin şehit olduğu Gülcemal vapuru neden hiç hatırlanmaz. İstanbul’un yani Payitaht’ın burnunun dibinde İmralı adası yakında böyle bir facianın yaşanmasının utancından olabilir mi bilmiyorum. Benim rüyalarıma girenler, bana sitem edenler de acaba bu şehitlerimiz miydi?

Gülcemal savaşın sonunda 1918-1919 yılları arasındaki mütareke döneminde Yunanistan ve Mısır'daki esir kamplarında tutulmakta olan Alman askerlerini de Wilhelmhaven ve Hamburg limanlarına taşımış. Bu arada İstanbul, Selanik ve İskenderiye arasında seferler de yapmış. Kurtuluş Savaşı öncesinde 9.Ordu kumandanı Kazım Karabekir Paşa 12 Nisan 1919 günü İstanbul'dan Trabzon'a Gülcemal ile gitmiş. Gülcemal, Cumhuriyet döneminde Karadeniz, Ege ve Akdeniz hatlarında posta seferlerinde kullanılmış. 1920 yılında Amerika seferini yapan ilk Türk gemisi olma özelliğini üstlenmiştir. İsmet İnönü başkanlığındaki Lozan heyetini de taşımış olan Gülcemal Vapuru, Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi döneminde Yunanistan’dan Türkiye’ye gelecek göçmenleri, Selanik'ten İstanbul ve İzmir limanlarına taşımış. Hilal- i Ahmer Cemiyeti kayıtlarına göre 31 Aralık 1923 yılında 644 göçmen ile Samsun’ a doğru yola çıkan ilk vapur Gülcemal’dir. İşte mübadillerin dilinde efsaneleşen Gülcemal’i Gülcemal yapan unsurlardan biri de ilk gemi olmasıdır.

Vapur, Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile de hizmetlerine devam etmiş, 15 Mayıs 1923 tarihinde Trabzon yakınlarında Yosun Burnu'nda karaya oturduysa da Alemdar tahlisiye gemisi tarafından kurtarılmış. Atatürk de muhtelif gezilerinde Gülcemal Vapurunu kullanmıştı. 5 Haziran 1926'da Mudanya'da Gülcemal Vapuru Hatıra Defterine şunları yazmıştır. " Gülcemal Vapuru'nda gördüğüm intizam ve mükemmeliyet takdire değerdir. Genel Müdür Beyefendi'ye, geminin süvarisine ve bütün mürettebatına teşekkür ederim.

Gülcemal Vapuru, yaptığı fedakârlıklar ve verdiği mücadeleye bakılmaksızın sökülmüş ve tarihin derinliklerine gömülmüştür. Parçalandığı gün, 75 yıl gibi uzun bir hizmet ömrüyle ‘dünyanın en uzun süre çalışan 2. gemisi’ olarak adını tarihe yazdırmıştı.

Eğer cansız varlıklara da Gazi unvanı verilebilse idi, belki Gülcemal Vapuru’ da Gazi Gülcemal diye anılacaktı.

20.06.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00