BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
252
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÜLCEMAL
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Daha bilgisayarlarla tanışmamıştık. Yani her aklımıza takılan şeyi başta Google hazretleri gibi var olan arama motorlarından birine sorma şansımız yoktu. Birkaç gece üst üste hep aynı rüyayı görmüştüm. Rüyamda kalın kışlık asker elbiseleri gibi ama kurşuni beyaz kırçıllı renkte ( bir zamanlar çöpçülerin kıyafetleri bu renkte idi) kıyafetler ve aynı renk üstten bağlı kulaklıklı şapkaları ile epeyce kalabalık bir grup, yarı kızgın yarı kırgın bir ifade ile geminin makine dairesi olduğunu tahmin ettiğim bir yerde, bana sitem ediyorlardı. Şöyle söylüyorlardı; “Biz Gülcemal’in personeliyiz ve sıkıntı içindeyiz neden kimse bizimle ilgilenmiyor?”
Bu rüyayı birkaç kere görünce etkilenmiş her zaman yaptığım gibi önce eşime anlatmış sonra da zamanın her şeyi bilen her konuda ahkâm kesen gazetecisine gönderdiğim bir faks mesajı ile rüyamı anlatmış bu konuda bilgisine başvurmuştum. Bana bir telefon açma zahmetine bile katlanmadan gazetedeki köşesinde bir makalesinin içerisine gizleyerek ben müneccim değilim bana rüyanızı sormayın anlamında bir iki cümle yazmıştı. Tabi mesaj bana idi, okuyunca büyük bir kırgınlık yaşamıştım. Bir okuyucusu olarak beni hafife almıştı, yazdığı gazeteyi o gün bırakmıştım. İyi ki bırakmışım, şimdi borazancıbaşılık yapıyor. Günümüz yazarları içinde en çok Sayın Can Ataklı’yı severim. Ne zaman kendisine bir mail atsam mutlaka iki satırda olsa cevap yazar.

Cennetmekân büyük dedem Mahmut Celalettin Bey ve Muaveneti Milliye Cemiyeti hakkında araştırma yaparken Gülcemal tekrar aklıma geldi. Bu defa medeniyetin verdiği imkânlarla kendim araştırdım.

Evet, Gülcemal bir vapurun adı imiş, hem de ne vapur. Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi tarafından 1911 yılında 25,110.60 altın liraya satın alınmış. Gemiye Sultan V. Mehmet Reşat’ın annesinin adı olan ve "gül çehreli, gül gibi güzel" anlamına gelen Gülcemal adı verilmiş… Geminin inşa maliyeti 200.000 sterlin imiş. 142 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde ve su altında kalan kısmı yaklaşık 10 metre olan, üst güvertesi açık, iki bacalı, dört direkli, 5071 grostonluk geminin teknesi su geçirmez perdelerle 8 bölmeye ayrılmış. 5.000 beygir gücünde motoru, dakikada 52 devir yaparak dönen 7 metre çapında bir pervanesi varmış. Günde 85 ton kömür yakarak saatte 15 deniz milin üzerinde bir hıza erişebilen geminin depoları 1.100 ton kömür alabilecek kapasitedeymiş. Gemi kendi döneminin bir teknoloji harikası olarak görülmekteymiş. Yemek ve dinlenme salonları hayli geniş tutulmuş, geniş oyun yerleri, lüks restoranları, göz kamaştırıcı salonları ile lüks oteller ayarında yüzen bir saray görünümündeymiş. Geminin birinci mevkiinde 220 yolcu ağırlanıyormuş, ikinci mevki kamaraları yokmuş ancak alt kısmında 1500 göçmeni taşıyabilecek geniş koğuşları varmış. Mürettebatı 130 kişiden oluşuyormuş. İkizi olan Britannic gemisi ile beraber Belfast’da, (Kuzey İrlanda) inşa edilmiş ve 15 Temmuz 1874 tarihinde denize indirilmiş. İlk seferini Liverpool limanından New York limanına 30 Mayıs 1875 tarihinde gerçekleştirmiş. 1911 yılında satın alınan gemi ilk zamanlarında Türk askerlerini Yemen'e taşımış. Karadeniz limanlarına düzenli posta seferleri yapmaya başlamış. Sultan Reşad onunla Rumeli seyahatine çıkmış. 19 Haziran 1913'te Balkan Savaşı döneminde Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da kalan son askerlerini de Seman iskelesinden Gülcemal Vapuru getirmiş.. Hac zamanlarında binlerce yolcuyu Mekke'ye en yakın liman olan Cidde limanına taşımış. 1914'te I.Dünya Savaşı çıktığında Gülcemal asker taşımada kullanılmaya başlar, bir dönem hastane gemisi olarak da hizmet verir. 27 Şubat 1915 tarihinde, 5000 civarında askeri İstanbul’dan Gelibolu’ya götürürken İmralı adası önlerinde İngiliz denizatlısı E-14 tarafından torpillenir. Pruvasından yara alan gemideki askerleri kurtarmak için Şirket-i Hayriye, Cemal Kaptan idaresinde 67 numaralı Kalender adlı yeni vapurunu ve 27 numaralı Sahilbent adlı araba vapurunu olay yerine gönderir. Kurtulabilen askerler ve savaş malzemeleri birkaç gün içinde yakındaki Bolayır ve Lâpseki iskelelerine taşınırken Gülcemal de civardan yetişen başka teknelerce batmaktan kurtarılarak yedekte çekilip, 2 yıl sürecek tamiratı için İstanbul'a getirilir. Gülcemal batmamış ama onun batacağını sanarak yüzme bilmediği halde kendini denize atan birçok askerimiz boğularak can vermiş. Nedense ölü sayısı hakkında Osmanlı kayıtlarında herhangi ayrıntılı bir bilgi bulunmuyor. Ama İngiliz kaynaklarında ise, E-14 denizaltısı mürettebatının bu başarılarından dolayı, ‘öldürdükleri 4000 düşman askeri nedeniyle 20.000 Sterlin ödül aldıkları, ama geminin sivil amaçla kullanıldığının anlaşılması üzerine bu ödülün mürettebattan geri İstendiği kaydedilmiş.

II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürmek için 1889’da İstanbul’dan yola çıkan. 61 subay ve memur, 548 er ve erbaş olmak üzere toplam 609 mürettebat ile üç ay Japon sularında kaldıktan sonra Japonya’dan dönüşünde Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanıp 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak batan. Kazadan sadece 69 denizcinin kurtulabildiği, Amiral Osman Bey de dâhil diğer mürettebatın hayatını kaybettiği. Şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenlendiği Ertuğrul Fırkateyni için her yıl anma törenleri yapılırken İngiliz kayıtlarına göre 4000 askerimizin şehit olduğu Gülcemal vapuru neden hiç hatırlanmaz. İstanbul’un yani Payitaht’ın burnunun dibinde İmralı adası yakında böyle bir facianın yaşanmasının utancından olabilir mi bilmiyorum. Benim rüyalarıma girenler, bana sitem edenler de acaba bu şehitlerimiz miydi?

Gülcemal savaşın sonunda 1918-1919 yılları arasındaki mütareke döneminde Yunanistan ve Mısır'daki esir kamplarında tutulmakta olan Alman askerlerini de Wilhelmhaven ve Hamburg limanlarına taşımış. Bu arada İstanbul, Selanik ve İskenderiye arasında seferler de yapmış. Kurtuluş Savaşı öncesinde 9.Ordu kumandanı Kazım Karabekir Paşa 12 Nisan 1919 günü İstanbul'dan Trabzon'a Gülcemal ile gitmiş. Gülcemal, Cumhuriyet döneminde Karadeniz, Ege ve Akdeniz hatlarında posta seferlerinde kullanılmış. 1920 yılında Amerika seferini yapan ilk Türk gemisi olma özelliğini üstlenmiştir. İsmet İnönü başkanlığındaki Lozan heyetini de taşımış olan Gülcemal Vapuru, Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi döneminde Yunanistan’dan Türkiye’ye gelecek göçmenleri, Selanik'ten İstanbul ve İzmir limanlarına taşımış. Hilal- i Ahmer Cemiyeti kayıtlarına göre 31 Aralık 1923 yılında 644 göçmen ile Samsun’ a doğru yola çıkan ilk vapur Gülcemal’dir. İşte mübadillerin dilinde efsaneleşen Gülcemal’i Gülcemal yapan unsurlardan biri de ilk gemi olmasıdır.

Vapur, Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile de hizmetlerine devam etmiş, 15 Mayıs 1923 tarihinde Trabzon yakınlarında Yosun Burnu'nda karaya oturduysa da Alemdar tahlisiye gemisi tarafından kurtarılmış. Atatürk de muhtelif gezilerinde Gülcemal Vapurunu kullanmıştı. 5 Haziran 1926'da Mudanya'da Gülcemal Vapuru Hatıra Defterine şunları yazmıştır. " Gülcemal Vapuru'nda gördüğüm intizam ve mükemmeliyet takdire değerdir. Genel Müdür Beyefendi'ye, geminin süvarisine ve bütün mürettebatına teşekkür ederim.

Gülcemal Vapuru, yaptığı fedakârlıklar ve verdiği mücadeleye bakılmaksızın sökülmüş ve tarihin derinliklerine gömülmüştür. Parçalandığı gün, 75 yıl gibi uzun bir hizmet ömrüyle ‘dünyanın en uzun süre çalışan 2. gemisi’ olarak adını tarihe yazdırmıştı.

Eğer cansız varlıklara da Gazi unvanı verilebilse idi, belki Gülcemal Vapuru’ da Gazi Gülcemal diye anılacaktı.

20.06.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00