BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
14364359
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PREFABRİK BİR KİLİSE, II. ABDÜLHAMİT VE BEKRİ MUSTAFA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Osmanlı, Balkanlarda çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmıştı. Bu dönemde devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de pek başarılı olunamamıştır. 1806 -1812 Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlı Devleti ile Rusya arasında birçok cephelerde açılan bir savaştır. Çapanoğlu Süleyman Bey ve oğlu vezir Mehmet Celalettin paşa da kendi kuvvetleri ile bizzat bu savaşlara katılmışlar, Mehmet Celalettin Bey ordu komutanlığı yapmışsa da 1811 yılında yapılan bir savaşta Ruslara esir düşmüş 1812 yılında yapılan Bükreş anlaşması ile ve pederi Süleyman Bey’in Rus Çarına gönderdiği mektupla yurda dönmüştür. Bu savaşların da etkisi ile Osmanlının sınırları içindeki Balkan devletlerinde isyanlar başlar.

İsyanlar ve toprak kayıpları devam ederken İstanbul’un Balat semtinde ve tam da Haliç’in kıyısında bir Kilise yapılır. Osmanlı tebaasından Bulgarlar, o zamana kadar Fener Rum Patrikhanesi´ne bağlı kiliselerde ibadet ederdi. Fener Rum Patrikhanesi´ne bağlı bu kiliselerde ibadet dilinin Rumca olması, Bulgarları rahatsız ediyordu. Bulgarlar, Rumlarla aynı din ve aynı mezhepten oldukları halde, Rum kiliselerindeki ayinleri anlayamıyorlardı.

Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin kendi ibadethaneleri olduğunu, buna mukabil Bulgarların da ayrı bir cemaat oluşturdukları halde ayrı bir kiliseleri olmadığını belirten İstefanaki Bey, Eylül 1848´de devlete başvurarak, artık kendi dillerinde ibadet etmek istediklerini bildirir. Tam o dönemde Ruslar da, Bulgarları etkilemek için harekete geçmiş, İstanbul´da bir Bulgar kilisesi kurmak için girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Rusya’nın Balkanlarda Panslavizm idealini yaymaya başlamasıyla Sırp, Karadağ, Bosna-Hersek, Romen(Eflak-Boğdan) ve Bulgar isyanları başlamıştı.

Padişah Sultan II. Abdülhamit, bu olayları bir siyasi manevraya dönüştürmek ister.
Düşüncesi, Fenerdeki Ortodoks patriğinin burnunun dibine bir Bulgar kilisesi inşa ettirerek Rumlara rakip ikinci bir patriklik tesis edip, Yunanlılarla, Bulgarların arasını açmak ve böylece Balkan ittifakında bir çatlak yaratmaktır. Önce 17 Ekim 1849 tarihli fermanı ile kendilerine, Fener semtinde kendi ibadethanelerine sahip olmalarına izin verir. Ancak yeni kilisenin inşaat temeli 27 Nisan 1882 senesinde atılabilir. İnşaat yerinin başka yerden toprak taşınarak doldurulmuş olmasından dolayı bu kadar ağır ve yüksek bir binayı taşıyamama tehlikesini göz önünde tutan Mimar Hovsep Aznavur, bina konstrüksiyonunun çelik profillerden hazırlanması ve demonte bir şekilde getirilip burada monte edilmesine karar verir.

Kilisenin uygulama projesinin yapılması ve prefabrik yapı parçalarının üretilmesi için uluslararası bir yarışma açılır. Yarışmayı Avusturya firması R. Ph. Waagner kazanır ve bir yıl sonra üretime geçer. Bütün parçalar tamamlanınca kilise önce firmanın Viyana´da ki fabrikasının bahçesinde tümüyle kurulur. Daha sonra sökülen yapı elemanları, Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden bir nehir teknesiyle İstanbul´a taşınır. Şimdiki yerine bir buçuk yıllık bir çalışma sonrasında oturtulan yapı, kutsanarak törenle açılır.
Yapının taşıyıcı iskeleti çelik profillerden oluşturulmuş, sonra da üzeri sac ve döküm levhalarla kaplanmıştır. Pencere doğramaları, kapı ve pencereleri çevreleyen süsler, dış cephe boyunca her aksı belirtecek biçimde düzenlenmiş köşelerin başlıkları, pencere kenarındaki sütunları taşıyan konsollar, bütün yapıya saçak hizasında dolanan silmelerin arasındaki eski çelenk motifleri dökümdendir. Bütün parçalar birbirine dev cıvata - somun, perçin ya da kaynakla birleştirilmiştir.

Bu surette Bulgar kilisesi, Sultan Abdülhamid'in bu siyasi manevrası ile teessüs etmiş olur. Osmanlı devleti, 11 Mart 1870´te bir ferman çıkararak kilisenin bağımsız olmasına da izin verince Bulgar ve Rumlar'ın müşterek oturdukları bu semt’te Rum-Bulgar kavgası başlamış, bu kavga bir süre iki devletin de arasına soğukluk sokmuşsa da önce Yunanistan sonrada Bulgaristan Osmanlı idaresinden kopmuş istiklallerini ilan etmişlerdir.

Bu kilise ilgili olarak meşhur Bekri Mustafa’nın bir fıkrası anlatılır. Balat semtinde ikamet eden Bekri Mustafa. Çok sarhoş olduğu bir gece, kilisenin önünden geçerken birden dönüp kilisenin kapısını yumruklar. Zangoç kapıyı açıp Bekri Mustafa’yı karşısında görünce şaşırır ve sorar. “Ne istiyorsun?” Bekri, “ Kiliseyi gezeceğim” der. Zangoç çaresiz açar kapıyı, birlikte dolaşmaya başlarlar. Bekri Mustafa sorar “Bu resimlerin önünde neden mumlar yanıyor.” “Bunlar Hıristiyan azizleri onun için mum yanıyor” der Zangoç. Ama bir resmin önünde mum olmadığını görünce bu defa da ona takılır neden yanmıyor diye. Zangoç, “Bu şeytanın resmi onun için önünde mum yok der. “Şeytanı da Allah yaratmadı mı yak onunda önüne bir mum” deyince, Zangoç, Bekri Mustafa’dan kurtulmak için bir mumda şeytan’a yakar. Bekri eve gelir yatar. Gecenin bir yarısında birden Bekrinin oda kapısı açılır içeriye acayip kılıklı birisi girer. Bekri korku ile sorar “”kimsin sen evime nasıl girdin”? “Ben şeytanım” der gelen. “ Bu gece benim resmime mum diktirdin ya, sana teşekküre geldim. Dile benden ne dilersen.”Bekri çok mutlu olur. “Çok param olsun istediğim kadar şarap alabileyim” der. Şeytan “Gel benimle diyerek onu Beyazıt’taki Kapalıçarşı’nın çatısına götürür. “İşte bütün sarraf dükkânları emrinde in aşağıya istediğin kadar al” diyerek eline bir torba tutuşturur. Bekri torbayı yeteri kadar doldurup tam merdiveni çıkmaya başlarken bekçi paçasından yakalar. Bekri korku ile bağırır. “Şeytan hazretleri bekçi paçama yapıştı bırakmıyor”. Şeytan gizlendiği kubbenin arkasından akıl verir. “Üzerine işe kurtul ondan”. Bekri Şeytanın dediğini yapar. Bir uyanır ki yatak yorgan sırılsıklam. O hırsla tekrar giyinip Kiliseye gider. Yine kapıyı yumruklar. Zangoç uykulu gözlerle kapıyı açar. Bekriyi tekrar karşısında görünce bu defa kızar, “yine ne istiyorsun” diye sorar. Burnundan soluyan Bekri “söndür ulan o mumu” der.

02.05.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00