BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
174
Dün
:
4633
Toplam
:
14105479
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BABUNA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı.

Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu, pek ender de olsa, ya çok kederlendiğinde ya da keyfi yerinde olduğunda sadece bu kadarını hatırlayabildiğim bu bozlağı söyler, söylerken de gözünden süzülen damlaları saklamaya çalışırdı. Dayımın düğününde de ısrar üzerine yine bu ağıtı söylemiş ve teyp’e kaydedilmişti. Küçük yaşlarda iken bir anlam veremediğim bu gözlemlerim 17-18 li yaşlarımda beni de etkilemeye başlamıştı ama, babamızla aramızdaki resmiyetten dolayı bir şey soramazdık ki. Biz öyle terbiye almıştık. Babamız da bize sevgisini göstermezdi. Bir keresinde kardeşimle birlikte annemize sormuştuk “babamız bizi sevmiyor mu” diye de, annem hiç sevmez olur mu ama öyle yetiştirilmiş, sizi gözünden sakınır diye cevap vermişti. Keyfinin yerinde olduğu bir akşam yemeği sırasında bir dükkânın vitrininde transistorlu küçük bir radyo gördüğümü hayretle söylemiştim. Lambalı kocaman radyoların yerine artık transistorlu radyolar çıkmıştı. Mecmualarda resimlerini görüyorduk, ama daha kimse alamamıştı. Annemize sevgisini sorduğumuzun ertesi günü babam benim gördüğüm radyoyu almış, biz okulda iken öğle paydosunda eve bırakmış çocuklar okuldan gelince verirsin demişti. O akşam ilk defa çekinmeden ve sevgi ile babamızı öpmüştük teşekkür etmek için. Ben bu radyoyu yedek subaylığım sırasında bile yanımdan ayırmadım, 16 yıl gittiğim her yere götürdüm. Çapanoğulları hadisesinden sonra her şeyini kaybeden ailemiz, dedem Muhlis Bey’in (Bkz. Yozgat Gazetesi Bir zamanların Yozgat’ı 03.02.2013 1-2-3 no’lu yazılarım) elinde kalanlarla ve çabası ile biraz belini doğrultmuşsa da dedemin ani ölümü ile Babam İş Bankasına memur olmak zorunda kalmış, gurbette oradan oraya savrulurken yine gurbette vefat etmişti.

Babamın memuriyeti dolayısıyla Amasya’da bulunduğumuz yıllarda şimdi hayatta olan değerli edebiyat öğretmeni Yozgat’lı Cemal Maraşlıoğlu da Amasya Lisesinde hocamızdı Allah sağlıklı uzun ömür versin. Babamı çok sevdiği için sık sık bize gelirlerdi. Bir gece sohbet sırasında ailemizin başına gelenleri kastederek “ağabey hiç üzülmüyor musun?” dediğinde, babam “üzülsen ne fayda, elden ne gelir, mukadderat” diye cevap vermişti. Yine lafı uzattım. 5-6 yıl kadar önce babamı sık sık rüyalarımda görmeye başlamıştım, bana şiirler okuyordu. Şiirler çok hoşuma gidiyor her seferinde rüyamda kendi kendime şöyle söylüyordum; ben bu şiiri aklımda tutarım uyanınca yazarım. Sabah uyanınca bir kelimesi bile aklıma gelmiyordu. Bunu birkaç defa eşime de söyledim. Bir gece kendimi zorlayarak uyandım ve aklımda kalanları acele ile çalakalem yazdım. O kadar karma karışık yazmışım ki sabah uyandığımda yazdıklarımı büyüteçle defalarca kontrol ederek şu mısraları yazdığıma kani oldum.
Hep böyle sürer sandım şu beyhude yazım
Lakin hep nakıs’ta yazılıymış bu çileli bahtım
İkbali ile avunurken muhterem babamın
Avucumdan kayıp gitti ecdad-ı vatanım

Bu mısralar beni çok etkiledi. Hemen anneme telefon ettim. Ağlayarak “evet hep böyle sitem ederdi” deyince daha da üzüldüm. Babam neden hep Babuna’yı söylerdi? Babuna ne demekti? Önce büyüklerime sonra da Yozgat’a her gittiğimde görüştüğüm insanlara sordum bilen çıkmadı. Sonra bir gün Süleyman Sökmen ağabeyim aklıma geldi o mutlaka bilir düşüncesi içinde ona telefon açtım. Tam isabet idi. Değerli ağabeyim “Babuna yiğitleme demektir” diye engin bilgisini bir kere daha ispat etmişti. Telefon konuşmamızı da şöyle bitirmişti; Babuna da yiğitleme adıdır/ Sürmeliler türkülerin tadıdır/ Çapanoğlu havalinin şahıdır/ O zamanları görenleri bi bilsen. Sonra telefon konuşmamızı yeterli görmemiş ki, Yozgat Gazetesindeki köşesinde de bana hitaben yine şu notu yazmıştı.

“Sevgili hemşerim Abdülkadir Çapanoğlu, ben Süleyman Sökmen, ilginiz için çok teşekkür ederim. Babuna "yiğitleme" manasına gelmektedir. Başka sorularınız veya görüşleriniz olursa beklerim. Sevgiler
Süleyman Sökmen -- 24.10.2009 12:34”


Sonraki günlerde yine görüşmelerimiz oldu değerli ağabeyimle, engin bilgisinden çok yararlandım. Hiç beklemediğim bir gün posta ile adıma imzalı üç kitabı geldi.

Değerli ağabeyimin kaleminden buyurun kısaca “babuna’nın hikâyesi”;
Çapanoğlu Hadisesi sırasında Çerkez Ethem’in askerleri ile Yozgat’a geleceği haberi alınınca Yozgat çevresinde siperler kazılmış. Üç arkadaş Deli Veli, Kamuk Asım, Yalıngat Yakup da kendilerince siper kazarlar. Kamuk Asım biraz şakacı olduğundan bulduğu bir kiremit parçası ile koluna onbaşı işareti de çizer. Öğle sıcağında alıç ağacına yaslanmış düşünen Veli birden heyecanlanır. “Bakın la gardaşlar kim aramızdan ayrılıp şehit olursa onu kahraman gibi övelim. Nişanlımıza, ailemize daha fazla özen gösterip ölünceye kadar destek olalım söz mü?”...

Gece nöbeti birkaç saat uzun süren yarı uykulu Kumuk Asım birden fırladı, gözlerinden bir eliyle yaşlarını silerken cebinden yeni bilediği bıçağını çıkardı, bileğine çaldı. Kan bayağı akıyordu, diğerleri şaşırdılar. Bıçağı onlara uzattı, işaretle (sizde kesin gibi) yaptı. Onlarda hiçbir soru sormadan bileklerini kesip ağlaştılar. Kumuk Asım kısa bir konuşma yaptı. Kanlarını karşılıklı olarak emdiler. Hep beraber dediler ki “artık biz kan kardeşiyiz, bizi ancak ölüm ayırır.”

Mermi sandığını mevziye almak için yarı beline kadar dışarı çıkan Yalıngat Yakup oracıkta vurulur. Merminin biri omzuna biri karın boşluğuna isabet etmiştir. Deli Veli ile Kamuk Asım neye uğradıklarını şaşırırlar. Dünyaları kararır. Yalıngat Yakub’u mevziye çekmek isterlerken o eliyle bir yeri gösterir. Gösterdiği yer, hayaller kurup, ocak yakıp et yedikleri, sigara içtikleri, serin gölgeli “sarı ardıç’ın” olduğu yerdir. Mevziden çıkıp Yalıngat Asım’ı sarı ardıç’ın dibine götürürler. Artık ölüm onlara vız gelmektedir. Yakup, zor konuşsa da Veli ile Asım’a “ öldüğüme üzülmeyin, bizim anımız kaybolmasın, ikinizin de sesi çok güzel bana ağıt yakın, türkü söyleyin” diyerek ikisini de öpmek için hamle yapar ama gücü kalmamıştır. Yüz üstüne çakılır ve ölür. Deli Veli ve Kamuk Asım perişandır. Karşılıklı silahlar da susmuştur. Veli, Yakup’u sanki ölmemiş gibi, ardıcın dibine yaslar. Yakamadığı sigarasını tabakadan çıkarır ağzına tutuşturur. Kendileri de yanmayan sigaraları ağızlarına alırlar. Karşılıklı doğaçlamalı aşağıdaki ağıtı okurlar…

Ay dost…
Derildiler derildiler geldiler
Kolumuzu kanadımızı kırdılar
Yurdumuzu Çerkezlere verdiler
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Top kekilli yiğit gardaş nicoldu

Ay dost….
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı

Ay dost…
Bize haram oldu bu ilde durmak
Tüfek kabzasında kınalı parmak
Hepimiz ölürüz yurdumuz vermek
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Kartal gibi o yiğitler nicoldu.


Ay dost….
Aman yaz gelip de yaz ayları doğunca
Bizim burdan göçmemize ne aldı
Sarı çiçek mor menekşe bitince
Top top edip yolmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı


Yakın mesafeden ateş edip Yakup’u vuran Çerkez Ethem’in askerlerinden Ankaralı Çap Hasan, mevzide olanları takip eder. Silahsız ve beyaz mendilini bir ağaç parçasına takar, ağır adımlarla mevziiye gelir. Veli ve Asımla sanki özür dilercesine kucaklaşır ağlaşırlar. Doğaçlama dizelerini de ağlayarak dinleyen Çap Hasan,

Biz buraya can almaya gelmedik
Sonu böyle olacağını bilmedik
Eller gibi ileriyi görmedik
Bizi bize kırdıranlar nicoldu
Top kekilli Çap Hasanlar nicoldu diye tamamlar.

Dizelerini söyledikten sonra Yakup’un soğuk ve cansız vücudunu biraz daha düzeltir, alnından öper. Veli’ye dönerek siz de beni vurabilirsiniz deyince, yine birbirlerine sarılırlar ve hiç konuşmadan Çap Hasan yerine döner……..

Yaşadığı felaketler üzerine 33 yaşında iki çocukla beş parasız gurbete çıkan babam, daha 47 yaşında iken yine gurbette (Çanakkale) vefat ettiğinde kardeşim ve ben lise talebesi idik. Ve benim yaşamadan öldü diye tanımladığım bir yaşamı olan sevgili babam, 1970 yılında katıldığım bir ruhi celse de(*) orada rahat mısın diye sorma gafletinde bulunduğumda, “siz orada huzur içinde olursanız bende burada huzur içinde olurum diye cevap vermişti.” Nur içinde yatsın.

Değerli okurlar, Süleyman Sökmen ağabeyimizin rahatsızlığı nedeniyle telefon ile görüşme şansımızı da kaybettik. Değerli ağabeyime Allahtan şifalar diliyorum.

(*) 1970-1971 yıllarında İstanbul’daki Türkiye Metapsişik Araştırmalar Derneğinin çalışmalarına katılmıştım.

21.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
ÇOK SEVGİLİ DOSTUM UZUN UĞRAŞLAR VEREREK TARİHİN GİZLİ KALMIŞ GERÇEKLERİ AYDINLATTIĞINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
SİZLERLE BERABER OLDUĞUM ZAMAN HİÇ BİR ZAMAN DİN AYIRIMI İLE KARŞILAŞMADIM.SİZ DİN DİL İRK AYIRIMI YAPMADAN İNSANLARLA KURDUĞUNUZ DOTLUK VE ARKADAŞLIK TAKDİRE ŞAYANDIR.
HER ZAMAN YARDIMA HAZIR DOSTLUĞUNUZ EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMDİR.
SEVGİLER VE SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 27.04.2018 12:26
BERÇ KERESTECİYAN EFENDİ
Her zamanki gibi çok enteresan ve güzel bir yazı. Ben 8 sene bir Ermeni takımı olan ŞİŞLİ SPORDA basketbol oynadım.Çok Ermeni dostum var ve onların hiç bir biz Türklere kötü davranışlarını görmedim. Allah birdir. İnsanlarda kardeştir. Teşekkür ederim. Selamlar ve sevgiler
Taylan Emcioğlu -- 27.04.2018 12:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00