BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4601
Toplam
:
13184412
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BABUNA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı.

Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu, pek ender de olsa, ya çok kederlendiğinde ya da keyfi yerinde olduğunda sadece bu kadarını hatırlayabildiğim bu bozlağı söyler, söylerken de gözünden süzülen damlaları saklamaya çalışırdı. Dayımın düğününde de ısrar üzerine yine bu ağıtı söylemiş ve teyp’e kaydedilmişti. Küçük yaşlarda iken bir anlam veremediğim bu gözlemlerim 17-18 li yaşlarımda beni de etkilemeye başlamıştı ama, babamızla aramızdaki resmiyetten dolayı bir şey soramazdık ki. Biz öyle terbiye almıştık. Babamız da bize sevgisini göstermezdi. Bir keresinde kardeşimle birlikte annemize sormuştuk “babamız bizi sevmiyor mu” diye de, annem hiç sevmez olur mu ama öyle yetiştirilmiş, sizi gözünden sakınır diye cevap vermişti. Keyfinin yerinde olduğu bir akşam yemeği sırasında bir dükkânın vitrininde transistorlu küçük bir radyo gördüğümü hayretle söylemiştim. Lambalı kocaman radyoların yerine artık transistorlu radyolar çıkmıştı. Mecmualarda resimlerini görüyorduk, ama daha kimse alamamıştı. Annemize sevgisini sorduğumuzun ertesi günü babam benim gördüğüm radyoyu almış, biz okulda iken öğle paydosunda eve bırakmış çocuklar okuldan gelince verirsin demişti. O akşam ilk defa çekinmeden ve sevgi ile babamızı öpmüştük teşekkür etmek için. Ben bu radyoyu yedek subaylığım sırasında bile yanımdan ayırmadım, 16 yıl gittiğim her yere götürdüm. Çapanoğulları hadisesinden sonra her şeyini kaybeden ailemiz, dedem Muhlis Bey’in (Bkz. Yozgat Gazetesi Bir zamanların Yozgat’ı 03.02.2013 1-2-3 no’lu yazılarım) elinde kalanlarla ve çabası ile biraz belini doğrultmuşsa da dedemin ani ölümü ile Babam İş Bankasına memur olmak zorunda kalmış, gurbette oradan oraya savrulurken yine gurbette vefat etmişti.

Babamın memuriyeti dolayısıyla Amasya’da bulunduğumuz yıllarda şimdi hayatta olan değerli edebiyat öğretmeni Yozgat’lı Cemal Maraşlıoğlu da Amasya Lisesinde hocamızdı Allah sağlıklı uzun ömür versin. Babamı çok sevdiği için sık sık bize gelirlerdi. Bir gece sohbet sırasında ailemizin başına gelenleri kastederek “ağabey hiç üzülmüyor musun?” dediğinde, babam “üzülsen ne fayda, elden ne gelir, mukadderat” diye cevap vermişti. Yine lafı uzattım. 5-6 yıl kadar önce babamı sık sık rüyalarımda görmeye başlamıştım, bana şiirler okuyordu. Şiirler çok hoşuma gidiyor her seferinde rüyamda kendi kendime şöyle söylüyordum; ben bu şiiri aklımda tutarım uyanınca yazarım. Sabah uyanınca bir kelimesi bile aklıma gelmiyordu. Bunu birkaç defa eşime de söyledim. Bir gece kendimi zorlayarak uyandım ve aklımda kalanları acele ile çalakalem yazdım. O kadar karma karışık yazmışım ki sabah uyandığımda yazdıklarımı büyüteçle defalarca kontrol ederek şu mısraları yazdığıma kani oldum.
Hep böyle sürer sandım şu beyhude yazım
Lakin hep nakıs’ta yazılıymış bu çileli bahtım
İkbali ile avunurken muhterem babamın
Avucumdan kayıp gitti ecdad-ı vatanım

Bu mısralar beni çok etkiledi. Hemen anneme telefon ettim. Ağlayarak “evet hep böyle sitem ederdi” deyince daha da üzüldüm. Babam neden hep Babuna’yı söylerdi? Babuna ne demekti? Önce büyüklerime sonra da Yozgat’a her gittiğimde görüştüğüm insanlara sordum bilen çıkmadı. Sonra bir gün Süleyman Sökmen ağabeyim aklıma geldi o mutlaka bilir düşüncesi içinde ona telefon açtım. Tam isabet idi. Değerli ağabeyim “Babuna yiğitleme demektir” diye engin bilgisini bir kere daha ispat etmişti. Telefon konuşmamızı da şöyle bitirmişti; Babuna da yiğitleme adıdır/ Sürmeliler türkülerin tadıdır/ Çapanoğlu havalinin şahıdır/ O zamanları görenleri bi bilsen. Sonra telefon konuşmamızı yeterli görmemiş ki, Yozgat Gazetesindeki köşesinde de bana hitaben yine şu notu yazmıştı.

“Sevgili hemşerim Abdülkadir Çapanoğlu, ben Süleyman Sökmen, ilginiz için çok teşekkür ederim. Babuna "yiğitleme" manasına gelmektedir. Başka sorularınız veya görüşleriniz olursa beklerim. Sevgiler
Süleyman Sökmen -- 24.10.2009 12:34”


Sonraki günlerde yine görüşmelerimiz oldu değerli ağabeyimle, engin bilgisinden çok yararlandım. Hiç beklemediğim bir gün posta ile adıma imzalı üç kitabı geldi.

Değerli ağabeyimin kaleminden buyurun kısaca “babuna’nın hikâyesi”;
Çapanoğlu Hadisesi sırasında Çerkez Ethem’in askerleri ile Yozgat’a geleceği haberi alınınca Yozgat çevresinde siperler kazılmış. Üç arkadaş Deli Veli, Kamuk Asım, Yalıngat Yakup da kendilerince siper kazarlar. Kamuk Asım biraz şakacı olduğundan bulduğu bir kiremit parçası ile koluna onbaşı işareti de çizer. Öğle sıcağında alıç ağacına yaslanmış düşünen Veli birden heyecanlanır. “Bakın la gardaşlar kim aramızdan ayrılıp şehit olursa onu kahraman gibi övelim. Nişanlımıza, ailemize daha fazla özen gösterip ölünceye kadar destek olalım söz mü?”...

Gece nöbeti birkaç saat uzun süren yarı uykulu Kumuk Asım birden fırladı, gözlerinden bir eliyle yaşlarını silerken cebinden yeni bilediği bıçağını çıkardı, bileğine çaldı. Kan bayağı akıyordu, diğerleri şaşırdılar. Bıçağı onlara uzattı, işaretle (sizde kesin gibi) yaptı. Onlarda hiçbir soru sormadan bileklerini kesip ağlaştılar. Kumuk Asım kısa bir konuşma yaptı. Kanlarını karşılıklı olarak emdiler. Hep beraber dediler ki “artık biz kan kardeşiyiz, bizi ancak ölüm ayırır.”

Mermi sandığını mevziye almak için yarı beline kadar dışarı çıkan Yalıngat Yakup oracıkta vurulur. Merminin biri omzuna biri karın boşluğuna isabet etmiştir. Deli Veli ile Kamuk Asım neye uğradıklarını şaşırırlar. Dünyaları kararır. Yalıngat Yakub’u mevziye çekmek isterlerken o eliyle bir yeri gösterir. Gösterdiği yer, hayaller kurup, ocak yakıp et yedikleri, sigara içtikleri, serin gölgeli “sarı ardıç’ın” olduğu yerdir. Mevziden çıkıp Yalıngat Asım’ı sarı ardıç’ın dibine götürürler. Artık ölüm onlara vız gelmektedir. Yakup, zor konuşsa da Veli ile Asım’a “ öldüğüme üzülmeyin, bizim anımız kaybolmasın, ikinizin de sesi çok güzel bana ağıt yakın, türkü söyleyin” diyerek ikisini de öpmek için hamle yapar ama gücü kalmamıştır. Yüz üstüne çakılır ve ölür. Deli Veli ve Kamuk Asım perişandır. Karşılıklı silahlar da susmuştur. Veli, Yakup’u sanki ölmemiş gibi, ardıcın dibine yaslar. Yakamadığı sigarasını tabakadan çıkarır ağzına tutuşturur. Kendileri de yanmayan sigaraları ağızlarına alırlar. Karşılıklı doğaçlamalı aşağıdaki ağıtı okurlar…

Ay dost…
Derildiler derildiler geldiler
Kolumuzu kanadımızı kırdılar
Yurdumuzu Çerkezlere verdiler
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Top kekilli yiğit gardaş nicoldu

Ay dost….
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı

Ay dost…
Bize haram oldu bu ilde durmak
Tüfek kabzasında kınalı parmak
Hepimiz ölürüz yurdumuz vermek
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Kartal gibi o yiğitler nicoldu.


Ay dost….
Aman yaz gelip de yaz ayları doğunca
Bizim burdan göçmemize ne aldı
Sarı çiçek mor menekşe bitince
Top top edip yolmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı


Yakın mesafeden ateş edip Yakup’u vuran Çerkez Ethem’in askerlerinden Ankaralı Çap Hasan, mevzide olanları takip eder. Silahsız ve beyaz mendilini bir ağaç parçasına takar, ağır adımlarla mevziiye gelir. Veli ve Asımla sanki özür dilercesine kucaklaşır ağlaşırlar. Doğaçlama dizelerini de ağlayarak dinleyen Çap Hasan,

Biz buraya can almaya gelmedik
Sonu böyle olacağını bilmedik
Eller gibi ileriyi görmedik
Bizi bize kırdıranlar nicoldu
Top kekilli Çap Hasanlar nicoldu diye tamamlar.

Dizelerini söyledikten sonra Yakup’un soğuk ve cansız vücudunu biraz daha düzeltir, alnından öper. Veli’ye dönerek siz de beni vurabilirsiniz deyince, yine birbirlerine sarılırlar ve hiç konuşmadan Çap Hasan yerine döner……..

Yaşadığı felaketler üzerine 33 yaşında iki çocukla beş parasız gurbete çıkan babam, daha 47 yaşında iken yine gurbette (Çanakkale) vefat ettiğinde kardeşim ve ben lise talebesi idik. Ve benim yaşamadan öldü diye tanımladığım bir yaşamı olan sevgili babam, 1970 yılında katıldığım bir ruhi celse de(*) orada rahat mısın diye sorma gafletinde bulunduğumda, “siz orada huzur içinde olursanız bende burada huzur içinde olurum diye cevap vermişti.” Nur içinde yatsın.

Değerli okurlar, Süleyman Sökmen ağabeyimizin rahatsızlığı nedeniyle telefon ile görüşme şansımızı da kaybettik. Değerli ağabeyime Allahtan şifalar diliyorum.

(*) 1970-1971 yıllarında İstanbul’daki Türkiye Metapsişik Araştırmalar Derneğinin çalışmalarına katılmıştım.

21.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00