BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
209
Dün
:
4633
Toplam
:
14650483
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BABUNA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı.

Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu, pek ender de olsa, ya çok kederlendiğinde ya da keyfi yerinde olduğunda sadece bu kadarını hatırlayabildiğim bu bozlağı söyler, söylerken de gözünden süzülen damlaları saklamaya çalışırdı. Dayımın düğününde de ısrar üzerine yine bu ağıtı söylemiş ve teyp’e kaydedilmişti. Küçük yaşlarda iken bir anlam veremediğim bu gözlemlerim 17-18 li yaşlarımda beni de etkilemeye başlamıştı ama, babamızla aramızdaki resmiyetten dolayı bir şey soramazdık ki. Biz öyle terbiye almıştık. Babamız da bize sevgisini göstermezdi. Bir keresinde kardeşimle birlikte annemize sormuştuk “babamız bizi sevmiyor mu” diye de, annem hiç sevmez olur mu ama öyle yetiştirilmiş, sizi gözünden sakınır diye cevap vermişti. Keyfinin yerinde olduğu bir akşam yemeği sırasında bir dükkânın vitrininde transistorlu küçük bir radyo gördüğümü hayretle söylemiştim. Lambalı kocaman radyoların yerine artık transistorlu radyolar çıkmıştı. Mecmualarda resimlerini görüyorduk, ama daha kimse alamamıştı. Annemize sevgisini sorduğumuzun ertesi günü babam benim gördüğüm radyoyu almış, biz okulda iken öğle paydosunda eve bırakmış çocuklar okuldan gelince verirsin demişti. O akşam ilk defa çekinmeden ve sevgi ile babamızı öpmüştük teşekkür etmek için. Ben bu radyoyu yedek subaylığım sırasında bile yanımdan ayırmadım, 16 yıl gittiğim her yere götürdüm. Çapanoğulları hadisesinden sonra her şeyini kaybeden ailemiz, dedem Muhlis Bey’in (Bkz. Yozgat Gazetesi Bir zamanların Yozgat’ı 03.02.2013 1-2-3 no’lu yazılarım) elinde kalanlarla ve çabası ile biraz belini doğrultmuşsa da dedemin ani ölümü ile Babam İş Bankasına memur olmak zorunda kalmış, gurbette oradan oraya savrulurken yine gurbette vefat etmişti.

Babamın memuriyeti dolayısıyla Amasya’da bulunduğumuz yıllarda şimdi hayatta olan değerli edebiyat öğretmeni Yozgat’lı Cemal Maraşlıoğlu da Amasya Lisesinde hocamızdı Allah sağlıklı uzun ömür versin. Babamı çok sevdiği için sık sık bize gelirlerdi. Bir gece sohbet sırasında ailemizin başına gelenleri kastederek “ağabey hiç üzülmüyor musun?” dediğinde, babam “üzülsen ne fayda, elden ne gelir, mukadderat” diye cevap vermişti. Yine lafı uzattım. 5-6 yıl kadar önce babamı sık sık rüyalarımda görmeye başlamıştım, bana şiirler okuyordu. Şiirler çok hoşuma gidiyor her seferinde rüyamda kendi kendime şöyle söylüyordum; ben bu şiiri aklımda tutarım uyanınca yazarım. Sabah uyanınca bir kelimesi bile aklıma gelmiyordu. Bunu birkaç defa eşime de söyledim. Bir gece kendimi zorlayarak uyandım ve aklımda kalanları acele ile çalakalem yazdım. O kadar karma karışık yazmışım ki sabah uyandığımda yazdıklarımı büyüteçle defalarca kontrol ederek şu mısraları yazdığıma kani oldum.
Hep böyle sürer sandım şu beyhude yazım
Lakin hep nakıs’ta yazılıymış bu çileli bahtım
İkbali ile avunurken muhterem babamın
Avucumdan kayıp gitti ecdad-ı vatanım

Bu mısralar beni çok etkiledi. Hemen anneme telefon ettim. Ağlayarak “evet hep böyle sitem ederdi” deyince daha da üzüldüm. Babam neden hep Babuna’yı söylerdi? Babuna ne demekti? Önce büyüklerime sonra da Yozgat’a her gittiğimde görüştüğüm insanlara sordum bilen çıkmadı. Sonra bir gün Süleyman Sökmen ağabeyim aklıma geldi o mutlaka bilir düşüncesi içinde ona telefon açtım. Tam isabet idi. Değerli ağabeyim “Babuna yiğitleme demektir” diye engin bilgisini bir kere daha ispat etmişti. Telefon konuşmamızı da şöyle bitirmişti; Babuna da yiğitleme adıdır/ Sürmeliler türkülerin tadıdır/ Çapanoğlu havalinin şahıdır/ O zamanları görenleri bi bilsen. Sonra telefon konuşmamızı yeterli görmemiş ki, Yozgat Gazetesindeki köşesinde de bana hitaben yine şu notu yazmıştı.

“Sevgili hemşerim Abdülkadir Çapanoğlu, ben Süleyman Sökmen, ilginiz için çok teşekkür ederim. Babuna "yiğitleme" manasına gelmektedir. Başka sorularınız veya görüşleriniz olursa beklerim. Sevgiler
Süleyman Sökmen -- 24.10.2009 12:34”


Sonraki günlerde yine görüşmelerimiz oldu değerli ağabeyimle, engin bilgisinden çok yararlandım. Hiç beklemediğim bir gün posta ile adıma imzalı üç kitabı geldi.

Değerli ağabeyimin kaleminden buyurun kısaca “babuna’nın hikâyesi”;
Çapanoğlu Hadisesi sırasında Çerkez Ethem’in askerleri ile Yozgat’a geleceği haberi alınınca Yozgat çevresinde siperler kazılmış. Üç arkadaş Deli Veli, Kamuk Asım, Yalıngat Yakup da kendilerince siper kazarlar. Kamuk Asım biraz şakacı olduğundan bulduğu bir kiremit parçası ile koluna onbaşı işareti de çizer. Öğle sıcağında alıç ağacına yaslanmış düşünen Veli birden heyecanlanır. “Bakın la gardaşlar kim aramızdan ayrılıp şehit olursa onu kahraman gibi övelim. Nişanlımıza, ailemize daha fazla özen gösterip ölünceye kadar destek olalım söz mü?”...

Gece nöbeti birkaç saat uzun süren yarı uykulu Kumuk Asım birden fırladı, gözlerinden bir eliyle yaşlarını silerken cebinden yeni bilediği bıçağını çıkardı, bileğine çaldı. Kan bayağı akıyordu, diğerleri şaşırdılar. Bıçağı onlara uzattı, işaretle (sizde kesin gibi) yaptı. Onlarda hiçbir soru sormadan bileklerini kesip ağlaştılar. Kumuk Asım kısa bir konuşma yaptı. Kanlarını karşılıklı olarak emdiler. Hep beraber dediler ki “artık biz kan kardeşiyiz, bizi ancak ölüm ayırır.”

Mermi sandığını mevziye almak için yarı beline kadar dışarı çıkan Yalıngat Yakup oracıkta vurulur. Merminin biri omzuna biri karın boşluğuna isabet etmiştir. Deli Veli ile Kamuk Asım neye uğradıklarını şaşırırlar. Dünyaları kararır. Yalıngat Yakub’u mevziye çekmek isterlerken o eliyle bir yeri gösterir. Gösterdiği yer, hayaller kurup, ocak yakıp et yedikleri, sigara içtikleri, serin gölgeli “sarı ardıç’ın” olduğu yerdir. Mevziden çıkıp Yalıngat Asım’ı sarı ardıç’ın dibine götürürler. Artık ölüm onlara vız gelmektedir. Yakup, zor konuşsa da Veli ile Asım’a “ öldüğüme üzülmeyin, bizim anımız kaybolmasın, ikinizin de sesi çok güzel bana ağıt yakın, türkü söyleyin” diyerek ikisini de öpmek için hamle yapar ama gücü kalmamıştır. Yüz üstüne çakılır ve ölür. Deli Veli ve Kamuk Asım perişandır. Karşılıklı silahlar da susmuştur. Veli, Yakup’u sanki ölmemiş gibi, ardıcın dibine yaslar. Yakamadığı sigarasını tabakadan çıkarır ağzına tutuşturur. Kendileri de yanmayan sigaraları ağızlarına alırlar. Karşılıklı doğaçlamalı aşağıdaki ağıtı okurlar…

Ay dost…
Derildiler derildiler geldiler
Kolumuzu kanadımızı kırdılar
Yurdumuzu Çerkezlere verdiler
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Top kekilli yiğit gardaş nicoldu

Ay dost….
Babuna da deli gönül babuna
Koç yiğitlerde sığmaz oldu kabına
Sarı ardıç’ın mor menevşe dibine
Sarılıp da yatmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı

Ay dost…
Bize haram oldu bu ilde durmak
Tüfek kabzasında kınalı parmak
Hepimiz ölürüz yurdumuz vermek
Hani yurdum diyen gardaş nicoldu
Kartal gibi o yiğitler nicoldu.


Ay dost….
Aman yaz gelip de yaz ayları doğunca
Bizim burdan göçmemize ne aldı
Sarı çiçek mor menekşe bitince
Top top edip yolmamıza ne kaldı
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı


Yakın mesafeden ateş edip Yakup’u vuran Çerkez Ethem’in askerlerinden Ankaralı Çap Hasan, mevzide olanları takip eder. Silahsız ve beyaz mendilini bir ağaç parçasına takar, ağır adımlarla mevziiye gelir. Veli ve Asımla sanki özür dilercesine kucaklaşır ağlaşırlar. Doğaçlama dizelerini de ağlayarak dinleyen Çap Hasan,

Biz buraya can almaya gelmedik
Sonu böyle olacağını bilmedik
Eller gibi ileriyi görmedik
Bizi bize kırdıranlar nicoldu
Top kekilli Çap Hasanlar nicoldu diye tamamlar.

Dizelerini söyledikten sonra Yakup’un soğuk ve cansız vücudunu biraz daha düzeltir, alnından öper. Veli’ye dönerek siz de beni vurabilirsiniz deyince, yine birbirlerine sarılırlar ve hiç konuşmadan Çap Hasan yerine döner……..

Yaşadığı felaketler üzerine 33 yaşında iki çocukla beş parasız gurbete çıkan babam, daha 47 yaşında iken yine gurbette (Çanakkale) vefat ettiğinde kardeşim ve ben lise talebesi idik. Ve benim yaşamadan öldü diye tanımladığım bir yaşamı olan sevgili babam, 1970 yılında katıldığım bir ruhi celse de(*) orada rahat mısın diye sorma gafletinde bulunduğumda, “siz orada huzur içinde olursanız bende burada huzur içinde olurum diye cevap vermişti.” Nur içinde yatsın.

Değerli okurlar, Süleyman Sökmen ağabeyimizin rahatsızlığı nedeniyle telefon ile görüşme şansımızı da kaybettik. Değerli ağabeyime Allahtan şifalar diliyorum.

(*) 1970-1971 yıllarında İstanbul’daki Türkiye Metapsişik Araştırmalar Derneğinin çalışmalarına katılmıştım.

21.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00