BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4601
Toplam
:
13182301
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İnternette tuhaf bir resim gördüm, sizde görmüşsünüzdür. Uzun bir kuyruk halinde sıraya girmiş değişik cinsteki köpekler sıra ile bir mezara çişlerini yapıyorlar. Resmin alt yazısında da şöyle yazıyor “hayvanlara işkence yapan kişinin mezarı.” Belli ki bir hayvan sever kendisini üzen bu olay için photoshop’un yardımıyla böyle bir kompozisyon yaratmış.

Facebook’da bu resmi görünce Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu’nun bundan tam elli yıl önce bize anlattığı bir olayı anımsadım ve sizinle paylaşmak istedim. Ona da cennetmekân dedem Çapanoğlu Muhlis Bey anlatmış. Çok sevdiğim bir curam vardı. İstanbul’a bir gelişimizde o zamanların usta yapımcılarından Çemberlitaş’da Hagop ustadan almıştık. Enstrümanlar biraz da şans işidir. Bazılarının sesi olağanüstüdür. Benim curam da öyle idi. Babam yeni bir bağlama alınca o bir süre yedekte kaldı. Sevdiğim bir arkadaşım çalmıyorsan biraz ben çalayım diye isteyince kıramadım. Bir öğretim dönemi onda kaldı. Okulların tatil olmasına yakın istedim. Bende yok, karıştırıyorsun, ben senden cura filan almadım demez mi? Nasıl üzüldüm anlatamam. Nasrettin Hocanın ölen kazanı gibi benim cura da böyle mevta oldu.

O gün akşam yemeğinde babam halimden şüphelenip sorunca açıklamak zorunda kaldım. Babam da bana yukarda bahsettiğim olayı anlattı. Yozgat’ ta özel idareden mi, Belediyeden mi taksitle satın aldığı değirmeni işleten Değirmenci Müsellim isminde okuması yazması olmayan yaşlı bir adam varmış. Borcunu her ay ilgili makama götürür orada uzaktan akrabası olan muhasebeci veya veznedara bırakır, parayı ödediğine dairde bir belge alır değirmenine dönermiş. O zamanki Yozgat ne kadar bir yer ki, herkes birbirini tanıyor. Üstelik parayı teslim ettiği kişide yabancı değil uzaktan da olsa akrabası. Akrep yapmaz akrabanın akrabaya yaptığını derler, akrabası olan kişi önceleri taksitleri yatırırken daha sonra adamcağızın ödediği paraları zimmetine geçirmeye başlamış.

Taksitler ödenmeyince aleyhine icra takibi yapılmış ve bir anda kendini icra hâkiminin karşısında bulmuş. Yemin billâh ederek borcunu aksatmadan ödediğini söylese de ortada ispat delil yok. Sonunda şaşkın, üzgün ve perişan bir halde Hâkime şöyle yalvarmış. “Sayın Hâkimim Allahım ve namusum üzerine yemin ederim ki ben bu paraları bu adama muntazaman ödedim. Şimdi karşınızda ödememiş bir adam olarak görünüyorum. Ne olur değirmeni elimden almayın. Bu değirmen benim için çok değerli. Ben bu değirmeni çok seviyorum, benim hayatta kalmam bu değirmende çalışmama bağlı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim ne olur değirmenimi benden almayın.” Araya Yozgat’ın hatırı sayılır kişileri de girince Hâkim adamcağızın iyi niyetinden emin olmuş ve borcun bir kere daha ödenmesi kararı ile değirmeni adamda bırakmış.

Müsellim Efendi, mahkeme salonundan çıkarken parayı verdiği kişiye dönerek; “Ben bu parayı her ay getirip sana ödedim ama sen inkâr ettin. Beni bi Yozgat’ta hem yalancı hem de hırsız durumuna düşürdün. Çok şükür ki Hâkim halime acıdı da değirmeni yine bana bağışladı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim yeter ki Allah’ım can sağlığı versin. Emmeee! Cenabı Allahtan dilerim ki öldüğünde köpekler kaldırsın cenazeni” der ve arkasına bakmadan dimdik çıkar gider.

Epey bir süre sonra veznedar ölür. Cenaze mezarlığa götürülürken nereden çıktığı bilinmeyen bir sürü köpek kalabalığın arkasına takılır. Kalabalık, hoşt moşt diyerek uzaklaştırmaya çalışsa da köpekler biraz uzaklaşıp tekrar peşlerine takılırlar. Cenaze cemaatini şaşkınlığa sürükleyen bu olay birkaç gün Yozgat’ta günün konusu olur sonra her şey gibi unutulup gider. Bir gün ahali den bazıları kahvede otururlarken mahkeme safahatını hatırlayan birisi aniden söze girerek “Efendiler hatırlarsanız filancanın cenazesinde peşimize köpekler takılmıştı hatırladınız mı diye sorar. Evet, hatırladık derler. Adam devam eder, “Yahu şunu da hatırlayanınız var mı, bunu suçlayan değirmenci mahkemede buna intizar etmişti, gördünüz mü işte adamın intizarı tuttu hepimiz de buna şahit olduk” deyince orada bulunanlar ürpererek sanki anlaşmış gibi birağızdan “Allah muhafaza” deyip susarlar. Konu bir süre daha Yozgat ahalisinin gündeminde kalır sonra ben bu yazıyı yazana kadar unutulur gider. Şimdilerde hatırlayan var mıdır bilmiyorum.

Hamiş; Curayı alan arkadaşımdan yıllar sonra bir mektup aldım. Curayı duvara asarken düşürüp kırdığını utancından söyleyemediğini yazıyor ve özür diliyordu. Ankara da çok üst düzey bir devlet memuru olmuştu.

İstanbul’a yerleştiğimizde de Hukuk Fakültesinin kantininde arkadaşlarla otururken kendisi enstrüman çalmayan bir arkadaşımız benim tanımadığım bir arkadaşı için bağlamamı ödünç istedi. Başımdan böyle bir olay geçtiği için nasıl atlatırım acaba diye düşünürken keman çalan arkadaşım Osman Özyıldırım imdadıma yetişti. Bağlamamı isteyen arkadaşa hiç çekinmeden şöyle sordu “ sen kız arkadaşını Abdulkadire ödünç verir misin?” Arkadaşım şaşırdı, ne alakası var dedi. Osman da“bizim enstrümanlarımız da bizim kız arkadaşımızdır kimseye ödünç verilmez ” dedi. Sevgili Osman şimdi Türkmenistan da bir fabrikanın müdürü.

---------------

Âcizane yazılarıma gönderdikleri yorumları ile beni yüreklendiren değerli okuyucularıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Sağolunuz, varolunuz.

11.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00