BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4633
Toplam
:
14611917
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İnternette tuhaf bir resim gördüm, sizde görmüşsünüzdür. Uzun bir kuyruk halinde sıraya girmiş değişik cinsteki köpekler sıra ile bir mezara çişlerini yapıyorlar. Resmin alt yazısında da şöyle yazıyor “hayvanlara işkence yapan kişinin mezarı.” Belli ki bir hayvan sever kendisini üzen bu olay için photoshop’un yardımıyla böyle bir kompozisyon yaratmış.

Facebook’da bu resmi görünce Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu’nun bundan tam elli yıl önce bize anlattığı bir olayı anımsadım ve sizinle paylaşmak istedim. Ona da cennetmekân dedem Çapanoğlu Muhlis Bey anlatmış. Çok sevdiğim bir curam vardı. İstanbul’a bir gelişimizde o zamanların usta yapımcılarından Çemberlitaş’da Hagop ustadan almıştık. Enstrümanlar biraz da şans işidir. Bazılarının sesi olağanüstüdür. Benim curam da öyle idi. Babam yeni bir bağlama alınca o bir süre yedekte kaldı. Sevdiğim bir arkadaşım çalmıyorsan biraz ben çalayım diye isteyince kıramadım. Bir öğretim dönemi onda kaldı. Okulların tatil olmasına yakın istedim. Bende yok, karıştırıyorsun, ben senden cura filan almadım demez mi? Nasıl üzüldüm anlatamam. Nasrettin Hocanın ölen kazanı gibi benim cura da böyle mevta oldu.

O gün akşam yemeğinde babam halimden şüphelenip sorunca açıklamak zorunda kaldım. Babam da bana yukarda bahsettiğim olayı anlattı. Yozgat’ ta özel idareden mi, Belediyeden mi taksitle satın aldığı değirmeni işleten Değirmenci Müsellim isminde okuması yazması olmayan yaşlı bir adam varmış. Borcunu her ay ilgili makama götürür orada uzaktan akrabası olan muhasebeci veya veznedara bırakır, parayı ödediğine dairde bir belge alır değirmenine dönermiş. O zamanki Yozgat ne kadar bir yer ki, herkes birbirini tanıyor. Üstelik parayı teslim ettiği kişide yabancı değil uzaktan da olsa akrabası. Akrep yapmaz akrabanın akrabaya yaptığını derler, akrabası olan kişi önceleri taksitleri yatırırken daha sonra adamcağızın ödediği paraları zimmetine geçirmeye başlamış.

Taksitler ödenmeyince aleyhine icra takibi yapılmış ve bir anda kendini icra hâkiminin karşısında bulmuş. Yemin billâh ederek borcunu aksatmadan ödediğini söylese de ortada ispat delil yok. Sonunda şaşkın, üzgün ve perişan bir halde Hâkime şöyle yalvarmış. “Sayın Hâkimim Allahım ve namusum üzerine yemin ederim ki ben bu paraları bu adama muntazaman ödedim. Şimdi karşınızda ödememiş bir adam olarak görünüyorum. Ne olur değirmeni elimden almayın. Bu değirmen benim için çok değerli. Ben bu değirmeni çok seviyorum, benim hayatta kalmam bu değirmende çalışmama bağlı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim ne olur değirmenimi benden almayın.” Araya Yozgat’ın hatırı sayılır kişileri de girince Hâkim adamcağızın iyi niyetinden emin olmuş ve borcun bir kere daha ödenmesi kararı ile değirmeni adamda bırakmış.

Müsellim Efendi, mahkeme salonundan çıkarken parayı verdiği kişiye dönerek; “Ben bu parayı her ay getirip sana ödedim ama sen inkâr ettin. Beni bi Yozgat’ta hem yalancı hem de hırsız durumuna düşürdün. Çok şükür ki Hâkim halime acıdı da değirmeni yine bana bağışladı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim yeter ki Allah’ım can sağlığı versin. Emmeee! Cenabı Allahtan dilerim ki öldüğünde köpekler kaldırsın cenazeni” der ve arkasına bakmadan dimdik çıkar gider.

Epey bir süre sonra veznedar ölür. Cenaze mezarlığa götürülürken nereden çıktığı bilinmeyen bir sürü köpek kalabalığın arkasına takılır. Kalabalık, hoşt moşt diyerek uzaklaştırmaya çalışsa da köpekler biraz uzaklaşıp tekrar peşlerine takılırlar. Cenaze cemaatini şaşkınlığa sürükleyen bu olay birkaç gün Yozgat’ta günün konusu olur sonra her şey gibi unutulup gider. Bir gün ahali den bazıları kahvede otururlarken mahkeme safahatını hatırlayan birisi aniden söze girerek “Efendiler hatırlarsanız filancanın cenazesinde peşimize köpekler takılmıştı hatırladınız mı diye sorar. Evet, hatırladık derler. Adam devam eder, “Yahu şunu da hatırlayanınız var mı, bunu suçlayan değirmenci mahkemede buna intizar etmişti, gördünüz mü işte adamın intizarı tuttu hepimiz de buna şahit olduk” deyince orada bulunanlar ürpererek sanki anlaşmış gibi birağızdan “Allah muhafaza” deyip susarlar. Konu bir süre daha Yozgat ahalisinin gündeminde kalır sonra ben bu yazıyı yazana kadar unutulur gider. Şimdilerde hatırlayan var mıdır bilmiyorum.

Hamiş; Curayı alan arkadaşımdan yıllar sonra bir mektup aldım. Curayı duvara asarken düşürüp kırdığını utancından söyleyemediğini yazıyor ve özür diliyordu. Ankara da çok üst düzey bir devlet memuru olmuştu.

İstanbul’a yerleştiğimizde de Hukuk Fakültesinin kantininde arkadaşlarla otururken kendisi enstrüman çalmayan bir arkadaşımız benim tanımadığım bir arkadaşı için bağlamamı ödünç istedi. Başımdan böyle bir olay geçtiği için nasıl atlatırım acaba diye düşünürken keman çalan arkadaşım Osman Özyıldırım imdadıma yetişti. Bağlamamı isteyen arkadaşa hiç çekinmeden şöyle sordu “ sen kız arkadaşını Abdulkadire ödünç verir misin?” Arkadaşım şaşırdı, ne alakası var dedi. Osman da“bizim enstrümanlarımız da bizim kız arkadaşımızdır kimseye ödünç verilmez ” dedi. Sevgili Osman şimdi Türkmenistan da bir fabrikanın müdürü.

---------------

Âcizane yazılarıma gönderdikleri yorumları ile beni yüreklendiren değerli okuyucularıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Sağolunuz, varolunuz.

11.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00