BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
270
Dün
:
4936
Toplam
:
13343093
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İnternette tuhaf bir resim gördüm, sizde görmüşsünüzdür. Uzun bir kuyruk halinde sıraya girmiş değişik cinsteki köpekler sıra ile bir mezara çişlerini yapıyorlar. Resmin alt yazısında da şöyle yazıyor “hayvanlara işkence yapan kişinin mezarı.” Belli ki bir hayvan sever kendisini üzen bu olay için photoshop’un yardımıyla böyle bir kompozisyon yaratmış.

Facebook’da bu resmi görünce Cennetmekân babam Muammer Çapanoğlu’nun bundan tam elli yıl önce bize anlattığı bir olayı anımsadım ve sizinle paylaşmak istedim. Ona da cennetmekân dedem Çapanoğlu Muhlis Bey anlatmış. Çok sevdiğim bir curam vardı. İstanbul’a bir gelişimizde o zamanların usta yapımcılarından Çemberlitaş’da Hagop ustadan almıştık. Enstrümanlar biraz da şans işidir. Bazılarının sesi olağanüstüdür. Benim curam da öyle idi. Babam yeni bir bağlama alınca o bir süre yedekte kaldı. Sevdiğim bir arkadaşım çalmıyorsan biraz ben çalayım diye isteyince kıramadım. Bir öğretim dönemi onda kaldı. Okulların tatil olmasına yakın istedim. Bende yok, karıştırıyorsun, ben senden cura filan almadım demez mi? Nasıl üzüldüm anlatamam. Nasrettin Hocanın ölen kazanı gibi benim cura da böyle mevta oldu.

O gün akşam yemeğinde babam halimden şüphelenip sorunca açıklamak zorunda kaldım. Babam da bana yukarda bahsettiğim olayı anlattı. Yozgat’ ta özel idareden mi, Belediyeden mi taksitle satın aldığı değirmeni işleten Değirmenci Müsellim isminde okuması yazması olmayan yaşlı bir adam varmış. Borcunu her ay ilgili makama götürür orada uzaktan akrabası olan muhasebeci veya veznedara bırakır, parayı ödediğine dairde bir belge alır değirmenine dönermiş. O zamanki Yozgat ne kadar bir yer ki, herkes birbirini tanıyor. Üstelik parayı teslim ettiği kişide yabancı değil uzaktan da olsa akrabası. Akrep yapmaz akrabanın akrabaya yaptığını derler, akrabası olan kişi önceleri taksitleri yatırırken daha sonra adamcağızın ödediği paraları zimmetine geçirmeye başlamış.

Taksitler ödenmeyince aleyhine icra takibi yapılmış ve bir anda kendini icra hâkiminin karşısında bulmuş. Yemin billâh ederek borcunu aksatmadan ödediğini söylese de ortada ispat delil yok. Sonunda şaşkın, üzgün ve perişan bir halde Hâkime şöyle yalvarmış. “Sayın Hâkimim Allahım ve namusum üzerine yemin ederim ki ben bu paraları bu adama muntazaman ödedim. Şimdi karşınızda ödememiş bir adam olarak görünüyorum. Ne olur değirmeni elimden almayın. Bu değirmen benim için çok değerli. Ben bu değirmeni çok seviyorum, benim hayatta kalmam bu değirmende çalışmama bağlı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim ne olur değirmenimi benden almayın.” Araya Yozgat’ın hatırı sayılır kişileri de girince Hâkim adamcağızın iyi niyetinden emin olmuş ve borcun bir kere daha ödenmesi kararı ile değirmeni adamda bırakmış.

Müsellim Efendi, mahkeme salonundan çıkarken parayı verdiği kişiye dönerek; “Ben bu parayı her ay getirip sana ödedim ama sen inkâr ettin. Beni bi Yozgat’ta hem yalancı hem de hırsız durumuna düşürdün. Çok şükür ki Hâkim halime acıdı da değirmeni yine bana bağışladı. Ben çalışır bu borcu bir kere daha öderim yeter ki Allah’ım can sağlığı versin. Emmeee! Cenabı Allahtan dilerim ki öldüğünde köpekler kaldırsın cenazeni” der ve arkasına bakmadan dimdik çıkar gider.

Epey bir süre sonra veznedar ölür. Cenaze mezarlığa götürülürken nereden çıktığı bilinmeyen bir sürü köpek kalabalığın arkasına takılır. Kalabalık, hoşt moşt diyerek uzaklaştırmaya çalışsa da köpekler biraz uzaklaşıp tekrar peşlerine takılırlar. Cenaze cemaatini şaşkınlığa sürükleyen bu olay birkaç gün Yozgat’ta günün konusu olur sonra her şey gibi unutulup gider. Bir gün ahali den bazıları kahvede otururlarken mahkeme safahatını hatırlayan birisi aniden söze girerek “Efendiler hatırlarsanız filancanın cenazesinde peşimize köpekler takılmıştı hatırladınız mı diye sorar. Evet, hatırladık derler. Adam devam eder, “Yahu şunu da hatırlayanınız var mı, bunu suçlayan değirmenci mahkemede buna intizar etmişti, gördünüz mü işte adamın intizarı tuttu hepimiz de buna şahit olduk” deyince orada bulunanlar ürpererek sanki anlaşmış gibi birağızdan “Allah muhafaza” deyip susarlar. Konu bir süre daha Yozgat ahalisinin gündeminde kalır sonra ben bu yazıyı yazana kadar unutulur gider. Şimdilerde hatırlayan var mıdır bilmiyorum.

Hamiş; Curayı alan arkadaşımdan yıllar sonra bir mektup aldım. Curayı duvara asarken düşürüp kırdığını utancından söyleyemediğini yazıyor ve özür diliyordu. Ankara da çok üst düzey bir devlet memuru olmuştu.

İstanbul’a yerleştiğimizde de Hukuk Fakültesinin kantininde arkadaşlarla otururken kendisi enstrüman çalmayan bir arkadaşımız benim tanımadığım bir arkadaşı için bağlamamı ödünç istedi. Başımdan böyle bir olay geçtiği için nasıl atlatırım acaba diye düşünürken keman çalan arkadaşım Osman Özyıldırım imdadıma yetişti. Bağlamamı isteyen arkadaşa hiç çekinmeden şöyle sordu “ sen kız arkadaşını Abdulkadire ödünç verir misin?” Arkadaşım şaşırdı, ne alakası var dedi. Osman da“bizim enstrümanlarımız da bizim kız arkadaşımızdır kimseye ödünç verilmez ” dedi. Sevgili Osman şimdi Türkmenistan da bir fabrikanın müdürü.

---------------

Âcizane yazılarıma gönderdikleri yorumları ile beni yüreklendiren değerli okuyucularıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Sağolunuz, varolunuz.

11.04.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00