BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
174
Dün
:
4633
Toplam
:
14471390
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat lehçemizin gerçek duayeni değerli dost Rıfat Çakır Kardeşimin “Godek Satılmış’ın Düğünü” başlıklı muhteşem yazısını okuyunca dayımın düğünü geldi aklıma. Çocukluğumuzun Yozgat’ında düğünler günlerce sürerdi. Şehir o kadar sessizdi ki bir sabah uzaktan davul sesi duyduğunuzda bilirdiniz ki şehrin öbür ucunda düğün var. Hele düğün sahibi iki davulcu da tutmuşsa vuruşları daha bir ahenkle gelirdi kulağımıza. Onun için demişler “davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye. Davulun sesi duyulunca bitişik komşu hanımların bahçe duvarı üzerinden meraklı sohbetleri de başlardı.

1960 yılının Ağustos ayında 8 gün süren bir düğünle dünya evine girmişti dayım Yaşar Cerit. Rahmetli Dedem Ceritzade Şükrü Efendi, evlatlarının en küçüğü ve tek erkek çocuğu olduğundan mıdır gurbetteki tüm akrabalara davetiye göndermişti. Gelin Hanım, akrabamız olan emekli öğretmen Hacı Adil Olgun’un en küçük kızı Gonca Hanım idi. Yozgat’ta son akraba düğünü olduğundan bir daha böyle bir düğün göremeyeceklerini bilen Ankara’daki akrabaların müsait olanları çoluk çocuk gelmişlerdi. Eski Yozgat’ın güzel bir âdeti vardı. Gelen misafirler konu komşu akrabaların evlerinde misafir edilirdi. Dayımın düğününde de öyle oldu. Bunların içinde, evleri tam karşımıza gelen meşhur emekli öğretmen rahmetli Mücteba bey ve eşi Nadide hanım da hem iki aileyi misafir ederek hem de günlük koşuşturma içinde bizim aile kadar yorulmuşlardı.

Kahvaltı dâhil üç öğün yemek bizim evde yenildiğinden merak edip saymıştım her öğünde 79 kişi idik. Zaten sade ev halkı 14 kişi idi. Dedem her gün bir koç kestirdi. Düğünden hatırımda kalan üç anımı sizlerle paylaşmak istedim. Gündüz Kırıksoku’lu abdallar davul zurna çalarlar, hatırlı bir misafir gelirken köçek denilen 13-15 yaş civarında entari giymiş erkek çocukları da parmaklarında ziller ile oynayarak onları karşılardı. Geceleri de ince saz ekibi çalardı. İnce saz ekibi toplasan iki elin parmakları kadardı zaten ve iki ekip idi. Kemancı Mezeliğin İsmail ağa, Defçi Sabri ve annesi Dilki’nin Emine, Ermeni Cümbüşçü Nubar, Udcu Rıza, Kemancı Hıdır, Defçi kör Emet’i ve oğlu Feyyaz’ı, unutmayalım. Beyler, bahçede yer içer aşka gelince kalkar oynarlar, hanımlar ve genç kızlarda evde halay çeker çiftetelli oynarlardı. Bu kadar insan nereye sığdı derseniz. İstanbul’a göçerken dedem, evde tadilat yapıp kiraya vermek istedi. Bu tadilat neticesi dedemin evi 5 ayrı ev olmuştu. Sofa dediğimiz bölümde ben ve kardeşim büyük bir orta masasının etrafında yine en büyük boy bir bisikletle dolaşabilirdik.

Neyse biz dönelim gece eğlencesine. Beyler içki de içtiklerinden istiyorlar ki ince saz onların yanında daha uzun süre kalsın. Hanımlar istiyorlar ki onlara çalsın. Davulcular akşam olunca davullarını ve zurnalarını bir odaya bırakıp gidiyorlardı. Aklıma geldi, kardeşime dedim ki ben zurna çalsam sende davul çalar mısın? Çalarım deyince anneme sorduk ister misiniz diye. O da isteriz tabi deyince zurnayı aldım kamışını tükürüğümle güzelce ıslattım ve başladım çalmaya. Şimdi hatırlamıyorum bir oyun havasını sonuna kadar çaldım hanımların pek hoşuna gitti bir güzel oynadılar. İçkinin, yanlarında çalıp söyleyen ince sazın ve sohbetin tesiri ile önce farkına varamayan rahmetli babam, zurna sesinin farkına varınca yanındakilere abdallar mı geldi diye sormuş. Yok, Abdulkadir ve Haluk çalıyorlar deyince, bir hışımla gelip “oğlum siz abdal mısınız” diye bizi azarlamaz mı? Kardeşimde bende hanım misafirlerin önünde donduk kaldık. Süklüm püklüm davulu ve zurnayı yerine koyduk. Hanımların eğlencesi de yarım kaldı. Yıllar sonra İstanbul’a taşındığımızda Yozgat türkülerinin bazılarını TRT repertuarına kazandıran Akdağmadenili Fahri Akbilek ağabeyimin “gel seni Nida ile tanıştırayım onun Aksaray musiki cemiyetine devam et” önerisi de ailenin “çalgıcı mı olacaksınız, önce tahsilinizi tamamlayın” tepkisi ile amatörlükte kaldı. Hâlbuki ben bağlama, kaval, darbuka kardeşimde bağlama ve gitar çalardık.

İkinci olay; Dayımın Ankara’dan getirdiği çok güzel ve aynı cinsten biri dişi öbürü erkek bir çift köpeği vardı. Düğün gecesi onların yemeklerini vermek için aradığımızda bulamadık. Evin içini bahçeleri aradık köpekler yok. Ertesi gün yine aradık. Sonunda karar verildi köpekleri bu kargaşa arasında mahallenin çocukları çaldılar. Bu sefer Komşumuz Hanım Ayşe’nin oğlu arkadaşımız rahmetli Fatih Niğdelioğlu ile birlikte rastladığımız çocuklara, kadınlara böyle bir çift köpek gördünüz mü diye Şeker Pınara kadar sora sora gittik geldik. Gören bilen çıkmadı ama biz köpeklerin çalındığından eminiz. Dayım çok üzüldü ama misafirlere de belli etmek de istemedi. İki gün sonra teyzemin karyolasının altından bir şey almak için örtüyü kaldırdığımızda zavallıları oraya büzülmüş olarak görmezmiyiz? Hayvanlar hem davulun sesinden hem de kalabalıktan korkup oraya saklanmışlar. Kaybolduklarına ne kadar üzüldüysek bu hallerine de daha fazla üzüldük. Dayım dakikalarca kucağından indirmedi öpüp kokladı.

Bu olayın üstüne başka bir üzüntü geldi. Arka bahçedeki ahırın iki kapısı vardı. Biri bahçeye diğeri arka örene (boş arsa)açılıyordu. Nasıl olduysa her iki kapıda aralık kalmış. Anneannem farkına varınca hayıflandı “camızlar cereyana gelmez inşallah bir şey olmaz” dedi ama iki gün sonra camızlardan biri hastalandı. Yattığı yerden kalkamıyordu. Bir taraftan düğün telaşı bir taraftan camızın hastalığı birbirine karıştı. Eniştem Vedat Manacıoğlu veterinerdi iğneler yaptı ama nafile. Dayıma dedim ki “hayvan ahırda kaldı güneşe çıkarsak bir faydası olur mu?” “Bilemem ama hadi bir deneyelim dedi.“ Ben başından kaldırayım sende yukarı doğru kuyruğuna asıl dedi. İlk denememiz başarısız oldu. İkincide biraz daha kuvvet sarf ettik. Ben var gücümle kuyruğunu yukarı çektim hayvan güç bela ağaya kalktı ama bacakları titriyor. Yardım edeyim diye arkasından itekliyorum. Ahırın kapısına gelmiştik ki ishal olan havyan içinde ne var ne yok üstüme fışkırttı. Elim yüzüm, üstüm başım şıpır şıpır damlıyor. Su getirin diye bağırdım. Halimi görenler hem çok güldüler hem de suyu yetiştirdiler. Camız güneşe çıktı ve oraya çöktü. Bir daha da kalkamadı, geceyi orada geçirdi.

Ertesi gün kasap geldi kesti. Etler sıyrılınca koca camızın kemikleri Dinazor iskeleti gibi birkaç gün orada kaldı. Mahalledeki küçük çocuklara seyir oldu. Bu olaya en çok üzülen yengem Gonca Hanım oldu. Anneanneme “şimdi millet, gelinin ayağı uğursuz geldi. Camızın ölümü bu yüzden oldu diyecekler.” demiş. Anneannem de “ o nasıl söz, bu işin kabahati bizde, ahırın kapısı açık kalmış, o da bilerek yapılan bir şey değil, o hayvanında ömrü bu kadarmış, Allah başka üzüntü vermesin” diyerek onu teselli etmiş. Eski büyükler böyleydi. Düğün bitti Ankara’dan gelen akrabalar gittiler. Her şey eski halini aldı. Bizde evimize yeni bir can geldi diye sevindik. Ama Davul zurna zılgıtının acısı her daim içimizde kaldı.

29.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00