BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
230
Dün
:
4520
Toplam
:
13462075
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat lehçemizin gerçek duayeni değerli dost Rıfat Çakır Kardeşimin “Godek Satılmış’ın Düğünü” başlıklı muhteşem yazısını okuyunca dayımın düğünü geldi aklıma. Çocukluğumuzun Yozgat’ında düğünler günlerce sürerdi. Şehir o kadar sessizdi ki bir sabah uzaktan davul sesi duyduğunuzda bilirdiniz ki şehrin öbür ucunda düğün var. Hele düğün sahibi iki davulcu da tutmuşsa vuruşları daha bir ahenkle gelirdi kulağımıza. Onun için demişler “davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye. Davulun sesi duyulunca bitişik komşu hanımların bahçe duvarı üzerinden meraklı sohbetleri de başlardı.

1960 yılının Ağustos ayında 8 gün süren bir düğünle dünya evine girmişti dayım Yaşar Cerit. Rahmetli Dedem Ceritzade Şükrü Efendi, evlatlarının en küçüğü ve tek erkek çocuğu olduğundan mıdır gurbetteki tüm akrabalara davetiye göndermişti. Gelin Hanım, akrabamız olan emekli öğretmen Hacı Adil Olgun’un en küçük kızı Gonca Hanım idi. Yozgat’ta son akraba düğünü olduğundan bir daha böyle bir düğün göremeyeceklerini bilen Ankara’daki akrabaların müsait olanları çoluk çocuk gelmişlerdi. Eski Yozgat’ın güzel bir âdeti vardı. Gelen misafirler konu komşu akrabaların evlerinde misafir edilirdi. Dayımın düğününde de öyle oldu. Bunların içinde, evleri tam karşımıza gelen meşhur emekli öğretmen rahmetli Mücteba bey ve eşi Nadide hanım da hem iki aileyi misafir ederek hem de günlük koşuşturma içinde bizim aile kadar yorulmuşlardı.

Kahvaltı dâhil üç öğün yemek bizim evde yenildiğinden merak edip saymıştım her öğünde 79 kişi idik. Zaten sade ev halkı 14 kişi idi. Dedem her gün bir koç kestirdi. Düğünden hatırımda kalan üç anımı sizlerle paylaşmak istedim. Gündüz Kırıksoku’lu abdallar davul zurna çalarlar, hatırlı bir misafir gelirken köçek denilen 13-15 yaş civarında entari giymiş erkek çocukları da parmaklarında ziller ile oynayarak onları karşılardı. Geceleri de ince saz ekibi çalardı. İnce saz ekibi toplasan iki elin parmakları kadardı zaten ve iki ekip idi. Kemancı Mezeliğin İsmail ağa, Defçi Sabri ve annesi Dilki’nin Emine, Ermeni Cümbüşçü Nubar, Udcu Rıza, Kemancı Hıdır, Defçi kör Emet’i ve oğlu Feyyaz’ı, unutmayalım. Beyler, bahçede yer içer aşka gelince kalkar oynarlar, hanımlar ve genç kızlarda evde halay çeker çiftetelli oynarlardı. Bu kadar insan nereye sığdı derseniz. İstanbul’a göçerken dedem, evde tadilat yapıp kiraya vermek istedi. Bu tadilat neticesi dedemin evi 5 ayrı ev olmuştu. Sofa dediğimiz bölümde ben ve kardeşim büyük bir orta masasının etrafında yine en büyük boy bir bisikletle dolaşabilirdik.

Neyse biz dönelim gece eğlencesine. Beyler içki de içtiklerinden istiyorlar ki ince saz onların yanında daha uzun süre kalsın. Hanımlar istiyorlar ki onlara çalsın. Davulcular akşam olunca davullarını ve zurnalarını bir odaya bırakıp gidiyorlardı. Aklıma geldi, kardeşime dedim ki ben zurna çalsam sende davul çalar mısın? Çalarım deyince anneme sorduk ister misiniz diye. O da isteriz tabi deyince zurnayı aldım kamışını tükürüğümle güzelce ıslattım ve başladım çalmaya. Şimdi hatırlamıyorum bir oyun havasını sonuna kadar çaldım hanımların pek hoşuna gitti bir güzel oynadılar. İçkinin, yanlarında çalıp söyleyen ince sazın ve sohbetin tesiri ile önce farkına varamayan rahmetli babam, zurna sesinin farkına varınca yanındakilere abdallar mı geldi diye sormuş. Yok, Abdulkadir ve Haluk çalıyorlar deyince, bir hışımla gelip “oğlum siz abdal mısınız” diye bizi azarlamaz mı? Kardeşimde bende hanım misafirlerin önünde donduk kaldık. Süklüm püklüm davulu ve zurnayı yerine koyduk. Hanımların eğlencesi de yarım kaldı. Yıllar sonra İstanbul’a taşındığımızda Yozgat türkülerinin bazılarını TRT repertuarına kazandıran Akdağmadenili Fahri Akbilek ağabeyimin “gel seni Nida ile tanıştırayım onun Aksaray musiki cemiyetine devam et” önerisi de ailenin “çalgıcı mı olacaksınız, önce tahsilinizi tamamlayın” tepkisi ile amatörlükte kaldı. Hâlbuki ben bağlama, kaval, darbuka kardeşimde bağlama ve gitar çalardık.

İkinci olay; Dayımın Ankara’dan getirdiği çok güzel ve aynı cinsten biri dişi öbürü erkek bir çift köpeği vardı. Düğün gecesi onların yemeklerini vermek için aradığımızda bulamadık. Evin içini bahçeleri aradık köpekler yok. Ertesi gün yine aradık. Sonunda karar verildi köpekleri bu kargaşa arasında mahallenin çocukları çaldılar. Bu sefer Komşumuz Hanım Ayşe’nin oğlu arkadaşımız rahmetli Fatih Niğdelioğlu ile birlikte rastladığımız çocuklara, kadınlara böyle bir çift köpek gördünüz mü diye Şeker Pınara kadar sora sora gittik geldik. Gören bilen çıkmadı ama biz köpeklerin çalındığından eminiz. Dayım çok üzüldü ama misafirlere de belli etmek de istemedi. İki gün sonra teyzemin karyolasının altından bir şey almak için örtüyü kaldırdığımızda zavallıları oraya büzülmüş olarak görmezmiyiz? Hayvanlar hem davulun sesinden hem de kalabalıktan korkup oraya saklanmışlar. Kaybolduklarına ne kadar üzüldüysek bu hallerine de daha fazla üzüldük. Dayım dakikalarca kucağından indirmedi öpüp kokladı.

Bu olayın üstüne başka bir üzüntü geldi. Arka bahçedeki ahırın iki kapısı vardı. Biri bahçeye diğeri arka örene (boş arsa)açılıyordu. Nasıl olduysa her iki kapıda aralık kalmış. Anneannem farkına varınca hayıflandı “camızlar cereyana gelmez inşallah bir şey olmaz” dedi ama iki gün sonra camızlardan biri hastalandı. Yattığı yerden kalkamıyordu. Bir taraftan düğün telaşı bir taraftan camızın hastalığı birbirine karıştı. Eniştem Vedat Manacıoğlu veterinerdi iğneler yaptı ama nafile. Dayıma dedim ki “hayvan ahırda kaldı güneşe çıkarsak bir faydası olur mu?” “Bilemem ama hadi bir deneyelim dedi.“ Ben başından kaldırayım sende yukarı doğru kuyruğuna asıl dedi. İlk denememiz başarısız oldu. İkincide biraz daha kuvvet sarf ettik. Ben var gücümle kuyruğunu yukarı çektim hayvan güç bela ağaya kalktı ama bacakları titriyor. Yardım edeyim diye arkasından itekliyorum. Ahırın kapısına gelmiştik ki ishal olan havyan içinde ne var ne yok üstüme fışkırttı. Elim yüzüm, üstüm başım şıpır şıpır damlıyor. Su getirin diye bağırdım. Halimi görenler hem çok güldüler hem de suyu yetiştirdiler. Camız güneşe çıktı ve oraya çöktü. Bir daha da kalkamadı, geceyi orada geçirdi.

Ertesi gün kasap geldi kesti. Etler sıyrılınca koca camızın kemikleri Dinazor iskeleti gibi birkaç gün orada kaldı. Mahalledeki küçük çocuklara seyir oldu. Bu olaya en çok üzülen yengem Gonca Hanım oldu. Anneanneme “şimdi millet, gelinin ayağı uğursuz geldi. Camızın ölümü bu yüzden oldu diyecekler.” demiş. Anneannem de “ o nasıl söz, bu işin kabahati bizde, ahırın kapısı açık kalmış, o da bilerek yapılan bir şey değil, o hayvanında ömrü bu kadarmış, Allah başka üzüntü vermesin” diyerek onu teselli etmiş. Eski büyükler böyleydi. Düğün bitti Ankara’dan gelen akrabalar gittiler. Her şey eski halini aldı. Bizde evimize yeni bir can geldi diye sevindik. Ama Davul zurna zılgıtının acısı her daim içimizde kaldı.

29.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00