BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
208
Dün
:
4633
Toplam
:
14853430
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR 18 MART YAZISI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tarih 18 Mart 1963. Pazartesi gecesi, Çanakkale de istiklal İlkokulu’nun oldukça büyük müsamere salonundayız. 18 Mart Çanakkale zaferimizi kutluyoruz.. Çanakkale Lisesinde kurduğum 40 kişilik halk türküleri korosu ile Çanakkale ve kahramanlık türküleri çalıyoruz, söylüyoruz. Ben, kardeşim Haluk Çapanoğlu, kadim arkadaşım rahmetli Erdoğan Sezgin ve Nurhan Bora kardeşlerim bağlama çalıyoruz, Ahmet Yurdatap kardeşim darbuka ile bize eşlik ediyor. Arkadaşım Rıza Nur Yücel’i maestro yaptık koroyu idare ediyor.

Bizim programımız bittikten sonra Çanakkale Milletvekili ve Maliye Bakanı Osman Şefik İnan Beyefendi sahneye çıktı, tam iki saat konuşma yaptı. Mecliste de 7 saat ile rekor kendisindeymiş. Konuşması uzayınca salonda bulunan halkın canı sıkılmaya başladı. Konuşmasına devam etmek için yakın gözlüğünü takıp önündeki kâğıda her baktığında izleyicilerden aaa! Sesleri yükselmeye başladı. Bu sesleri duydu mu duymadı mı bilmiyorum nihayet konuşmasını bitirdi. Sıra kısa oyunumuza geldi.

Oyunun bir sahnesinde yerde oturmuş vaziyette bir köylü kadını (Yücel kardeşim) kucağındaki yaralı oğluna bakarak uğunuyor. Yerde de şehit olmuş birkaç Türk askeri var. Hiç unutmam anasının kucağında yatan yaralı asker sınıf arkadaşım Hüseyin Daldal idi. O zamanlar ufacık tefecik, saçlarında da hafiften beyazlıklar olduğundan ihtiyar adam derdik. Yıllar sonra birden öyle bir boylandı heybetlendiki değme pehlivanlardan daha gösterişli oldu. Yerde yatan ölü askerlerden birisi yine 50 yıllık kadim sınıf arkadaşım rahmeti Erdoğan Sezgin. Bu sahneye Yunan askerleri girecekler, tam onlar girerken de bir zamanlar TRT nin ünlü spikeri Erkan Oyal kardeşim (1968 – 1982 TRT Haber Merkezi) Türk askeri olarak sahneye girecek ve Yunan askerlerini öldürecek. ( Tesadüfe bakınız ki, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Ecevit'in açıklamalarından sonra ilk şehit düşen erlerin haberini veren spiker de Erkan Oyal olmuştu)

Sahne etkili olsun diye Erdoğan’ın ağabeyi kardeşim Tunay Sezgin’in ( Bkz. önceki yazımlarımdaki bizim imam) av tüfeği ile ben ateş edeceğim. Bir gece önce Tunay gazete okurken Erdoğan 4 adet fişek hazırlıyor. Fişekleri hazırlarken Tunay’a soruyor “bu kadar barut yeter mi” diye. Oda fazla ses çıkarsın diye gazeteden başını kaldırmadan “biraz daha koy” diyor. Çift tapalı 4 adet fişeği Erdoğan bana verdi, ikisini namluya sürdüm, ikisini de yedek olarak gömleğimin göğüs cebine koydum. Ben sahneyi tam bilmediğim için sahneyi hazırlayan edebiyat öğretmenimiz Süheyla Özbek Hanımefendi’ye “hocam siz işaret verince ben tüfeği patlatayım” dedim. O da “Erkan sahneye girerken yapacaksın” dedi.
Ben hazır bekliyorum, Erkan’a gir deyince ben iki el ateş ettim. Kapalı salonda öyle bir ses çıktı ki sanki top patladı. Namlunun ucundan alev ve duman fışkırdığını gördüm, kulaklarım uğuldadı. Seyircilerden çığlık atanlar oldu salon karıştı. Bu karışıklıkta Erkan sahneye girmeyi unuttu. Arkasından itiverdiler. Erkan’ın girişi geç olunca ben ikinci fişekleri koyuyordum ki Süheyla Hocam bir şey söylemeden sadece koluma yapıştı. Baktım sapsarı olmuş. Bu sahneler bitip ortalık sükûnete erince yine bana sıra geldi. Fıkralar anlatacak taklitler yapacaktım.

Motorlu araçların daha her şehirde olmadığı bir dönemde İstanbul’a gelen doğulu bir vatandaşımız, İstanbul nasıl diye soran hemşerilerine, gördüğü marş yerine önden çevrilen kol demiriyle çalışan kamyonu şöyle tarif ediyordu;

“Valla gardaşım gettim İstanbul’a çalıştım çalıştım bir yıgiin parettim. (bir yığın para kazanmış)
Ne ki makine gordüm, önündeki ağri demir dönende kıçından pır pır gaz attiri.

Soyka tekerler tozu dumana gattıri. Öyle gorktum ki kaçtım kaçtım geldim”….. Diye başladım anlatmaya.

Ben bunu kendi şivesi ile anlatınca en önde oturan Lise müdürümüz Kenan Pakel Hocamızın eşi birden gülme krizine girdi. Gülmesi bir türlü bitmiyor, öyle ki yüzü morarmaya başladı. Kenan Bey’de telaşlandı. Bende korktum. Devam etsem mi etmesem mi öylece kaldım. Arka tarafta oturanlar ne olduğunu bilmedikleri için bana bakıyorlar bende boş boş onlara bakıyorum. Neyse kriz geçti hepimiz rahatladık. Sonraki günlerde aklıma geldikçe düşündüm, hocamız neden kendine hâkim olamadı bu kadar güldü diye. Tüfekten çıkan o müthiş sesin yarattığı korku ve heyecan geçmeden ben böyle komik bir taklit yapınca herhalde sinirleri boşaldı dedim.

Neyse uzatmayım, gecemiz bitti misafirler bizlere teşekkür edip dağılmaya başladılar. Süheyla Hocam bana, “iki patlama yetmezmiş gibi baktım cebinden öbürlerini çıkarıyorsun, kulaklarım tıkandığındanımdır o heyecanla ancak kolunu tutabildim” dedi. Sahneden inen başı sargılı ve kırmızı mürekkep boyalı Erdoğan bana, “ne biçim patladı be, yattığım yerde sıçradım valla” diye marifetini gülerek anlatırken, ilkokulun müdürü ile bizim mürdümüz Kenan Bey’in sohbetine şahit oldum. Şöyle diyordu ilkokulun müdürü; “Kenan Bey’ciğim sandalyeler yetmeyince müstahdemi çağırıp bodrumdan başka sandalyeler getirmesini isteyecektim. Müstahdemi çağırmak için parmağımı tam zil butonuna koymuştum ki patlama ile aklım başımdan gitti, zil patladı sandım, ödüm koptu.”

Ertesi günü tarih dersinde hocamız rahmetli Sabahattin Bey (Maalesef soyadını anımsayamadım) sözlü imtihan yapmak istedi ve not defterinden bir numara okudu, 777. Benim numaramdı. Şaşkın bir vaziyette ayağa kalktım çalışmamıştım ki. Hocam beni görünce “ha sen dün gece müsameredeydin, otur” dedi. Tesadüf bu ya sonraki numara Ahmet’in numarası idi. O da ayağa kalkınca ona da “ha sende oradaydın otur” dedikten sonra sınıfa dönerek, “çocuklar arkadaşlarınız dün gece bize muhteşem bir gece yaşattılar, milli hislerim galeyana geldi” dedi ve gece ile ilgili epey bir şeyler anlattı. Sonra imtihana devam etmek için birkaç numara okudu. Onlar da orada olmadıkları halde “hocam bizde korodaydık” demezler mi. Önce kısa bir şaşkınlık geçirdi sonra “anladım bütün sınıf oradaymış” diyerek tecahül-i arif yapıp (*) ( bilip de bilmezlikten gelme) sözlü imtihandan vazgeçti. İşte bizim 18 Mart Çanakkale zaferini anmamız böyle olmuştu. Geçmiş zaman odur ki hayali cihana değer.

(*) Tecahül-i arif sanatını Tarih Hocamız rahmetli Sabahattin Bey’den öğrenmiştik. Şöyle ki; Baybo lakaplı Atilla ismindeki arkadaşımız bir gün ilk derse geç kalmış, müdür muavininden derse giriş izin kâğıdı alarak sınıfa girmişti. Tarih dersimizde Sabahattin Bey sınıfa girip yoklama defterini imzalarken Atilla’ya seslenerek “senin evrakın nerede” diye sordu. O da oturduğu sıradan ayağa kalkarak masa üzerindeki yoklama defterini gösterip “onun içinde hocam” dedi. Sabahattin Bey defteri açıp baktı sonra “gel buraya göster nerede” dedi. Atilla kürsüye gitti izin kâğıdını gösterdi. Sabahattin Bey kızdı “Bana tecahül-i arif yapma, ben sana imtihanı-ı evrakiye’ni soruyorum” ( Yazılı imtihan kâğıdı) dedi. Atilla, “bilmiyorum hocam ben size vermiştim” deyince Sabahattin Bey “ Hadi ordan, hadi ordan” diyerek onu azarladı. Dersten sonra Atilla’ya sordum hoca ne demek istedi diye de “ imtihandan çıkarken yazlı kâğıdımı cebime koyup çıkmıştım onu soruyor” diye cevap verdi.

22.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00