BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4936
Toplam
:
13339190
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HAMAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Geçen gün İstanbul’un Galatasaray semtindeki sahaflarda Muaveneti Milliye adlı bir kitabı ararken, Turan Dursun’un “Kulleteyn” isimli kitabı gözüme çarptı. İsim enteresan geldi biraz karıştırdım ilgimi çekti. İkinci el bir kitap olduğundan fiyatı da 5 lira olunca aldım. Kulleteyn “iki kulle” yani yaklaşık 13 ton su demekmiş. Durgun bir suyun temiz yani “tahir” sayılabilmesi için şafi mezhebine göre bu kadar olması yeterli imiş. Daha az olamazmış. Bu suda banyo yapılabilirmiş. Bu kadarcık suyla bir köyün halkı yıkanırmış. Büyük, küçük bir köy halkının tamamının yıkandığı topu topu 13 ton civarındaki suyun ne hale geldiğini tahmin etmek zor değil (kitapta anlatılanları mideniz kaldırmaz diye buraya almadım). Kitap, mahrumiyet ve dini taassup baskısı altındaki Anadolu’nun bir zamanlarını anlatıyordu. Kitabı okurken elimde olmadan üzüldüm, hem de çok. Anadolu’nun bir köşesinde bu çaresizlik yaşanırken diğer köşelerindeki hamam sefaları aklıma geldi. Güzel Anadolu’m, doğusu, batısı, ortası ile bir tezatlar ülkesi.

Biz çocukken Yozgat Hamamları pek safalı idi. Hamama gidenler pikniğe gidermiş gibi hazırlanırlardı. Akraba, hısımların hanımları günler önceden sözleşirler, hamamcıyı da haberdar ederler, içinde parıl parıl parlayan gümüş hamam takımlarının olduğu bohçalar, büyük bir özenle hazırlanan zeytinyağlı dolmalar, sarmalar, turşular, limonatalarla hamama avdet edilirdi. Buzda soğutulmuş gazoz zaten hamamlarda satılırdı. Bütün bu hazırlıklar tamam olunca biz çocuklar koşarak çarşıya iner yeteri kadar Faytona biner evlerin önüne getirirdik. Hamam sefası bütün gün sürer yorgun yüzlü hanımlar akşamüstü pembe yanakları ile dönerlerdi. Hanımlar yanlarında def, zil gibi müzik aletleri de götürür koro halinde söylenen türkülerin eşliğinde genç kızlar ve kendini tutamayan hanımlar bir güzel oynarlarmış. Tabi bu arada oğluna kız arayan hanımlarda bu fırsatı kaçırmaz gözlerine kestirdikleri veya daha önceden göz koydukları genç kızları bu hamamlarda iyi bir incelerlermiş. Normal bir hamam günü böyle olunca kalabalık bir davetli gurubu ile gerçekleştirilen “Gelin Hamamlarının” ne kadar eğlenceli ve dedikodulu geçeceğini varın siz tahmin edin.

Amma! Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla gurbette oradan oraya savrulurken gittiğimiz şehirlerdeki kiralık evlerimizde öyle odunla ısıtılan termosifonlu banyolar bile yoktu. Genellikle evin bir odasında gusülhane denilen şimdiki duşa kabinler gibi ama onun birkaç misli büyüklüğünde ve dolap şeklinde bölümler olurdu. Hafta sonları mevsim kış ise kuzine sobası üstünde, yaz ise bahçede “maltız” üstünde ısıtılan bir kazan suyu ılıştırarak önce babam yıkanır sonra sıra ile annem bizi yıkardı. Şimdi maltız da nedir diye soranlar olabilir. Efendim maltız denen araç şöyle olur. Bir gaz tenekesini veya o büyüklükteki bir yağ vs. tenekesinin üst kapağını tamamen çıkarırsın. Bir yüzünün alt kısmından hava alması için 10-15 cm. genişliğinde bir delik açarsın. İçine ateş tuğlası, bulamazsan kiremitleri çamurla yapıştırırsın ki içindeki ateş tenekeyi yıpratmasın. Sonra dumanından ve zehirlenmekten kurtulmak için soba gibi bahçede yakarsın. O zamanlar çamaşır makinesi filan yok. Pazartesi günüde yine aynı şekilde ısıtılan sular ile neredeyse bütün gün annem bizim çıkardığımız çamaşırlarımızı ve diğer yıkanacak şeyleri yıkardı. Çamaşırlar beyaz görünsün diye de suyun içine “öküzbaşı” marka çivit atardı. Suyun rengi mavi-mor olurdu ama çamaşırlar beyaz olurdu.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz Afyon Dinar da o yaz annem bizi Dinar’ın meşhur hamamı “Garaali” nin (Karaali) hamamına götürdü (1956). Hamam Menderes ırmağının kaynağı olan “Suçıkan” yolu üzerinde, Üçlerce mahallesinin eteğinde Camii kebir mahallesindeki hamam sokağında idi. Hamama yaklaştığımızda yolun kenarında güldür güldür akan yaklaşık 2-3 metre genişliğinde büyükçe bir su kanalı ve bu kanalın kenarındaki bazı ağaçların dallarında asılı ciğerler dikkatimizi çekti. Hemen kanalın kenarında oturan yaşlıca bir teyzeye bu ciğerler neden buraya asılmış diye sordum. Siz yabancı mısınız diye sorduktan sonra şöyle anlattı; “yavrum bu gördüğün su her yaz bir küçük çocuğumuzu kurban alırdı. Bu yıllarca böyle oldu. Bizde çocuklarımızı kurban almasın diye yaz boyunca bu ağaçlarda birkaç ciğeri eksik etmeyiz. Şimdi bizim çocuklarımızı değil bu ciğerleri alıyor dedi.” Hem korktum ürperdim hem de çocuklar ölmüyormuş diye sevindim. Peki, nasıl alıyor ciğerleri diye sorduğumda “bilmem ki yavrum ciğerlerden biri yok olunca bizde yenisini asarız” dedi.
Çocuk aklımla düşündüm ağaçta asılı ciğer sıcaktan birkaç saat içinde zaten kokuşmaya başlar, bu yüzden kimse alıp yiyemez, o zaman el ayak çekilince ağaca çıkan kediler veya gece uçan baykuş, puhu veya yarasa gibi kuşlar mı yiyorlardı? Dinar Halk Eğitimi Merkezi Müdürü değerli dost, Sayın Yaşar Sağlam Beyefendi ile yaptığım bir telefon görüşmesinde (Şubat 2014) bu su kanalının o zamanlar suyla çalışan Dedeoğlu un fabrikasına su taşıyan kanal olduğunu ve maalesef çok yakın bir zamanda yine küçük bir yavrunun bu kanala düşerek boğulduğunu üzülerek öğrendim. Ağaca ciğer asmak yerine kanalın kenarına çit çekilse daha doğru olmaz mıydı? Vah benim tezatlar ülkesi Anadolu’m.

14.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00