BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
171
Dün
:
4633
Toplam
:
13784838
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HAMAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Geçen gün İstanbul’un Galatasaray semtindeki sahaflarda Muaveneti Milliye adlı bir kitabı ararken, Turan Dursun’un “Kulleteyn” isimli kitabı gözüme çarptı. İsim enteresan geldi biraz karıştırdım ilgimi çekti. İkinci el bir kitap olduğundan fiyatı da 5 lira olunca aldım. Kulleteyn “iki kulle” yani yaklaşık 13 ton su demekmiş. Durgun bir suyun temiz yani “tahir” sayılabilmesi için şafi mezhebine göre bu kadar olması yeterli imiş. Daha az olamazmış. Bu suda banyo yapılabilirmiş. Bu kadarcık suyla bir köyün halkı yıkanırmış. Büyük, küçük bir köy halkının tamamının yıkandığı topu topu 13 ton civarındaki suyun ne hale geldiğini tahmin etmek zor değil (kitapta anlatılanları mideniz kaldırmaz diye buraya almadım). Kitap, mahrumiyet ve dini taassup baskısı altındaki Anadolu’nun bir zamanlarını anlatıyordu. Kitabı okurken elimde olmadan üzüldüm, hem de çok. Anadolu’nun bir köşesinde bu çaresizlik yaşanırken diğer köşelerindeki hamam sefaları aklıma geldi. Güzel Anadolu’m, doğusu, batısı, ortası ile bir tezatlar ülkesi.

Biz çocukken Yozgat Hamamları pek safalı idi. Hamama gidenler pikniğe gidermiş gibi hazırlanırlardı. Akraba, hısımların hanımları günler önceden sözleşirler, hamamcıyı da haberdar ederler, içinde parıl parıl parlayan gümüş hamam takımlarının olduğu bohçalar, büyük bir özenle hazırlanan zeytinyağlı dolmalar, sarmalar, turşular, limonatalarla hamama avdet edilirdi. Buzda soğutulmuş gazoz zaten hamamlarda satılırdı. Bütün bu hazırlıklar tamam olunca biz çocuklar koşarak çarşıya iner yeteri kadar Faytona biner evlerin önüne getirirdik. Hamam sefası bütün gün sürer yorgun yüzlü hanımlar akşamüstü pembe yanakları ile dönerlerdi. Hanımlar yanlarında def, zil gibi müzik aletleri de götürür koro halinde söylenen türkülerin eşliğinde genç kızlar ve kendini tutamayan hanımlar bir güzel oynarlarmış. Tabi bu arada oğluna kız arayan hanımlarda bu fırsatı kaçırmaz gözlerine kestirdikleri veya daha önceden göz koydukları genç kızları bu hamamlarda iyi bir incelerlermiş. Normal bir hamam günü böyle olunca kalabalık bir davetli gurubu ile gerçekleştirilen “Gelin Hamamlarının” ne kadar eğlenceli ve dedikodulu geçeceğini varın siz tahmin edin.

Amma! Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla gurbette oradan oraya savrulurken gittiğimiz şehirlerdeki kiralık evlerimizde öyle odunla ısıtılan termosifonlu banyolar bile yoktu. Genellikle evin bir odasında gusülhane denilen şimdiki duşa kabinler gibi ama onun birkaç misli büyüklüğünde ve dolap şeklinde bölümler olurdu. Hafta sonları mevsim kış ise kuzine sobası üstünde, yaz ise bahçede “maltız” üstünde ısıtılan bir kazan suyu ılıştırarak önce babam yıkanır sonra sıra ile annem bizi yıkardı. Şimdi maltız da nedir diye soranlar olabilir. Efendim maltız denen araç şöyle olur. Bir gaz tenekesini veya o büyüklükteki bir yağ vs. tenekesinin üst kapağını tamamen çıkarırsın. Bir yüzünün alt kısmından hava alması için 10-15 cm. genişliğinde bir delik açarsın. İçine ateş tuğlası, bulamazsan kiremitleri çamurla yapıştırırsın ki içindeki ateş tenekeyi yıpratmasın. Sonra dumanından ve zehirlenmekten kurtulmak için soba gibi bahçede yakarsın. O zamanlar çamaşır makinesi filan yok. Pazartesi günüde yine aynı şekilde ısıtılan sular ile neredeyse bütün gün annem bizim çıkardığımız çamaşırlarımızı ve diğer yıkanacak şeyleri yıkardı. Çamaşırlar beyaz görünsün diye de suyun içine “öküzbaşı” marka çivit atardı. Suyun rengi mavi-mor olurdu ama çamaşırlar beyaz olurdu.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz Afyon Dinar da o yaz annem bizi Dinar’ın meşhur hamamı “Garaali” nin (Karaali) hamamına götürdü (1956). Hamam Menderes ırmağının kaynağı olan “Suçıkan” yolu üzerinde, Üçlerce mahallesinin eteğinde Camii kebir mahallesindeki hamam sokağında idi. Hamama yaklaştığımızda yolun kenarında güldür güldür akan yaklaşık 2-3 metre genişliğinde büyükçe bir su kanalı ve bu kanalın kenarındaki bazı ağaçların dallarında asılı ciğerler dikkatimizi çekti. Hemen kanalın kenarında oturan yaşlıca bir teyzeye bu ciğerler neden buraya asılmış diye sordum. Siz yabancı mısınız diye sorduktan sonra şöyle anlattı; “yavrum bu gördüğün su her yaz bir küçük çocuğumuzu kurban alırdı. Bu yıllarca böyle oldu. Bizde çocuklarımızı kurban almasın diye yaz boyunca bu ağaçlarda birkaç ciğeri eksik etmeyiz. Şimdi bizim çocuklarımızı değil bu ciğerleri alıyor dedi.” Hem korktum ürperdim hem de çocuklar ölmüyormuş diye sevindim. Peki, nasıl alıyor ciğerleri diye sorduğumda “bilmem ki yavrum ciğerlerden biri yok olunca bizde yenisini asarız” dedi.
Çocuk aklımla düşündüm ağaçta asılı ciğer sıcaktan birkaç saat içinde zaten kokuşmaya başlar, bu yüzden kimse alıp yiyemez, o zaman el ayak çekilince ağaca çıkan kediler veya gece uçan baykuş, puhu veya yarasa gibi kuşlar mı yiyorlardı? Dinar Halk Eğitimi Merkezi Müdürü değerli dost, Sayın Yaşar Sağlam Beyefendi ile yaptığım bir telefon görüşmesinde (Şubat 2014) bu su kanalının o zamanlar suyla çalışan Dedeoğlu un fabrikasına su taşıyan kanal olduğunu ve maalesef çok yakın bir zamanda yine küçük bir yavrunun bu kanala düşerek boğulduğunu üzülerek öğrendim. Ağaca ciğer asmak yerine kanalın kenarına çit çekilse daha doğru olmaz mıydı? Vah benim tezatlar ülkesi Anadolu’m.

14.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00