BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14138228
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HAMAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Geçen gün İstanbul’un Galatasaray semtindeki sahaflarda Muaveneti Milliye adlı bir kitabı ararken, Turan Dursun’un “Kulleteyn” isimli kitabı gözüme çarptı. İsim enteresan geldi biraz karıştırdım ilgimi çekti. İkinci el bir kitap olduğundan fiyatı da 5 lira olunca aldım. Kulleteyn “iki kulle” yani yaklaşık 13 ton su demekmiş. Durgun bir suyun temiz yani “tahir” sayılabilmesi için şafi mezhebine göre bu kadar olması yeterli imiş. Daha az olamazmış. Bu suda banyo yapılabilirmiş. Bu kadarcık suyla bir köyün halkı yıkanırmış. Büyük, küçük bir köy halkının tamamının yıkandığı topu topu 13 ton civarındaki suyun ne hale geldiğini tahmin etmek zor değil (kitapta anlatılanları mideniz kaldırmaz diye buraya almadım). Kitap, mahrumiyet ve dini taassup baskısı altındaki Anadolu’nun bir zamanlarını anlatıyordu. Kitabı okurken elimde olmadan üzüldüm, hem de çok. Anadolu’nun bir köşesinde bu çaresizlik yaşanırken diğer köşelerindeki hamam sefaları aklıma geldi. Güzel Anadolu’m, doğusu, batısı, ortası ile bir tezatlar ülkesi.

Biz çocukken Yozgat Hamamları pek safalı idi. Hamama gidenler pikniğe gidermiş gibi hazırlanırlardı. Akraba, hısımların hanımları günler önceden sözleşirler, hamamcıyı da haberdar ederler, içinde parıl parıl parlayan gümüş hamam takımlarının olduğu bohçalar, büyük bir özenle hazırlanan zeytinyağlı dolmalar, sarmalar, turşular, limonatalarla hamama avdet edilirdi. Buzda soğutulmuş gazoz zaten hamamlarda satılırdı. Bütün bu hazırlıklar tamam olunca biz çocuklar koşarak çarşıya iner yeteri kadar Faytona biner evlerin önüne getirirdik. Hamam sefası bütün gün sürer yorgun yüzlü hanımlar akşamüstü pembe yanakları ile dönerlerdi. Hanımlar yanlarında def, zil gibi müzik aletleri de götürür koro halinde söylenen türkülerin eşliğinde genç kızlar ve kendini tutamayan hanımlar bir güzel oynarlarmış. Tabi bu arada oğluna kız arayan hanımlarda bu fırsatı kaçırmaz gözlerine kestirdikleri veya daha önceden göz koydukları genç kızları bu hamamlarda iyi bir incelerlermiş. Normal bir hamam günü böyle olunca kalabalık bir davetli gurubu ile gerçekleştirilen “Gelin Hamamlarının” ne kadar eğlenceli ve dedikodulu geçeceğini varın siz tahmin edin.

Amma! Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla gurbette oradan oraya savrulurken gittiğimiz şehirlerdeki kiralık evlerimizde öyle odunla ısıtılan termosifonlu banyolar bile yoktu. Genellikle evin bir odasında gusülhane denilen şimdiki duşa kabinler gibi ama onun birkaç misli büyüklüğünde ve dolap şeklinde bölümler olurdu. Hafta sonları mevsim kış ise kuzine sobası üstünde, yaz ise bahçede “maltız” üstünde ısıtılan bir kazan suyu ılıştırarak önce babam yıkanır sonra sıra ile annem bizi yıkardı. Şimdi maltız da nedir diye soranlar olabilir. Efendim maltız denen araç şöyle olur. Bir gaz tenekesini veya o büyüklükteki bir yağ vs. tenekesinin üst kapağını tamamen çıkarırsın. Bir yüzünün alt kısmından hava alması için 10-15 cm. genişliğinde bir delik açarsın. İçine ateş tuğlası, bulamazsan kiremitleri çamurla yapıştırırsın ki içindeki ateş tenekeyi yıpratmasın. Sonra dumanından ve zehirlenmekten kurtulmak için soba gibi bahçede yakarsın. O zamanlar çamaşır makinesi filan yok. Pazartesi günüde yine aynı şekilde ısıtılan sular ile neredeyse bütün gün annem bizim çıkardığımız çamaşırlarımızı ve diğer yıkanacak şeyleri yıkardı. Çamaşırlar beyaz görünsün diye de suyun içine “öküzbaşı” marka çivit atardı. Suyun rengi mavi-mor olurdu ama çamaşırlar beyaz olurdu.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz Afyon Dinar da o yaz annem bizi Dinar’ın meşhur hamamı “Garaali” nin (Karaali) hamamına götürdü (1956). Hamam Menderes ırmağının kaynağı olan “Suçıkan” yolu üzerinde, Üçlerce mahallesinin eteğinde Camii kebir mahallesindeki hamam sokağında idi. Hamama yaklaştığımızda yolun kenarında güldür güldür akan yaklaşık 2-3 metre genişliğinde büyükçe bir su kanalı ve bu kanalın kenarındaki bazı ağaçların dallarında asılı ciğerler dikkatimizi çekti. Hemen kanalın kenarında oturan yaşlıca bir teyzeye bu ciğerler neden buraya asılmış diye sordum. Siz yabancı mısınız diye sorduktan sonra şöyle anlattı; “yavrum bu gördüğün su her yaz bir küçük çocuğumuzu kurban alırdı. Bu yıllarca böyle oldu. Bizde çocuklarımızı kurban almasın diye yaz boyunca bu ağaçlarda birkaç ciğeri eksik etmeyiz. Şimdi bizim çocuklarımızı değil bu ciğerleri alıyor dedi.” Hem korktum ürperdim hem de çocuklar ölmüyormuş diye sevindim. Peki, nasıl alıyor ciğerleri diye sorduğumda “bilmem ki yavrum ciğerlerden biri yok olunca bizde yenisini asarız” dedi.
Çocuk aklımla düşündüm ağaçta asılı ciğer sıcaktan birkaç saat içinde zaten kokuşmaya başlar, bu yüzden kimse alıp yiyemez, o zaman el ayak çekilince ağaca çıkan kediler veya gece uçan baykuş, puhu veya yarasa gibi kuşlar mı yiyorlardı? Dinar Halk Eğitimi Merkezi Müdürü değerli dost, Sayın Yaşar Sağlam Beyefendi ile yaptığım bir telefon görüşmesinde (Şubat 2014) bu su kanalının o zamanlar suyla çalışan Dedeoğlu un fabrikasına su taşıyan kanal olduğunu ve maalesef çok yakın bir zamanda yine küçük bir yavrunun bu kanala düşerek boğulduğunu üzülerek öğrendim. Ağaca ciğer asmak yerine kanalın kenarına çit çekilse daha doğru olmaz mıydı? Vah benim tezatlar ülkesi Anadolu’m.

14.03.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00