BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4601
Toplam
:
13176102
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP
capanoglukadir@yahoo.com.tr
. . .
[Arkadaşlar kendi aramızda kim çok tavaf yapacak diye, yarış halinde tavaflar yapıyorduk. Tavafta bir zat gördüm. Devamlı oradaydı. Günün herhangi bir saatinde, ne vakit Kâbe’yi tavaf için kalabalığa karışsam önümde orta boylu, nur simalı o zâtı görüyordum. Bir türlü ondan önce tavaf yapamadım. Bunun üzerine ben, o zâtın kim ve nereli olduğunu merak etmeye başladım. Yabancı zannettiğim, ülkesini ve dilini bilmediğim biriyle anlaşamayacağımı düşünerek, sormaktan ve konuşmaktan çekindim, soramadım. O sene hacda olan Mehmet Zait Kotku hazretlerine bunun hikmetini sormaya karar verdim ve gidip ona sordum. Bana, “Sor bakalım ne yer ne içermiş?” dedi. Ben bu durumu birlikte olduğumuz Konyalı arkadaşlara açıkladığımda, bana, “Sorup da ne yapacaksın. Âlemin bedevisi seni nerden anlayacak, kim bilir hangi millettendir. Senin Türkçeni kim anlayacak” diye bana itiraz ettiler. Bunun üzerine, bende tek başıma tekrar tavaf mahalline gittim. Baktım ki o zât yine orada. Gayret edip arkasından ona yaklaşmak üzereyken, arkaya döndü ve gülümseyerek elimden tuttu, bana doğru eğilerek “Zemzem yer, zemzem içerim” dedi. Kendisini her gün tavafta gördüğümü, nereli ve kim olduğunu merak ettiğimi söyledim. Yozgatlı olduğunu, Ahmet Ergin [Efendi] dediklerini söyledi].

Değerli okurlar, bu yazımda size yine bir kitaptan bahsedeceğim. Kitabın ismi “GÖNÜL UFKUNDA BİR ŞEYH, BİR ŞEYHZADE”. Yazarı, Yozgat’ımızın canlı tarihi Dr. Ali Şakir Ergin Hocam. Yüksek tahsilini,
Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Kürsüsünde tamamladı. Doktorasını da aynı kürsüde yaptı. Yirmi yıla yakın, yurt içinde ve dışında çeşitli Üniversitelerde çalıştı. Bir dönem (1987-1991 arası) Milletvekili oldu. 1992 yılında siyasetten çekildi. Memleketi olan Yozgat’a yerleşti. Halen Yozgat’ın tarihi ve kültürü ile ilgili çalışmalar yapmaktadır.

Ailesi Horasan taraflarından Anadolu’ya göç eden Oğuz Boyundan olan Şeyhzade Ahmet Şevki Ergin Hocaefendi’nin bir asra yakın (doksan beş yıllık) ömründe, yaşadığı devirleri ve görüp anlamaya-hazmetmeye çalıştığı olayları Ali Şakir Ergin Hocam, özenle biriktirdiği belge ve bilgiler ile anılarını da ekleyerek özenle ve çok akıcı bir ifade ile kaleme almış. Kolayca okunuyor.

Kitabın tanıtımına müsaadenizle Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocamızın yazısından başlayacağım. Ahmet Yaşar Ocak Hocamızın uzun takdim yazısında, Osmanlı Devleti hakkındaki şu cümlesi dikkatimizi çekiyor; “Osmanlılar, Altı asırdan fazla devam eden varlığıyla Orta Doğu ve Balkanlar’da önemli bir siyasi istikrar unsuru oldu. Hâkimiyeti altındaki toplumlar bu uzun asırlar boyunca Pax Ottomanica (Osmanlı Barışı) denilen bir düzen içinde, bir arada yaşatmanın ötesinde, idari, ilmi, edebi, mimari ve güzel sanatlar alanında orijinal ve parlak bir varlık ortaya koydu”.

Yaşar Ocak Hocam Türkiye’nin siyasi, içtimai ve kültürel hayatında 1950 lerden beri yaşanan ilerici-gerici kutuplaşmasına da dikkat çektikten sonra uzun yazısını şöyle bağlıyor. “ İşte bu satırlara konu olan Şeyhzâde Ahmet Şevki Ergin son Osmanlı bakıyyesi taşra uleması ve sufiyyesinden sadece biri idi. O her iki sıfatı da kendinde toplamış, gerek ilmi, gerekse takvası ve ahlaki faziletleri ile memleketinde bu mühim tarihi misyonu ifa etmeğe çalışan bir “isimsiz son Osmanlı” idi diyor.
Değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocam kitabın sonundaki uzun yazısını da şöyle bitiriyor. “Şeyhzade Ahmet Şevki Ergin Beyefendi, Yozgat kasabasının şahsiyetiyle özdeşleşmiştir. Yozgatlı demek, Şeyhzade Ahmet Beyefendi demektir.” Çok güzel ve yerinde bir tespit. Kitabı okuduğunuzda muhtelif şehirlerde birbirlerini ilk defa gören ister yüksek mevkide, ister esnaftan, ister seyyah olsun muhtelif insanların Yozgat ismini duyduklarında büyük bir saygı ile Şeyhzade Ahmet Efendi Hoca’dan bir haber alabilmek, ona sevgi ve saygılarını iletmek için nasıl çaba sarf ettiklerini sizde fark edeceksiniz
Dr. Ali Şakir Ergin Hocam, kitabının birinci bölümünde önce Şeyhzade Ahmet Efendi’nin çocukluğundan itibaren maceralı tahsil hayatı, ilk memuriyet yıllardan itibaren yetişmesinde çok büyük emeği olan ve Çapanoğullarının Yozgat’ta kurdukları, Prof. Dr. M. Öcal Oğuz Hocam’ın da Bozok Üniversitesi’nin kuruluş tarihi buradan başlatılmalı dediği, Demirli Medrese’de Cumhuriyet’ten önce ve sonra hocalık yapan manevî mürşidi Dedikhasanlı Şakir Efendiyi, arkasından da son hocası, Mürşid-i Kâmil Mustafa Hulûsi Efendiyi tanıtıyor.

İkinci bölümde, Ahmet Şevki Ergin Hoca’nın aile çevresi, çocukluk yılları, tahsil hayatı, gerçekleşmeyen Kahire hülyası, yeni Türk alfabesini öğrenmek için kursa gidişi, evlenmesi, köy muallimliği, köyün hem muallimi hem hocası olması, Şakir Efendi ile müşerref olması, Gezici Başöğretmenliği, İmam-Hatip Okulu öğretmenliği, 1950 lerde önce kendine gelen mektupların damgalı ve damgasız pullarını çıkararak, sonra PTT’nin çıkardığı pulları biriktirerek pul koleksiyonu yaptığı gibi birçok olay ve anı ile Hocaefendi’nin vefatı ve cenazesinin kaldırılması ve tedfini anlatılıyor.

Bu bölümde, cenazedeki izdihamdan ve bilhassa gurbette olup da Şeyhzadeler Türbesini ziyaret şansı olmayanlar için türbeden güzel fotoğraflar var. Çok hoşuma giden ibret verici bir anısını sizinle paylaşmak istiyorum.

“Şeyhzade Ahmet Şevki Ergin Efendi, Gezici Başöğretmenliği sırasında at beslemiş olduğundan iyi bir at binicisi imiş. Bu merakından dolayı yarış atı cinsinden iyi bir at alır. Hocası cennetmekân Şakir Efendi’yi ziyarete gider. Hocaefendi’nin “Oğlum Ahmet iyi bir at satın almışsın. Atın iyisi üzerindeki binicisine gurur ve kibir verir. Bu at sana yaramaz. Çıkar onu elinden” deyince yüksek bir bedelle aldığı yarış atını kardeşine verir”.

1992 yılında Özel Ergin Koleji temel atma töreninde irticalen yaptığı konuşmasında şöyle söylüyor; “İnsan yaratığı için hayatta en üstün varlık ancak bilgiye dayanır. Rabbimizin, Peygamberimize ilk emri “oku” olmuştur. Türk milleti asırlarca okumanın ve okutmanın kıymetini bilmiş, okumuş, yetişen yeni nesillerini okutmuş ve bu sayede dünya üzerinde şeref ve şan sahibi olarak yaşamıştır. Bunun içindir ki, bir ailenin çocuklarına karşı ilk görevi onları okutmak ve yetiştirmektir. Son görevi de, sonraki nesillere bırakacağı en güzel miras da onları bilgili olarak yetiştirmesi olacaktır.”

Üçüncü Bölümde, Hocaefendi’nin Ahlâkı ve tasavvuf anlayışı anlatılıyor. Bu bölümde “Tefrikayı Şiddetle Reddederdi “ başlıklı bir bahis var ki sanki bu günler için yazılmış. Hocaefendi; “önüne gelen her ferdi, mahalle spor kulüplerine ya da kendi gizli derneklerine üye kaydeder gibi adam toplayanları hiç hoş karşılamazdı. Bunlar arasında İslam dinini en güzel kendilerinin yaşayıp, kendilerinin temsil ettiğini söyleyerek Müslümanları biz ve diğerleri diye İslam’ın birleştirici ve kucaklayıp bütünleyici temel esasından uzaklaştırarak tarikat faaliyetleri gösteren, tefrika çıkaran cemaat liderleri ve cemaat mensuplarının mevcudiyetinden haberdar oldukça çok hayıflanır, böyle durumlardaki üzüntüsünü de konuşmalarında dile getirirdi” ifadelerinin ne kadar keskin bir öngörü olduğu şimdilerde daha iyi anlaşılmaktadır.

Kitabın dördüncü bölümünde, Yaptığı Hac ve Umre ziyaretleri ile diğer bazı ziyaretleri anlatılmış. İlk Hacca gidişinin olağanüstü hikâyesini okumak gerek. Tahmin edeceğiniz gibi bu bölümde Hac ve Umre ziyaretleri ile Kastamonu’ya yaptığı ziyaret ile ilgili anılar var.
Beşinci bölüm vasiyet ve mektuplar bölümü. Osmanlıca yani eski harflerle kendi el yazısı ile yazılmış ilk vasiyetme’sinin fotoğrafını görüyoruz. Kitapta hem orijinal Osmanlıcaları hem de Türkçe okunuşları yayınlanan 7 adet mektuptan, oğlu Ali Şakir Ergin Hocama gönderdiği bir mektubundaki şu paragrafı da de sizlerle paylaşmak istedim. [Kaide-i Külliye; “Ne bir şeye fazla sevinmek ve ne de fazla üzülmek doğru değildir.” Nasibinizde ne varsa karşınıza da o çıkacaktır. Elverir ki, Hakka karşı şükür vazifemizi yapmaya çalışalım. Vazifemiz bizden üstün olanlara gıpta ederek çalışmak ve maddi manevi bizden az olanları da görerek Hakka daima şükretmektir. Hiçbir hadise karşısında üzülmemektir.]
Peygamber Efendimizin “Seyahat ediniz, sıhhat bulursunuz” Hadis-i Şerifinde buyurduğu gibi seyahati çok seven Ahmet Şevki Ergin Hoca Efendi, ömrünün sonlarında, rahatsız olup yatağa bağlı kaldığı günlerde, kalkıp yürümeye takati olmadığının farkına varınca Çamlık’ın tepesindeki yüce çam ağaçlarını süzerek oraya gidemememin hüzün ve hasretiyle şöyle söyler;
Ey gönül, git atıl çamlıkların âgûş-i tenhâisine,
Arz-ı hal eyle Hâlık’ına sen söyle, kuşlar dinlesin.


Ey gönül git atıl çamlıkların tenha kucağına
Halini arz et yaratanına, sen söyle kuşlar dinlesin
. . .
Vaktiyle bir yerde bir yazı okumuştum. Yazının konusu Nebi kimdir Veli Kimdir idi. Bu yazıdan kısaca aklımda kalan şuydu; Nebi, yani peygamberler kendilerine tebliğ edilen bilgileri insanlara tebliğ etmesi emredilen kişilerdi. Veliler ise kendilerine verilmesi uygun görülen bazı bilgileri tebliğ etmesi emredilmeyen ama bu bilgileri insanları irşat etmek için kullanması gereken mürşit kişilerdi. Hacıbektaş Veli Hazretleri, Hacı Bayram Veli Hazretleri, Mevlana Hazretleri, Taptuk Emre ve Yunus gibi. Nedense Veli dendiğinde hep bu kişiler akla gelir.

Hâlbuki bu kitapta adı geçen, geçmeyen Hocaefendiler de karanlık gecelere yön veren yıldızlar gibi, Anadolu’nun dört bir bucağında, köy kasaba demeden her yerde otağ kurmuşlar, yerleştikleri çorak arazi çevresinde cahil halkı terbiye ve tenvir ederek, bunlar arasından nice olgun, kâmil insanlar yetiştirmişlerdir. Bunlar, Hak ve halk dostu Anadolu’nun mümtaz Velîleri’dirler.
Yüce Mevlâ’nın Rahmeti onlara, onların da himmet ve desteği hepimize olsun değerli okuyucularım.

18.02.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00