BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
MİLLİYETÇİ VE ÜLKÜCÜ BİR İNSAN, DİYARBAKIR VALİSİ DR. REŞİT BEY’İN ACI SONU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Meşrutiyet’in ilanından sonra, Sultan Vahdettin’in padişah, Tevfik paşanın sadrazam ve Damat Ferit’inde Hükümet başkanı olduğu mütareke döneminde İngilizlerin baskısı ile vatansever devlet memurları suçsuz yere tutuklanmaya başlar. Padişah Vahdettin, 8 Ocak 1919’da bu suçluları yargılamak için özel mahkemeler kurdurur ve İngiltere Yüksek Komiseri Calthorpe’un 10 Ocak tarihli raporuna göre “İngilizlerin istediği her kişiyi, cezalandırmaya hazır olduğunu” bildirir.”

Yakalananlar, Osmanlı Devletinin son zamanlarına kadar Harbiye Nezareti Dairesi olan Beyazıt’taki İstanbul Üniversitesi Hukuk ve Tıp Fakültelerinin avlusundaki Bekirağa Bölüğü denilen tevkifhaneye hapsediliyorlardı. Bekir Ağa Bölüğü tıklım tıklım dolmuştu.

1919 yılının Ocak ayında tutuklananlardan biri de Diyarbakır eski valisi Dr. Reşit Bey idi. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idamından 72 gün önce intihar etmişti. Ona isnat edilen suç da Kemal Bey gibi Ermenilere kötü muamele idi. Mehmet Reşit Bey, Gülhane Mektep-i Tıbbiye-i Askeriyesinden mezun olmuş ve Tabip Yüzbaşı olarak orduya katılmıştı. 1909’da ordudan ayrılarak idarecilik mesleğine girmiş ve çeşitli bölgelerde Kaymakamlık, Mutasarrıflık ve valilik görevlerinde bulunmuştu. Balıkesir’de görevli iken yaptırdığı “Reşit bey Hastanesi” hâlâ ayaktadır.

1910–1918 yılları arasında idari görevlerde buluna Dr. Reşit Bey, Türkiye’ye musallat olan hastalığı gayet iyi teşhis etmiş, Ermeni isyanının patlama noktasına geldiği bir anda Diyarbakır Valiliği görevini ve bu görevden doğan sorumluğu tereddüt etmeden omuzlayacak cesaret ve olgunluğa sahip, milliyetçi, ülkücü bir idareciydi. Diyarbakır’a geldiğinde Ermenilerle ilgili gözlemlerini şu şekilde anlatır; “Tekalifi Harbiye ambarları, Askeri nakliyat ve bütün önemli işler hep Ermeni Komitecilerin ellerine bırakılmıştır. Ermeni ruhani reisi, valinin has müşaviri olmuş. Tahsildarlık gibi basit bir vazifeyi üstüne alan yüksek tahsil görmüş Ermenilere rastlanmakta. Bunlar köyleri dolaşarak Ermenileri uyarmakta, hazırlamakta, ruhani reis ile papazlarda mülhakatı (merkeze yani Diyarbakır’a bağlı yerler) dolaşarak “kurtuluş günü erişti, hazırlanınız, gerekirse çift hayvanlarınızı satıp silahlanınız, muvaffak olduktan sonra Müslümanların serveti, mülkleri bize kalacaktır” mealinde ateşli nutuklar ve vaizlerle fikirleri zehirlemekte ve zehirlemişler. Ermeni mahallelerinde ordudan kaçan ve kaçırılan birlerce efradı toplamışlar. Polis ve jandarmaları alenen tahkire koyulmuşlar. Ermeni mahallelerine polis ve jandarma girmeyecek derecede hükümet nüfusu kırılmış, alenen Ermeni istiklal şarkılarıyla eğlenmekte ve “Şimdiye kadar siz hâkim millet idiniz, Bundan sonra biz hâkim, siz mahkûmsunuz hitapları ile ahali açıktan açığa tahkir edilmekte. Hâsılı dinamitlerin ve bombaların patlaması için Rusların biraz daha ilerlemesi ve bundan gelecek emir ve işaret beklenmekte”.

Dr. Reşit Beyin elinde 25–30 kadar jandarma ve eski sistem silahlarla donatılmış, 50–60 kadar ihtiyat askerinden başka fiziki kuvvet yoktur, ama o, tehlikenin kökünü kazımaya kararlıdır. Şehrin esnafını, ruhani reislerini ve ruhani meclis üyelerini makamına getirterek asker kaçağı ve komitecilerin bir hafta içinde teslim edilmelerini isterse de Ermeniler bu uyarıya aldırış etmezler. Bundan sonrasını Dr. Reşit Bey şöyle anlatır; “Belli günde sabah erkenden Ermeni mahallesinin en mühim 3–4 sokağını ve bazı mühim noktalarını tutturup, evleri ani bir şekilde, birer birer araştırmaya ve bir günde 500’den fazla asker kaçağını yakalamaya muvaffak oldum. Yapılan aramalarda Ermenilerin hareket planları ve takip edecekleri programları da ele geçirildi. Bunlardan edinilen bilgilere göre 7 yaşından yukarı kız ve erkek çocukları da dâhil bütün Müslümanlar öldürülecek. Şehir ve kasabalarda taarruz ve müdafaa tertibatları, kumanda heyetleri kurulacak. Ruslar biraz daha ilerleyebilirlerse resmi daireler ve şehir kapıları bomba ile havaya uçurulacak. Vali, polis müdür ve jandarma komutanı gibi idare amirleri öldürüldükten sonra Müslüman ahali katledilecekti. Yine ele geçirilen planlar ile yakalananların ifadelerinden, vilayetin en küçük bir Ermeni köyünde bile teşkilatı, silah ve bomba bulunduğu, büyük, küçük, kadın-erkek, bütün Ermenilerin teşkilat ve maksattan haberdar oldukları, paraca, bedence veya fikirce bu teşebbüse iştirak etmeyen hiçbir Ermeni bulunmadığı anlaşılmıştı.”

Tehcir(yer değiştirme) kanununun çıkartılıp yürürlüğe konulmasını müteakip devletin bir valisi olarak Dr. Reşit Bey kendisine kanunla verilen bu görevini yerine getirmiş ve görevini yaparken de elinden geldiğince adil davranmıştır. Reşit Bey hatıratında bu konuyu şöyle anlamaktadır; “Ben mümkün olduğu kadar her kafileye “kafile başı” sıfatı ile 1–2 jandarma ayırıyordum. Fakat bu her zaman mümkün olmadığı gibi etkili bir tedbirde olmuyordu. Sonunda gerek merkezde gerekse ilçelerde tatbik edilmek üzere bir özel talimatname yazıp, tamim edilmiştir. Bu talimatnameye göre, sevk olunacak ailelere birkaç gün evvel malumat verilerek, hazır bulunmaları ihtar olunacak. Beraberinde götürecekleri para ve menkul eşyayı almalarına mani olunmayacaktı.”

Ermeni tehcirinin başlaması üzerine işgal devletleri açık bir nota ile tehcirin durdurulmasını isterler. Amerika ve diğer bazı devletler de diplomatik temaslarda bulunarak bu konuda ricalarda bulunurlar. Bu talep üzerine doğu vilayetlerindeki bazı valiler merkeze çağrılıp yerlerine başkalarını gönderilir. Dr. Reşit Bey, Ermeni tehciri ile ilgili bir başka tespitini de şöyle anlatır; “Doğudaki Ermeniler aleyhimize öylesine kışkırtılıyorlardı ki şayet onlar yerlerine bırakılmış olsalardı çevremizde canlı olarak tek Türk bulmak ve bir tek Müslüman’ın yaşadığını görmek imkânsız olacaktı. Diyarbakır’da bulunduğum zaman süresinde bunların sicillerini inceledim, yaşantılarını takip ettim, düşüncelerini öğrendim, evlerinde yaptırdığım araştırmalar gayeleri hakkında bana kesin kararlar verme imkânını bahşetti. Bazı evlerde ele geçirdiğim silah ve cephane koca bir orduyu yok edecek sayı ve vasıflarda idi. Korkunç ve müthiş bir teşkilatları var ve yalnız bulundukları bölgede değil, memleketin dört bir yanına uzanan kolları ile bu teşkilat serbest bırakıldığı takdirde çok geçmeden Anadolu’da Türk’ü mumla aramamız gerekecek. Yani ya onlar bizi, ya da biz onları. Onlar bizleri yok etme kararı ile şartlandırılmışlardı”.

Doktor Reşit Bey tutuklanarak kapatıldığı Bekir Ağa Bölüğü zindanından bir yolunu bularak 25 Ocak 1919 günü kaçar. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri idam etmeyi umduğu Doktor Reşit Beyin kaçışını öğrenince küplere biner ve baş tercümanı Ryan’ı sadrazama göndererek şunları söyletir; “Olayı pek vahim görmekteyim, bu yalnız Türk Hükümetine karşı değil, aynı zamanda İtilaf Devletlerine karşı meydan okumaktır. Bu bir Türk oyunudur, hükümet üyelerinin kendileri de sorumluluktan kurtulamazlar.” Ertesi gün İtilafçı basında hükümete karşı saldırıya geçer. Bu durum üzerine İstanbul polisi seferber edilir. Doktor Reşit Bey ailesini görmek üzere saklandığı evden çıkıp Beşiktaş’a indiği bir sırada merkez memuru Ermeni Kirkor’un emrinde bir polis ekibince tanınır ve bir fulya tarlasında çember içine alınır. Yakalanacağını anlayan Dr. Reşit Bey 6 Şubat 1919 günü beynine bir kurşun sıkarak hayatına son verir.

Cebinden vasiyetname mahiyetinde şu mektup çıkar. “Pek sevgili refikam ve çocuklarım, firarımdan dolayı Muhafız Paşa ile Polis Müdürü, bütün şiddet ve kuvvetiyle beni arıyorlar. Ermeni tazıları da bunlara iltihak etmişlermiş. Gayretsiz ve hissiz bazı dostlarımın ihmali, programımı sekteye uğrattı. Utanmadan teslim olmaklığımı tavsiye ediyorlar. Neticeyi karanlık görüyorum. Yakalanıp, hükümetin oyuncağı ve düşmanlarımın eğlencesi olmamak için son dakikada intihar etmek fikrindeyim. Rovelverim (tabanca) bir dakika yanımdan ayrılmıyor ve hazırdır. Hayatımın bence hiçbir kıymeti kalmadı. Belki bir vakt-i müsaide milletime son vazifemi yapar ve bakiye-i hayatımı size hasr (ayırma) ve tahsis ederim, ümidiyle yaşamak isterdim. Ne çare, her istenilen olmaz. Sizi milletim için çok ihmal ettim, istikbalinizi düşünmedim, sizi temini maişetten aciz bırakıyorum. Buda talihin bir cilvesi yahut nankör milletin gafletidir. Beni en ziyade müteessir eden refikamın bakiye-i hayatıdır. Kendisine saf bir aşk ve muhabbet hissinden başka bir şey bırakamıyorum. Hayatının son zamanlarının zehirlenmesine sebep oldum. Şimdi de matem içinde bırakıyorum. Beni affet sevgili Mazlumem, şahsında ismin gibi mazlummuş. Son ricam şudur; Refikam bütün metanetini toplayarak, Çocuklarımızı bize layık bir his ve fikirde yetiştirsin. Çocuklarımda annelerine muti ve hürmetkâr olsunlar ve onu hiç üzmesinler. Ahlaklı, metin ve ilim ve marifet sahibi olsunlar. Kayınpederim ve kayınvalidemden de rica ederim.; Mazlumenin bol bir şefkatte ve tatlı muameleye çok muhtaç olduğunu unutmasınlar ve çocuklarıma öksüzlüklerini hissettirmemeye çalışsınlar. Ziyade yazmaya teessürüm manidir. Mazlumem, Nimetim, Şinasi, Cezmi, Fikret, İsmet ve Cehdi yavrularım hepiniz gözümün önündesiniz. Ben sizi gıyaben değil, adeta karşımda hissediyorum. Ne olurdu hepinizi birer defa öpüp kokladıktan sonra ölseydim. Kayınpederimi ve kayınvalidemi muhabbetle kucaklarım. Dostlarıma ve sevdiklerime selam söylersiniz. Belki bu satırlardan sonra daha çok yaşarım. Fakat belki de size son hitabımdır. Elveda sevdiklerim. Son nefesine kadar sizi seven ve unutmayan Reşid”

Diyarbakır eski valisi Doktor Reşit Bey, Atatürk tarafından da takdirle anılmış, milleti tarafından da unutulmamış, geriye bıraktığı zevcesi ile yetimlerine TBMM vatani hizmet tertibinden maaş bağlanmıştır. Allahın rahmeti üzerine olsun.

10.02.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00