BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4601
Toplam
:
13189563
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İKİ MEKTUP (YORUMSUZ)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Artık ameliyat yapmıyorum!

Çok şükür!" 6 yıl tıp fakültesinde okudum, bu sürede sadece 2 -3 bayramı anne babam ile geçirebildim, gerisinde ya ders çalıştım ya intörn nöbeti tuttum. TUS u ilk girişimde kazandım dile kolay 5 sene bir tıp fak. asistanlık yaptım, evimin köşesinde ki fırın 50 kuruşluk ekmeği dilenciye bedava vermezken ben günlerce çocuklarımdan uzak ücretsiz gün aşırı nöbet tuttum.. Asistanlığımda kazandığım para ile ancak geçimimi sağlayabildim.

32 yaşımda üroloji uzmanı olduğumda bir dikili ağacım yoktu. Devlet Hizmet Yükümlüsü olarak atandığımda hayat benim için yeni başlamıştı, eşim özel sektörde çalıştığı için ben tek gittim (eş durumu olmazmış ben stratejik personelmişim), zaten atamamın yapıldığı yere ailesini götüren hiç kimsede yoktu.. Burada yaşayanlar bile gitmenin fırsatını ararken ben onlara doktorluk yapmaya gelmiştim. Ne olsa mecburi hizmetimi bitirir sonra kuraya girer daha yaşanabilir bir yere giderdim! Yinede o kadar güçlü bir enerji ile göreve başladım ki çalıştığım hastanede o vakte kadar yapılmamış ameliyatları yaptım, nefrektomiler, pyeloplastiler, endoskopik cerrahiler…vs, çocuğumu sünnet edermisin? diyen bir kişiyi geri çevirmedim, poliklinikte her gün 30-40 hasta baktım (perifer bir ilde zaten kaç üroloji hastası olur)..
Aradan geçen ilk 3 ayda hastanede en az döner sermaye alan doktorlar arasında ben vardım çünkü hastane ortalamasını geçemiyormuşum daha sonrada hiç geçemedim zaten. Üroloji adına orada yapabileceğim her şeyi yapmama rağmen aldığım döner en azlar arasında olunca ortalamadan döner sermaye alayım diye başhekimin yanına gittim, aslında çok iyi bildiği durumu anlattım, olumsuz yanıt verdi tabi. Enfeksiyon hastalıkları ve psikiyatris arkadaşlar ortalamadan alıyorlar diye çıkışacak oldum, enfeksiyon hastalıkları bakanlık kararı ile alıyor, psikiyatris arkadaşın ise günde 3–5 hastası var mağdur olmasın cevabını aldım (performans sistemi, 3–5 hasta, mağdur, ortalama sanki bir çelişkili durum var ama!). Dahası şuydu “Sizin ise hastanız az da olsa zaten var size ortalamadan veremeyiz başkaları nasıl puan yapıyorlarsa sizde yapın doktor bey”.

Başhekimim aslında sen işini bilirsin diyordu. 1800 maaş, 1500 döner yinede çok şükür, kime isyan edebilirim ki.. Şuan 3,5 yıldır aynı yerdeyim, bu arada bir yıl askerlik hizmeti yaptım, bir revirde üroloji uzmanı olarak tam 10 ay oturdum, rüyamda görsem inanmazdım. Girdiğim kurum içi kuralarda atanamadım çünkü hizmet puanı varmış, benim hizmet puanım ise 7–8 binlerde. Bir yerlerde toplu ürolog ölümü, istifası, emekliliği olmaz ise önümde ki 5–6 yıl da atanmam zor gözüküyor. Bu durumu bakanlıktan bir yetkili ile konuştum: hizmet puanı çok saçma değil mi? çünkü batıda ki kadrolar sabit bu kadrolar boşalmadıktan sonra puanın bir anlamı yok dedim, oda bana istifa etme hakkımın olduğunu, birçok özel hastane olduğunu anlattı, önerisi için kendisine teşekkür ettim. Kendi çıkardıkları yönetmeliklerle, kanunlar ile adam kandırıyorlar, ama kanıyoruz da elden ne gelir önümüzde ki kuraya tekrar başvuracağım. Bu arada aile birliğimi hala sağlayamadım, bunun ise hiç komik tarafı yok. Bunca emekten sonra devletimin beni bu şekilde ödüllendirmesi ne güzel değil mi? ne diyebilirim ki…

Birkaç ay önce ilimiz aile hekimliği uygulamasına geçti, ne kadar pratisyen var ise aile hekimi uzmanı oldu, meğer uzman olmak ne kolaymış, bir yönetmelik çıkarıyorsun sonra seni uzman yaptım diyorsun olup bitiyor. Acilde pratisyen olarak çalışan Nuh kardeşimde aile hekimi oldu, daha 2 yıl bile olmadı fakülteden mezun olalı, 25’ inde. Şimdi o aile hekimi uzmanı bense acilde nöbet tutuyorum. Geçen karşılaştım çok mutlu görünüyordu nasıl olmaz ki 8 bin lira maaş alıyormuş. Abi keşke sende aile hekimliğine geçseydin dedi, bilmiyorum ki Nuh dedim, asistanlık günlerimi, uzmanlığım ilk aylarını düşünmedim desem yalan olur. 3000–3500 maaşımı düşününce ( hani aç açıkta mı kaldık şikâyet ediyoruz ama…) insanın tek duygusu mahcubiyet oluyor, mahcubiyet işte kendine karşı, verilen emeğe, gençliğe, hayata, hayallere duyulan mahcubiyet.

Artık hayat enerjim kalmadı, mesleğimi severek yapmıyorum, artık ameliyat da yapmıyorum. Çok şükür risk yok. Hastalarımı bol sevk ediyorum, ben bu ameliyatı yapamıyorum dediğim bile oldu. Ameliyat yapıp risk aldığımda 3600 kazanıyorum yapmadığımda 3100, neden yapayım ki, yeni mezun pratisyen bile benden fazla kazanıyor. Bir aile hekiminden daha fazla kazanana kadar da yapmayacağım (umarım emekli olmadan olur).

Ürolojiyi seçtiğim için şimdi çok pişmanım, çok severek eğitimini aldığım mesleğime artık küsüm. Ve bunca zaman sonra hala bir dikili ağacım yok, yinede çok şükür. Bu yazıyı sizlere duygu sömürüsü yapmak için yazmadım, zaten sizler için de yazmadım, kendim için de yazmadım. Kazandığım paraya da şuan ki sıkıntılı hayatıma da hep şükrettim. İsyan ettiğimi zannetmeyin. Hakların alınacağı bir yer elbette vardır. Sadece okuduğum Vakıf Guruba asistanları ile ilgili “Asistanlar Vatan Caddesi’ni trafiğe kapattılar” haberi beni çok üzdü. Hekimliğin ayaklar altına alındığı, hekimlerin şamar oğlanı olduğu, yıllarca eğitim almış ve eğitim almakta olan, zor şartlarda çalışan hekimlerin seslerini duyurmak için bir zavallılar güruhu gibi caddeleri trafiğe kapattıkları, her gün abuk sabuk yönetmelikler ile sıkıştırıldıkları, sermayenin kölesi halkın ise oyuncağı olduğu bir ortamda aklıma ne geldiyse yazdım. Yazımın sonuna ismimi yazmayacağım, utandığım için yazmayacağım, mahcup olduğum için yazmayacağım, bir hiç olduğum için yazmayacağım..
***********************************************

Bende Yozgatlıyım

Ben henüz 20 yaşındayım. Ankara'da üniversite öğrencisiyim. Uzun yıllar önce Yozgat’tan göç ettik.
4 kardeş olunca yetmedi Yimpaş’ın kriz döneminde ki, zaten yatmayan maaşı, İŞSİZLİK ve olmayan AİLE PLANLAMASI bizi çok başka yerlere ekmek aramaya itti. Bir köyü bir de Yozgat’tan başka yer bilmeyen annem, uzun süre ağladı 'ben buraları sevemedim' diye. Her şey geldi geçti bizim gibi uzun yıllar önce taşınan kuzenlerimle konuşuyoruz. İyi ki taşınmışız oradan, yoksa şuan sen evlenmiş iki çocuk annesi 20 yaşında bir genç kız, ben lise caddesinde volta atan işsiz. Sen dünyayı sadece Yozgat kadar sanan habersiz, annem komünizmin görüş değil, ağza alınmayacak YASAKLI söz sanan bilgisiz, babam namusun etek boyuyla ölçülmeyeceğini anlayamayacak kadar cahil olarak kalırdı diye. Ama 5 kişilik sohbet böyle bitmedi. Dedik ki; biz fırsatımız olunca Yozgat'a iz bırakacağız, biz fırsatımız olunca kütüphane açacağız, biz insanlara habersiz oldukları dünyayı getireceğiz, biz oraya yapılmayan yatırımı yapacağız, her yıl yenilenen lise caddesi kaldırımı yerine kütüphane açacağız. Öyle çocuklar yetiştireceğiz ki ahlakı namusu tabuları korkuyu baskıyı aşacak aştıracak. Umarım bir gün orada öğretmen olurum. Belki sınıfı değil belki velimi değil belki okul idaresini değil ama sadece bir çocuğa dahi kaliteli insanlığı, başkasına saygılı hoşgörülü olmayı, çalışkanlığı, açık sözlü olmayı öğreteceğim inanıyorum. Belki bunları yapamam ya da yapamayacağız ama lütfen bilinçli bireyler olarak böyle geldi böyle gider demeyelim. Böyle gitmemesi bizlerin elinde. Lütfen bu şehre bu halka bu nesil’e sahip çıkalım.

cemile – Yozgat gazetesi 17.01.2014 01:17


Yazarın notu; yazımlarıma lütfedip yorum gönderen tüm okuyucularıma teşekkürlerimi arz ederim.

20.01.2014



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00