BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
4520
Toplam
:
13462077
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İKİ MEKTUP (YORUMSUZ)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Artık ameliyat yapmıyorum!

Çok şükür!" 6 yıl tıp fakültesinde okudum, bu sürede sadece 2 -3 bayramı anne babam ile geçirebildim, gerisinde ya ders çalıştım ya intörn nöbeti tuttum. TUS u ilk girişimde kazandım dile kolay 5 sene bir tıp fak. asistanlık yaptım, evimin köşesinde ki fırın 50 kuruşluk ekmeği dilenciye bedava vermezken ben günlerce çocuklarımdan uzak ücretsiz gün aşırı nöbet tuttum.. Asistanlığımda kazandığım para ile ancak geçimimi sağlayabildim.

32 yaşımda üroloji uzmanı olduğumda bir dikili ağacım yoktu. Devlet Hizmet Yükümlüsü olarak atandığımda hayat benim için yeni başlamıştı, eşim özel sektörde çalıştığı için ben tek gittim (eş durumu olmazmış ben stratejik personelmişim), zaten atamamın yapıldığı yere ailesini götüren hiç kimsede yoktu.. Burada yaşayanlar bile gitmenin fırsatını ararken ben onlara doktorluk yapmaya gelmiştim. Ne olsa mecburi hizmetimi bitirir sonra kuraya girer daha yaşanabilir bir yere giderdim! Yinede o kadar güçlü bir enerji ile göreve başladım ki çalıştığım hastanede o vakte kadar yapılmamış ameliyatları yaptım, nefrektomiler, pyeloplastiler, endoskopik cerrahiler…vs, çocuğumu sünnet edermisin? diyen bir kişiyi geri çevirmedim, poliklinikte her gün 30-40 hasta baktım (perifer bir ilde zaten kaç üroloji hastası olur)..
Aradan geçen ilk 3 ayda hastanede en az döner sermaye alan doktorlar arasında ben vardım çünkü hastane ortalamasını geçemiyormuşum daha sonrada hiç geçemedim zaten. Üroloji adına orada yapabileceğim her şeyi yapmama rağmen aldığım döner en azlar arasında olunca ortalamadan döner sermaye alayım diye başhekimin yanına gittim, aslında çok iyi bildiği durumu anlattım, olumsuz yanıt verdi tabi. Enfeksiyon hastalıkları ve psikiyatris arkadaşlar ortalamadan alıyorlar diye çıkışacak oldum, enfeksiyon hastalıkları bakanlık kararı ile alıyor, psikiyatris arkadaşın ise günde 3–5 hastası var mağdur olmasın cevabını aldım (performans sistemi, 3–5 hasta, mağdur, ortalama sanki bir çelişkili durum var ama!). Dahası şuydu “Sizin ise hastanız az da olsa zaten var size ortalamadan veremeyiz başkaları nasıl puan yapıyorlarsa sizde yapın doktor bey”.

Başhekimim aslında sen işini bilirsin diyordu. 1800 maaş, 1500 döner yinede çok şükür, kime isyan edebilirim ki.. Şuan 3,5 yıldır aynı yerdeyim, bu arada bir yıl askerlik hizmeti yaptım, bir revirde üroloji uzmanı olarak tam 10 ay oturdum, rüyamda görsem inanmazdım. Girdiğim kurum içi kuralarda atanamadım çünkü hizmet puanı varmış, benim hizmet puanım ise 7–8 binlerde. Bir yerlerde toplu ürolog ölümü, istifası, emekliliği olmaz ise önümde ki 5–6 yıl da atanmam zor gözüküyor. Bu durumu bakanlıktan bir yetkili ile konuştum: hizmet puanı çok saçma değil mi? çünkü batıda ki kadrolar sabit bu kadrolar boşalmadıktan sonra puanın bir anlamı yok dedim, oda bana istifa etme hakkımın olduğunu, birçok özel hastane olduğunu anlattı, önerisi için kendisine teşekkür ettim. Kendi çıkardıkları yönetmeliklerle, kanunlar ile adam kandırıyorlar, ama kanıyoruz da elden ne gelir önümüzde ki kuraya tekrar başvuracağım. Bu arada aile birliğimi hala sağlayamadım, bunun ise hiç komik tarafı yok. Bunca emekten sonra devletimin beni bu şekilde ödüllendirmesi ne güzel değil mi? ne diyebilirim ki…

Birkaç ay önce ilimiz aile hekimliği uygulamasına geçti, ne kadar pratisyen var ise aile hekimi uzmanı oldu, meğer uzman olmak ne kolaymış, bir yönetmelik çıkarıyorsun sonra seni uzman yaptım diyorsun olup bitiyor. Acilde pratisyen olarak çalışan Nuh kardeşimde aile hekimi oldu, daha 2 yıl bile olmadı fakülteden mezun olalı, 25’ inde. Şimdi o aile hekimi uzmanı bense acilde nöbet tutuyorum. Geçen karşılaştım çok mutlu görünüyordu nasıl olmaz ki 8 bin lira maaş alıyormuş. Abi keşke sende aile hekimliğine geçseydin dedi, bilmiyorum ki Nuh dedim, asistanlık günlerimi, uzmanlığım ilk aylarını düşünmedim desem yalan olur. 3000–3500 maaşımı düşününce ( hani aç açıkta mı kaldık şikâyet ediyoruz ama…) insanın tek duygusu mahcubiyet oluyor, mahcubiyet işte kendine karşı, verilen emeğe, gençliğe, hayata, hayallere duyulan mahcubiyet.

Artık hayat enerjim kalmadı, mesleğimi severek yapmıyorum, artık ameliyat da yapmıyorum. Çok şükür risk yok. Hastalarımı bol sevk ediyorum, ben bu ameliyatı yapamıyorum dediğim bile oldu. Ameliyat yapıp risk aldığımda 3600 kazanıyorum yapmadığımda 3100, neden yapayım ki, yeni mezun pratisyen bile benden fazla kazanıyor. Bir aile hekiminden daha fazla kazanana kadar da yapmayacağım (umarım emekli olmadan olur).

Ürolojiyi seçtiğim için şimdi çok pişmanım, çok severek eğitimini aldığım mesleğime artık küsüm. Ve bunca zaman sonra hala bir dikili ağacım yok, yinede çok şükür. Bu yazıyı sizlere duygu sömürüsü yapmak için yazmadım, zaten sizler için de yazmadım, kendim için de yazmadım. Kazandığım paraya da şuan ki sıkıntılı hayatıma da hep şükrettim. İsyan ettiğimi zannetmeyin. Hakların alınacağı bir yer elbette vardır. Sadece okuduğum Vakıf Guruba asistanları ile ilgili “Asistanlar Vatan Caddesi’ni trafiğe kapattılar” haberi beni çok üzdü. Hekimliğin ayaklar altına alındığı, hekimlerin şamar oğlanı olduğu, yıllarca eğitim almış ve eğitim almakta olan, zor şartlarda çalışan hekimlerin seslerini duyurmak için bir zavallılar güruhu gibi caddeleri trafiğe kapattıkları, her gün abuk sabuk yönetmelikler ile sıkıştırıldıkları, sermayenin kölesi halkın ise oyuncağı olduğu bir ortamda aklıma ne geldiyse yazdım. Yazımın sonuna ismimi yazmayacağım, utandığım için yazmayacağım, mahcup olduğum için yazmayacağım, bir hiç olduğum için yazmayacağım..
***********************************************

Bende Yozgatlıyım

Ben henüz 20 yaşındayım. Ankara'da üniversite öğrencisiyim. Uzun yıllar önce Yozgat’tan göç ettik.
4 kardeş olunca yetmedi Yimpaş’ın kriz döneminde ki, zaten yatmayan maaşı, İŞSİZLİK ve olmayan AİLE PLANLAMASI bizi çok başka yerlere ekmek aramaya itti. Bir köyü bir de Yozgat’tan başka yer bilmeyen annem, uzun süre ağladı 'ben buraları sevemedim' diye. Her şey geldi geçti bizim gibi uzun yıllar önce taşınan kuzenlerimle konuşuyoruz. İyi ki taşınmışız oradan, yoksa şuan sen evlenmiş iki çocuk annesi 20 yaşında bir genç kız, ben lise caddesinde volta atan işsiz. Sen dünyayı sadece Yozgat kadar sanan habersiz, annem komünizmin görüş değil, ağza alınmayacak YASAKLI söz sanan bilgisiz, babam namusun etek boyuyla ölçülmeyeceğini anlayamayacak kadar cahil olarak kalırdı diye. Ama 5 kişilik sohbet böyle bitmedi. Dedik ki; biz fırsatımız olunca Yozgat'a iz bırakacağız, biz fırsatımız olunca kütüphane açacağız, biz insanlara habersiz oldukları dünyayı getireceğiz, biz oraya yapılmayan yatırımı yapacağız, her yıl yenilenen lise caddesi kaldırımı yerine kütüphane açacağız. Öyle çocuklar yetiştireceğiz ki ahlakı namusu tabuları korkuyu baskıyı aşacak aştıracak. Umarım bir gün orada öğretmen olurum. Belki sınıfı değil belki velimi değil belki okul idaresini değil ama sadece bir çocuğa dahi kaliteli insanlığı, başkasına saygılı hoşgörülü olmayı, çalışkanlığı, açık sözlü olmayı öğreteceğim inanıyorum. Belki bunları yapamam ya da yapamayacağız ama lütfen bilinçli bireyler olarak böyle geldi böyle gider demeyelim. Böyle gitmemesi bizlerin elinde. Lütfen bu şehre bu halka bu nesil’e sahip çıkalım.

cemile – Yozgat gazetesi 17.01.2014 01:17


Yazarın notu; yazımlarıma lütfedip yorum gönderen tüm okuyucularıma teşekkürlerimi arz ederim.

20.01.2014



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00