BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
220
Dün
:
4633
Toplam
:
14652481
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi eğitimci yazar Yılmaz Göksoy ağabeyim ile geçmişin sohbetini yapıyoruz; Dedi ki kayınpederim Sabri Koçak Bey ile Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey İstanbul da Sadrazam Talat paşanın koruma polisleridir. Ziya Bey Dersaadet Polis Mektebi Âlisini üstün derece ile bitirmiş, 1910 yılında da komiser olmuş. İkisi de tatil yapmak maksadıyla kısa bir süre Yozgat’a gitmek için izin isterler. Talat paşa “gitmenize bir şey demem ama ortalık biraz karışık, yollar tehlikeli neyle karşılaşacağınızı başınıza ne geleceğini bilemem bu yüzden gitmenizi tavsiye etmem” diyerek uyarır.

O sırada İstanbul işgal altında. Nitekim tekrar İstanbul’a dönemezler. Sabri koçak Bey o tarihte İstanbul’da bir kız ile tanıştırılmış, onunla evlenmek arzusunda ve evlenme vaadinde de bulunmuş. Geri dönemeyince çok üzülür vefasızlık yaptım diyerek uzunca bir süre bunalıma girer.

İstanbul’a dönemeyince tayinlerini istemişler ve Yozgat’ta polislik mesleğine devam etmişler. Çerkez Ethem Yozgat’ı bastığında Ziya Bey de bir Çapanoğlu olduğu için saklanmış. Araması yapılırken saklandığı evi bilenler, arkadaşı Sabri Koçak Bey’in kulağına fısıldamışlar. Demişler ki “orayı sen ara burada yok de”. Diğer arkadaşları odaları ararken oda Ziya Bey’in olduğu yere bakmış, burada da yok demiş.

Yılmaz ağabeyim merakla nereye saklanmış diye sorduğunda “bu aramızda sır olarak kalsın demişti bende kimselere söylemedim, şimdi sana nasıl söylerim” diye cevap verir. Yılmaz ağabeyim, “aradan bu kadar yıl geçmiş Ziya Bey ölmüş, çekinecek bir durumda kalmamış, bu saatten sonra yaşananları açıklamanın ne mahzuru olabilir” diyerek üsteleyince Sabri Bey yaşlılığın da verdiği duygusallıkla ağlamaya başlar. “ Yedi sene İstanbul da yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi, Ziya’mı pek severdim, ben bu sırrı bu kadar sene kimselere söylemedim” diye bir süre sızlandıktan sonra. “Mahcemal Hanımın evine giderken sağ tarafta öğretmen Şükrü Sakarya Bey’in evinde merdiven altına saklanmıştı oraya ben baktım. Burada kimse yok dedim, arama bitti hep birlikte evden çıktık. Eski evlerde üst kısma çıkan merdivenlerin altı büyükçe bir dolap gibi kapatılır odun kömür gibi şeyler oraya konulurdu Ziya Bey de oraya saklanmıştı bana da bu sır aramızda kalsın kimseler bilmesin diye tembih etmişti demişti” diye anlatmıştı rahmetli kayınpederim dedi.

Ziya Bey bu aramayı atlatırsa da daha sonra yakalanmaktan kurulamaz. O sıralarda Aydıncık Karamağara da nahiye müdürü olan Mehmet Ali Okan Bey Çapanoğlu Ziya Bey’i Ankara’ya götürmekle vazifelendirilir ama yolda kaçmasına göz yumar. Durum anlaşılınca, gazeteci Osman Hakan Kiracı’nın annesinin dayısı olan Mehmet Ali Okan Bey, Binbaşı Çolak İbrahim Bey tarafından sorgulanır ve idama mahkûm edilir. Suçu, Çapanoğlu Ziya Bey’in kaçmasında ihmali görülmesidir. Oğlunun canının derdine düşen babası Hacı Arif Efendi, (Bu zat, yine gazeteci Osman Hakan Kiracı’nın annesi Fehamet hanımın dedesidir.) bir kavanoz altın ile Yozgatlı Nazım Kafaoğluna gider. Çolak İbrahim’e rica ederek oğlunu idamdan kurtarmasını ister. Nazım Bey, Balkanlarda, Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal Savaşında bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilmiştir. O günlerde Çolak İbrahim Bey’i evinde misafir etmekte ve cepheye gönderilmek için gönüllü toplamaktadır. Hacı Arif Efendi “Aman Nazım Efendi ocağına düştüm, etme eyleme, tek oğlumu asıyorlar, şu altını al oğlumu kurtar” diye yalvarır. O da “bre emmi ben senin oğlunun hayatını bir kavanoz altın karşılığında mı kurtaracağım ben öyle bir adam mıyım” diyerek hediyeyi reddeder ve oğlunu idam edilmekten kurtarır.

Yılmaz Göksoy ağabeyim diyor ki; Amasya’da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in oğlu Osman Nuri Bey, lise mezunu, çok aklı başında, çok şey bilen ve sohbeti çok tatlı olan bir insandı, Yozgat PTT müdürü idi. Benden büyüktü ama birbirimizi sever sayardık. Onunla sohbet etmekten büyük zevk alırdım. Çapanoğulları ile ilgili sohbetlerde Ziya Bey’in ismi çok konuşulurdu. Bir sohbetimizde sormuştum. “Osman abi, Ziya beyin Çapanoğlu hadisesinde bir rolü olmuş muydu” diye. Derin bir iç çektikten sonra “Aileyi yanıltıp da perişan eden o değil mi” diye cevaplamıştı. Osman Nuri Bey sitem etmekte haklı idi. Milli mücadeleye destek vermek ve asker toplamak için Yozgat’ta bir miting yapılmış, bu işin organizasyonunu da “Çapanoğulları hadisesinin” müsebbiplerinden Çapanoğlu Celal Bey üstlenmiş ve halkı galeyana getiren çok güzel bir konuşma yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa da şöyle bir mektup yazıp onları Ankara’ya davet etmişti. ”Sizler yıllarca memleket idaresi yapmış, savaşlarda kahramanlıklar göstermiş bir ailenin mensuplarısınız. Memleketin bu kara günlerinde sizden bekleneni yapmalısınız”. Daha sonra bir takım kişilerin entrikaları ile oyuna getirilen Edip, Celal ve Halit Beyler, Kılıç Ali’nin basiretsiz davranışları, Müftü Mehmet Hulusi Efendinin hainliği ve Ankara Hükümetinin de olayları kavrayamaması neticesi tereddütte kalırlar ve bir istihbarat yapması için Ziya Bey’i Ankara’ya gönderirler. Vaktiyle İstanbul gibi kalabalık bir şehirde hem de Sadrazam Talat Paşanın koruma polisliğini yapan Çapanoğlu Ziya Bey, o günlerin Ankara’sının tenhalığını ve fukaralığını yanlış yorumlayarak Edip ve Celal Bey’lere şöyle söyler. “Ankara da hiç güçleri yok ellerinde tüfekleri bile yok tahta tüfeklerle talim yapıyorlar” . Aile için ne büyük talihsizlik.

Yaşamı roman olacak kadar maceralı Yusuf Ziya Bey’in kim olduğunu, üzerinde taşıdığı belgeleri kaybettiğinden hakkındaki bilgileri, yenisini almak için başvurduğu dilekçesinden öğreniyoruz. Hüsnühâl belgesi; Maliye Nezareti Evrak - ı Nakdiye ve Levazımat Müdüriyeti, Dosya Numarası: 275 Çıkış Numarası: 1465 / 21, 11 Nisan 1336 Yozgat Mutasarrıfı Ahmet… Çapanoğlu Raşit bey’in torunu Ahmet beyin oğludur. 1885 yılında Yozgat’ta doğar. İlk tahsilini Yozgat’ta yapar. İdadiden mezun olup, 1909 yılında Dersaadet Polis Mekteb-i Âlisini üstün derece bitirip Dersaadet’te polis memuru olur.
Yukarıda arz ettiğim gibi, Aydıncık Karamağara da nahiye müdürü olan Mehmet Ali Okan Bey’in göz yummasıyla kaçıp kurtulunca gündüz saklanıp gece yürüyerek yol alırken çevrede eşkıyalık yapan alevi çetelerin eline düşer. Ziya Bey’i tanıyan çete reisi büyük saygı gösterir ve kendileri ile birlikte kalabileceğini söylerse de Ziya Bey Suriye’ye gitmek arzusunda olduğunu bu konuda yardımcı olmalarını ister. Onların da yardımı ile önce Halep’e kaçar. Osmanlı hanedanının Türkiye’den çıkarılması üzerine oradan Beyrut’a geçer. Burada çok sıkıntılı günler geçirir. Bir şey almak için girdiği bir manifatura mağazası sahibi ki 1915 Ermeni tehcirinde Suriye’ye gönderilmiştir, halinden, davranışlarından, kibarlığından şüphelenir. Yakınlık göstererek kim olduğunu öğrenir. Bir parça sıkıntıdan kurtulması ve rahatça gizlenmesi için ona bir fayton alarak bir miktar para kazanmasına yardımcı olur. Yusuf Ziya Bey’in kaçış nedeniyle teslim edemediği tabancasına ve polis elbiselerine karşılık Yozgat Yenicami mahallesindeki evi haciz edilerek satılır.

Beyrut’ta büyük bir tesadüf Ürdün Kralı Hüseyin’ in amcası Lübnan kralı Emir Naif’ in yakın akrabası Mustafa Mansur Bey ile tanışır, başından geçenleri anlatır. Onun himayesi altına girer. Kralın yakın çevresiyle tanışır. Bu sırada İstanbul’da intihardan kurtardığı Jean Bez ile de karşılaşır. Bundan sonrasını Halep deki evlerinde oturan, kızı Naile Banu Hanımın kızı ve Yusuf Ziya Bey ’ in büyük torunu olan Ayşe Safa Tirmanini (Esved) (72 yaşında yüksek tahsilli) ve küçük kardeşi Nouha Tırmanini’ den (yüksek tahsilli) dinleyelim.

Yusuf Ziya Bey, İstanbul da görevli iken intihar etmekte olan Jean Bez isimli bir Hıristiyan’a rastlar, niçin intihar etmek istediğini sorar. Jean Bez ünlü bir iş adamı olduğunu etrafa 200 altın lira borcu bulunduğunu borcunu ödeyemediği için intihar etmek istediğini söyler, Ziya Bey adamın bu durumuna üzülerek Jean Bez’e 200 altın lira verip onu borcundan kurtarır. Bu olaydan uzun zaman sonra, Çapanoğlu hadisesi vuku bulur ve Yusuf Ziya Bey Yozgat’ı terk edip Halep’ e kaçmak zorunda kalır. Beyrut da tesadüfî karşılaşmalarında Jean Bez, Yusuf Ziya Bey’den aldığı 200 altın lirayı iade eder. Hayır, sahibi Linda Sırseau isimli birisi de bir ev vererek Ziya Bey’e yardım eder. Bir eve ve verdiği parasına kavuşmasıyla durumunu bir hayli düzelten Ziya Bey karısı Asiye Hanım ile 3 yaşında bıraktığı kızı Banu Hanımı bir gece gizlice Yozgat’a gelerek Beyrut’a kaçırır.

Kızı Banu Hanım 17 yaşına gelinceye kadar Beyrut’ ta otururlar ve kızını Saint Jeuseph kolejinde okutur. Yusuf Ziya Bey ve ailesi, Osmanlı hanedanının Türkiye’ den çıkarılması üzerine, Beyrut’a giden Osmanlı hanedan mensupları ve II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Selim Efendi ve onun çocukları ile tanıştırılır. Daha sonra Sultan Mehmet Vahidettin Beyrut’a geldiğinde onunla da görüşür ve bir zaman birlikte olurlar. Ziya Bey’in kızı ve kızının çocukları sultanlarla arkadaşlık yaparlar. Ziya Bey Osmanlı hanedanlarından gördüğü yakınlıkla Beyrut da önemli bir çevre edinir. Lübnan ’ın tüm ileri gelenleri ve zenginleriyle tanışır.

O sırada çok güzel olan ve iyi bir eğitim almış kızı Banu hanım, Mısır Eyalet valisinin oğlu ile nişanlanır. Tam evlenecekleri sırada Halep’ e bir düğün davetine giderler. Burada Mevlevi Tekkesin’ de oturan Mevlana Celâleddin Rumi’ nin torunu Celâleddin Çelebi ile görüşürler. Celâleddin Çelebi Ziya Bey’in eşi Asiye Hanım’ın uzaktan akrabasıdır.

Bu sırada Halep’in ileri gelen ailelerinden Tırmanini Ailesi’nin oğulları Abdüselam Bey de, Paris Sorbon Üniversitesi’ndeki Hukuk tahsilini bitirerek Halep’e gelmiştir. Abdüsselam Bey’ in annesi ve kız kardeşleri, Abdüsselam Bey için kız aramaktadırlar. Tekkeye geldiklerinde Banu Hanımı görüp çok beğenirler. Celalettin Çelebi’yi araya koyarlar. Celâleddin Çelebi Ziya Bey’den kızını Abdüsselam Bey ’ e vermesini rica eder. Banu hanımla Abdüsselam Bey evlenirler. Ayşe Safa, Safvan, Rıdvan, Zafer, Nouha ve Maha isimli altı çocukları olur. Yusuf Ziya Bey, kızı evlenip Halep’e yerleşince oda büyük amcası Mehmet Celâleddin Paşa’nın vaktiyle vezirlik ve valilik yaptığı Halep’e yerleşir.

Ziya Bey Lübnan Prensi Prens Naif’in davetlisi olarak 1947 yılında tekrar Beyrut’a gider. Bu gidiş, hayatını değiştiren Beyrut’a son gidişidir. Oradan dönüşünde Halep’te hastalanır ve orada vefat eder. Yozgat merkez, Yenicami Mah. Cilt: 114-3, sayfa 40, kütük 120 numaralı nüfus kaydında; 15.12.1981 tarihinde öldüğü yanlış kaydedilmiştir.
Ayrıca kızı Naile Banu veya Banu Hanım’dan hiç söz edilmez.

Değerli okurlarım, Yıl içinde yaşadığımız bir ayın 30 gününü tüketince sonraki aya başlarız. Bunun gibi her yıl 31 Aralıktan sonra da 1 Ocak gelir ama yeni bir yıla başlamanın duygusallığı ile hayatımızda yeni bir başlangıç olmasını umut ederiz ve dileriz. Umutlarınızın gerçekleşmesi dileğim ile yeni yılınızı kutlar, gençlerimize iş ve aş, güzel ülkeme sağlıklı, huzurlu, başarılı, komşuları ile barış içinde güzel günler temenni ederim.

----------------------------------------------------------

Kaynakça:
Prof.Hakkı Acun; Çapanoğulları ve eserleri.
Muhlis Çapanoğlu anıları
Em. Eğitimci Yılmaz Göksoy
Muammer Çapanoğlu anıları.
Abdulkadir Çapanoğlu; 1950 li yıllardan kalanlar.


02.01.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00