BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
220
Dün
:
4601
Toplam
:
13183257
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BENİM ÖĞRETMENİM
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Değerli Okurlarım, bu yazımda size geçmişte Yozgat’ta yaşanan komik bir olayı anlatacaktım ama 7 Aralık 2013 günü kargo ile gelen bir kitap beni o kadar mutlu ettik ki onu gelecek haftaya erteleyip duygularımı sizinle paylaşmak istedim.

Babamın memuriyeti dolayısıyla ilkokul 5. sınıfı 1956–1957 öğretim döneminde Afyon’un Dinar ilçesi Yeniyol İlkokulun da okumuştum. Kaydımı yapan kızıl saçlı Rıza Ünlüsan Başöğretmenimiz, babama “Abdulkadir’i iyi bir öğretmenimizin sınıfına yazdım” demişti. Öğretmenimiz Mustafa Menderes isminde ve çocuk gözümüzle biraz yaşlıca ama diğer öğretmenlerin arasında çok saygınlığı olan bir öğretmendi.

Oturduğumuz ev, Dinar’ın ılıca mevkiinde, ılıca denen ve iki havuzdan müteşekkil kaynağın bir yanında ve Kızılay’ın mülkiyetinde olan bir küçük apartmanın üçüncü ve son katı idi. Öğretmenimizin evi de ılıcanın öbür yanında idi yani bize çok yakın. Çoğu zaman okuldan çıkınca o önden ağır ağır bizde arkadaşım Habib ile sekiz on adım arkasından onun önüne geçmeden evimize doğru yürürdük.

1957 yılı Mayıs ayında diğer il ve ilçelerde olduğu gibi Dinar’da da Kıbrıs mitingi tertip edilmiş, biz öğrencilerde okulumuzla bu mitingde yer almıştık. Mustafa Menderes hocamız da son mısraları “Kızıl papaz Makarios sana bin aftospiyos” ile biten kendi yazdığı uzun bir şiirini okumuştu. 1974 yılında Gaziantep’te As. İz Subayı olarak yedek subaylığımı yaparken gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında birden bu şiir aklıma geldi. Aynı binadaki askeri mahkemede görev yapan ve Dinar’dan sınıf arkadaşım olan Askeri Hâkim Üsteğmen Faik Secer Başaran’a da bu şiiri hatırlatmıştım. Yıllar sonra İstanbul’da tekrar birlikte olduğumuzda bu şiire nasıl ulaşabileceğimi sordum. Bana Dinar Halk Eğitim Müdürü Sayın Yaşar Sağlam Beyefendinin telefonunu vermişti. Büyük bir ümitle Yaşar Bey’i aramış şiiri sormuştum. Kendisinin de Mustafa Hocamın şiirlerini araştırdığını, bu şiire rastlarsa memnuniyetle bana göndereceğini söylemişti. Sanırım aradan bir buçuk, iki yıl kadar bir zaman geçti ki birden “Dinar Şairi Menderes Hoca” kapak yazılı kitabı elimde buldum. Değerli okurlarım, öğretmenler günü dolayısıyla yazdığım yazımda öğretmenlerimizi yeteri kadar tanımadığımız konusundaki üzüntülerimi anlatmaya çalışmıştım. Ne kadar haklı olduğumu bir kere daha gördüm.

Kitaptan yaptığım kısa alıntılarla Mustafa Menderes Hocamızı size tanıtmak isterim. 1901 doğumlu imiş. Bu hesapça bizi okuttuğu yıllarda 55–56 yaşında oluyor. Karahisar Muallim mektebini bitirince 17 Eylül 1921 de 600 kuruş maaş ile Dinar Mecidiye Zükur Mektebine tayin ediliyor. 28 Ağustos 1922 tarihinde yani Kurtuluş Savaşı sırasında yedek subay olarak askere alınıyor. 20 Mart 1924’te terhis oluyor. Değişik köylerde öğretmenlik yaparken Dinar’ın Dazkırı Nahiyesi Kızılören köyünde, Emirdağ Göveççi Köyünde, Dinar’ın Haydarlı Bucağında ve Dazkırı’nın Yüreğil köyünde ve o yokluk yıllarında sıfırdan başlayarak okullar yaptırıyor. Bu çalışmalarından dolayı takdirname ile ödüllendiriliyor. Soyadı kanunu çıktığında Dinar’dan doğan nehrin adına izafeten “Menderes” soyadını alıyor. İkinci Dünya Savaşının başlamasıyla tekrar askere alınır ve 15 ay sonra terhis olur. 1945–1952 yıllarında Gezici Başöğretmenlik ve Başöğretmenlik yapar. Ve nihayet 1952–1960 arası Dinar Yeniyol İlkokulunda öğretmenlik yapar. İşte ben bu dönem içinde öğrencisi olma şansına sahip oluyorum. 27 Mayıs 1960 ihtilalı sonrası iktidardan düşürülen Başbakan Adnan Menderes’le soyadının aynı olmasından dolayı zamanın iktidarı tarafından yanlış değerlendirilen bu kıymetli insan, bundan sonra bir sürgün hayatı yaşamaya başlar. Hâlbuki soyadının Menderes ailesi ile bir ilgisi yoktur. Soyadı yüzünden çocukları da sürekli sıkıntı çekerler. Okula gidemez hale gelirler adeta soyutlanırlar. Buna katlanamayan hocam mahkeme kararıyla soyadını “Çağlaşan” olarak değiştirir. Ne acı değil mi? Ve ülkenin maarifi için yapılan bunca çaba ve çekilen bunca sıkıntıya karşılık ne büyük talihsizlik.

Bana bu kitabı göndermek lüfunda bulunan değerli insan Yaşar Sağlam Beyefendinin ısrarlı talebi sonucu 2012 yılının ortalarında rahmetli hocamızın sevgili kızı Gülgün Salman Hanımefendi gelinlik çeyiz sandığını açarak baba yadigârı şiir defterlerini Yaşar Sağlam Beyefendiye teslim eder. Arap harfleri ile yazılan şiirleri Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Dr. Erol Ogur Bey Latin harflerine çevirir ve kitabın da müellifidir.

Menderes hocamızın şiirlerinin gün yüzüne çıkarılmasında emeği geçen başta sevgili kızı Gülgün Salman Hanımefendi olmak üzere, geçen bunca sürede beni unutmayan Sayın Yaşar Sağlam (böyle insanlar da varmış), Sayın Mehmet Tekin, Sayın Ayhan Kalkan, Sayın Raif Öztürk, Sayın Mehmet Sarı ve Kitabın müellifi Sayın Dr. Erol Ogur Beyefendilere. Kitabın basımını üstlenen Dinar Belediyesine ve Belediye Başkanı Sayın Saffet Acar Beyefendiye minnet ve şükranlarımı arz ediyorum. 1974 yılından beri aklımdan çıkmayan Makarios’a Zemmiye şiirini de aşağıda sizlere takdim ediyorum.

İnsanlığın ruhuna yeter güvenlik katan,
Kahramanlık şanını yine biziz yaşatan.
Vefa denen cevheri kahpelikle bir tutan,
Gülünç şeytan Makaryos sana bin aftospiyos(*)

Leş kargası değiliz vara yoğa ötecek,
Hayallerin peşinde karaltıya gidecek.
Zulmün düşmanlığını yine Türkler yenecek,
Kızıl Papaz Makaryos sana bin aftospiyos

Duymadın mı radyodan Türk’ün heyecanını,
Unuttun mu daha dün Dumlupınar şanını?
Türkler şeref uğruna öyle döker kanını,
Kızıl Papaz Makaryos sana bin aftospiyos!

Türksüz olmaz katiyen Yeşil Kıbrıs’ta barış,
Kıbrıs bize armağan verilmez sana bir karış.
İster Gökte yapınız ister yerde bir yarış,
Kızıl Papaz Makaryos sana bin aftospiyos!

El yurduna göz koyan kolay olur ve fakat
Bu arslan yatağında yersin bir daha tokat.
Bizim tarih böylece bayraklaşır hep kat kat,
Kanlı Papaz Makaryos sana bin aftospiyos!

Şantajcılık bilmeyiz halimiz belli dünden,
Savaşa gitmek bize tatlı gelir düğünden.
Zafer bize yüz güle şart koşalım mı önden,
Kahpe şeytan Makaryos sana bin aftospiyos!

Zindandan çıkan insan böyle hep karşılanır.
Görenler seni sanki zaferden dönmüş sanır.
Yalancılık yapanlar böylece hırpalanır,
Lanet yüzlü Makaryos sana bin aftospiyos!

Daha dün yalvardınız bunda iki başınız,
Bizim topraktan gideli hep döktünüz yaşınız.
Türk kanı kokmuyor mu toprağınız taşınız,
Nankör ruhlu Makaryos sana bin aftospiyos!

Âşık gönül kes artık bunca sitem yetmez mi?
Türk’e yan göz bakana incir ağacı dikmez mi?
Tarih bir gün olurda haklıları seçmez mi?
Haksız düşman Makaryos sana bin aftospiyos!

Dinar 30 Nisan 1957

Nur içinde yat kadrini bilemediğimiz değerli hocam. “Öğrencilerin sana minnettardır.”

(*)Aftospiyos, Yunanca “autos” ve “piyos” dan türetilmiştir. “Sen kimsin”, “sen adam mısın” anlamında bir sözcüktür.

09.12.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00