BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucularım, geçen yazımda kaldığım yerden devam ediyorum. Bu defa kitabın ikinci bölümü “Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babai Türkmen Şeyhi Emirci Sultan” hakkında çok kısa bir tanıtım yapmaya çalışacağım.

Kendi zaviyesindeki belgelerle arşiv belgeleri şeyhimizi “Emirci” veya “Emirce Sultan” şeklinde zikrediyorlar.

************************

“Sultan” unvanına gelince, çoğunlukla Bektaşiler tarafından büyük Bektaşi şeyhleri ve Emirci Sultan gibi Bektaşi geleneğine sokulan büyük şeyhler hakkında kullanılan bu unvan, Tasavvuf geleneğinde yaklaşık 13. yüzyıldan itibaren genellikle büyük sufilere verilmekteydi. Sufiler kendi şeyhlerini “mana âleminin sultanı” kabul ettiklerinden, onların bu unvan ile zikredilmeleri âdet haline gelmiştir.

************************

Emirci Sultan, benzeri pek çok sufi gibi, daha yaşadığı dönemde karizmatik bir imaj yaratmış, bu sebeple belki o zamandan itibaren hayatı menkabelerle karışmaya başlamıştı. Ama henüz elimizde bir menakıbnamesi bulunmaması, fakat daha büyük bir ihtimalle, bir kırsal kesim velisi olduğu için döneminin yazılı literatürü’ne yansımamış olması sebebiyle bu menkabelerin sayıca fazla olmadığını, bilinenlerin ise, bir kaçı müstesna, yerel ve şifahi nitelikte kaldığını gözlemliyoruz. Bununla beraber bunlardan özellikle birinin Emircim Sultan hakkında bize hayli önemli veriler sağladığını söyleyebiliriz.

************************

Emirci Sultana dair ilk kayıt Bektaşi geleneğinde yer almaktadır. Bu kayıt Gelibolulu Âlinin eserinden çok daha önce kaleme alınan Vileyetname-i Hacaıbektaş-ı Velide’ ki menkabedir. Buradaki menkabede Emir-i Çin Osman’ın adı “ Emircem Sultan” olarak geçiyor. Vilayetnameye göre Emircem Sultan Karaöyük’ün (şimdiki Hacı Bektaş kasabası) kuzey taraflarında, Hacı Bektaş-ı Velin’in bu köye yerleşmesinden sonra gelip mekân tutmuş ve burada büyük bir tekke yapmıştır. Her iki velinin de biri birilerine karşı yakın bir alaka ve sevgisi vardır. Hatta bir gün Emircem Sultanın huzurunda rüzgâr’ın açtığı zarar ve ziyandan söz açılmış, o da “güneyde Hacı Bektaş gibi ulu bir zat olduktan sonra tasa etmeye gerek olmadığını” söylemiştir. Aynı şekilde bir gün Hacı Bektaş’ın yanında sıcaktan şikâyet etmişler, o da “kuzeyde Emircem Sultan gibi bir kişi bulunduktan sonra üzüntüye yer vermemek gerektiğini” bildirmiştir. Günlerden bir gün birisi, Emircem Sultanın zaviyesine kurban etmek üzere bir öküz getirir, fakat şeyh bunu kabul etmez. O da öküzü alıp Hacı Bektaş-ı Veli’nin zaviyesine götürür. Onun kabul etmesi üzerine, öküzü getiren zat, “ Emircem Sultan kabul etmedi siz ettiniz” deyince şeyh,”Emircem’imiz server bir şahindir ki değme nesneye konmaz” cevabını verir. Bunun üzerine o kişi tekrar Emircem’in zaviyesine döner ve kendisinin kabul etmediği kurbanı Hacı Bektaş’ın kabul ettiğini bildirir. Buna Emircem’in verdiği cevap da şudur. “Hünkâr bir deryadır ki değme nesne bulandırmaz, o deryada kaybolur”. Yazılı kaynaklarda Emircem Sultanı anlatan en eski metin işte budur.

************************

Değerli okuyucularım, Emircem Sultan ile ilgili çok menkabe var. Ben bunlardan birini arz edeceğim.
Kastamonu müdde-i umumi muavini iken (savcı yardımcısı), 1900’ lerin başlarında Yozgat’a seyahati sırasında tekkeyi ziyaret eden Çapanoğulları’ndan Yusuf Ziya Bey tarafından, o zamanki şeyhlerin ağzından dinlenmiştir. Şeyh Nuri ve şeyh Hacı Emin Efendi adlarındaki bu zatların anlatışına göre Emircem Sultan, aşağı yukarı 800 yıl evvel Melik Danışmend Gazi zamanında Horasan’dan Rum’a göç ederek sonradan Osman Paşa Tekkesi adıyla bilinen bu köyde yerleşmiş ve halkı irşada başlamıştır. O sıralarda Selçuklu vezirlerinden Osman Paşa adında bir zat Sivas’a vali tayin edilmiştir ve memuriyet yerine gitmektedir. Köyden göçerken, zaten önceden temiz ahlakı ve kerametleri sebebiyle büyük bir şöhret sahibi olduğunu işittiği şeyhi görmek ister ve zaviyesine misafir olur. Burada şeyhin faziletine, bilgi ve kerametlerine kendi gözleriyle şahit olan Osman Paşa, gece rüyasında valiliği bırakıp Emirci Sultan’a mürit olması teklifiyle karşılaşır. Rüyasını tesiri ile sabahleyin kalkınca

Âleme baş olmak bir ulu kavga imiş
Bir veliye bend olmak her şeyden evla imiş

Diyerek şeyhin müridi olur. Bu mübarek kişinin yanında kalarak feyzinden ve sohbetlerinden istifade etmenin çok daha iyi olacağını düşünerek vazife yerine gitmekten vazgeçer. Nihayet bir istifa mektubu yazarak hükümdara gönderir. Sonra zaviye civarında bulunan birkaç köyü ve bir kısım araziyi satın alarak buraya vakfeder; O günden sonra da bu tekkenin adı Osman Paşa Tekkesi olarak şöhret bulur.

****************************

Emirci Sultan’ın hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açıklıkla Selçuklu hükümdarları I. İzzettin Keykavus ile I. Alaeddin Keykubad ve oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev devirlerinde (1200-1246 yılları arası) o zamanki adıyla Danişmendiye vilayetinde, yani bu günkü Yozgat ili havalisinde yaşamış olan önemli bir şeyh, bir Türkmen babası olduğu anlaşılıyor. Nitekim Evâhiru Zi’l-ka’de 794 (Ekim başları 1392) tarihli icazetname onu şu önemli lakaplarla zikrediyor. Kutbu’l-evliya’ ve ‘umdetü-l asfiyâ ve zübtedü’l-ârifin sultânu büdelâi’l-‘alemin ‘ataşânu Hazreti’llahi Te’âlâ Hazreti Emirci

Değerli okuyucularım sizlere Emirci Sultan denizinden bir damla sundum, gerisi bir hayli bilgi ve belgelerle kitabın içinde. Bu eseri büyük araştırma ve emekle kültürümüze kazandıran Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendiye teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

12.11.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00