BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
227
Dün
:
4633
Toplam
:
14629231
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucularım, geçen yazımda kaldığım yerden devam ediyorum. Bu defa kitabın ikinci bölümü “Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babai Türkmen Şeyhi Emirci Sultan” hakkında çok kısa bir tanıtım yapmaya çalışacağım.

Kendi zaviyesindeki belgelerle arşiv belgeleri şeyhimizi “Emirci” veya “Emirce Sultan” şeklinde zikrediyorlar.

************************

“Sultan” unvanına gelince, çoğunlukla Bektaşiler tarafından büyük Bektaşi şeyhleri ve Emirci Sultan gibi Bektaşi geleneğine sokulan büyük şeyhler hakkında kullanılan bu unvan, Tasavvuf geleneğinde yaklaşık 13. yüzyıldan itibaren genellikle büyük sufilere verilmekteydi. Sufiler kendi şeyhlerini “mana âleminin sultanı” kabul ettiklerinden, onların bu unvan ile zikredilmeleri âdet haline gelmiştir.

************************

Emirci Sultan, benzeri pek çok sufi gibi, daha yaşadığı dönemde karizmatik bir imaj yaratmış, bu sebeple belki o zamandan itibaren hayatı menkabelerle karışmaya başlamıştı. Ama henüz elimizde bir menakıbnamesi bulunmaması, fakat daha büyük bir ihtimalle, bir kırsal kesim velisi olduğu için döneminin yazılı literatürü’ne yansımamış olması sebebiyle bu menkabelerin sayıca fazla olmadığını, bilinenlerin ise, bir kaçı müstesna, yerel ve şifahi nitelikte kaldığını gözlemliyoruz. Bununla beraber bunlardan özellikle birinin Emircim Sultan hakkında bize hayli önemli veriler sağladığını söyleyebiliriz.

************************

Emirci Sultana dair ilk kayıt Bektaşi geleneğinde yer almaktadır. Bu kayıt Gelibolulu Âlinin eserinden çok daha önce kaleme alınan Vileyetname-i Hacaıbektaş-ı Velide’ ki menkabedir. Buradaki menkabede Emir-i Çin Osman’ın adı “ Emircem Sultan” olarak geçiyor. Vilayetnameye göre Emircem Sultan Karaöyük’ün (şimdiki Hacı Bektaş kasabası) kuzey taraflarında, Hacı Bektaş-ı Velin’in bu köye yerleşmesinden sonra gelip mekân tutmuş ve burada büyük bir tekke yapmıştır. Her iki velinin de biri birilerine karşı yakın bir alaka ve sevgisi vardır. Hatta bir gün Emircem Sultanın huzurunda rüzgâr’ın açtığı zarar ve ziyandan söz açılmış, o da “güneyde Hacı Bektaş gibi ulu bir zat olduktan sonra tasa etmeye gerek olmadığını” söylemiştir. Aynı şekilde bir gün Hacı Bektaş’ın yanında sıcaktan şikâyet etmişler, o da “kuzeyde Emircem Sultan gibi bir kişi bulunduktan sonra üzüntüye yer vermemek gerektiğini” bildirmiştir. Günlerden bir gün birisi, Emircem Sultanın zaviyesine kurban etmek üzere bir öküz getirir, fakat şeyh bunu kabul etmez. O da öküzü alıp Hacı Bektaş-ı Veli’nin zaviyesine götürür. Onun kabul etmesi üzerine, öküzü getiren zat, “ Emircem Sultan kabul etmedi siz ettiniz” deyince şeyh,”Emircem’imiz server bir şahindir ki değme nesneye konmaz” cevabını verir. Bunun üzerine o kişi tekrar Emircem’in zaviyesine döner ve kendisinin kabul etmediği kurbanı Hacı Bektaş’ın kabul ettiğini bildirir. Buna Emircem’in verdiği cevap da şudur. “Hünkâr bir deryadır ki değme nesne bulandırmaz, o deryada kaybolur”. Yazılı kaynaklarda Emircem Sultanı anlatan en eski metin işte budur.

************************

Değerli okuyucularım, Emircem Sultan ile ilgili çok menkabe var. Ben bunlardan birini arz edeceğim.
Kastamonu müdde-i umumi muavini iken (savcı yardımcısı), 1900’ lerin başlarında Yozgat’a seyahati sırasında tekkeyi ziyaret eden Çapanoğulları’ndan Yusuf Ziya Bey tarafından, o zamanki şeyhlerin ağzından dinlenmiştir. Şeyh Nuri ve şeyh Hacı Emin Efendi adlarındaki bu zatların anlatışına göre Emircem Sultan, aşağı yukarı 800 yıl evvel Melik Danışmend Gazi zamanında Horasan’dan Rum’a göç ederek sonradan Osman Paşa Tekkesi adıyla bilinen bu köyde yerleşmiş ve halkı irşada başlamıştır. O sıralarda Selçuklu vezirlerinden Osman Paşa adında bir zat Sivas’a vali tayin edilmiştir ve memuriyet yerine gitmektedir. Köyden göçerken, zaten önceden temiz ahlakı ve kerametleri sebebiyle büyük bir şöhret sahibi olduğunu işittiği şeyhi görmek ister ve zaviyesine misafir olur. Burada şeyhin faziletine, bilgi ve kerametlerine kendi gözleriyle şahit olan Osman Paşa, gece rüyasında valiliği bırakıp Emirci Sultan’a mürit olması teklifiyle karşılaşır. Rüyasını tesiri ile sabahleyin kalkınca

Âleme baş olmak bir ulu kavga imiş
Bir veliye bend olmak her şeyden evla imiş

Diyerek şeyhin müridi olur. Bu mübarek kişinin yanında kalarak feyzinden ve sohbetlerinden istifade etmenin çok daha iyi olacağını düşünerek vazife yerine gitmekten vazgeçer. Nihayet bir istifa mektubu yazarak hükümdara gönderir. Sonra zaviye civarında bulunan birkaç köyü ve bir kısım araziyi satın alarak buraya vakfeder; O günden sonra da bu tekkenin adı Osman Paşa Tekkesi olarak şöhret bulur.

****************************

Emirci Sultan’ın hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açıklıkla Selçuklu hükümdarları I. İzzettin Keykavus ile I. Alaeddin Keykubad ve oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev devirlerinde (1200-1246 yılları arası) o zamanki adıyla Danişmendiye vilayetinde, yani bu günkü Yozgat ili havalisinde yaşamış olan önemli bir şeyh, bir Türkmen babası olduğu anlaşılıyor. Nitekim Evâhiru Zi’l-ka’de 794 (Ekim başları 1392) tarihli icazetname onu şu önemli lakaplarla zikrediyor. Kutbu’l-evliya’ ve ‘umdetü-l asfiyâ ve zübtedü’l-ârifin sultânu büdelâi’l-‘alemin ‘ataşânu Hazreti’llahi Te’âlâ Hazreti Emirci

Değerli okuyucularım sizlere Emirci Sultan denizinden bir damla sundum, gerisi bir hayli bilgi ve belgelerle kitabın içinde. Bu eseri büyük araştırma ve emekle kültürümüze kazandıran Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendiye teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

12.11.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00