BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
243
Dün
:
4936
Toplam
:
13339186
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucularım, geçen yazımda kaldığım yerden devam ediyorum. Bu defa kitabın ikinci bölümü “Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babai Türkmen Şeyhi Emirci Sultan” hakkında çok kısa bir tanıtım yapmaya çalışacağım.

Kendi zaviyesindeki belgelerle arşiv belgeleri şeyhimizi “Emirci” veya “Emirce Sultan” şeklinde zikrediyorlar.

************************

“Sultan” unvanına gelince, çoğunlukla Bektaşiler tarafından büyük Bektaşi şeyhleri ve Emirci Sultan gibi Bektaşi geleneğine sokulan büyük şeyhler hakkında kullanılan bu unvan, Tasavvuf geleneğinde yaklaşık 13. yüzyıldan itibaren genellikle büyük sufilere verilmekteydi. Sufiler kendi şeyhlerini “mana âleminin sultanı” kabul ettiklerinden, onların bu unvan ile zikredilmeleri âdet haline gelmiştir.

************************

Emirci Sultan, benzeri pek çok sufi gibi, daha yaşadığı dönemde karizmatik bir imaj yaratmış, bu sebeple belki o zamandan itibaren hayatı menkabelerle karışmaya başlamıştı. Ama henüz elimizde bir menakıbnamesi bulunmaması, fakat daha büyük bir ihtimalle, bir kırsal kesim velisi olduğu için döneminin yazılı literatürü’ne yansımamış olması sebebiyle bu menkabelerin sayıca fazla olmadığını, bilinenlerin ise, bir kaçı müstesna, yerel ve şifahi nitelikte kaldığını gözlemliyoruz. Bununla beraber bunlardan özellikle birinin Emircim Sultan hakkında bize hayli önemli veriler sağladığını söyleyebiliriz.

************************

Emirci Sultana dair ilk kayıt Bektaşi geleneğinde yer almaktadır. Bu kayıt Gelibolulu Âlinin eserinden çok daha önce kaleme alınan Vileyetname-i Hacaıbektaş-ı Velide’ ki menkabedir. Buradaki menkabede Emir-i Çin Osman’ın adı “ Emircem Sultan” olarak geçiyor. Vilayetnameye göre Emircem Sultan Karaöyük’ün (şimdiki Hacı Bektaş kasabası) kuzey taraflarında, Hacı Bektaş-ı Velin’in bu köye yerleşmesinden sonra gelip mekân tutmuş ve burada büyük bir tekke yapmıştır. Her iki velinin de biri birilerine karşı yakın bir alaka ve sevgisi vardır. Hatta bir gün Emircem Sultanın huzurunda rüzgâr’ın açtığı zarar ve ziyandan söz açılmış, o da “güneyde Hacı Bektaş gibi ulu bir zat olduktan sonra tasa etmeye gerek olmadığını” söylemiştir. Aynı şekilde bir gün Hacı Bektaş’ın yanında sıcaktan şikâyet etmişler, o da “kuzeyde Emircem Sultan gibi bir kişi bulunduktan sonra üzüntüye yer vermemek gerektiğini” bildirmiştir. Günlerden bir gün birisi, Emircem Sultanın zaviyesine kurban etmek üzere bir öküz getirir, fakat şeyh bunu kabul etmez. O da öküzü alıp Hacı Bektaş-ı Veli’nin zaviyesine götürür. Onun kabul etmesi üzerine, öküzü getiren zat, “ Emircem Sultan kabul etmedi siz ettiniz” deyince şeyh,”Emircem’imiz server bir şahindir ki değme nesneye konmaz” cevabını verir. Bunun üzerine o kişi tekrar Emircem’in zaviyesine döner ve kendisinin kabul etmediği kurbanı Hacı Bektaş’ın kabul ettiğini bildirir. Buna Emircem’in verdiği cevap da şudur. “Hünkâr bir deryadır ki değme nesne bulandırmaz, o deryada kaybolur”. Yazılı kaynaklarda Emircem Sultanı anlatan en eski metin işte budur.

************************

Değerli okuyucularım, Emircem Sultan ile ilgili çok menkabe var. Ben bunlardan birini arz edeceğim.
Kastamonu müdde-i umumi muavini iken (savcı yardımcısı), 1900’ lerin başlarında Yozgat’a seyahati sırasında tekkeyi ziyaret eden Çapanoğulları’ndan Yusuf Ziya Bey tarafından, o zamanki şeyhlerin ağzından dinlenmiştir. Şeyh Nuri ve şeyh Hacı Emin Efendi adlarındaki bu zatların anlatışına göre Emircem Sultan, aşağı yukarı 800 yıl evvel Melik Danışmend Gazi zamanında Horasan’dan Rum’a göç ederek sonradan Osman Paşa Tekkesi adıyla bilinen bu köyde yerleşmiş ve halkı irşada başlamıştır. O sıralarda Selçuklu vezirlerinden Osman Paşa adında bir zat Sivas’a vali tayin edilmiştir ve memuriyet yerine gitmektedir. Köyden göçerken, zaten önceden temiz ahlakı ve kerametleri sebebiyle büyük bir şöhret sahibi olduğunu işittiği şeyhi görmek ister ve zaviyesine misafir olur. Burada şeyhin faziletine, bilgi ve kerametlerine kendi gözleriyle şahit olan Osman Paşa, gece rüyasında valiliği bırakıp Emirci Sultan’a mürit olması teklifiyle karşılaşır. Rüyasını tesiri ile sabahleyin kalkınca

Âleme baş olmak bir ulu kavga imiş
Bir veliye bend olmak her şeyden evla imiş

Diyerek şeyhin müridi olur. Bu mübarek kişinin yanında kalarak feyzinden ve sohbetlerinden istifade etmenin çok daha iyi olacağını düşünerek vazife yerine gitmekten vazgeçer. Nihayet bir istifa mektubu yazarak hükümdara gönderir. Sonra zaviye civarında bulunan birkaç köyü ve bir kısım araziyi satın alarak buraya vakfeder; O günden sonra da bu tekkenin adı Osman Paşa Tekkesi olarak şöhret bulur.

****************************

Emirci Sultan’ın hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açıklıkla Selçuklu hükümdarları I. İzzettin Keykavus ile I. Alaeddin Keykubad ve oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev devirlerinde (1200-1246 yılları arası) o zamanki adıyla Danişmendiye vilayetinde, yani bu günkü Yozgat ili havalisinde yaşamış olan önemli bir şeyh, bir Türkmen babası olduğu anlaşılıyor. Nitekim Evâhiru Zi’l-ka’de 794 (Ekim başları 1392) tarihli icazetname onu şu önemli lakaplarla zikrediyor. Kutbu’l-evliya’ ve ‘umdetü-l asfiyâ ve zübtedü’l-ârifin sultânu büdelâi’l-‘alemin ‘ataşânu Hazreti’llahi Te’âlâ Hazreti Emirci

Değerli okuyucularım sizlere Emirci Sultan denizinden bir damla sundum, gerisi bir hayli bilgi ve belgelerle kitabın içinde. Bu eseri büyük araştırma ve emekle kültürümüze kazandıran Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendiye teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

12.11.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00