BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
204
Dün
:
4633
Toplam
:
14638638
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucularım, bu yazımda yine bir kitaptan bahsedeceğim. Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendinin büyük araştırma ve emekle hazırladığı Dede Garkın ve Emirci Sultan Kitabı.

Buyurun birlikte göz atalım.

Dede Garkın ve Emirci Sultan niçin önemlidir? Türkiye tarihinin orta çağlar dönemi, yani Selçuklu ve Beylikler devri Anadolu’sunun toplumsal ve dini yapılanması, dönemin tarihinin bütün diğer alanlarına yansıyan ve onları derinden etkileyen bir faktördür. Türkiye tarihçiliği özellikle bu alanda çok zayıf kalmıştır. Dönemin toplumsal ve dini yapısının Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus Emre üçlüsünün etrafında yoğunlaşan bir araştırmacılık zihniyeti ile açıklanmaya çalışılması, bu tarihin eksik tanınmasına sebep olmuş. Oysa Ortaçağ Anadolu’sunun bu topraklara vuku bulan göçlerle ilk defa ayak basan “yeni gelenler”inin, yani kırsal kesimin iskanını sağlayan ve bu kesimin çoğunluğunu oluşturan Türkmen kitlelerinin burada oynadığı etnik ve kültürel değişimdeki rolleri hep ihmal edilegelmiştir.Bu yeni gelenleri, yani Türkmen boylarını sevk ve idare eden yerleşimci dervişlerin Anadolu topraklarını nasıl iskan ettikleri, yerleştikleri yerleri nasıl şenlendirdikleri, yerel halkla nasıl ve ne tür ilişkiler kurarak yeni bir ortak hayatın oluşmasına katkıda bulundukları, Türkiye tarihinin en önemli, en ilginç konularından biridir. Bu oluşuma büyük katkı veren Türkmen babalarının ne yazık ki bu gün çok azını “tanıyoruz.” Hacı Bektaş ve Baba İlyas başta olmak üzere, Sarı Saltuk, Barak Baba, Buzaî Baba, Tapduk Baba gibi,hepsi bir elin parmakları kadardır.

*********************************

Mahiyet ve anlamını hala tam olarak bilmediğimiz bu nadir isim, hem Dede Garkın’ın hem de onunla bağlantılı bazı Türkmen boy, oymak ve cemaatlerinin, onların yerleşim yerlerinin adı olarak belgelerde çoğunlukla Garkın, bazen de Karkın veya Kargın şeklinde yazılmaktadır. Dede Garkın’ın adından ve o adı taşıyan boydan ve oymaklardan başka hiçbir yerde rastlanmayan bu nadir ismin mahiyeti nedir, ne anlama gelmektedir? Bu ismin Dede’nin asıl adı olmadığı, Garkın adını taşıyan bir Türkmen boyuyla ilişkilendirildiği için Dede Garkın dediği açıkça anlaşılıyor. Yani Garkın boyunun hem siyasi hem dini lideridir.

*********************************

Dede Garkın onun gerçek adı olmayıp lakabıdır. Yani Dedemiz, Garkın oymağının dedesidir ve asıl ismi Numan’dır. Nitekim elimizde bulunan 905 (1499) ve 963 (1556) tarihli iki icazetname bu gerçeği belgelemektedir. 905 (1499) tarihli belge de Dedenin tam adının Seyyid Şeyh Nu’man el Garkîni olduğu anlaşılıyor. 963 (1556) tarihli ikinci icazetnameden de kendisinin çok mühim bir dini önder olduğunu vurgulayan bütün tasavvufi unvanlarıyla zikrediliyor. İkinci icazetnamede ki bu yüceltici unvanlar Dede Garkın’ın aynı zamanda ne kadar büyük bir kültürün konusu olduğunu da göstermekte. Böylece dedenin lakabının Dede Garkın değil, Dede Garkîni olduğu da ortaya çıkıyor.

**********************************

Elvan Çelebi’nin ifadesiyle Baba İlyas, Dede Garkın’ın torunudur. Elvan Çelebi’nin anlatısına göre Dede Garkın Büyük Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat zamanında yaşamıştır. Onun şöhretini duyan Sultan Dede’yi tanımak istemiş ve yanına giderek kendisiyle görüşmüştür. Bu görüşmenin sonunda şeyhin büyük bir veli olduğunu görüp takdir etmiş, bunun bir göstergesi olarak kendisi ve müritleri için on yedi pare köy bağışlamıştır. Bilindiği gibi Alevi dede ocaklarının hepsi aynı statüde değildir. Bunlardan yalnızca bazı köklü büyük ocaklar mürşit ocağı sayılır. Dede Garkın Ocağı da işte bu mürşit ocaklarının en önde gelenlerindendir.

**********************************

Hacı Bektaş-i Veli, İbrahim Hacı adındaki müridine geyik derisinden yapılma bir derviş başlığı verir. Onun ölümünden sonra bu başlık onun evlatları ile Dede Garkın müritleri arsında anlaşmazlığa yol açarsa da sonunda Dede Garkın müritleri geyik derisinden yapılma başlığı sadece kendilerinin giyebileceğini kabul ettirirler. Çünkü bu başlık onların tarikatının alâmetidir.

**********************************

Şimdi, Garkıni tarikatının nasıl bir tarikat olduğu meselesine geliyoruz.
* Beş vakit namaza, Ramazan Orucuna, Hac ve zekât’a, bunların mutlaka yerine getirilmesi gereken ibadetler olduğuna vurgu ve ilgili ayet ve hadislerin zikri, peygamber ve ashabına defalarca salâvat.
* Hulefâ-i Râşidin denilen Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin isimlerinin saygıyla anılması ve unvanlarının zikri.
* Aynı zamanda tek tek Oniki İmam’ın ve onların nesillerinden gelen çocuklarının zikri ve birde Şiiliğin alameti olan, Nâdi Ali dediğimiz Hz Ali den yardım talep eden meşhur Arapça dörtlük….
Çok iyi bilinir ki, klasik Şii ve Alevi inançlarında ilk üç halifenin hürmetle anılması kabul edilemeyecek bir şey iken, Alevi inancında ise bunun yanında beş vakit namazın, Ramazan orucunun ve hac ve zekâtın zikri de aynı şekilde kabul edilemezdir. O halde bu durum nasıl açıklanacaktır? 19. Yüzyılda Dede Garkın şeyhlerinin artık Bektaşiliğe bağlandığını ve Hacı Bektaş tekkesinden halifelik icazetnamesi aldıklarını gösteriyor.

Değerli Okuyucularım, kitabın bu bölümünde o kadar çok belge ve bilgi var ki. Ben Anadolu Aleviliğinin büyük kolu Dede Garkın Ocağından mütevazı köşeme sığacak kadar çok çok küçük bir özet hazırladım. Gelecek yazımda kitabın ikinci bölümü Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babaî Türkmen Şeyhi Emirci Sultan’dan yine küçük bir özet sunacağım. Sağlıkla kalınız.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

04.11.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00