BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
201
Dün
:
4601
Toplam
:
13175301
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucularım, bu yazımda yine bir kitaptan bahsedeceğim. Yozgatlı hemşerimiz değerli Hocam Prof. Ahmet Yaşar Ocak Beyefendinin büyük araştırma ve emekle hazırladığı Dede Garkın ve Emirci Sultan Kitabı.

Buyurun birlikte göz atalım.

Dede Garkın ve Emirci Sultan niçin önemlidir? Türkiye tarihinin orta çağlar dönemi, yani Selçuklu ve Beylikler devri Anadolu’sunun toplumsal ve dini yapılanması, dönemin tarihinin bütün diğer alanlarına yansıyan ve onları derinden etkileyen bir faktördür. Türkiye tarihçiliği özellikle bu alanda çok zayıf kalmıştır. Dönemin toplumsal ve dini yapısının Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus Emre üçlüsünün etrafında yoğunlaşan bir araştırmacılık zihniyeti ile açıklanmaya çalışılması, bu tarihin eksik tanınmasına sebep olmuş. Oysa Ortaçağ Anadolu’sunun bu topraklara vuku bulan göçlerle ilk defa ayak basan “yeni gelenler”inin, yani kırsal kesimin iskanını sağlayan ve bu kesimin çoğunluğunu oluşturan Türkmen kitlelerinin burada oynadığı etnik ve kültürel değişimdeki rolleri hep ihmal edilegelmiştir.Bu yeni gelenleri, yani Türkmen boylarını sevk ve idare eden yerleşimci dervişlerin Anadolu topraklarını nasıl iskan ettikleri, yerleştikleri yerleri nasıl şenlendirdikleri, yerel halkla nasıl ve ne tür ilişkiler kurarak yeni bir ortak hayatın oluşmasına katkıda bulundukları, Türkiye tarihinin en önemli, en ilginç konularından biridir. Bu oluşuma büyük katkı veren Türkmen babalarının ne yazık ki bu gün çok azını “tanıyoruz.” Hacı Bektaş ve Baba İlyas başta olmak üzere, Sarı Saltuk, Barak Baba, Buzaî Baba, Tapduk Baba gibi,hepsi bir elin parmakları kadardır.

*********************************

Mahiyet ve anlamını hala tam olarak bilmediğimiz bu nadir isim, hem Dede Garkın’ın hem de onunla bağlantılı bazı Türkmen boy, oymak ve cemaatlerinin, onların yerleşim yerlerinin adı olarak belgelerde çoğunlukla Garkın, bazen de Karkın veya Kargın şeklinde yazılmaktadır. Dede Garkın’ın adından ve o adı taşıyan boydan ve oymaklardan başka hiçbir yerde rastlanmayan bu nadir ismin mahiyeti nedir, ne anlama gelmektedir? Bu ismin Dede’nin asıl adı olmadığı, Garkın adını taşıyan bir Türkmen boyuyla ilişkilendirildiği için Dede Garkın dediği açıkça anlaşılıyor. Yani Garkın boyunun hem siyasi hem dini lideridir.

*********************************

Dede Garkın onun gerçek adı olmayıp lakabıdır. Yani Dedemiz, Garkın oymağının dedesidir ve asıl ismi Numan’dır. Nitekim elimizde bulunan 905 (1499) ve 963 (1556) tarihli iki icazetname bu gerçeği belgelemektedir. 905 (1499) tarihli belge de Dedenin tam adının Seyyid Şeyh Nu’man el Garkîni olduğu anlaşılıyor. 963 (1556) tarihli ikinci icazetnameden de kendisinin çok mühim bir dini önder olduğunu vurgulayan bütün tasavvufi unvanlarıyla zikrediliyor. İkinci icazetnamede ki bu yüceltici unvanlar Dede Garkın’ın aynı zamanda ne kadar büyük bir kültürün konusu olduğunu da göstermekte. Böylece dedenin lakabının Dede Garkın değil, Dede Garkîni olduğu da ortaya çıkıyor.

**********************************

Elvan Çelebi’nin ifadesiyle Baba İlyas, Dede Garkın’ın torunudur. Elvan Çelebi’nin anlatısına göre Dede Garkın Büyük Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat zamanında yaşamıştır. Onun şöhretini duyan Sultan Dede’yi tanımak istemiş ve yanına giderek kendisiyle görüşmüştür. Bu görüşmenin sonunda şeyhin büyük bir veli olduğunu görüp takdir etmiş, bunun bir göstergesi olarak kendisi ve müritleri için on yedi pare köy bağışlamıştır. Bilindiği gibi Alevi dede ocaklarının hepsi aynı statüde değildir. Bunlardan yalnızca bazı köklü büyük ocaklar mürşit ocağı sayılır. Dede Garkın Ocağı da işte bu mürşit ocaklarının en önde gelenlerindendir.

**********************************

Hacı Bektaş-i Veli, İbrahim Hacı adındaki müridine geyik derisinden yapılma bir derviş başlığı verir. Onun ölümünden sonra bu başlık onun evlatları ile Dede Garkın müritleri arsında anlaşmazlığa yol açarsa da sonunda Dede Garkın müritleri geyik derisinden yapılma başlığı sadece kendilerinin giyebileceğini kabul ettirirler. Çünkü bu başlık onların tarikatının alâmetidir.

**********************************

Şimdi, Garkıni tarikatının nasıl bir tarikat olduğu meselesine geliyoruz.
* Beş vakit namaza, Ramazan Orucuna, Hac ve zekât’a, bunların mutlaka yerine getirilmesi gereken ibadetler olduğuna vurgu ve ilgili ayet ve hadislerin zikri, peygamber ve ashabına defalarca salâvat.
* Hulefâ-i Râşidin denilen Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin isimlerinin saygıyla anılması ve unvanlarının zikri.
* Aynı zamanda tek tek Oniki İmam’ın ve onların nesillerinden gelen çocuklarının zikri ve birde Şiiliğin alameti olan, Nâdi Ali dediğimiz Hz Ali den yardım talep eden meşhur Arapça dörtlük….
Çok iyi bilinir ki, klasik Şii ve Alevi inançlarında ilk üç halifenin hürmetle anılması kabul edilemeyecek bir şey iken, Alevi inancında ise bunun yanında beş vakit namazın, Ramazan orucunun ve hac ve zekâtın zikri de aynı şekilde kabul edilemezdir. O halde bu durum nasıl açıklanacaktır? 19. Yüzyılda Dede Garkın şeyhlerinin artık Bektaşiliğe bağlandığını ve Hacı Bektaş tekkesinden halifelik icazetnamesi aldıklarını gösteriyor.

Değerli Okuyucularım, kitabın bu bölümünde o kadar çok belge ve bilgi var ki. Ben Anadolu Aleviliğinin büyük kolu Dede Garkın Ocağından mütevazı köşeme sığacak kadar çok çok küçük bir özet hazırladım. Gelecek yazımda kitabın ikinci bölümü Orta Anadolu Bozkırlarında Bir Yesevi-Babaî Türkmen Şeyhi Emirci Sultan’dan yine küçük bir özet sunacağım. Sağlıkla kalınız.

Kitap isteme adresi: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Rektörlük Kampüsü, Araştırma Merkezleri Binası, Kat 2 No.11 06502 Teknikokullar/Ankara

04.11.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00