BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
206
Dün
:
4633
Toplam
:
14853216
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Çapanoğlu Salih İzzet Bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Emekli ağır ceza hâkimi Çapanoğlu Salih Bey’in torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy Hanımefendi, anneannesi Emine Hanımefendi ve annesi Lemân Hanımın anılarından naklen anlatmıştı; “Çapanoğlu Hadisesi” sonucunda Çerkez Ehem’e yenilen Edip, Celal, Halit ve Salih Beyler Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Uzunyayla da kaldıkları sırada eşlerinin ve çocuklarının değişik yerlere sürüldüklerini öğrenirler. Edip, Celal ve Salih Beylerin aileleri de Ankara’ya götürülür ve orada ikamete mecbur tutulurlar. Kendi sınırlı imkânları ile buldukları yerlerde kalmaya çalışan bu insanlar çok sıkıntılı günler geçirirmişler. Salih Bey’in eşi ve iki kızı da Ankara’ya gönderilenler arasındadır. Bu üzüntülü ve sıkıntılı yaşamdan bıkanlardan biriside Çapanoğlu Edip Beydir. Gizlenerek yaşamaktan bıkan Edip Bey, damatları Abdülkadir Sönmez Bey vasıtasıyla jandarma bölük komutanı Vasfi Bey’e haber gönderir. Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Karatepe’de) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır” der. Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım” der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir. Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Daha sonra Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur edilirler. Salih Bey de, ağabeyi Edip Bey gibi başkaldırıya taraftar olmadığını ısrarla beyan eder ama başkaldırıya katılmadığı halde oda cezalandırılmıştır. Sohbet sırasında Mehlika Hanım yaşanan sıkıntılar ile ilgili birkaç anı da anlatı; Salih Bey, ikamete mecbur tutulduğu Sivas’a gitmek için hazırlık yaptığı sırada Atatürk Kırşehir de avukatlık yapmasına izin verir. Karatepe de bıraktığı eşini ve çocuklarını merak ettiği için sığındıkları Uzunyayla da sabredip beklemeyen ve atının ayaklarına keçe sararak bir gece kimseye haber vermeden kaçan ama yakalanıp Amasya İstiklal mahkemesi kararıyla idam edilen Halit beyin çocuklarını da, kardeşler paylaşırlar. Oğlu Aslan Bey Kayseri de Edip beyin yanında, diğer oğlu Osman bey de Kırşehir de Salih beyin yanında kalırlar. Celal, Edip, Halit ve Salih Beylerin ablası olan Fitnat Hanım (benim büyük babaannem) bir süre sonra hem kardeşi Salih beyi hem de yeğeni Osman beyi görmek için Kırşehir’e gider. Görür ki eski bir evde büyük bir sıkıntı içinde yaşamaya çalışıyorlar. Fitnat Hanım bu duruma çok üzülür. Osman bey’i alır Yozgat’a döner.” Bundan sonrasını yine torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy’dan dinleyelim; Ağır ceza reisliğinden emekli olan Salih Bey’in Avukatlık yapmasına Atatürk izin vermiştir ama Yozgat’tan Kırşehir’e göç ve bu yaşta yeni bir memlekette Avukatlık yapmak kolay değildir. Bir süre Yozgat’taki arazilerin otlarını satarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Ablaları Fitnat Hanımın ziyareti de bu sıkıntılı günlere rastlamış olabilir. Daha sonra durumları çok iyi olursa da, Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet Paşa Avukatlık mesleği bir nevi devlet görevi sayılır diyerek Avukatlık yapmasına izin vermeyince yine bir sene kadar sıkıntı çekerler. Salih Bey, emekli bir hukukçudur, dava açar. Açtığı davaya bakan Hâkim, İsmet Paşanın verdiği bu emri hükümsüz sayıp, avukatlık serbest meslektir diye karar verince tekrar Avukatlığa başlar (O zaman böyle Hâkimler varmış). 25 yıl daha avukatlık yapar. Hem emekli bir ağır ceza hâkimi olması, hem Çapanoğulları gibi Osmanlıda ayanlık yapmış bir aileye mensup olması Kırşehirliler üzerin de çok müspet bir tesir yaratır. Kırşehir yöresinde bir konu da iddialı olan kişilerin kullandığı “Bunu bir ben bilirim birde Çapanoğlu bilir” deyimi buradan gelir. Salih Bey, durumu düzeldiğinde yeğeni Osman Bey’i tekrar yanına alır ve tahsiline devam ettirir. Başından geçen bunca olay ve çektiği sıkıntılar sonucu, muhtemelen 1930-1940 yıllarında babası Çapanoğlu Hacı Osman Bey’den kendisine miras olarak kalan toprakları köylülerine bağışlamaya karar verir. Tapu devirlerini bizzat takip eder. Kızının “Beybabacığım, topraklarımızı hem de bedelsiz olarak neden köylülere bağışlıyorsunuz” sızlanmasına şöyle cevap verir “Onlar yıllarca ailemize hizmet ettiler, ailemizin bir parçası oldular, o sıkıntılı günlerde ailemize sahip çıktılar. Ben Kırşehir de iken bu tarlaların otlarını satarak sizi geçindirmeye çalıştım. O zaman anladım ki ben çiftçilik yapamam. Topraklarımızı şimdi bizzat kendi köylümüze vermezsek yarın birileri bizim yokluğumuzu fırsat bilerek gelir bu toprakları zorla onların elinden alır. Daha da kötüsü onları kendi topraklarından bile kovabilirler. Bu toprakların asıl sahipleri onları işleyen bu mazlum ve mütevekkil insanlardır” diye cevap verir. Yıllar sonra Ankara’daki bir pazarda Salih Bey’in kızı Leman Hanım ile karşılaşan ve kendisini tanıyan Yozgatlı bir pazarcı “Topraklarınızı bize verdiğiniz için pişmanlık duydunuz mu” sorusuna “Asla pişman olmadık, beybabam doğru karar vermişti, helâlı hoş olsun bereketini görün” diye cevap verir. Bu cevaptan çok duygulanan köylü bu olayı köylülerine anlatır. Satmak için pazara ürün getiren vefakâr köylülerin, getirdikleri ürünlerin en iyisini en tazesini seçip kendisine saygı içinde verdiklerini anlatırdı.

Kaynakça: Çapanoğulları hadisesi ve Abdulkadir Bey’in hatıraları- Doç. Ali Şakir Ergin.
Milli Mücadelede Çapanoğlu isyanı- Prof. Ahmet Yaşar Ocak
Tüm yönleri ile Çapanoğulları ve eserler- Prof. Hakkı Acun.

15.10.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00