BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
254
Dün
:
4633
Toplam
:
14364359
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Çapanoğlu Salih İzzet Bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Emekli ağır ceza hâkimi Çapanoğlu Salih Bey’in torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy Hanımefendi, anneannesi Emine Hanımefendi ve annesi Lemân Hanımın anılarından naklen anlatmıştı; “Çapanoğlu Hadisesi” sonucunda Çerkez Ehem’e yenilen Edip, Celal, Halit ve Salih Beyler Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Uzunyayla da kaldıkları sırada eşlerinin ve çocuklarının değişik yerlere sürüldüklerini öğrenirler. Edip, Celal ve Salih Beylerin aileleri de Ankara’ya götürülür ve orada ikamete mecbur tutulurlar. Kendi sınırlı imkânları ile buldukları yerlerde kalmaya çalışan bu insanlar çok sıkıntılı günler geçirirmişler. Salih Bey’in eşi ve iki kızı da Ankara’ya gönderilenler arasındadır. Bu üzüntülü ve sıkıntılı yaşamdan bıkanlardan biriside Çapanoğlu Edip Beydir. Gizlenerek yaşamaktan bıkan Edip Bey, damatları Abdülkadir Sönmez Bey vasıtasıyla jandarma bölük komutanı Vasfi Bey’e haber gönderir. Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Karatepe’de) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır” der. Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım” der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir. Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Daha sonra Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur edilirler. Salih Bey de, ağabeyi Edip Bey gibi başkaldırıya taraftar olmadığını ısrarla beyan eder ama başkaldırıya katılmadığı halde oda cezalandırılmıştır. Sohbet sırasında Mehlika Hanım yaşanan sıkıntılar ile ilgili birkaç anı da anlatı; Salih Bey, ikamete mecbur tutulduğu Sivas’a gitmek için hazırlık yaptığı sırada Atatürk Kırşehir de avukatlık yapmasına izin verir. Karatepe de bıraktığı eşini ve çocuklarını merak ettiği için sığındıkları Uzunyayla da sabredip beklemeyen ve atının ayaklarına keçe sararak bir gece kimseye haber vermeden kaçan ama yakalanıp Amasya İstiklal mahkemesi kararıyla idam edilen Halit beyin çocuklarını da, kardeşler paylaşırlar. Oğlu Aslan Bey Kayseri de Edip beyin yanında, diğer oğlu Osman bey de Kırşehir de Salih beyin yanında kalırlar. Celal, Edip, Halit ve Salih Beylerin ablası olan Fitnat Hanım (benim büyük babaannem) bir süre sonra hem kardeşi Salih beyi hem de yeğeni Osman beyi görmek için Kırşehir’e gider. Görür ki eski bir evde büyük bir sıkıntı içinde yaşamaya çalışıyorlar. Fitnat Hanım bu duruma çok üzülür. Osman bey’i alır Yozgat’a döner.” Bundan sonrasını yine torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy’dan dinleyelim; Ağır ceza reisliğinden emekli olan Salih Bey’in Avukatlık yapmasına Atatürk izin vermiştir ama Yozgat’tan Kırşehir’e göç ve bu yaşta yeni bir memlekette Avukatlık yapmak kolay değildir. Bir süre Yozgat’taki arazilerin otlarını satarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Ablaları Fitnat Hanımın ziyareti de bu sıkıntılı günlere rastlamış olabilir. Daha sonra durumları çok iyi olursa da, Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet Paşa Avukatlık mesleği bir nevi devlet görevi sayılır diyerek Avukatlık yapmasına izin vermeyince yine bir sene kadar sıkıntı çekerler. Salih Bey, emekli bir hukukçudur, dava açar. Açtığı davaya bakan Hâkim, İsmet Paşanın verdiği bu emri hükümsüz sayıp, avukatlık serbest meslektir diye karar verince tekrar Avukatlığa başlar (O zaman böyle Hâkimler varmış). 25 yıl daha avukatlık yapar. Hem emekli bir ağır ceza hâkimi olması, hem Çapanoğulları gibi Osmanlıda ayanlık yapmış bir aileye mensup olması Kırşehirliler üzerin de çok müspet bir tesir yaratır. Kırşehir yöresinde bir konu da iddialı olan kişilerin kullandığı “Bunu bir ben bilirim birde Çapanoğlu bilir” deyimi buradan gelir. Salih Bey, durumu düzeldiğinde yeğeni Osman Bey’i tekrar yanına alır ve tahsiline devam ettirir. Başından geçen bunca olay ve çektiği sıkıntılar sonucu, muhtemelen 1930-1940 yıllarında babası Çapanoğlu Hacı Osman Bey’den kendisine miras olarak kalan toprakları köylülerine bağışlamaya karar verir. Tapu devirlerini bizzat takip eder. Kızının “Beybabacığım, topraklarımızı hem de bedelsiz olarak neden köylülere bağışlıyorsunuz” sızlanmasına şöyle cevap verir “Onlar yıllarca ailemize hizmet ettiler, ailemizin bir parçası oldular, o sıkıntılı günlerde ailemize sahip çıktılar. Ben Kırşehir de iken bu tarlaların otlarını satarak sizi geçindirmeye çalıştım. O zaman anladım ki ben çiftçilik yapamam. Topraklarımızı şimdi bizzat kendi köylümüze vermezsek yarın birileri bizim yokluğumuzu fırsat bilerek gelir bu toprakları zorla onların elinden alır. Daha da kötüsü onları kendi topraklarından bile kovabilirler. Bu toprakların asıl sahipleri onları işleyen bu mazlum ve mütevekkil insanlardır” diye cevap verir. Yıllar sonra Ankara’daki bir pazarda Salih Bey’in kızı Leman Hanım ile karşılaşan ve kendisini tanıyan Yozgatlı bir pazarcı “Topraklarınızı bize verdiğiniz için pişmanlık duydunuz mu” sorusuna “Asla pişman olmadık, beybabam doğru karar vermişti, helâlı hoş olsun bereketini görün” diye cevap verir. Bu cevaptan çok duygulanan köylü bu olayı köylülerine anlatır. Satmak için pazara ürün getiren vefakâr köylülerin, getirdikleri ürünlerin en iyisini en tazesini seçip kendisine saygı içinde verdiklerini anlatırdı.

Kaynakça: Çapanoğulları hadisesi ve Abdulkadir Bey’in hatıraları- Doç. Ali Şakir Ergin.
Milli Mücadelede Çapanoğlu isyanı- Prof. Ahmet Yaşar Ocak
Tüm yönleri ile Çapanoğulları ve eserler- Prof. Hakkı Acun.

15.10.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00