BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
268
Dün
:
4936
Toplam
:
13340894
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Çapanoğlu Salih İzzet Bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Emekli ağır ceza hâkimi Çapanoğlu Salih Bey’in torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy Hanımefendi, anneannesi Emine Hanımefendi ve annesi Lemân Hanımın anılarından naklen anlatmıştı; “Çapanoğlu Hadisesi” sonucunda Çerkez Ehem’e yenilen Edip, Celal, Halit ve Salih Beyler Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Uzunyayla da kaldıkları sırada eşlerinin ve çocuklarının değişik yerlere sürüldüklerini öğrenirler. Edip, Celal ve Salih Beylerin aileleri de Ankara’ya götürülür ve orada ikamete mecbur tutulurlar. Kendi sınırlı imkânları ile buldukları yerlerde kalmaya çalışan bu insanlar çok sıkıntılı günler geçirirmişler. Salih Bey’in eşi ve iki kızı da Ankara’ya gönderilenler arasındadır. Bu üzüntülü ve sıkıntılı yaşamdan bıkanlardan biriside Çapanoğlu Edip Beydir. Gizlenerek yaşamaktan bıkan Edip Bey, damatları Abdülkadir Sönmez Bey vasıtasıyla jandarma bölük komutanı Vasfi Bey’e haber gönderir. Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Karatepe’de) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır” der. Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım” der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir. Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Daha sonra Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur edilirler. Salih Bey de, ağabeyi Edip Bey gibi başkaldırıya taraftar olmadığını ısrarla beyan eder ama başkaldırıya katılmadığı halde oda cezalandırılmıştır. Sohbet sırasında Mehlika Hanım yaşanan sıkıntılar ile ilgili birkaç anı da anlatı; Salih Bey, ikamete mecbur tutulduğu Sivas’a gitmek için hazırlık yaptığı sırada Atatürk Kırşehir de avukatlık yapmasına izin verir. Karatepe de bıraktığı eşini ve çocuklarını merak ettiği için sığındıkları Uzunyayla da sabredip beklemeyen ve atının ayaklarına keçe sararak bir gece kimseye haber vermeden kaçan ama yakalanıp Amasya İstiklal mahkemesi kararıyla idam edilen Halit beyin çocuklarını da, kardeşler paylaşırlar. Oğlu Aslan Bey Kayseri de Edip beyin yanında, diğer oğlu Osman bey de Kırşehir de Salih beyin yanında kalırlar. Celal, Edip, Halit ve Salih Beylerin ablası olan Fitnat Hanım (benim büyük babaannem) bir süre sonra hem kardeşi Salih beyi hem de yeğeni Osman beyi görmek için Kırşehir’e gider. Görür ki eski bir evde büyük bir sıkıntı içinde yaşamaya çalışıyorlar. Fitnat Hanım bu duruma çok üzülür. Osman bey’i alır Yozgat’a döner.” Bundan sonrasını yine torunu Prof. Mehlika Filiz Ulusoy’dan dinleyelim; Ağır ceza reisliğinden emekli olan Salih Bey’in Avukatlık yapmasına Atatürk izin vermiştir ama Yozgat’tan Kırşehir’e göç ve bu yaşta yeni bir memlekette Avukatlık yapmak kolay değildir. Bir süre Yozgat’taki arazilerin otlarını satarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Ablaları Fitnat Hanımın ziyareti de bu sıkıntılı günlere rastlamış olabilir. Daha sonra durumları çok iyi olursa da, Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet Paşa Avukatlık mesleği bir nevi devlet görevi sayılır diyerek Avukatlık yapmasına izin vermeyince yine bir sene kadar sıkıntı çekerler. Salih Bey, emekli bir hukukçudur, dava açar. Açtığı davaya bakan Hâkim, İsmet Paşanın verdiği bu emri hükümsüz sayıp, avukatlık serbest meslektir diye karar verince tekrar Avukatlığa başlar (O zaman böyle Hâkimler varmış). 25 yıl daha avukatlık yapar. Hem emekli bir ağır ceza hâkimi olması, hem Çapanoğulları gibi Osmanlıda ayanlık yapmış bir aileye mensup olması Kırşehirliler üzerin de çok müspet bir tesir yaratır. Kırşehir yöresinde bir konu da iddialı olan kişilerin kullandığı “Bunu bir ben bilirim birde Çapanoğlu bilir” deyimi buradan gelir. Salih Bey, durumu düzeldiğinde yeğeni Osman Bey’i tekrar yanına alır ve tahsiline devam ettirir. Başından geçen bunca olay ve çektiği sıkıntılar sonucu, muhtemelen 1930-1940 yıllarında babası Çapanoğlu Hacı Osman Bey’den kendisine miras olarak kalan toprakları köylülerine bağışlamaya karar verir. Tapu devirlerini bizzat takip eder. Kızının “Beybabacığım, topraklarımızı hem de bedelsiz olarak neden köylülere bağışlıyorsunuz” sızlanmasına şöyle cevap verir “Onlar yıllarca ailemize hizmet ettiler, ailemizin bir parçası oldular, o sıkıntılı günlerde ailemize sahip çıktılar. Ben Kırşehir de iken bu tarlaların otlarını satarak sizi geçindirmeye çalıştım. O zaman anladım ki ben çiftçilik yapamam. Topraklarımızı şimdi bizzat kendi köylümüze vermezsek yarın birileri bizim yokluğumuzu fırsat bilerek gelir bu toprakları zorla onların elinden alır. Daha da kötüsü onları kendi topraklarından bile kovabilirler. Bu toprakların asıl sahipleri onları işleyen bu mazlum ve mütevekkil insanlardır” diye cevap verir. Yıllar sonra Ankara’daki bir pazarda Salih Bey’in kızı Leman Hanım ile karşılaşan ve kendisini tanıyan Yozgatlı bir pazarcı “Topraklarınızı bize verdiğiniz için pişmanlık duydunuz mu” sorusuna “Asla pişman olmadık, beybabam doğru karar vermişti, helâlı hoş olsun bereketini görün” diye cevap verir. Bu cevaptan çok duygulanan köylü bu olayı köylülerine anlatır. Satmak için pazara ürün getiren vefakâr köylülerin, getirdikleri ürünlerin en iyisini en tazesini seçip kendisine saygı içinde verdiklerini anlatırdı.

Kaynakça: Çapanoğulları hadisesi ve Abdulkadir Bey’in hatıraları- Doç. Ali Şakir Ergin.
Milli Mücadelede Çapanoğlu isyanı- Prof. Ahmet Yaşar Ocak
Tüm yönleri ile Çapanoğulları ve eserler- Prof. Hakkı Acun.

15.10.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00