BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4601
Toplam
:
13178897
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TEYEMMÜM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1959 cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla Niğde’deyiz. Niğde Lisesi ve Ortaokulu aynı binada. Yozgat Lisesi gibi taş bir bina. Ben 14 yaşımda ortaokul ikinci sınıf talebesiyim. Tek tedrisat yapıyoruz. Öğleden evvel dört ders, öğleden sonra iki ders. Benden büyük lise talebesi ağabeylerimiz olduğu halde Matematik ve Geometri Hocamız Mustafa Bey nur içinde yatsın, okul kooperatifini bana emanet etti. Teneffüslerde üst kata çıkan geniş ahşap merdivenin yanındaki büyük boşlukta kırtasiye malzemeleri, her gün iki defa gelen taze simit, çikolata, peynir şekeri, gazoz filan satıyorum. Bazen öğretmenlerimiz de gelip simit ve gazoz alıyorlar. Topladığım paraları paydos olunca saymadan Mustafa Bey’e teslim ediyorum. O da teşekkür edip avuçla alıyor. Kendimi çok önemli kişi gibi görüyorum. Tek bir şikâyetim var tuvalete gidecek zaman bulamıyorum derse giriş zili çalmasına yakın kapatıp tuvalete koşuyorum. Seyrekte olsa bazen nefes nefese öğretmenimle birlikte sınıfa giriyorum. Öğretmenlerim durumu bildiklerinden hoş karşılıyorlar bazen karşılıklı tebessüm bile ediyoruz. Bir aile dostumuzun köpeği ısırdığından her gün saat 10.00 da okulun karşısındaki hastaneye gidip Karanfil ismindeki erkek hastabakıcıya karnımdan kuduz aşısı oluyorum. İlaçlar biriktiği için karnım geriliyor, dik duramıyor yaşlılar gibi biraz öne doğru eğik yürüyorum. Bu iğneler 13 gün sürdü. Köpekte herhangi bir olumsuzluk görülmediğinden 13. İğneden sonra devam edilmedi. Köpek kudursa imiş 40 iğne yiyecekmişim. Öğleden sonra din dersimiz var hem de iki ders üst üste. Okulumuz öğretmeni olmayan, yüzü hiç gülmeyen, boynu kısa, hafif göbekli Abdurrahman hoca isminde birisi din öğretmenimiz. Sık sık tahtaya kaldırıp sözlü imtihan yapıyor. En tırstığımız ders din dersi. Tahtaya birisini kaldırmak için gözleri sınıfı taradığında göz göze gelmemek için bir şeyle meşgul oluyormuşuz gibi hepimiz başımızı önümüze eğiyoruz. O gün benim şanssız günüm imiş, beni tahtaya kaldırdı. Nasıl abdest aldığımızı sordu, göstererek anlattım. Sonra gusül abdestini sordu. Onu da göstererek anlattım. Çok şükür her sorusuna cevap veriyorum içim rahat. Birde teyemmümü tarif et dedi. Teyemmüm ne ki ilk defa duyuyorum. Düşünüyormuş gibi yapıp arkadaşlarımdan imdat bekliyorum. Ön sırada oturan ve Baş Muavinin (şimdi herhalde müdür yardımcısı deniyor) yeğeni Celal iki elini sıranın üstüne bastırarak bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Öğretmen yardımcı olmak için “Mesela çöldesin ve etrafta hiç su yok, nasıl abdest alırsın” dedi. Gözüm Celal de, o da aynı şeyi yapmaya çaktırmadan devam ediyor ve sanki kumu işaret etmek için bana avuçluyormuş gibi geldi. Etrafta suda olmadığına göre demek kumu su gibi kullanacağım düşüncesiyle “Yerden biraz kum alırız” diye anlatmaya başladım. Aldık ama sonra ne yapacağız gözüm Celal de bekliyorum. Öğretmen bana bakarak kendisi anlatmaya başladı “ Biraz sağ omzumuzdan, biraz sol omzumuzdan dökeriz. Bende dikkatle dinliyorum. “Yine bir miktar alır biraz burnumuza çekeriz, biraz dudaklarımıza süreriz.” İşte o zaman anladım benimle dalga geçiyordu. Başımdan kaynar sular döküldü. Nalân isminde bir kız arkadaşımla çocuk kalplerimizle birbirimize ilgi duyuyor fırsat buldukça bakışıyorduk birden onunla göz göze geldim. Yüzü kızarmıştı başını önüne eğdi. Koca okulda Mustafa hocam bana güvenmiş okul kooperatifini bana emanet etmişti bu yüzden bir saygınlığım hatta dokunulmazlığım vardı. Bütün sınıfın önünde özellikle Nalân’ın önünde rezil olmuştum. Ağlamak geliyordu içimden, ağlarsam daha rezil olurum diye düşündüm. Sonra kızgınlıkla hocanın yüzüne baktım. Yapacağı başka bir şey yoktu. “Oturabilirsin” dedi. Yıkılmıştım, yaşamımdan acı bir hatıra olarak kalan bu günü hiç unutmadım. Konuşamayacak derecede boğazım ağrıdığından iki gün okula gidememiştim. Bu konuyu o zaman işlemişler. O günden sonra öğrencisi ile alay eden öğretmenlere karşı büyük bir nefret besledim. Dört yıl sonra beden eğitimi öğretmenini nasıl dövdüğümü belki başka bir yazımda anlatırım. Bu anım, mecburi din derslerinin tartışıldığı bu günlerde velilere ama en çok da onurlarına düşkün asil evlatlarımıza bir örnek olsun istedim.

07.10.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00