BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4633
Toplam
:
14853008
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TEYEMMÜM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1959 cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla Niğde’deyiz. Niğde Lisesi ve Ortaokulu aynı binada. Yozgat Lisesi gibi taş bir bina. Ben 14 yaşımda ortaokul ikinci sınıf talebesiyim. Tek tedrisat yapıyoruz. Öğleden evvel dört ders, öğleden sonra iki ders. Benden büyük lise talebesi ağabeylerimiz olduğu halde Matematik ve Geometri Hocamız Mustafa Bey nur içinde yatsın, okul kooperatifini bana emanet etti. Teneffüslerde üst kata çıkan geniş ahşap merdivenin yanındaki büyük boşlukta kırtasiye malzemeleri, her gün iki defa gelen taze simit, çikolata, peynir şekeri, gazoz filan satıyorum. Bazen öğretmenlerimiz de gelip simit ve gazoz alıyorlar. Topladığım paraları paydos olunca saymadan Mustafa Bey’e teslim ediyorum. O da teşekkür edip avuçla alıyor. Kendimi çok önemli kişi gibi görüyorum. Tek bir şikâyetim var tuvalete gidecek zaman bulamıyorum derse giriş zili çalmasına yakın kapatıp tuvalete koşuyorum. Seyrekte olsa bazen nefes nefese öğretmenimle birlikte sınıfa giriyorum. Öğretmenlerim durumu bildiklerinden hoş karşılıyorlar bazen karşılıklı tebessüm bile ediyoruz. Bir aile dostumuzun köpeği ısırdığından her gün saat 10.00 da okulun karşısındaki hastaneye gidip Karanfil ismindeki erkek hastabakıcıya karnımdan kuduz aşısı oluyorum. İlaçlar biriktiği için karnım geriliyor, dik duramıyor yaşlılar gibi biraz öne doğru eğik yürüyorum. Bu iğneler 13 gün sürdü. Köpekte herhangi bir olumsuzluk görülmediğinden 13. İğneden sonra devam edilmedi. Köpek kudursa imiş 40 iğne yiyecekmişim. Öğleden sonra din dersimiz var hem de iki ders üst üste. Okulumuz öğretmeni olmayan, yüzü hiç gülmeyen, boynu kısa, hafif göbekli Abdurrahman hoca isminde birisi din öğretmenimiz. Sık sık tahtaya kaldırıp sözlü imtihan yapıyor. En tırstığımız ders din dersi. Tahtaya birisini kaldırmak için gözleri sınıfı taradığında göz göze gelmemek için bir şeyle meşgul oluyormuşuz gibi hepimiz başımızı önümüze eğiyoruz. O gün benim şanssız günüm imiş, beni tahtaya kaldırdı. Nasıl abdest aldığımızı sordu, göstererek anlattım. Sonra gusül abdestini sordu. Onu da göstererek anlattım. Çok şükür her sorusuna cevap veriyorum içim rahat. Birde teyemmümü tarif et dedi. Teyemmüm ne ki ilk defa duyuyorum. Düşünüyormuş gibi yapıp arkadaşlarımdan imdat bekliyorum. Ön sırada oturan ve Baş Muavinin (şimdi herhalde müdür yardımcısı deniyor) yeğeni Celal iki elini sıranın üstüne bastırarak bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Öğretmen yardımcı olmak için “Mesela çöldesin ve etrafta hiç su yok, nasıl abdest alırsın” dedi. Gözüm Celal de, o da aynı şeyi yapmaya çaktırmadan devam ediyor ve sanki kumu işaret etmek için bana avuçluyormuş gibi geldi. Etrafta suda olmadığına göre demek kumu su gibi kullanacağım düşüncesiyle “Yerden biraz kum alırız” diye anlatmaya başladım. Aldık ama sonra ne yapacağız gözüm Celal de bekliyorum. Öğretmen bana bakarak kendisi anlatmaya başladı “ Biraz sağ omzumuzdan, biraz sol omzumuzdan dökeriz. Bende dikkatle dinliyorum. “Yine bir miktar alır biraz burnumuza çekeriz, biraz dudaklarımıza süreriz.” İşte o zaman anladım benimle dalga geçiyordu. Başımdan kaynar sular döküldü. Nalân isminde bir kız arkadaşımla çocuk kalplerimizle birbirimize ilgi duyuyor fırsat buldukça bakışıyorduk birden onunla göz göze geldim. Yüzü kızarmıştı başını önüne eğdi. Koca okulda Mustafa hocam bana güvenmiş okul kooperatifini bana emanet etmişti bu yüzden bir saygınlığım hatta dokunulmazlığım vardı. Bütün sınıfın önünde özellikle Nalân’ın önünde rezil olmuştum. Ağlamak geliyordu içimden, ağlarsam daha rezil olurum diye düşündüm. Sonra kızgınlıkla hocanın yüzüne baktım. Yapacağı başka bir şey yoktu. “Oturabilirsin” dedi. Yıkılmıştım, yaşamımdan acı bir hatıra olarak kalan bu günü hiç unutmadım. Konuşamayacak derecede boğazım ağrıdığından iki gün okula gidememiştim. Bu konuyu o zaman işlemişler. O günden sonra öğrencisi ile alay eden öğretmenlere karşı büyük bir nefret besledim. Dört yıl sonra beden eğitimi öğretmenini nasıl dövdüğümü belki başka bir yazımda anlatırım. Bu anım, mecburi din derslerinin tartışıldığı bu günlerde velilere ama en çok da onurlarına düşkün asil evlatlarımıza bir örnek olsun istedim.

07.10.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00