BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
252
Dün
:
4601
Toplam
:
13184413
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KURTLU ARMUTLAR
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Tarih çok eski 1917 yılı. Yozgat’ın eski ailelerinden Divanlıoğlu Nesim Bey, Yozgat adliyesinde Başkâtiptir. Şekerpınar yolu üzerindeki dededen kalma konaklarında ikamet etmektedirler. Bahçedeki iki ahırda güzel binek atları var. Divanlıoğlu Nesim Bey’in kızı Sultan Hanım da atlara meraklı ve iyi bir binici. Erzurumlu Rıza Bey de (Saraçoğlu) Yüzbaşı rütbesi ile Yozgat Jandarma komutanıdır. At üstünde bir yere giderken yine at üstünde gördüğü Sultan Hanımı çok beğenir. Bir zamanların modern Yozgat’ı, bir hanım at üstünde gezmeye çıkıyor. Söylenecek çok şey var da uzatmıyayım. Dünür olurlar, Yozgat örf ve adetlerine göre nişanlanırlar. Yüzbaşı Rıza Bey görevle bir süreliğine Aydına gider. Orada İncir zamanıdır. Aklı Yozgat’ta bıraktığı nişanlısında olan Rıza Beyin, bu tatlı ve hoş meyveyi yalnız yemek içine sinmez, boğazından geçmez. Bir sepet yaptırıp Yozgat’a nişanlısına gönderir. O zamanlar dünyanın bir ucu sayılan Aydından gelen nişanlı hediyesini tüm aile merakla açarlar. İçinde Armut’a benzeyen meyveleri görürler. Sultan hanım bir tanesini alır bakar, yumuşak bir şey. İki eliyle ortadan ayırır ki içinde beyaz beyaz kıl gibi bir şeyler var. Aaaa! Bu kurtlanmış diyerek atar başka birisini alır o da aynı. Bir sepet incir tek tek elden geçer, buda kurtlu, buda kurtlu diyerek çöpe atarken ailesine karşı mahcup duruma düşen Sultan hanım bir taraftan da “Gönderecek başka bir şey bulamadın da bu kurtlu armutlarımı gönderdin ey Rıza Bey” diyerek için için sızlanır. Gelen hediyeye çok üzülen ve nişanlısına kırılan Sultan Hanım, Yüzbaşı Rıza bey’e yazdığı sitem mektubunda “Gönderdiğin armutların hepsi kurtlu idi” diye yazar. Aldığı mektuba şaşıran Rıza Bey de cevabi mektubunda “Ben size armut göndermedim, Aydın’ın en meşhur meyvesi inciri göndermiştim, yolda başka birisinin eşyasıyla mı karıştı acaba” diye cevap verir. Rıza Beyler Ankara’ya yerleşip Nesim Bey ve eşi de vefat ettikten sonra koca konak yıllarca içindeki antika eşyalarla boş kaldı. Çocukları ve torunları da gidip gelemeyince sonunda satılmasına karar verildi. İçindeki çok değerli birçok antika eşya taşıma güçlüğünden dolayı akraba ve komşulardan kimine hatıra olarak kimine bila bedelle dağıtıldı. Ancak birkaç gaz lambası ve birkaç süslü baston Ankara’ya götürülebildi. Bu hikâyeyi kuzenim, torunu Cengiz Divanlıoğlu’ndan dinlediğimde epeyce şaşırmıştım ama hakikaten sert ikliminden dolayı Yozgat’ta incir yetişmezmiş.

24.09.2013

Yukarıdaki yazım yayınlanınca değerli araştırmacı yazar Mehmet Genç dostum Kuşadası’ndan telefonla aradı. Dedi ki” İncir ve Efelerle ilgili çok hikâye dinlemiştim ama hiç bu kadarını okumamıştım.” Sonra çok hoş iki olay anlattı, bende sizinle paylaşmak istedim. Sinoplu bir felsefe öğretmeni Aydınlı bir genç kızı kaçırarak evleniyor. Genç kız evin tek kızı. Kaçarak evlendiği için de bir daha Aydın’a dönemiyor, amcalarının kendisini öldüreceğinden korkuyor. Bu yüzden Sinoplu öğretmen de Aydını görmekten mahrum kalıyor. Bir zaman sonra baba ölünce kıza 60 dönüm incir bahçesi kalıyor. Kız korkudan memlekete gidemeyince damat gidiyor. İncir ağaçlarını bir şeye benzetemeyen damat biran önce zengin olma hayalleri ile ağaçları kestirerek yerine fındık diktiriyor. Bir süre sonra hatasını anlıyor tabi ama geçmiş ola.

Senin Yozgat Gazetesinde yayınladığın “Bir korku bir dedikodu” yazındaki Çorumlu teyzeyi okuyunca aklıma gelmişti sonra unutmuşum. Bu sene yaşadığım bir başka olayı daha anlatayım. Yazlıktaki komşumuzun bahçesinde asırlık bir incir ağacı var. Meyvesi siteyi doyuruyor. Komşumuz bu yıl evi kiraya verdi. Gelen kiracı bakıyorum her gün incir ağacını suluyor, birkaç gün merakla izledim. Bir gün yine aynı manzarayı görünce dayanamadım, yanına gidip incirin bırak suyu, nem bile istemediğini nazikçe anlattım. İnanmamış olacak ki ertesi gün yine suladı. Ev sahibini arayıp durumu anlattım. Adamcağız duyduğuna inanamadı, Milas’tan gelerek bir daha inciri sulamaması gerektiğini hatırlatınca sanırım ancak o zaman inanabildi. Komşum bundan sonra evi kiralayacak herkese ilk şart olarak inciri sulamamasını, aksi halde evden çıkaracağını bildirecek. O kiracı kim dersen o da Çorumluymuş.

25.09.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00