BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4936
Toplam
:
13340165
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YILMAZ GÖKSOY, ALİ EMİRİ EFENDİ VE DİVAN-ÜL LÜGAT-İT TÜRK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle ülkemizin yetiştirdiği değerler üzerine sohbet ediyoruz.”Bu memlekette ipekte yetişmiştir kepekte yetişmiştir ama biz daha çok ipeği bırakırız da kepeği anlatırız, onları yüceltiriz. Halkımızda onları tanır, onları bilir. Mesela Süleyman Nazif’i şair ve yazar olarak biliriz. Hâlbuki iyi yetişmiştir Arapça, Farsça, Fransızca bilir, Bağdat valiliği yapmıştır. Ama vefat ettiğinde parası yoktur. Cenazesini İstanbul’da Türk Hava Kurumu kaldırır. O da şu sebepten, Süleyman Nazif Türk Hava Kurumu dergilerine bedava makale yazıyor da ondan. Ne yazık değerlerimize sahip çıkamıyoruz. Öte yandan da Diyarbakır kendi yetiştirdiği gerçek bir kitap kurdu olan Ziya Gökalp’a sahip çıkmıştır. Ali Emiri Efendi de Diyarbakır da yetişen bir üstat. O da bir kitap kurdu, kitap düşkünü. Büyük bir kütüphanesi var. Derler ki kütüphane kuranlar hep bekâr yaşamıştır, çünkü ev hanımları çok kitap istemezler. Kocaları ölünce de evden atacakları ilk eşya kitaplar olur. Bu kitaplar yüzünden kocalarının kendilerini ihmal ettiğinden bahsederler. Yozgat’ın değerli eğitimcilerinden Nusret Bey’in eşi Latife Hanım, sen benden önce ölürsen kitaplarını bir arabaya yükleyeceğim mezarının başına getireceğim. Bu dünyada bitiremedi öbür dünyada bitirsin diye mezarına koyacağım derdi. Öyle bir hanımdı ve dediğini yapardı ama ömrü vefa etmedi Nusret Bey’den önce öldü.” Yılmaz ağabeyim böyle söyleyince kendi yaşamım aklıma geldi. Evimiz İstanbul, Ataköy de. Üç odalı bir daire. İki odası ve salonu Marmara Denizine, bir odası apartman aydınlığına bakar. Ben o odayı atölye yaptım. Kaynak makinesinden, marangoz aletlerine, dekupaj testeresinden, zımpara makinesine, dijital kumpasından mikrometresine, değişik ölçüde lokma takımlarından değişik el aletlerine, üzerinde büyük bir mengene ile radyan matkap olan tezgâhına kadar ne ararsınız var diyebilirim. Öbür odada da karşılıklı duvardan duvara iki kütüphanemde iki bin civarında kitabım var. Yer olmadığından bazıları da oraya buraya tıkıştırılmış durumda. Hakikaten çok sabırlı olan eşim birkaç yıldır sızlanmaya başladı. Bu yüzden yeni bir kitap aldığımda önce arabanın bagajına koyuyor eşim evde olmadığı zaman eve çıkarıp bir yerlere tıkıştırıyorum. Yılmaz ağabeyimin dediğine göre Ali Emiri Efendide bu yüzden bekâr yaşamış. Kütüphanesinde el yazması çok değerli kitaplar varmış. Meşhur Divan-ül Lügat-it Türk’ü de keşfeden oymuş. Fransızlar bu kitapları bize sat. Bir kütüphane kuralım seni de müdür yapalım. Sana hem kışlık hem yazlık ev de verelim diyorlar. Ali Emiri Efendi “Ben bu kitaplara devletimin sayesinde sahip oldum, devletimin bana verdiği para ile aldım. Yurt dışına çıkarılmasına razı olamam diyor” diye anlatınca Divan-ül Lügat-it-Türk'ü nasıl keşfettiğini çok merak ettim.

İşte hikâyesi; Divan-ül Lügat-it-Türk'ün uzun zaman meçhul kaldıktan sonra bulunuşunu bilginlerimizden Kilisli Rıfat Bey şöyle anlatır: İstanbul'da, Divanyolu'nda bir «Diyarbakır Kıraathanesi» vardı. Burası âdeta bir dershane halinde idi. 1916 senesinde bir gün, bu kıraathanede meskûkât(sikkeler,metal paralar) âlimi Tevfik Bey, müverrih(tarih yazan) Arif Bey, müverrih Hüsamettin Bey ve Türkiyat âlimlerinden Ali Emiri Efendi, baş başa konuşuyorduk. Bir aralık Ali Emiri Efendi hazır bulunanlara:
— Beyler, dedi, size bugün bir şey soracağım.
Arkadaşları:
— Sor, dediler.
— Divan-ı Lügat-it-Türk* adında bir kitap gördünüz mü?
Arkadaşları «Adını duyduk» deyince,
Ali Emiri Efendi Fuzuli'nin şu mısraını okudu: «Eyledim tahkik, görmüş kimse yok cananımız».
Arkadaşları sordular:
— Siz gördünüz mü?
— inayeti bari ile (yaratanın yardımı ile)bu kitaba malik oldum, dedi.
— Nasıl elde ettiniz?
Ali Emiri Efendi şunları anlattı
— Sahaflar çarşısına uğramıştım. Kitapçı Burhan beyin dükkânına girdim. “Yeni bir kitap var mı?” dedim. O da, “Bir kitap var ama sahibi 30 lira istiyor. Ben eseri geçen gün Maarif Nazırı Emrullah Efendiye götürdüm. O da bu eseri ilmî bir encümene havale etti. Encümen bu eseri bir hafta tetkik ettikten sonra 10 lira fiyat takdir etti. Ben de, sahibi 30 lira istiyor diyerek eseri aldım, dükkâna getirdim. Üstad, işinize gelirse siz de bir görün.” diyerek kitabı bana uzattı. Bu eseri elime alır almaz, âdeta heyecandan titredim. Yeryüzünde bir eşi daha olmayan kıymette bir hazine idi; 30 lira değil, 30 bin lira değeri vardı. Bu eser, şimdiye kadar görülmemiş, pek eski devirlerde yazılmış bir dil kamusu idi. Onu kimin getirdiğini sordum. Maliye Nâzırı Nazif Beyin akrabasından yaşlı bir hanımın getirdiğini söyledi. Bu eseri almak istedim, fakat cebimde 15 liram vardı. O anda Allahıma yalvardım, “Karşıma bir dost çıkar!” dedim. O sırada sahaf dükkânının önünden Darülfünun müderrislerinden Faik Reşat Bey geçiverdi. Hemen koşup yanına gittim. Aman bana 20 lira borç ver dedim. Adamcağız vermek istiyor ama ondaki parada yetmiyor. Ali Emiri Efendiyi o vaziyette görünce “ Dur evden gidip alayım” diyor ve eve koşarak gidiyor. Adamcağız evden dönene kadar Ali Emiri Efendi dokuz doğuruyor.
“O zattan 20 lira borç aldım. Derhal kitapçıya verdikten sonra, kendisine 3 lira da bahşiş
verdim, işte bu esere, bu şekilde sahip olmak bahtiyarlığını kazandım.”
“Bu, kitap değil, bir Türkistan ülkesidir. Türkistan da değil, bütün bir cihandır.” Diye sözünü tamamlar. Böylece kitap Ali Emiri Efendinin oluyor. Oluyor ama Ali Emiri Efendi çarşıdan hızla çıkarken bile dönüp dönüp arkasına bakıyor. Acaba biri gelip de elimden kitabı alır mı diye. “Günlerce bu eseri evimde kimseye göstermeden tetkik ettim. Nihayet bu kitabın değeri ağızdan ağıza Ziya Gökalp’a kadar gitmiş. Bir ilim âşığı ve büyük bir Türkçü olan Ziya Gökalp, koşarak evime geldi. Kitabı görmek arzusunda olduğunu söyledi. Fakat ben bu kitabı Ziya Gökalp’a göstermedim. Ziya Gökalp bu hâdiseden dolayı bana kırıldı, fakat görmek merakı onun içini yiyordu. Bu defa iki Diyarbakır mebusunu bana gönderdi. Onlara da bu eseri göstermedim.” Bu kitabı görmek ilk defa Kilisli Rıfat Beye nasip olur. Ali Emirî Efendi ile Kilisli Rıfat Bey, eseri baş başa verip tetkik ederler. Kilisli Rıfat Bey’in bu eseri gördüğünü duyan Ziya Gökalp, onun evine giderek üstada der ki ;
— Siz bu eseri gördünüz mü?
— Gördüm ve hem de bu eserin cihanda bir eşi daha olmadığına şahadet ederim. Türk milleti, dünya durdukça bu eserle iftihar edebilir. Ziya Gökalp inanır ve çok heyecanlanır.
— Bu eseri Ali Emiri Efendiden satın alıp derhal neşretmeliyiz. “Bana yardım edin de, şu kitabı bastıralım. Türk milletine armağan edelim” der. Ziya Gökalp’la Kilisli Rıfat Bey, şu plânı hazırlarlar.
Ali Emirî Efendi'nin, Sadrazam Talat Paşa'ya büyük saygısı vardır. Ziya Gökalp, bu meseleyi Talat Paşa'ya
açarak onun vasıtasıyla elde etmeyi düşünür. Fakat Ali Emirî Efendi'yi Talat Paşa ile nerede karşılaştırmak münasip olur? Buna da bir çare bulurlar. Bu işi Adliye Nazırı İbrahim Beyin evinde halletmeye karar verirler. Adliye Nazırı, Ali Emirî Efendi'yi bir gün evine iftara davet eder. Aynı gün Talat Paşa da oraya gelir. Yemekten sonra Talat Paşa sözü Divan-ül Lûğat-it-Türk'ün bulunmasına getirir. Kendisinden bu eserin basılmasını rica eder. Ali Emiri Efendi, Talat Paşa'yı kırmayarak, o gece bu eserin basılmasına rıza gösterir. Ziya Gökalp de, bu suretle gayesine varmış olur. Bu eser, Maarif Nazırı Şükrü Bey vasıtasıyla iki cilt halinde basılır. Talat Paşa Ali Emiri Efendiye 300 lira gönderirse de, üstat bu parayı almaz iade eder. İşte Divan-ül-Lügat-it-Türk'ün hikâyesi burada bitiyor.

Şimdi kıssadan hisse: Çapanoğlu Süleyman Bey’in Yozgat Demirli Medrese kütüphanesinde muhafaza ettirdiği ve bizzat kendi el yazısı ile listelediği zamanın Hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden 584 adet birbirinden değerli el yazması kitabın Çerkez Ethem tarafından Medrese ile birlikte yaktırılmasını Türkiye Tarihinin neresine koyalım? (Bkz.Yozgat Lisesi, Çapanoğlu Süleyman Bey ve Demirli Medrese yazım)

*Divanü Lügati't-Türk, Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Türkçe - Arapça bir sözlüktür. Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olup, batı Asya yazı Türkçesiyle ilgili var olan en kapsamlı ve önemli dil yapıtıdır. Toplam 7500 Türkçe sözcük içerir Divan-ül Lügat-it-Türk'ün baş tarafında, Türklük hakkındaki önsözde şunlar yazılıdır: «Gördüm ki, yüce Tanrı devlet güneşini Türk kalelerinden doğurdu. Onlara yurt idaresini verdi. Onların mülkleri üzerinde, göklerin bütün dairelerini döndürmüş bulunduğunu, yani güneş batmaz imparatorluklarını gördüm. Tanrı onlara Türk adını bizzat verdi. Türkleri yeryüzünün hakanları kıldı. Zamanımızın hakanları onlardan çıkarıldı. Dünya milletlerinin idare dizginlerini onların eline verdi. Onları herkese üstün kıldı. Kendilerini hak üzerine kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışan, onlardan yana olanları aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi. Bu kimseleri kötülerin şerrinden korudu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka çıkar yol yoktur. Bir kimse kendi takımından ayrılıp ta onlara sığınacak olursa, o takımın korkusundan kurtulur. Herkesin Türkçe öğrenmesi farzdır.»

10.09.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00