BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
5063
Toplam
:
13454207
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KUTSAL İSYANIN KAĞNILARI VE YOZGATLI NARSA NECİP HANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar birkaç gün önce dünya tarihinin hayretler içinde kaydettiği 30 Ağustos zafer bayramımızı karışık hislerle ve övünç içinde kutladık.

Osmanlının son döneminde yaklaşık 200 yıl yenilgiden yenilgiye uğrayan, halkı yoksullaşan, topraklarının bir kısmına el konulan Türk halkının talihi, 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz'la birdenbire tersine döndü. Bu zaferin kazanılmasında elbette birçok neden sayılabilir. Ama hiç kuşkusuz bunların başında Türklerin son yurtlarını da kaybetme ve batının kölesi haline gelme korkusuyla canını dişine takip emperyalizme karşı başlattıkları kutsal isyan gelir.

Yunanlıların 4.036 kamyonla yaptıkları asker, cephane, erzak taşıma ve 1.776 cankurtaranla yaptıkları yaralı ve hasta taşıma işlerini Türkler, sadece 298 kamyon 33 cankurtaran ile ama esas olarak arabalarla yapıyorlardı. 2.318 kağnı, 3.141 at arabası, 1.970 öküz arabası bu savaşın kahramanlarıydılar.
Öte yandan Kadınlar tarafından kurulan Müdafaa-i Vatan cemiyeti hem cepheye gitmiş kadınların kaderleri ile ilgileniyor hem de kadınların kağnı kollarında çalışmalarını organize ediyorlardı. İstanbul da İngiliz işgali atındaki kendi cephaneliklerimizden silah ve cephane çalan karakol isimli teşkilat, bunları Laz takalarına yükleyerek düşman gemilerinin devriye gezdiği Boğazdan ve Karadeniz den kaçırıp İnebolu limanına indiriyorlardı.

Çok uzaklardaki İstanbul limanından
Kaçak asker ceketi ve silah yükleyen Laz takaları
Hürriyet ve umut, su ve rüzgârdılar.

Takaların geldiğini haber alan Kahraman İnebolu halkı kadın, erkek, çoluk çocuk hemen limana iniyor gelen silah ve cephaneleri büyük bir hızla evlerine taşıyıp saklıyor sonra da kağnı kolları ile kışta, kıyamet’te yazın sıcağında Çankırı üzerinden Ankara’ya, oradan da Akşehir üstünde Afyon’a cepheye ulaştırıyorlardı.

Ayın altında öküzler
Sanki çok uzak ve küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar
Ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
Ve kadınlarımız birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında
Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine

İşte bu kadınlardan birisi. Cephane yüklü kağnıyı alıyor İnebolu dan yola koyuluyor.1921 kışında bir sabah askerler, Kastamonu şehitliğinin kapısında kağnı üzerine kollarını açarak kapanmış bir kadın buluyorlar. Biraz yaklaşınca donarak öldüğünü görürler. Boşlanan öküzleri tekrar kağnıya koşarken bir bebek ağlaması duyarlar. Karları süpürünce yorgan altında samana sarılmış top mermileri arasında kundağa sarılı bebeği görürler. Bir acı olayda Yozgat’ta yaşanmıştı. Yozgat mutasarrıfı Necip Bey de Çapanoğlu olayları nedeni ile Çerkez Ethem tarafından acele ile idam edilmişti. Hâlbuki Necip bey’in eşi Narsa Necip Hanım ve yardımcısı Fitnat Hanım, milli mücadelede Yozgatlı kadınların da katkıları olsun diyerek 16 Şubat 1920 tarihinde Sivas Anadolu kadınları Müdafaa-i Vatan cemiyetine bağlı Yozgat Müdafaa-i Vatan cemiyetini kurmuştu. Görevleri doğudan gelen silah ve mühimmatlar ile Yozgat halkının hazırladığı kavurma ve giyecekleri kadınların yönettiği kağnı kolları vasıtası ile Yozgat’a takriben 120 Kilometre uzaklıktaki Balişeyh’e kadar iletmekti. Ama ne yazık ki Çerkez Ethem, yargılamadan Necip beyi de hemen idam etmiş ve Narsa hanım genç yaşta dul kalmıştı. İşte mübarek Anadolu kadını. Atatürk, 30 Mart 1923 yılında bir konuşmasında tarihe geçen şu sözleri söylemişti. “Efendiler, dünyanın hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkân yoktur. Ve dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez. Belki erkeklerimiz memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında bulundular, fakat erkeklerin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlar işletmiştir. Memleketimizin var olma imkânını sağlayanlar kadınlarımız olmuştur ve olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini ayakta tutan hep kadınlarımızdır. Onun için hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle taziz ve takdis ederiz.”

Bizim kadınlarımız,
Şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde
Harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
Aynı yürek ferahlığı ve aynı yorgun alışkanlık içindeydiler
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden Afyona doğru.

Kağnılarımız, Kurtuluş Savaşı'nın simgesi gibidir. Birçok zafer anıtında kağnı bulunmasının nedeni budur.

Kaynak; Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi, İkinci Cilt, 6. Kısım, 2. Kitap, s. 13



Yazarın notu; 30 Ağustos zafer bayramını aynı gece onuncu yıl marşı eşliğinde ve uzun süren bir havai fişek gösterisi ile Silivri de gözyaşları içinde kutladık. Tören sonunda Cumhuriyete sahip çıkan gençlere teşekkür eden Silivri Belediye Başkanı Sayın Özcan Işıklar binlerce kişi tarafından ayakta alkışlandı. Binlerce teşekkür Sayın Başkan.

02.09.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00