BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4633
Toplam
:
14933518
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CERİTZADE HÜSNÜ EFENDİ AĞIT’I
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Şu iki mısra orta yaş üstündeki Yozgatlıların dillerine pelesenk* olmuştu. “Efil, efil ederde Dayılının ekini/Ceritzade Hüsnü Efendi de Büyük caminin vekili.” Gerisini kimse bilmiyor, hatırlamıyordu.

Yozgat Gazetesindeki köşemde birkaç kez bilen, hatırlayan var mı diye sordum. Yozgat’a gittiğim zamanlar eşe dosta tanıdık tanımadık büyüklere her fırsatta sordum. Maalesef bir bilen, en azından bazı mısralarını olsun hatırlayan çıkmadı. Kime sordumsa hep yukarıdaki iki mısraı söylüyor arkasını getiremiyordu. Kahırlandım, rahmetli Abbas Sayar ağabeyimin “Yozgat var, Yozgatlı yok” sözünü hatırlayıp rahmet ve minnetle andım.

Ceritzade Hüsnü Efendi kimdi. Neden bu ağıtın peşine düşmüştüm. Arz edeyim. Benim anne dedem Ceritzade Şükrü Efendi’dir. Yani Hüsnü Efendinin baba bir anne ayrı küçük kardeşidir. Şükrü Efendi, Yozgat’ta Mutafoğlu Mahallesinde özün kenarında o zamandan beri akan pınarın yanındaki büyük evde oturur, Dayılı köyündeki arazileri ile de çitçilik yapardı. Şimdi evin tam önünde kocaman sarı renkli bir trafo binası var. Babası Nurettin Efendi Yozgat’ta Çarşıağası imiş. Çarşıağası; Çarşıyı ve esnafı düzen altında tutmakla görevli, çarşının kamu düzeninden ve özellikle geceleri korunmasından sorumlu görevli kimse. Hüsnü ve Şükrü Efendilerin babası Nurettin Efendinin ilk hanımından çocuğu olmaz, ikinci eşi Hafize hanımı alır. Bu hanımdan Hüsnü Efendi ve iki kız kardeşi Besime ve Vahide hanımlar doğar. Daha sonra üçüncü hanım olarak küçük yaştaki Çerkez kızı Gül Hanım’ı alır. Bu Hanımdan da benim dedem Şükrü Efendi ve kız kardeşi Zehra Hanım olurlar. Böylece Hüsnü Efendi ile Şükrü Efendi, baba bir anne ayrı iki erkek kardeş olurlar. Gül Hanım, gelin geldiğinde çok küçük yaşta imiş ve Türkçe bilmezmiş. Nurettin Efendi de Gül hanımla evlendikten dört yıl sonra vefat eder. Şükrü Bey dedem üç yaşında yetim kalır.

1916-1917 yıllarında Yozgat Belediye Reisliği de yapan Hüsnü Efendinin, bir türlü yıldızının barışmadığı zamanın Yozgat Mutasarrıfını, Yozgat’tan başka bir yere tayin ettirmek için kimsenin aklına gelmeyecek komik bir oyunu çok bilinir. Hikâyesi de şöyle anlatılır;

Bir kış günü Yozgat'tan Ankara'ya, yeterli mesafeler içinde iyi koşan atlar hazırlatır. Akşam olup hava kararmaya başlayıp el ayak çekilirken atına biner son hızla Ankara’ya doğru yola çıkar. Bu arada para ile tuttuğu ayak takımından üç-beş kişiye de gecenin ilerlemiş bir saatinde mutasarrıfın evini taşlatır. Yol boyunca kendini bekleyen atlarla hiç mola vermeden ve kestirme yollardan yoluna devam eder. Sabah vali bey daha makamına gelmeden Ankara’ya ulaşır. Vali bey makamına geldiğinde de elindeki dilekçeyi kendisine takdim edip Yozgat Mutasarrıfından şikâyetlerini sıralar. Bu sırada Yozgat Mutasarrıfının taşlama şikâyeti ile ilgili telgrafı da vali beyin önüne gelir. Ankara Valisi, bir Hüsnü Efendi’ye, bir verdiği dilekçeye, bir de Yozgat’tan gelen telgrafa bakar, şaşar kalır. O zamanın imkânlarında, bir adamın, bir gecede Yozgat'tan Ankara'ya gelmesi pek mümkün değil. Hüsnü Efendi de şikâyetini pekiştirircesine “Görüyorsunuz efendim, bu şikâyeti de, diğer söyledikleri de tamamen iftiradır” der. Vali ne yapsın, en kolay çözüm olarak mutasarrıfı görevden alır. Hüsnü Efendi de muradına erer.

Çapanoğulları başkaldırısı sırasında Ziraat Bankasından alınan 50 bin lira karşılığı tanzim edilen senette onun da imzası vardır.(Bkz. Yozgat Gazetesinde ki köşem. Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlunun düşündürdükleri).Çerkez Ethem daha Yozgat’ı basmadan, Ankara valisi Yahya Galip Bey’in Çapanoğullarını haberdar etmesiyle beyler ve bir kısım akrabaları Yozgat’ı terk ederler. Hüsnü Efendi de telaşlı ve heyecanlı bir şekilde eve gelir hazırlık yapmaya başlar. Şaşkın bir haldeki karısı Zehra Hanımın “sen gidersen ben ne yapacağım” şeklindeki ağlayıp sızlanmaları onu da şaşırtır. Kaçmakla kaçmamak arasında bocalar. Ata binmek için binek taşına çıkıyor, ata binmişken vazgeçiyor inip eve giriyor, bir süre sonra çıkıp tekrar biniyor. Bu binip inmeler birkaç kere tekrarlanıyor. Sonunda eşini evde yalnız bırakıp gitmeye gönlü elvermiyor. Kaderine razı olup kaçmaktan vazgeçiyor. Geçen süre içinde de Çerkez Ethem Yozgat’a geliyor. Ziraat bankasına bırakılan elli bin liralık senette ismi ve imzası olduğundan ve Çapanoğullarına da akraba olduğundan suçlu görülüp yargılanmak için aranıyor.

Aslında yargılama yapılmıyor, Atatürk’ün mecliste söylediği gibi, davası sonradan görüşülmek üzere acele ile asılıyorlardı. (Çerkez Ethem adaleti). Çerkez Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan isimli biri yanındaki hempaları ile Hüsnü Efendinin konağını basıyorlar. Hem onu hem de para kasasının yerini bulmaya çalışıyorlar. Bulamayınca kardeşi Şükrü Efendi’yi alıyorlar. Şükrü Efendi o zaman 21 yaşında bir delikanlı. Parti Pehlivan, annesi Çerkez Gül Hanım’a isteklerini yerine getirmezse Hüsnü Efendinin yerine Şükrü Efendi’yi asacağını söylüyor ve adamlarına konağı yakmaları için emir veriyor. Çaresiz kalan Hüsnü Efendinin analığı Çerkez Gül Hanım (benim büyükannem), öz oğlu Şükrü Efendi asılmasın ve konak elden gitmesin diye üvey oğlu Hüsnü efendinin saklandığı yeri Çerkezce Parti Pehlivan’a söylüyor. Onlarda Hüsnü efendiyi yakalıyor, kasayı boşaltıyor, konağı yağmalayıp yakıyor, Hüsnü Efendiyi alıp götürüyorlar. Kadersiz Hüsnü Efendi ve Kadı Remzi Efendi ilk asılanlardır. Muhakeme edilmeden acele ile Belediye Dairesinin balkonunu tutan iki eliböğründeye asılıyorlar.

Bunlardan sonra ilk yakalananlar ise Sakarya Mektebinden Ziraat Bankasına kadar olan caddenin sağ tarafındaki söğüt ağaçlarına yine sorgusuz asılırlar. Tutukladıkları Çapanoğullarının ailelerini de Sakarya Mektebine hapsederler. Sabah halk uyandığında çok kişinin gece söğütlere asılmış olduğunu görür.

Balkanlarda, birinci dünya savaşında ve istiklal savaşında bulunan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilen Yozgatlı Nazım Kafaoğlu o günleri şöyle anlatmıştı; “Aman Allah’ım bu ne facia? Bu ne zulüm. Çerkez Ethem isyanı bastırmaya değil, Yozgat’ı insanı ile malı ile mülkü ile tahribe gelmiş. Ayak bastıkları yerleri tahrip ve yağma ediyor. Sabahın erken saatlerinde Çapanoğlu Büyük Camii yakılıyor diye halk sokaklara dökülmüş, kimin haddine camiye yaklaşmak. Caminin yanına yaklaşan yakayı ele veren en azından dövülüyor, vuruluyor. Ulemadan Erzurumzade Hafız Efendi kelleyi koltuğa alıp Ethem’e gidiyor. Bu zulme ve yağmaya engel olması için ricada bulunuyor. Ethem haykırıyor; “Bu isyanın müsebbibi Ankara valisi Yahya Galip’tir. Onu da istedim. Göndermezse, Ankara’ya döndüğümde onunla birlikte Mustafa Kemali’de meclisin kapısına asacağım.”

İşte yukarda arz ettiğim Hüsnü Efendi ağıtı bu olay için yakılmış bir ağıttır. 1920 senesinde idam edilen Hüsnü Efendinin arkasından yakılan bu ağıt’ı 1960 lı 70 li yıllarda Yozgat düğünlerinde ince saz diye tabir edilen zamanın çalgıcılarından dinlerdik. Gençliğimizden ve cahilliğimizden bir kenara not etmek aklımıza gelmedi. Sandık ki bu insanlar hiç yaşlanmayacak, ebediyen hayatta kalacaklar, bu düzen ilelebet devam edecek. Kaybettiklerimizin değerlerini kaybettikten sonra anlıyoruz maalesef. Yaş kemale erip aklımız başımıza gelince geçmişin peşine düşüyoruz ama geç kalıyoruz. Önümüze çıkan her kapıya başımızı çaldıksa da nafile oldu. Yine de şansım varmış. Halen Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu müdürü olan hemşerimiz değerli kardeşim Habib Coşkunsoy ile yaptığım bir telefon konuşmasında da bu üzüntümden bahsetmiştim. Bir kaç gün sonra beni aradı yukarda yazdığım iki mısrayı tekrarlamamı istedi, tekrarladım. Ben sanki böyle bir şey hatırlıyorum arşivimi bir gözden geçireyim dedi. Bir umutla kendini neredeyse hemen her gün aradım.

Bir hafta sonra arabamla yolda giderken telefonum çaldı. Değerli kardeşim müjdeyi verdi ve ağıtın sözlerini okumaya başladı. Heyecandan elim ayağım birbirine dolaştı, bir kazaya sebep olurum korkusuyla arabayı kenara çektim okuduğu ağıtı tekrar bir kere daha okumasını rica ettim. Heyecanımı anladı ki ben sana mail ile gönderirim şimdilik bu kadar dedi. Dışarıdaki işim iki saat kadar sürmüştü, acele eve geldim bilgisayarımı açtım. Yıllardır peşine düştüğüm Hüsnü Efendi ağıtı karşımda idi. Bu ağıtı 1978 yılında Sayın Ahmet Demirel Beyefendi bizzat Kemancı Mezeliğin İsmail Ağanın sesinden band’a kaydetmiş ve Habib Coşkunsoy kardeşime vermişmiş. Bu kayıt yapılmasa idi bir ağıt’ı daha, çalıp söyleyenlerle birlikte kaybetmiş olacaktık. Habip Coşkunsoy kardeşim sonraki günlerde ses kayıtlarını bir CD. ye kaydederek bana göndermek zahmetinde ve lütfunda da bulundu. Allahın rahmeti üzerine olsun İsmail Ağa, binlerce teşekkür Sayın Ahmet Demirel ve binlerce teşekkür yoğun çalışması sırasında günlerce bıkmadan arşivini tarayan değerli Habib Coşkunsoy kardeşim.

İşte Ceritzade Hüsnü Efendi ağıt’ı

Aman efil efil eder de Dayılının ekini
Hüsnü Efendi de Büyükcaminin vekili
Hüsnü Efendi öldü kimler olsun vekili

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin** sen beni

Aman hafif taşlarınan kale yapılmaz
Çıkıp çıkıp yar yoluna bakılmaz
Bir ben ölmeyinen Yozgat yıkılmaz

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin sen beni

Aman bir taş attım gümbürdesin gölünüz
Ben gidiyom dilsiz kalsın iliniz
Bundan sonra belli olsun akıllınız deliniz

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin sen beni


Ağıt’ı okuyunca sizde anlamışsınızdır. Bu ağıt, ağlayıp sızlayarak Hüsnü Efendiyi kaçmaktan alıkoyan eşine kahır için yakılmış.

* Pelesenk; kabuğu yapışkan bir ağaç türüdür. Bu özelliğinden dolayı halk arasında diline pelesenk olmak bir kelimeyi her yerde herkese söylemek anlamına gelir.
* * Ağledin; oyaladın, beklettin anlamında.


Çerkez Gül Hanım Gül Hanım’ın eşi Nurettin Efendi Ceritzade Hüsnü Efendi



07.08.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00