BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
213
Dün
:
4520
Toplam
:
13462717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CERİTZADE HÜSNÜ EFENDİ AĞIT’I
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Şu iki mısra orta yaş üstündeki Yozgatlıların dillerine pelesenk* olmuştu. “Efil, efil ederde Dayılının ekini/Ceritzade Hüsnü Efendi de Büyük caminin vekili.” Gerisini kimse bilmiyor, hatırlamıyordu.

Yozgat Gazetesindeki köşemde birkaç kez bilen, hatırlayan var mı diye sordum. Yozgat’a gittiğim zamanlar eşe dosta tanıdık tanımadık büyüklere her fırsatta sordum. Maalesef bir bilen, en azından bazı mısralarını olsun hatırlayan çıkmadı. Kime sordumsa hep yukarıdaki iki mısraı söylüyor arkasını getiremiyordu. Kahırlandım, rahmetli Abbas Sayar ağabeyimin “Yozgat var, Yozgatlı yok” sözünü hatırlayıp rahmet ve minnetle andım.

Ceritzade Hüsnü Efendi kimdi. Neden bu ağıtın peşine düşmüştüm. Arz edeyim. Benim anne dedem Ceritzade Şükrü Efendi’dir. Yani Hüsnü Efendinin baba bir anne ayrı küçük kardeşidir. Şükrü Efendi, Yozgat’ta Mutafoğlu Mahallesinde özün kenarında o zamandan beri akan pınarın yanındaki büyük evde oturur, Dayılı köyündeki arazileri ile de çitçilik yapardı. Şimdi evin tam önünde kocaman sarı renkli bir trafo binası var. Babası Nurettin Efendi Yozgat’ta Çarşıağası imiş. Çarşıağası; Çarşıyı ve esnafı düzen altında tutmakla görevli, çarşının kamu düzeninden ve özellikle geceleri korunmasından sorumlu görevli kimse. Hüsnü ve Şükrü Efendilerin babası Nurettin Efendinin ilk hanımından çocuğu olmaz, ikinci eşi Hafize hanımı alır. Bu hanımdan Hüsnü Efendi ve iki kız kardeşi Besime ve Vahide hanımlar doğar. Daha sonra üçüncü hanım olarak küçük yaştaki Çerkez kızı Gül Hanım’ı alır. Bu Hanımdan da benim dedem Şükrü Efendi ve kız kardeşi Zehra Hanım olurlar. Böylece Hüsnü Efendi ile Şükrü Efendi, baba bir anne ayrı iki erkek kardeş olurlar. Gül Hanım, gelin geldiğinde çok küçük yaşta imiş ve Türkçe bilmezmiş. Nurettin Efendi de Gül hanımla evlendikten dört yıl sonra vefat eder. Şükrü Bey dedem üç yaşında yetim kalır.

1916-1917 yıllarında Yozgat Belediye Reisliği de yapan Hüsnü Efendinin, bir türlü yıldızının barışmadığı zamanın Yozgat Mutasarrıfını, Yozgat’tan başka bir yere tayin ettirmek için kimsenin aklına gelmeyecek komik bir oyunu çok bilinir. Hikâyesi de şöyle anlatılır;

Bir kış günü Yozgat'tan Ankara'ya, yeterli mesafeler içinde iyi koşan atlar hazırlatır. Akşam olup hava kararmaya başlayıp el ayak çekilirken atına biner son hızla Ankara’ya doğru yola çıkar. Bu arada para ile tuttuğu ayak takımından üç-beş kişiye de gecenin ilerlemiş bir saatinde mutasarrıfın evini taşlatır. Yol boyunca kendini bekleyen atlarla hiç mola vermeden ve kestirme yollardan yoluna devam eder. Sabah vali bey daha makamına gelmeden Ankara’ya ulaşır. Vali bey makamına geldiğinde de elindeki dilekçeyi kendisine takdim edip Yozgat Mutasarrıfından şikâyetlerini sıralar. Bu sırada Yozgat Mutasarrıfının taşlama şikâyeti ile ilgili telgrafı da vali beyin önüne gelir. Ankara Valisi, bir Hüsnü Efendi’ye, bir verdiği dilekçeye, bir de Yozgat’tan gelen telgrafa bakar, şaşar kalır. O zamanın imkânlarında, bir adamın, bir gecede Yozgat'tan Ankara'ya gelmesi pek mümkün değil. Hüsnü Efendi de şikâyetini pekiştirircesine “Görüyorsunuz efendim, bu şikâyeti de, diğer söyledikleri de tamamen iftiradır” der. Vali ne yapsın, en kolay çözüm olarak mutasarrıfı görevden alır. Hüsnü Efendi de muradına erer.

Çapanoğulları başkaldırısı sırasında Ziraat Bankasından alınan 50 bin lira karşılığı tanzim edilen senette onun da imzası vardır.(Bkz. Yozgat Gazetesinde ki köşem. Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlunun düşündürdükleri).Çerkez Ethem daha Yozgat’ı basmadan, Ankara valisi Yahya Galip Bey’in Çapanoğullarını haberdar etmesiyle beyler ve bir kısım akrabaları Yozgat’ı terk ederler. Hüsnü Efendi de telaşlı ve heyecanlı bir şekilde eve gelir hazırlık yapmaya başlar. Şaşkın bir haldeki karısı Zehra Hanımın “sen gidersen ben ne yapacağım” şeklindeki ağlayıp sızlanmaları onu da şaşırtır. Kaçmakla kaçmamak arasında bocalar. Ata binmek için binek taşına çıkıyor, ata binmişken vazgeçiyor inip eve giriyor, bir süre sonra çıkıp tekrar biniyor. Bu binip inmeler birkaç kere tekrarlanıyor. Sonunda eşini evde yalnız bırakıp gitmeye gönlü elvermiyor. Kaderine razı olup kaçmaktan vazgeçiyor. Geçen süre içinde de Çerkez Ethem Yozgat’a geliyor. Ziraat bankasına bırakılan elli bin liralık senette ismi ve imzası olduğundan ve Çapanoğullarına da akraba olduğundan suçlu görülüp yargılanmak için aranıyor.

Aslında yargılama yapılmıyor, Atatürk’ün mecliste söylediği gibi, davası sonradan görüşülmek üzere acele ile asılıyorlardı. (Çerkez Ethem adaleti). Çerkez Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan isimli biri yanındaki hempaları ile Hüsnü Efendinin konağını basıyorlar. Hem onu hem de para kasasının yerini bulmaya çalışıyorlar. Bulamayınca kardeşi Şükrü Efendi’yi alıyorlar. Şükrü Efendi o zaman 21 yaşında bir delikanlı. Parti Pehlivan, annesi Çerkez Gül Hanım’a isteklerini yerine getirmezse Hüsnü Efendinin yerine Şükrü Efendi’yi asacağını söylüyor ve adamlarına konağı yakmaları için emir veriyor. Çaresiz kalan Hüsnü Efendinin analığı Çerkez Gül Hanım (benim büyükannem), öz oğlu Şükrü Efendi asılmasın ve konak elden gitmesin diye üvey oğlu Hüsnü efendinin saklandığı yeri Çerkezce Parti Pehlivan’a söylüyor. Onlarda Hüsnü efendiyi yakalıyor, kasayı boşaltıyor, konağı yağmalayıp yakıyor, Hüsnü Efendiyi alıp götürüyorlar. Kadersiz Hüsnü Efendi ve Kadı Remzi Efendi ilk asılanlardır. Muhakeme edilmeden acele ile Belediye Dairesinin balkonunu tutan iki eliböğründeye asılıyorlar.

Bunlardan sonra ilk yakalananlar ise Sakarya Mektebinden Ziraat Bankasına kadar olan caddenin sağ tarafındaki söğüt ağaçlarına yine sorgusuz asılırlar. Tutukladıkları Çapanoğullarının ailelerini de Sakarya Mektebine hapsederler. Sabah halk uyandığında çok kişinin gece söğütlere asılmış olduğunu görür.

Balkanlarda, birinci dünya savaşında ve istiklal savaşında bulunan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilen Yozgatlı Nazım Kafaoğlu o günleri şöyle anlatmıştı; “Aman Allah’ım bu ne facia? Bu ne zulüm. Çerkez Ethem isyanı bastırmaya değil, Yozgat’ı insanı ile malı ile mülkü ile tahribe gelmiş. Ayak bastıkları yerleri tahrip ve yağma ediyor. Sabahın erken saatlerinde Çapanoğlu Büyük Camii yakılıyor diye halk sokaklara dökülmüş, kimin haddine camiye yaklaşmak. Caminin yanına yaklaşan yakayı ele veren en azından dövülüyor, vuruluyor. Ulemadan Erzurumzade Hafız Efendi kelleyi koltuğa alıp Ethem’e gidiyor. Bu zulme ve yağmaya engel olması için ricada bulunuyor. Ethem haykırıyor; “Bu isyanın müsebbibi Ankara valisi Yahya Galip’tir. Onu da istedim. Göndermezse, Ankara’ya döndüğümde onunla birlikte Mustafa Kemali’de meclisin kapısına asacağım.”

İşte yukarda arz ettiğim Hüsnü Efendi ağıtı bu olay için yakılmış bir ağıttır. 1920 senesinde idam edilen Hüsnü Efendinin arkasından yakılan bu ağıt’ı 1960 lı 70 li yıllarda Yozgat düğünlerinde ince saz diye tabir edilen zamanın çalgıcılarından dinlerdik. Gençliğimizden ve cahilliğimizden bir kenara not etmek aklımıza gelmedi. Sandık ki bu insanlar hiç yaşlanmayacak, ebediyen hayatta kalacaklar, bu düzen ilelebet devam edecek. Kaybettiklerimizin değerlerini kaybettikten sonra anlıyoruz maalesef. Yaş kemale erip aklımız başımıza gelince geçmişin peşine düşüyoruz ama geç kalıyoruz. Önümüze çıkan her kapıya başımızı çaldıksa da nafile oldu. Yine de şansım varmış. Halen Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu müdürü olan hemşerimiz değerli kardeşim Habib Coşkunsoy ile yaptığım bir telefon konuşmasında da bu üzüntümden bahsetmiştim. Bir kaç gün sonra beni aradı yukarda yazdığım iki mısrayı tekrarlamamı istedi, tekrarladım. Ben sanki böyle bir şey hatırlıyorum arşivimi bir gözden geçireyim dedi. Bir umutla kendini neredeyse hemen her gün aradım.

Bir hafta sonra arabamla yolda giderken telefonum çaldı. Değerli kardeşim müjdeyi verdi ve ağıtın sözlerini okumaya başladı. Heyecandan elim ayağım birbirine dolaştı, bir kazaya sebep olurum korkusuyla arabayı kenara çektim okuduğu ağıtı tekrar bir kere daha okumasını rica ettim. Heyecanımı anladı ki ben sana mail ile gönderirim şimdilik bu kadar dedi. Dışarıdaki işim iki saat kadar sürmüştü, acele eve geldim bilgisayarımı açtım. Yıllardır peşine düştüğüm Hüsnü Efendi ağıtı karşımda idi. Bu ağıtı 1978 yılında Sayın Ahmet Demirel Beyefendi bizzat Kemancı Mezeliğin İsmail Ağanın sesinden band’a kaydetmiş ve Habib Coşkunsoy kardeşime vermişmiş. Bu kayıt yapılmasa idi bir ağıt’ı daha, çalıp söyleyenlerle birlikte kaybetmiş olacaktık. Habip Coşkunsoy kardeşim sonraki günlerde ses kayıtlarını bir CD. ye kaydederek bana göndermek zahmetinde ve lütfunda da bulundu. Allahın rahmeti üzerine olsun İsmail Ağa, binlerce teşekkür Sayın Ahmet Demirel ve binlerce teşekkür yoğun çalışması sırasında günlerce bıkmadan arşivini tarayan değerli Habib Coşkunsoy kardeşim.

İşte Ceritzade Hüsnü Efendi ağıt’ı

Aman efil efil eder de Dayılının ekini
Hüsnü Efendi de Büyükcaminin vekili
Hüsnü Efendi öldü kimler olsun vekili

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin** sen beni

Aman hafif taşlarınan kale yapılmaz
Çıkıp çıkıp yar yoluna bakılmaz
Bir ben ölmeyinen Yozgat yıkılmaz

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin sen beni

Aman bir taş attım gümbürdesin gölünüz
Ben gidiyom dilsiz kalsın iliniz
Bundan sonra belli olsun akıllınız deliniz

Alırım ahdımı koymam yar sende
Taş başında da ağledin sen beni


Ağıt’ı okuyunca sizde anlamışsınızdır. Bu ağıt, ağlayıp sızlayarak Hüsnü Efendiyi kaçmaktan alıkoyan eşine kahır için yakılmış.

* Pelesenk; kabuğu yapışkan bir ağaç türüdür. Bu özelliğinden dolayı halk arasında diline pelesenk olmak bir kelimeyi her yerde herkese söylemek anlamına gelir.
* * Ağledin; oyaladın, beklettin anlamında.


Çerkez Gül Hanım Gül Hanım’ın eşi Nurettin Efendi Ceritzade Hüsnü Efendi



07.08.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00