BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
226
Dün
:
4633
Toplam
:
14637774
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ATÇALI KEL VE YAĞDERELİ SİNANOĞLU EFE
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli Okuyucu, okuduğum ve beğendiğim bazı kitapları zaman zaman köşemde sizlere duyuruyorum. Bu defa bir kitabı size tanıtmayı kendime borç bildim. Kitabın ismi “Atçalı Kel ve Yağdereli Sinanoğlu Efe.” Kitabın yazarı Sayın Etem Oruç. Neden borç bildim? Daha ortaokulda okurken kitaplığıma aldığım kitaplardan birisi Cennetmekân Feridun Fazıl Tülbentçi’nin Kanuni Sultan Süleyman adlı tarihi romanı idi. Ben bu kitabı okurken bazı yerlerinde gözyaşlarıma hâkim olamamıştım. Akşamları biz ders çalışırken babam da okumaya başladı. Fark ettirmeden baktım o da ağlıyor. Etem Oruç’un bu kitabı da okurken beni heyecanlandıran birkaç kitaptan biri oldu. Bu kitapta neler var. 26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt’te Büyük Selçuklu Hükümdarı Alpaslan, Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen’in 200.000 kişilik ordusunu yenince Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. Orta Asya’daki yurtlarından kalkan, 1500 aşiret 230 oymak, şeyh, dede, baba, derviş gibi inanç önderi 5800 cemaat olmak üzere, 7230 dolayındaki Türkmen oymakları, aşiretleri ve cemaatleri bir kısrak başına benzeyen ve binlerce yıldır nice uygarlıklara beşiklik etmiş bereketli Anadolu topraklarına bir sel gibi aktılar. İşte bu kitapta Osmanlı sarayının kimliklerini unutturmaya çalıştığı, hor gördüğü hatta etrak-ı bi idrak (idrakten yoksun, akılsız) diye vasıflandırdığı, Orta Anadolu ve Batı Anadolu Türkmenleri var. Yani bizler varız, yani Türkler var, Padişah Yavuz Selim’in kestirdiği 30.000 baştan tepeler yaptığı Alevi Türkmenleri var. Osmanlının ağır vergilerine başkaldıran ama Milli Mücadele de Atatürk’ün yanında yer alan Batı Anadolu Türkmenleri var. Bir halk ihtilalı yaparak Aydın, Kütahya, Manisa ve Denizli de valiliğini ilan edip adına para bastıran Atçalı Kel Mehmet’in belgelerle hikâyesi var. Zulme başkaldıran Şeyh Bedrettinler, Börklüce Mustafalar, Torlak Kemaller ve onların torunları Efeler var. Kimdi bu efeler. Kitabın bazı sayfalarına birlikte göz atalım.

“Selçuklular zamanında Aydın ve Teke yöresindeki koruma görevlilerine “efe” denirdi. Zeybek sözcüğünün bugün bile Özbek Türkmenlerince kullanıldığı söylenmektedir. Efe oyunu da bir orta oyunu değil, Orta Asya’dan gelen Şamanist bir ibadettir. Efe oyununa başlayan önce bir sınır çizer.” Buralar benden sorulur der. Sonra da oyun başlar. Eller bir ağacın dalları gibi zirveye yükselir, ulu ağaçları simgeler. Sonra da Şamanist inancın bir gereği olarak dağlara yükselir. Onun göklere bakışı, diz çöküşü, sıçraması, toprağa diz vurması ayrı bir anlam taşır. Doğaya saygı, doğayla bütünleşmenin, ondan gelip ona dönüşün bir simgesidir efe oyunu. Zeybek oyunları “ağır” ve “yürük” diye ikiye ayrılır. Efeler ağır olanını, zeybek ve kızanlar ise yürük zeybekleri oynarlar. Zeybeklik töresinde, Konya oturak alemlerine benzer kadın oynatmak yoktur. Efenin ve zeybeğin yanında kadın, önemli ve saygın bir yere sahiptir. Kurtuluş Savaşı döneminde Demirci Mehmet Efe hanımını yanından hiç ayırmamış, kritik zamanlarda düşüncense başvurmuştur. Aydınlı Talat Efe; “Efeler oynamak için yaratılmamış, memleketi korumak için yaratılmıştır. Ama gelir kaynağı olmayınca düğünlere gidiyorsun. Efenin kadını erkeği de olmaz. Efeliğin kökeni, karşı koyma, korkusuzluk, yiğitlik, mertliktir. Bu özellikleri taşıyan herkes efedir. Fakat efeyi, adi soyguncu, çalıkakıcılar ile karıştırmamalıyız. Kimilerin keyfini yerine getirmek için oynan efe oyunu, yozlaşmanın, kökeninden kopmanın bir uzantısıdır” diyor.

Kimilerine göre zeybekler, Anadolu’nun eski halklarındandır. Kimilerine göre de 900’lü yıllardan itibaren Asya ve Kafkaslardan akın akın Anadolu’ya gelen Oğuz Türkmenlerinin Gaziyan koludur. Adlarına “ Gaziyan-ı Rum” da denir. Rum sözcüğü Anadolulu anlamındadır. Özetleyecek olursak çetenin başında bulunan, öncülüğünü ve sorumluluğunu taşıyan zeybeğe “efe”, çetenin diğer üyelerine “kızan” ,efenin yardımcısına ise “başkızan” ya da “başzeybek” denir. Bu yörede ilk belirgin isyanın Şeyh Bedrettin isyanı olduğunu kabul edersek, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ilk efelerin içinde yer alır. Birgili Cennetoğlu, Sultanhisarlı Kadıoğlu, Gizemli Kadın Efe, Atçalı Kel Memed, Sinanoğlu, Çakıcı Ahmet, Çakıcı Mehmet, İnce Memed bu yörenin en şanlı, adlarına türküler yakılmış efeleridir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden önce hasta hasta neden efe oyunu oynamıştır hiç düşündünüz mü? Çünkü O,Türklerin en büyük efesidir. O’nun baba soyu Aydın Yörüklerinden “Kızıl Hafızlar” soyundandır. Balkanlar fethedilince Selanik yöresine yerleştirilmişlerdir. Serin bir akşam vakti.

Renkli kâğıtlar, balonlarla süslenmiş Bursa Merinos Dokuma Fabrikası’nın salonu. Orkestra vals çalmakta. “Gazi geliyor!” diye bir ses yükselir, alkışlarla kalabalık kapıya akar. Gece mavisi giysileri içinde kocaman gözleri daha da mavileşir. Kimsenin rahatsız olmasını istemez. Sıradan bir konuk gibi büfeye yönelir. Uzun ayaklı iskemlelerden birine ilişir. Bir süre dans edenleri izler, sonra emreder gibi seslenir.

-Sarı zeybek!

Herkes susuyor. Şef şaşkın, orkestraya dönüyor, işaretiyle birlikte müzik başlıyor. İlk ezgiyle yüksek sandalyesinden sıçrayarak iniyor Atatürk. Gergin adımlarla ortaya geliyor, kollarını ağır ağır kaldırıyor. Tam dik açı olunca, yüksek dağların, engin denizlerin, bitek ovaların binlerce yıldan beri damıtıp getirdiği mağrur tini sergileyen zeybeğe, bir tanrı gibi duruyor… Başı, anı yücelten diklikte, gözler geceyi ışıtarak ileriye, göğüs kanatları gururla kabarmış, ayaklar sanki hiç yere değmiyor… Yaşamının son günleri… Mucizeye meydan okuyor. Etrafında halkalananların gözleri hüzünlü… Tahta zemine vuran dizleri, sekişi, yükselişiyle kafesinden kurtulmak isteyen, altın yeleli bir aslan gibi kükremesi… Alnında terler boncuklanıyor. Soluğu
sıklaşıyor… Ritim hızlanıyor…

Osmanlı Devleti’yle Aydın efelerinin yıldızı hiç barışmadı. Aslında Ege ve Anadolu Türkmenleriyle de Osmanlı hiç barışık olmadı. Ne dilini kullandı ne de Türklüğe değer verdi. Ekmede, dikmede olmayıp da yemede ortak olan, savaş çıktığında oğullarını zorla alıp götürüp de geri getirmeyen, Türk dilini, kültürünü, geleneğini hor gören Osmanlı’yı da “efeler” sevmediler.

Osmanlı’da adaletsizlikler başlayıp ahali yüksek vergiler altında ezilmeye başlayınca (Bkz. Bundan önceki yazım, Osmanlıda Mültezimlik ve Anadolum) önce halk şairleri, âşıklar halkın derdine, diline tercüman oldular, bu da yeterli olmayınca sarayın, toprak ağalarının, mültezimlerin eşkıya diye adlandırdıkları, onların düzenine karşı çıkan efeler ve çeteler başkaldırdılar. Resmi tarihlerde bize eşkıya diye anlatılan bu cesur insanlar aslında haksızlıklara başkaldıran birer halk kahramanıdır. Bir kaçı hariç hiç biri yatağında ölmemiştir.” Neden ve nasıl başkaldırdılar, zeybek giyimi neden yasaklandı, efelere halkın bakışı nasıldı, nerede nasıl tuzağa düşürülüp öldürüldüler, nerede idam edildiler, 1883 yılında merkezden gelen gizli bir genelge ile nasıl katledildiler? Aşkları, töreleri ile bu kitap, Sayın Etem Oruç’un devlet arşivlerinden taradığı onlarca belge ve dolaştığı onlarca ilçe ve köylerden derlediği bilgilerle zenginleştirilmiş bir başucu kitabı. Eline, emeğine ve onu sağlıkla dolaştıran ayaklarına sağlıklar diliyorum.

Kitapçınızda bulamaz iseniz isteme adresi; Berfin Yayınları 0212.513 79 00 veya
e-posta: berfin@berfin.net

..

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00