BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4601
Toplam
:
13178807
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
1957 GAZİANTEP OLAYLARI VE YOZGAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
27 Ekim 1957 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin geçmişteki en şaibeli seçimleridir. Zamanın İktidarı tertip, baskı ve sandık hileleri ile tepkilere ve kan akmasına neden olmuştur. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, o gece seçimi CHP’nin 700 oy farkıyla kazandığı ilan edilmiş, fakat sabaha karşı, köylerden bin kadar oy gelmiş ve seçimi bu defa DP kazanmıştır. İsmet Paşa bu seçime “Kütük rezaleti” damgasını vurmuş ve işin başındakine de “Kütük Bakanı” diye yüklenmişti. Neydi bu kütük işi? Seçmen kütükleri hazırlanırken, CHP’li seçmenler “kütük”ten siliniyor, yerlerine DP’li seçmenlerin adı hem de birkaç kütükte yer alıyordu. İsmet Paşa’nın kütük rezaleti dediği buydu. Zaten kütükte adını bulamadığı için kızgın olan Antepliler bunun üzerine Cumhuriyet Bayramı töreninde belediyeye doğru yürüyüş yapar, cam çerçeve bırakmazlar. Oylar, tutanaklar, gerekli belgeler adliye binasına götürülür, pazartesi inceleme başlayacaktır. Pazar gecesi ne olur bilir misiniz? Adliye yanar! Şehirde adeta “CHP’li avı” başlar. 1957 seçiminin bir başka rezaleti de “radyo yayını” idi. Seçim 27 Ekim 1957 pazar günü saat 17.00 de bitecek, sandıklar kapanacak, oy ayrımına bundan sonra başlanacaktı. Yalnız, bir sandığa kayıtlı seçmenin tümü 17’den önce oy vermişse, sandık kurumu oy ayrımına ve sayımına başlayabiliyor ve sonucu alıyordu. İşte “Demokrat Parti” yöneticileri bundan istifade ettiler, madem o sandıklarda sonuç alınmıştı, radyoyla duyurulmalıydı.

İyi ama daha seçimin sonucu alınmamıştı ki, seçim devam ediyordu. Seçim sürerken, radyoda “Şurada Demokrat Parti, burada Demokrat Parti kazandı” diye yayın yapılırsa, “DP yine tulum geliyor!” diye seçmenin oyları etkilenmez miydi? Radyo, DP’nin ileride olduğu sandıkları vermeye başlayınca, CHP lideri İsmet İnönü, Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu arar, “Sizden bu suçun işlenmesine engel olmanızı talep ediyorum” der. Fatin Rüştü Zorlu ne yapsın, “Beyefendi ne der acaba?” diye Menderes’e koşar, cevap kesindir: “İlan edin!” Dikkat buyurun Radyolar saat 14.30’dan itibaren, Demokrat Parti’nin kesin kazandığı yerleri vermeye başlar, CHP, Seçim Kurulu’na başvurur, kurul yayını durdurur, ama atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra. Bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra CHP’lilerin Cumhuriyet Bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. Olayları yatıştırmak amacıyla askerî uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dâhil her yöntemi kullanırlar. 29 Ekim 1957 günü Gaziantep olayları ile ilişkili olarak Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına da yayın yasağı konulur. Aralarında Ali İhsan Göğüş ve Cemil Sait Barlas gibi CHP önde gelenlerinin de bulunduğu 40 kişi tutuklanırlar. Önce Adana da sonra Yozgat Ceza evinde idam talebiyle yargılanırlar ve 5,5 ay Yozgat’ta hapiste kalırlar. 5,5 ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilirler. Bu dava 27 Mayıs İhtilalı’na kadar sürer ve sonra düşer.

Tahliye edildikleri gün A.İhsan Göğüş, Yozgat’a gelen imar vekili Medeni Berk ile Atıf Benderlioğlu ile Yozgat mebuslarını ve zevatı getiren arabayı Yerköy Yozgat kavşağında görerek kendi arabasını durdurur. Zevatı getiren arabayı karşılar “Ben Gaziantep hadisesi sanıklarından Ali İhsan Göğüş Yozgat’a hoş geldiniz” der. Medeni Berk’in mukabelesinden sonra Atıf Benderlioğlu A.İhsan Göğüş’ün kendilerini karşılamaya geldiğini sanarak yolumuza devam ediyoruz değil mi demek gafletinde bulunur. Bu konuşmadan sonra kafile Yozgat’a doğru, A.İhsan Göğüş’de Ankara’ya doğru hareket ederler. Akşamüzeri Ankara’ya gelen A.İhsan Göğüş parti merkezini gazeteleri ve arkadaşlarını ziyaret ettikten sonra İstanbul’a doğru yola çıkar. Tahliyeden sonraki ilk gece yurdun dört bir yanından gelen telefon ve telgraflara cevap verir o gece sevinçten uyuyamaz. 5,5 aydan beri Yozgat ceza evinde bulunan Gaziantep hadisesi sanıkları 40 kişi, Selami Karaman, Nail Bilen, Enver Köylüoğlu, Refik Daniş, Cemil Cahit Güzelbey, Osman Bilen, Necdet Karaoğlu, Kamil Kelek, İbrahim Kırgın, Necip Bahri Gönenç, Memik Ertem, Hilmi Başçı, Ahmet Uğur, Nuri Danış, Mehmet Çakır, Hasan İnce, Asım Yalın, Memik Avşar, İzzet Denk, Ahmet Büyümüş, Ahmet Kanlı, Kamil Bozoğlu, Osman Şahin, Ali Karabıçkı, Mustafa Bozdemir, Mustafa Yalınkılınç, Hasan Yüksel, İbrahim Kaya, Mehmet Gündeş, Mustafa Gündüz, Ahmet Başkaya, Cuma Balaban, Hasan Hüseyin Küllük, Necdet Güç, Mehmet Soylek, Zira Karadayı, Ökkeş Gönülalan, Ömer Köylüoğlu, Hasan Şahin olmak üzere mahkeme salonunu dolduran sanıklar Yozgat Ağır ceza mahkemesinin saat 10.00 da verdiği tahliye kararından sonra birbirlerine sarılarak tebrik ederler, öpüşürler. Saat 16.30 da ceza evini terk ederler ve hep birlikte bir lokantaya giderek yemek yerler sonra bir kahvehanede kahve içtikten sonra Yerköy İstasyonuna gelirler. Saat 23.00 de de Gaziantep’e doğru yola çıkarlar. Gaziantep olayları sanıklarının Yozgat’ta kaldıkları süre içinde Ankara’dan, İstanbul’dan, Gaziantep’ten çok gelen giden oldu, Yozgat adeta ziyaretçi akınına uğradı. Olaylara şahit olanlar “Sanıklarla ziyaretçiler arasında öyle sohbetler olurdu ki tadına doyum olmazdı” derlerdi. Şu olayı da anlatarak yazımızı bitirelim; Başbakan Menderes gazete sahiplerine ve yazı işleri müdürlerine Park Otel’de bir öğle yemeği verir. O günlerde kâğıt sıkıntısı vardır, masanın en genç yazı işleri müdürü “Dünya”nın yazı işleri müdürü Ali İhsan Göğüş, kendisiyle tartıştıktan sonra kâğıt dağıtımındaki eşitsizliği anlatır, muhalif gazeteler, gazete basacak kâğıt bulamazken, Demokrat Parti’nin gazetesi “Zafer” adeta kâğıda boğulmuştur. Menderes çok kızar: “Bunu bana sen değil patronun bile soramaz, haddini aşarak konuşuyorsun!”diyerek azarlar. Patronu Falih Rıfkı Atay da, nerdeyse böyle bir soruyu sorduğu için Ali İhsan Göğüş’ü azarlayacaktır. Herkesin duyacağı bir ses tonu ile “bu soruyu soracağına bana söyleseydin!” der. Yemek biter, Menderes kibar adamdır, genç gazetecinin gönlünü almak için elini sıkar, yemeğe davet eder. Ali İhsan Göğüş, sert bir ifadeyle “işim çok gelemem!” deyip çıkıp giderken, Falih Rıfkı Atay’a bağırır: “Gazetenizdeki görevimden istifa ettim”. O günlerde böyle gazeteciler varmış.

18.06.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00