BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
208
Dün
:
4936
Toplam
:
13340170
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
1957 GAZİANTEP OLAYLARI VE YOZGAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
27 Ekim 1957 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin geçmişteki en şaibeli seçimleridir. Zamanın İktidarı tertip, baskı ve sandık hileleri ile tepkilere ve kan akmasına neden olmuştur. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, o gece seçimi CHP’nin 700 oy farkıyla kazandığı ilan edilmiş, fakat sabaha karşı, köylerden bin kadar oy gelmiş ve seçimi bu defa DP kazanmıştır. İsmet Paşa bu seçime “Kütük rezaleti” damgasını vurmuş ve işin başındakine de “Kütük Bakanı” diye yüklenmişti. Neydi bu kütük işi? Seçmen kütükleri hazırlanırken, CHP’li seçmenler “kütük”ten siliniyor, yerlerine DP’li seçmenlerin adı hem de birkaç kütükte yer alıyordu. İsmet Paşa’nın kütük rezaleti dediği buydu. Zaten kütükte adını bulamadığı için kızgın olan Antepliler bunun üzerine Cumhuriyet Bayramı töreninde belediyeye doğru yürüyüş yapar, cam çerçeve bırakmazlar. Oylar, tutanaklar, gerekli belgeler adliye binasına götürülür, pazartesi inceleme başlayacaktır. Pazar gecesi ne olur bilir misiniz? Adliye yanar! Şehirde adeta “CHP’li avı” başlar. 1957 seçiminin bir başka rezaleti de “radyo yayını” idi. Seçim 27 Ekim 1957 pazar günü saat 17.00 de bitecek, sandıklar kapanacak, oy ayrımına bundan sonra başlanacaktı. Yalnız, bir sandığa kayıtlı seçmenin tümü 17’den önce oy vermişse, sandık kurumu oy ayrımına ve sayımına başlayabiliyor ve sonucu alıyordu. İşte “Demokrat Parti” yöneticileri bundan istifade ettiler, madem o sandıklarda sonuç alınmıştı, radyoyla duyurulmalıydı.

İyi ama daha seçimin sonucu alınmamıştı ki, seçim devam ediyordu. Seçim sürerken, radyoda “Şurada Demokrat Parti, burada Demokrat Parti kazandı” diye yayın yapılırsa, “DP yine tulum geliyor!” diye seçmenin oyları etkilenmez miydi? Radyo, DP’nin ileride olduğu sandıkları vermeye başlayınca, CHP lideri İsmet İnönü, Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu arar, “Sizden bu suçun işlenmesine engel olmanızı talep ediyorum” der. Fatin Rüştü Zorlu ne yapsın, “Beyefendi ne der acaba?” diye Menderes’e koşar, cevap kesindir: “İlan edin!” Dikkat buyurun Radyolar saat 14.30’dan itibaren, Demokrat Parti’nin kesin kazandığı yerleri vermeye başlar, CHP, Seçim Kurulu’na başvurur, kurul yayını durdurur, ama atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra. Bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra CHP’lilerin Cumhuriyet Bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. Olayları yatıştırmak amacıyla askerî uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dâhil her yöntemi kullanırlar. 29 Ekim 1957 günü Gaziantep olayları ile ilişkili olarak Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına da yayın yasağı konulur. Aralarında Ali İhsan Göğüş ve Cemil Sait Barlas gibi CHP önde gelenlerinin de bulunduğu 40 kişi tutuklanırlar. Önce Adana da sonra Yozgat Ceza evinde idam talebiyle yargılanırlar ve 5,5 ay Yozgat’ta hapiste kalırlar. 5,5 ay sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilirler. Bu dava 27 Mayıs İhtilalı’na kadar sürer ve sonra düşer.

Tahliye edildikleri gün A.İhsan Göğüş, Yozgat’a gelen imar vekili Medeni Berk ile Atıf Benderlioğlu ile Yozgat mebuslarını ve zevatı getiren arabayı Yerköy Yozgat kavşağında görerek kendi arabasını durdurur. Zevatı getiren arabayı karşılar “Ben Gaziantep hadisesi sanıklarından Ali İhsan Göğüş Yozgat’a hoş geldiniz” der. Medeni Berk’in mukabelesinden sonra Atıf Benderlioğlu A.İhsan Göğüş’ün kendilerini karşılamaya geldiğini sanarak yolumuza devam ediyoruz değil mi demek gafletinde bulunur. Bu konuşmadan sonra kafile Yozgat’a doğru, A.İhsan Göğüş’de Ankara’ya doğru hareket ederler. Akşamüzeri Ankara’ya gelen A.İhsan Göğüş parti merkezini gazeteleri ve arkadaşlarını ziyaret ettikten sonra İstanbul’a doğru yola çıkar. Tahliyeden sonraki ilk gece yurdun dört bir yanından gelen telefon ve telgraflara cevap verir o gece sevinçten uyuyamaz. 5,5 aydan beri Yozgat ceza evinde bulunan Gaziantep hadisesi sanıkları 40 kişi, Selami Karaman, Nail Bilen, Enver Köylüoğlu, Refik Daniş, Cemil Cahit Güzelbey, Osman Bilen, Necdet Karaoğlu, Kamil Kelek, İbrahim Kırgın, Necip Bahri Gönenç, Memik Ertem, Hilmi Başçı, Ahmet Uğur, Nuri Danış, Mehmet Çakır, Hasan İnce, Asım Yalın, Memik Avşar, İzzet Denk, Ahmet Büyümüş, Ahmet Kanlı, Kamil Bozoğlu, Osman Şahin, Ali Karabıçkı, Mustafa Bozdemir, Mustafa Yalınkılınç, Hasan Yüksel, İbrahim Kaya, Mehmet Gündeş, Mustafa Gündüz, Ahmet Başkaya, Cuma Balaban, Hasan Hüseyin Küllük, Necdet Güç, Mehmet Soylek, Zira Karadayı, Ökkeş Gönülalan, Ömer Köylüoğlu, Hasan Şahin olmak üzere mahkeme salonunu dolduran sanıklar Yozgat Ağır ceza mahkemesinin saat 10.00 da verdiği tahliye kararından sonra birbirlerine sarılarak tebrik ederler, öpüşürler. Saat 16.30 da ceza evini terk ederler ve hep birlikte bir lokantaya giderek yemek yerler sonra bir kahvehanede kahve içtikten sonra Yerköy İstasyonuna gelirler. Saat 23.00 de de Gaziantep’e doğru yola çıkarlar. Gaziantep olayları sanıklarının Yozgat’ta kaldıkları süre içinde Ankara’dan, İstanbul’dan, Gaziantep’ten çok gelen giden oldu, Yozgat adeta ziyaretçi akınına uğradı. Olaylara şahit olanlar “Sanıklarla ziyaretçiler arasında öyle sohbetler olurdu ki tadına doyum olmazdı” derlerdi. Şu olayı da anlatarak yazımızı bitirelim; Başbakan Menderes gazete sahiplerine ve yazı işleri müdürlerine Park Otel’de bir öğle yemeği verir. O günlerde kâğıt sıkıntısı vardır, masanın en genç yazı işleri müdürü “Dünya”nın yazı işleri müdürü Ali İhsan Göğüş, kendisiyle tartıştıktan sonra kâğıt dağıtımındaki eşitsizliği anlatır, muhalif gazeteler, gazete basacak kâğıt bulamazken, Demokrat Parti’nin gazetesi “Zafer” adeta kâğıda boğulmuştur. Menderes çok kızar: “Bunu bana sen değil patronun bile soramaz, haddini aşarak konuşuyorsun!”diyerek azarlar. Patronu Falih Rıfkı Atay da, nerdeyse böyle bir soruyu sorduğu için Ali İhsan Göğüş’ü azarlayacaktır. Herkesin duyacağı bir ses tonu ile “bu soruyu soracağına bana söyleseydin!” der. Yemek biter, Menderes kibar adamdır, genç gazetecinin gönlünü almak için elini sıkar, yemeğe davet eder. Ali İhsan Göğüş, sert bir ifadeyle “işim çok gelemem!” deyip çıkıp giderken, Falih Rıfkı Atay’a bağırır: “Gazetenizdeki görevimden istifa ettim”. O günlerde böyle gazeteciler varmış.

18.06.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00