BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
240
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU HALİS BEY, AHMET ÇAVUŞ VE HACI ARİF EFENDİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ın canlı tarihi değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle sohbet ediyoruz. Bir anısını anlatmıştı. “Bizim köyümüz Yozgat’ın Gökçekışla köyü. Bizim köyden Ahmet Çavuş isminde bir jandarma çavuşu vardı. Dedemin misafir odasında bir sohbet sırasında anlatmıştı. “Çapanoğullarından genç birisini yaylı araba ile benim nezaretimde mevcutlu olarak Ankara’dan Yozgat’a getirdim. Kış günü yolculuğumuz beş gün sürdü ve Yozgat’a varışımız gece vakti oldu. O saatlerde ortalıkta kimse olmadığından “müsaade edersen ailemle bir görüşeyim” dedi. Birlikte onların evinde gittik. Ev yakılmış, içinde kimse kalmamıştı. Komşulardan, ailesinin akrabalarının yanında olduğunu öğrendi, oraya gittik. Kış günüydü bende o evde kalmaya karar verdim. Benim yattığım odaya mangal koydular. Sabah daha daireler açılmadan çarşıyı bir dolaşayım dedim. Bizim köyde değirmeni olan Hacı Arif Efendiye rastladım, oda bir devlet memuruydu ama işi neydi bilmiyorum. Beni görünce Ahmet Efendi hayrola diye sordu. Ankara’dan mevcutlu olarak Çapanoğlu getirdim dedim. Nerde diye sorunca akrabalarına bıraktım bu gece akrabalarında kaldı dedim. Önce bana gözün kör olmasın üç gün önce onun şifresi geldi Yozgat’a geliyor diye sen ne cesaretle onu akrabalarının yanına serbest bırakırsın diye çıkıştı sonrada Çerkez Ethem’in el koyarak aldığı Yeşil isimli atını Ankara’da görüp görmediğimi sordu. Ben almak için tekrar akrabalarının evine gittiğimde onu kalpağını ve kürkünü giymiş olarak buldum. Çizmeleri de çekince çok yakışıklı ve heybetli bir görünüşü vardı. Onun geldiğini duyan bütün Yozgatlılar kaldığı evin önüne toplanmışlardı. Teslim etmek için Hükümet binasına giderken yarım ay gibi dizilen Yozgatlılarda bizimle birlikte yürüdüler” diye anlatmıştı.

Yılmaz ağabeyimin bahsettiği kişi Çapanoğlu Halis Bey (Şefik Bey oğlu ) idi. Çerkez Ethem önce Yozgat’ı basıp ardından Arapseyfi Boğazı’ndaki çatışma sonrasıda Karatepe köyündeki Çapanoğullarının çiftliğini basınca annesi ile birlikte iki ata binip Sincan köyüne doğru kaçarlar. Geriye baktıklarında çiftlikten dumanların yükseldiğini görürler ama o acı ile birbirlerine bir şey söyleyemezler. Doludizgin koşturulan atlardan Halis Bey’in atı tökezleyerek kapaklanır, tek ata kalınca Halis Bey annesine “sen durma kaç” der. Ama annesi kaçmaz tek atla Sincan köyüne giderler bir samanlığa saklanırlar. Orada bir süre dinlendikten sonra annesini orada bırakıp kız kardeşinin eşi Sait Beyle birlikte kaçmak isterlerse de yakalanıp Arapseyf köyündeki köprünün başındaki hana getirilirler. Çerkez Ethem de Çapanoğullarını takip için ordadır, karşısına getirilince Sait Beyin Çerkez olduğunu öğrenir, Çerkezce bir şeyler söyleyip azarlayarak ona bir tokat atar. Halis Bey’e de kim olduğunu sorar oda Çete köyünün buzağı çobanıyım der. Kıyafetine ve konuşmasına bakar ve tabi inanmaz beraberinde Yozgat’a götürür. Yozgat’a gelirler ki bir hayli insan darağacında asılı. Kebapçı Veysel isminde bir şerefsiz, hasım olduğu kimseleri bu da Çapanlardan diyerek astırıyor. Halis Bey’i görünce onu da ihbar eder, hatta “bunun Hamza isminde bir kardeşi daha var” diye onu da ele vermek ister ama o vakte kadar Hamza Bey ile Hakkı Bey Yozgat’ı terk etmişler. Tam o sırada Bardakçılar ailesinden bir zabit “ben Çapanları iyi tanırım, Hamza Bey dediği kişi, yüz, iki yüz sene önce yaşayan bir Çapanoğludur ( Gazeteci Agah Efendi’nin dedesi – Süleyman Bey’in oğlu Hamza Bey ). Bu adam ya bilerek yalan söylüyor ya da karıştırıyor diyerek Halis Bey’i idam edilmekten kurtarır. Hâlbuki Halis Bey’in ağabeyi Rıfat Bey de Çanakkale Savaşına gidip dönmeyenlerdendir. Yakalanıp sorgulama neticesi idam edilmeyen Halis Bey, diğerleri ile birlikte Ankara’ya gönderilir. Ankara’ya girişlerinde Çapanoğullarının getirildiğini duyan halk büyük bir merakla sokaklara çıkarak görmek isterler. Çapanoğullarının damadı olan ve ailenin diğer fertleri ile birlikte Ankara’ya götürülen Abdülkadir Sönmez Bey bu manzarayı şöyle anlatıyor. “Kayaş Bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara’da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Bindiğimiz yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı”. Yozgat’tan getirilen tutuklular Ankara kalesine hapsedilirler. Takriben iki ay kadar orada tutuklu kalırlar. Halis Bey, sonunda bir arkadaşı ile kaçmaya karar verir fakat son anda kaçmalarını bir gün ertelerler. İyi ki ertelerler, ertesi günü Fevzi Çakmak Paşa kurmayları ile gelip tutukluları tek tek sorgulamaya başlar. Sıra ona geldiğinde kısa bir sorgulamadan sonra “senin bir suçun yokmuş evladım, gidin memleketinize çiftinizi çubuğunuzu sürün ama sizi yolda yine yakalarlar, size bir kâğıt yazayım birde yanınıza adam katayım sağ salim gidin” der. Halis Bey başından geçenleri böyle anlatır ama aslında Yozgat’ta ikamete mecbur tutulmuşlardır. Bu yüzden jandarma nezaretinde Yozgat’a gönderilmişlerdir. Aile bu konuyu çocuklardan gizlemek için detaya girmez hep üstü kapalı geçerler. Halis Bey bir süre sonra köyleri Karatepe’ye gittiğinde oradaki evlerinin de yakıldığını görür. Bu yakma sırasında yine köy ahalisi araya girerek “Çapanoğulları bize çok zulüm yaptı müsaade edin bizde eşyalarını paylaşalım şan için biz kullanalım” diyerek eşyaları kendi evlerine taşıyıp yakılmaktan kurtarırlar, Ethem’in adamları gidince geri verirler.

Yılmaz ağabeyim Halis Bey’i Ankara’dan Yozgat’a getiren Ahmet Çavuşla ilgili olarak şu bilgileri de anlatmıştı. “Ahmet Çavuş, Filistin cephesinde de bulunmuştu. Osmanlı ordusu yenilince oradaki esaret günlerini ve bizim ordu komutanının iki tarafın askerlerinin huzurunda İngiliz ordu komutanına kılıcını merasimle nasıl teslim ettiğini hareketleriyle göstererek anlatmıştı. Teslim olduktan sonra Mısıra Seydülbeşir kampına götürülmüşler. Eskiden erkekler eğer arazide iseler ihtiyaçlarını ayakta gidermezler çömelerek yaparlardı. İngilizler hangi nedenle bilinmez bunu yasak etmişler ve hatta guruptan ayrılmalarını önlemek için yürürken yapmalarını istemişler yapmayanları kırbaçlamışlar. İdrar ile kirlenmiş giysi üzerlerinde iken bu insanların nasıl büyük bir teessür ile namaz kıldıklarını sizin takdirinize bırakıyorum. Esir subaylar ayrı karargâhlarda kalıyorlarmış ama hepsi de biz bu esareti atlatacağız diye azimli. Esaret acısını azaltmak için kendi aralarında Fransızca öğrenmeye gayret etmişler. Onlardan birisi de Yozgat ortaokulunda ve lisesinde Fransızca öğretmenliği yapan Kemal Bilgin Bey idi. Öğretmen Vehbi Ulusoy Bey de Seydülbeşir kampında esir olanlardan. Birde Muhsin Gökay isminde bütün enstrümanları çalan müzik öğretmeni vardı, oda o kampta enstrüman çalmayı öğrenmiş. Hepsinde böyle bir azim varmış. Osmanlı mebusu olan ve daha sonra Hicazdaki kutsal emanetlerin muhafazası için Cidde Vakıflar Müdürlüğüne tayin edilen ve Milletvekili Avni Doğan Bey’in babası Hayrullah Efendi de (yazar A.Kadir Çapanoğlu’nun babaannesi Esma Hanımın babası) İngilizler tarafından esir edilip bu kampa götürülür ve orada vefat eder” diye anlatmıştı değerli ağabeyim.

Sabahın erken saatinde rastladığı Jandarma Çavuşu Ahmet Efendiye çıkışan Hacı Arif Efendiye gelince; Oğlu Mehmet Ali Okan Bey, başkaldırı sırasında Binbaşı Çolak İbrahim Bey tarafından sorgulanır ve idama mahkûm edilir. Suçu, Çapanoğlu Ziya Bey’in kaçmasında ihmali görülmesidir. Mehmet Ali Okan Bey o sıralarda Aydıncık Karamağara da nahiye müdürü. Çapanoğlu Ziya Bey’i Ankara’ya götürmekle vazifeli ama yolda kaçmasına göz yumar. Oğlunun canının derdine düşen Hacı Arif Efendi, bir kavanoz altın ile Yozgatlı Nazım Kafaoğluna gider. Çolak İbrahim’e rica ederek oğlunu idamdan kurtarmasını ister. Nazım Bey, Balkanlarda, Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal Savaşında bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilmiştir. O günlerde Çolak İbrahim Bey’i evinde misafir etmekte ve cepheye gönderilmek için gönüllü toplamaktadır. Hacı Arif Efendi “Aman Nazım Efendi ocağına düştüm, etme eyleme, tek oğlumu asıyorlar, şu altını al oğlumu kurtar” diye yalvarır. O da “bre emmi ben senin oğlunun hayatını bir kavanoz altın karşılığında mı kurtaracağım ben öyle bir adam mıyım” diye hediyeyi reddeder ve oğlunu idam edilmekten kurtarır. Mekânları cennet olsun.

27.05.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00