BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
193
Dün
:
4633
Toplam
:
15018639
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU HALİS BEY, AHMET ÇAVUŞ VE HACI ARİF EFENDİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ın canlı tarihi değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle sohbet ediyoruz. Bir anısını anlatmıştı. “Bizim köyümüz Yozgat’ın Gökçekışla köyü. Bizim köyden Ahmet Çavuş isminde bir jandarma çavuşu vardı. Dedemin misafir odasında bir sohbet sırasında anlatmıştı. “Çapanoğullarından genç birisini yaylı araba ile benim nezaretimde mevcutlu olarak Ankara’dan Yozgat’a getirdim. Kış günü yolculuğumuz beş gün sürdü ve Yozgat’a varışımız gece vakti oldu. O saatlerde ortalıkta kimse olmadığından “müsaade edersen ailemle bir görüşeyim” dedi. Birlikte onların evinde gittik. Ev yakılmış, içinde kimse kalmamıştı. Komşulardan, ailesinin akrabalarının yanında olduğunu öğrendi, oraya gittik. Kış günüydü bende o evde kalmaya karar verdim. Benim yattığım odaya mangal koydular. Sabah daha daireler açılmadan çarşıyı bir dolaşayım dedim. Bizim köyde değirmeni olan Hacı Arif Efendiye rastladım, oda bir devlet memuruydu ama işi neydi bilmiyorum. Beni görünce Ahmet Efendi hayrola diye sordu. Ankara’dan mevcutlu olarak Çapanoğlu getirdim dedim. Nerde diye sorunca akrabalarına bıraktım bu gece akrabalarında kaldı dedim. Önce bana gözün kör olmasın üç gün önce onun şifresi geldi Yozgat’a geliyor diye sen ne cesaretle onu akrabalarının yanına serbest bırakırsın diye çıkıştı sonrada Çerkez Ethem’in el koyarak aldığı Yeşil isimli atını Ankara’da görüp görmediğimi sordu. Ben almak için tekrar akrabalarının evine gittiğimde onu kalpağını ve kürkünü giymiş olarak buldum. Çizmeleri de çekince çok yakışıklı ve heybetli bir görünüşü vardı. Onun geldiğini duyan bütün Yozgatlılar kaldığı evin önüne toplanmışlardı. Teslim etmek için Hükümet binasına giderken yarım ay gibi dizilen Yozgatlılarda bizimle birlikte yürüdüler” diye anlatmıştı.

Yılmaz ağabeyimin bahsettiği kişi Çapanoğlu Halis Bey (Şefik Bey oğlu ) idi. Çerkez Ethem önce Yozgat’ı basıp ardından Arapseyfi Boğazı’ndaki çatışma sonrasıda Karatepe köyündeki Çapanoğullarının çiftliğini basınca annesi ile birlikte iki ata binip Sincan köyüne doğru kaçarlar. Geriye baktıklarında çiftlikten dumanların yükseldiğini görürler ama o acı ile birbirlerine bir şey söyleyemezler. Doludizgin koşturulan atlardan Halis Bey’in atı tökezleyerek kapaklanır, tek ata kalınca Halis Bey annesine “sen durma kaç” der. Ama annesi kaçmaz tek atla Sincan köyüne giderler bir samanlığa saklanırlar. Orada bir süre dinlendikten sonra annesini orada bırakıp kız kardeşinin eşi Sait Beyle birlikte kaçmak isterlerse de yakalanıp Arapseyf köyündeki köprünün başındaki hana getirilirler. Çerkez Ethem de Çapanoğullarını takip için ordadır, karşısına getirilince Sait Beyin Çerkez olduğunu öğrenir, Çerkezce bir şeyler söyleyip azarlayarak ona bir tokat atar. Halis Bey’e de kim olduğunu sorar oda Çete köyünün buzağı çobanıyım der. Kıyafetine ve konuşmasına bakar ve tabi inanmaz beraberinde Yozgat’a götürür. Yozgat’a gelirler ki bir hayli insan darağacında asılı. Kebapçı Veysel isminde bir şerefsiz, hasım olduğu kimseleri bu da Çapanlardan diyerek astırıyor. Halis Bey’i görünce onu da ihbar eder, hatta “bunun Hamza isminde bir kardeşi daha var” diye onu da ele vermek ister ama o vakte kadar Hamza Bey ile Hakkı Bey Yozgat’ı terk etmişler. Tam o sırada Bardakçılar ailesinden bir zabit “ben Çapanları iyi tanırım, Hamza Bey dediği kişi, yüz, iki yüz sene önce yaşayan bir Çapanoğludur ( Gazeteci Agah Efendi’nin dedesi – Süleyman Bey’in oğlu Hamza Bey ). Bu adam ya bilerek yalan söylüyor ya da karıştırıyor diyerek Halis Bey’i idam edilmekten kurtarır. Hâlbuki Halis Bey’in ağabeyi Rıfat Bey de Çanakkale Savaşına gidip dönmeyenlerdendir. Yakalanıp sorgulama neticesi idam edilmeyen Halis Bey, diğerleri ile birlikte Ankara’ya gönderilir. Ankara’ya girişlerinde Çapanoğullarının getirildiğini duyan halk büyük bir merakla sokaklara çıkarak görmek isterler. Çapanoğullarının damadı olan ve ailenin diğer fertleri ile birlikte Ankara’ya götürülen Abdülkadir Sönmez Bey bu manzarayı şöyle anlatıyor. “Kayaş Bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara’da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Bindiğimiz yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı”. Yozgat’tan getirilen tutuklular Ankara kalesine hapsedilirler. Takriben iki ay kadar orada tutuklu kalırlar. Halis Bey, sonunda bir arkadaşı ile kaçmaya karar verir fakat son anda kaçmalarını bir gün ertelerler. İyi ki ertelerler, ertesi günü Fevzi Çakmak Paşa kurmayları ile gelip tutukluları tek tek sorgulamaya başlar. Sıra ona geldiğinde kısa bir sorgulamadan sonra “senin bir suçun yokmuş evladım, gidin memleketinize çiftinizi çubuğunuzu sürün ama sizi yolda yine yakalarlar, size bir kâğıt yazayım birde yanınıza adam katayım sağ salim gidin” der. Halis Bey başından geçenleri böyle anlatır ama aslında Yozgat’ta ikamete mecbur tutulmuşlardır. Bu yüzden jandarma nezaretinde Yozgat’a gönderilmişlerdir. Aile bu konuyu çocuklardan gizlemek için detaya girmez hep üstü kapalı geçerler. Halis Bey bir süre sonra köyleri Karatepe’ye gittiğinde oradaki evlerinin de yakıldığını görür. Bu yakma sırasında yine köy ahalisi araya girerek “Çapanoğulları bize çok zulüm yaptı müsaade edin bizde eşyalarını paylaşalım şan için biz kullanalım” diyerek eşyaları kendi evlerine taşıyıp yakılmaktan kurtarırlar, Ethem’in adamları gidince geri verirler.

Yılmaz ağabeyim Halis Bey’i Ankara’dan Yozgat’a getiren Ahmet Çavuşla ilgili olarak şu bilgileri de anlatmıştı. “Ahmet Çavuş, Filistin cephesinde de bulunmuştu. Osmanlı ordusu yenilince oradaki esaret günlerini ve bizim ordu komutanının iki tarafın askerlerinin huzurunda İngiliz ordu komutanına kılıcını merasimle nasıl teslim ettiğini hareketleriyle göstererek anlatmıştı. Teslim olduktan sonra Mısıra Seydülbeşir kampına götürülmüşler. Eskiden erkekler eğer arazide iseler ihtiyaçlarını ayakta gidermezler çömelerek yaparlardı. İngilizler hangi nedenle bilinmez bunu yasak etmişler ve hatta guruptan ayrılmalarını önlemek için yürürken yapmalarını istemişler yapmayanları kırbaçlamışlar. İdrar ile kirlenmiş giysi üzerlerinde iken bu insanların nasıl büyük bir teessür ile namaz kıldıklarını sizin takdirinize bırakıyorum. Esir subaylar ayrı karargâhlarda kalıyorlarmış ama hepsi de biz bu esareti atlatacağız diye azimli. Esaret acısını azaltmak için kendi aralarında Fransızca öğrenmeye gayret etmişler. Onlardan birisi de Yozgat ortaokulunda ve lisesinde Fransızca öğretmenliği yapan Kemal Bilgin Bey idi. Öğretmen Vehbi Ulusoy Bey de Seydülbeşir kampında esir olanlardan. Birde Muhsin Gökay isminde bütün enstrümanları çalan müzik öğretmeni vardı, oda o kampta enstrüman çalmayı öğrenmiş. Hepsinde böyle bir azim varmış. Osmanlı mebusu olan ve daha sonra Hicazdaki kutsal emanetlerin muhafazası için Cidde Vakıflar Müdürlüğüne tayin edilen ve Milletvekili Avni Doğan Bey’in babası Hayrullah Efendi de (yazar A.Kadir Çapanoğlu’nun babaannesi Esma Hanımın babası) İngilizler tarafından esir edilip bu kampa götürülür ve orada vefat eder” diye anlatmıştı değerli ağabeyim.

Sabahın erken saatinde rastladığı Jandarma Çavuşu Ahmet Efendiye çıkışan Hacı Arif Efendiye gelince; Oğlu Mehmet Ali Okan Bey, başkaldırı sırasında Binbaşı Çolak İbrahim Bey tarafından sorgulanır ve idama mahkûm edilir. Suçu, Çapanoğlu Ziya Bey’in kaçmasında ihmali görülmesidir. Mehmet Ali Okan Bey o sıralarda Aydıncık Karamağara da nahiye müdürü. Çapanoğlu Ziya Bey’i Ankara’ya götürmekle vazifeli ama yolda kaçmasına göz yumar. Oğlunun canının derdine düşen Hacı Arif Efendi, bir kavanoz altın ile Yozgatlı Nazım Kafaoğluna gider. Çolak İbrahim’e rica ederek oğlunu idamdan kurtarmasını ister. Nazım Bey, Balkanlarda, Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal Savaşında bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilmiştir. O günlerde Çolak İbrahim Bey’i evinde misafir etmekte ve cepheye gönderilmek için gönüllü toplamaktadır. Hacı Arif Efendi “Aman Nazım Efendi ocağına düştüm, etme eyleme, tek oğlumu asıyorlar, şu altını al oğlumu kurtar” diye yalvarır. O da “bre emmi ben senin oğlunun hayatını bir kavanoz altın karşılığında mı kurtaracağım ben öyle bir adam mıyım” diye hediyeyi reddeder ve oğlunu idam edilmekten kurtarır. Mekânları cennet olsun.

27.05.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00