BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
299
Dün
:
4936
Toplam
:
13340741
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
MUSTAFA SAGİR
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1957, Bütün derslerden tekrar imtihan olarak İlkokulu bitirdim. Bu konuda çok şanssızmışız. İlkokul, ortaokul ve liseyi bitirirken bütün derslerden imtihan olurduk. Bizden sonra kaldırıldı. Yıl içinde alınan karne notları sınıf geçmek için yeterli sayıldı. Her yıl olduğu gibi o yazda tatilimizi Yozgat’ta geçiriyoruz. Rahmetli Cennetmekân babaannem Esma Çapanoğlu bir taraftan bana kahvaltılık bir şeyler hazırlıyor bir taraftan da “Mustafa Sagir gibi anam bunlar”, diye kendi kendine söyleniyordu. Babaannemin canını sıkanlar kimdi. Akrabamıydı, komşulardan birimiydi merak ettim. Kim bu Mustafa Sagir diye sordum.”Boş ver sen şimdi kahvaltını yap kurban olduğum ben sonra sana hain Mustafa Sagir’i anlatırım” deyince daha da meraklandım. Şimdi Bağkur bloklarının olduğu bahçemizin içindeki Yozgat’ın ilk betonarme evi olan ve yan yana iki daireden müteşekkil evimizde babaannemin tarafındayım. Mutfaktaki kahvaltım bitince oturma odasına geçtik. Babaannem çok okuyan okuduğunu da unutmayan, okuyacak bir şey bulamaz ise bizim ders kitaplarımızı okuyan en çok da kimyaya meraklı bir hanım idi. Benim ilk Kuran-ı Kerimim ondan hatıra kalan Ömer Rıza Doğrul’un “Tanrı Buyruğu” tercüme ve tefsiridir.(Esma Hanım hakkında bkz. Daha önceki yazım; Bir zamanların Yozgat’ı(3)Esma Hanım). Mavi sigara tabakasından bir sigara çıkarıp yaktı. Mustafa Sagir’e benzettiği kişi veya kişiler kimdi onu söylemeden ”Şimdi anlatayım sana hain Mustafa Sagir kimmiş” dedi. Sigarasından bir nefes çekip devam etti. “Hindistanlı bir adammış. İngilizler daha 10 yaşında iken bu adamı alıp İngiltere’ye götürmüşler orada casus olarak yetiştirmişler. İyice yetiştikten sonra İstanbul’a göndermişler. Neüçün gönderiyorlar? Atatürk’ü öldürmek içün. Bereket versin ki Atatürk daha görür görmez adamın casus olduğunu anlıyor, bu adamı takip edin diyor da ne kadar tehlikeli bir adam olduğu ortaya çıkıyor. Sonra hakikaten casus olduğu tespit ediliyor mahkeme edip asıyorlar.” Çocuk yaşımda Atatürk’ü öldürmek isteyen bir adamın var olduğunu ilk defa duyuyorum. Ne zaman Atatürk’e yapılmak istenen suikastlar gündeme gelse benim aklıma hep Mustafa Sagir gelir. Kimdir Bu Mustafa Sagir, niçin Atatürk’ü öldürmek ister tarihe birlikte bir göz atalım. 25 Ağustos 1918 tarihinde Osmanlı devleti "Darul Hikmeti'l İslamiye" adlı bir teşkilat kurmuş. Büyük Şair Mehmet Akif Bey, bu teşkilatta önce başkâtip sonra da üye olmuş. Osmanlı'nın son Şeyhülislamı Mustafa Sabri ve Said Nursi de üyeler arasındaymış. Mehmet Akif bu teşkilatta görevli iken, Türk’ün İstiklal mücadelesi başlar. Akif Bey, bunun üzerine Anadolu'ya geçer. Teşkilat üyeleri, Mehmet Akif Bey’i izinsiz Anadolu'ya geçtiği için 3 Mayıs 1920'de görev ve üyelikten azlederler. Oda 23 Ocak 1920'de Balıkesir Zağanos Paşa Camisi'nde milli mücadeleyi destekleyen bir konuşma yaptıktan sonra tekrar İstanbul'a döner. Döndükten bir süre sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara'ya gelmesi hususunda şifreli bir davet alır. Bunun üzerine Eşref Edip'e şöyle söyler; "Artık burada duracak zaman değil, gidip çalışmak lazım. Bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış. Çağırıyorlar. Mutlaka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara'ya hareket ediyorum. Sen de derginin (Sebilürreşad) işlerini derle topla, klişelerini al, arkamdan gel. Meşihattakilerle (Şeyhülislamlık) temas et, Harekâtı Milliye aleyhinde bir halt etmesinler." Padişah Vahdettin, o günlerde Şeyhülislam olan Haydarızade İbrahim Efendiden Anadolu'da başlatılan milli mücadele aleyhine fetva vermesini istemişse de reddeder. Daha sonra üzerine çok gelinince de istifa eder. Ama yerine gelen hain Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi 11 Nisan 1920 tarihinde milli mücadeleye katılanlar ile Atatürk’ün öldürülmesi için fetva verir. Dürrizade, 1920 yılında Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından kurulan hükümette Şeyhülislam ilan edildi. Milli Mücadale'ye katılan Mustafa Kemal ve diğer Kuvayı Milliye'ciler hakkında ölüm fetvasını Mustafa Sabri Efendi yazdı, Dürrizade Abdullah Efendi Şeyhülislam olarak onadı, Sadrazam Damat Ferid Paşa imzaladı, Sultan Vahdettin yürürlüğe koydu. Dürrizade Kurtuluş Savaşı sonrasında ülke düşman işgalinden kurtarılınca önce Rodos adasına gitti oradan da Hicaz Kralı olan Şerif Hüseyin'e sığındı. 1923 yılında Hicaz'da öldü. Bu arada İngiliz casusu Hintli İslamcı Mustafa Sagir,1921 yılı başında İstanbul Şehzadebaşı'na gelip "Türk-Hint Uhuvvet-i İslamiye Cemiyeti"ni (Türk-Hint İslam Kardeşliği Cemiyeti) kurar. Milli mücadeleyi destekler görünerek Ankara'ya sızmak ve Atatürk'ü öldürmekle görevli İngiliz casusudur. Milli mücadele destekçisi olan Karakol Cemiyeti'ne dahi sızarak muhtelif eylemlere katılır. Hatta şüphe çekmesin diye İngilizlerce 17 gün süreyle tutuklanır. Karakol Cemiyeti kendi adamları olduğu düşüncesiyle tutuklu olduğu yerden kaçırıp Ankara'ya getirirler. Ankara'da Müslüman bir ülkeye mensup olması ve önemli bir misyona sahip bulunması dolayısıyla büyük ilgi görür. Çünkü onun milli mücadeleye destek veren Hint Müslümanlarının temsilcisi olduğu sanılmaktadır. İstanbul’da Mustafa Kemal’le yalnız yaptığı bir görüşme sonrası yanından çıktıktan sonra odaya giren Kılıç Ali Mustafa Kemalin kaşlarının çatık ve düşünceli olduğunu görür. Bu halinin sebebini sorduğunda Mustafa Kemal, “dikkatli olalım bu adam mükemmel bir casus” diye cevap verir ve izlenmesini ister. Mustafa Sagir'in İngiliz casusu olduğunu Mehmet Akif Bey ortaya çıkarır ve Atatürk'e haber verir. Yukarda bahsi geçen Ömer Rıza Doğrul Bey de Mehmet Akif’in damadıdır. Mustafa Sagir, Akif'in Taceddin Mahallesi'ndeki evine gelip gitmekte, mektuplaşma adresi olarak bu evi kullanmaktadır. Bu adrese Hindistan'dan, İstanbul'dan, Mısır'dan o kadar çok mektup gelmektedir ki, bu mektuplar Mehmet Akif'i Mustafa Sagir hakkında şüpheye sevk eder. Bir gün Mustafa Sagir'e İstanbul'dan büyük bir zarf gelir. Kazara ucu yırtılan zarfı, zaten şüpheleri iyice artan Mehmet Akif Bey yırtarak açar. Zarfın içinde çok sayıda kâğıt vardır ama bomboştur. Sadece İstanbul'da havaların yağmurlu gittiğinden bahsetmekte, Mustafa Sagir'e başarı dilemektedir. Zarfın içinden çıkan sayfalar o günün şartlarında laboratuarlarda tahlil edilir. Casusların kullandığı görünmez kimyevi mürekkeple yazılmış şifreli dokümanlardır hepsi. Mustafa Sagir, Kütahya milletvekili Cevdet Izrap (Atatürk’ün Yozgat’a ikinci gelişinde de Yozgat Milli Eğitim Müdürüdür), Elazığ milletvekili Hüseyin, Cebelibereket milletvekili İhsan ve Gaziantep milletvekili Kılıç Ali Bey'lerden oluşan İstiklal mahkemesi üyelerince yargılanıp 23 Mayıs 1921 tarih ve 583 tarihli kararı ile idama mahkûm edilir. 24 Mayıs günü Ankara'da Bugünkü Ulus Meydanında idam edilir. Atatürk’ün hayatına kasteden büyük bir tehlike yine Atatürk’ün ve Mehmet Akif Bey’in dikkati sayesinde böyle yok edilir. Bu olay bana Ankara da yaşadığım başka bir idam olayını hatırlattı. 14 Mayıs 1950 seçiminde bir kere daha kazanan Demokrat Parti, iktidara mutlak sahip olmak için bir taraftan çok uluslu şirketlerle bir taraftan da gerici cephelerle ittifak içinde idi. Türk-İslam sentezi yeni bir cihad açmıştı, Hükümet işine gelmeyenleri komünistlikle suçluyor hedef yapıyordu. Zamanın kudretli Ankara valisi Nevzat Tandoğan “Komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyordu. Yurtseverler ve ülkede yaşayan azınlıklar bu cihadın hedefleri olmuştu. Vatanını seven yazarlar, bilim adamları, gazeteciler, üniversite öğrencileri bu cihada kurban ediliyordu. Bunlardan birisi de Hayati Karaşahin adında yarı meczup bir kişi idi. 17 Haziran 1951 günü polis, Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçiliği önünde bir paket bulur. Bu pakette “Türk Ordusunun Sahra Topçusunun Sevk ve Idaresine Ait Talimname” adlı bir kitap olduğu anlaşılır. Eski bir içişleri bürokratı olan HayatÌ Karaşahin’in adı casus olarak ortaya atılır. Suçu, Atatürk Bulvarı üstündeki Sovyet sefaretinin bahçesine ‘‘devletin gizli askeri belge ve bilgileri’’ni atmak. Ankara Ulus Meydanı’nda aleni satılan bu kitap, Karaşahin’i suçlamak için devlet sırrı kapsamında görülmektedir. Cadı kazanı kaynamaya başlamıştır. 12 Ağustos 1953’te, Karaşahin, casusluktan idama mahkûm edilir. 6 Nisan 1955’te, TBMM idam hükmünü onaylar. Görüşmeler sırasında Konya Milletvekili Halil Özyörük komünizm üzerine nutuk çekerken, Zonguldak Milletvekili Cemal Kıpçak “asalım bu adamı ve asacağızda” diyerek bol alkış toplamıştır. Karaşahin, Ankara Samanpazarı’nda kalabalık bir halk topluluğu önünde asıldı. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, Karaşahin kalabalığın önünde görevlilere şöyle bağırmıştı; “Her yerde satılan bir kitap için beni asıyorsunuz. Kitabın gizli bir tarafı yoktur. Hakkımda söylenenlerin hepsi masaldır. Keyfi adam asıyorsunuz.” Ve 14 Nisan 1955 gecesi sabaha karşı casusluk suçundan idam edildi. Karaşahin’in cebinden 3 lira çıkar. Ailesine yük olmasın diye cenaze masraflarının, altın dişleri sökülerek karşılanmasını istemişti. Vasiyeti gereği önce idam edilir sonra altın dişleri polis gözetiminde söktürülür. Kızına bakması için şarkıcı Hamiyet Yüceses'e de bir mektup bırakmıştı. İşte iki idam kararı. Birisi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ü öldürmek isteyen bir İngiliz casusunun idamı, diğeri bir partinin iktidarda kalabilmek için suni bir Komünizm tehlikesi yaratarak halka korku salmak maksadıyla yaptığı bir idam. Demokrat Parti Hükümetinin başbakanı Adnan Menderes 1951–1960 yılları arasında 43 kişinin idam kararına imza atmış ve hepsi de idam edilmişti. Adnan Menderes başına gelenleri yaşadıktan ve idam edildikten sonra, mümkün olsaydı da yeniden hayata dönebilseydi, acaba idam cezası hakkında nasıl bir tavır alırdı? Hâlbuki artık sallanmaya başlayan bir iktidarın Başbakanı olan Adnan Menderes, 6 Eylül 1958 de "İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…" diyerek muhalefeti yani CHP’yi ve dolayısıyla İsmet Paşayı astırmakla tehdit etmişti. Ertesi günü CHP Genel Başkanı İnönü, sanki geleceği okumuş gibi "Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez" diyerek başbakana cevap vermişti. Bu idamların en dramatik olanı, casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin’in idamıdır. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Biz oraya 200-250 metre mesafede Talatpaşa Bulvarı 17 numaralı evde oturuyorduk. Komşular toplanıp seyre giderken bize de uğradılar. Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu istemedi. “Zavallı insanoğlu kendi ölümünü unutup başkasının ölümünü seyre gidiyor demişti.”

20.05.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00