BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
230
Dün
:
4601
Toplam
:
13176230
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
MUSTAFA SAGİR
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sene 1957, Bütün derslerden tekrar imtihan olarak İlkokulu bitirdim. Bu konuda çok şanssızmışız. İlkokul, ortaokul ve liseyi bitirirken bütün derslerden imtihan olurduk. Bizden sonra kaldırıldı. Yıl içinde alınan karne notları sınıf geçmek için yeterli sayıldı. Her yıl olduğu gibi o yazda tatilimizi Yozgat’ta geçiriyoruz. Rahmetli Cennetmekân babaannem Esma Çapanoğlu bir taraftan bana kahvaltılık bir şeyler hazırlıyor bir taraftan da “Mustafa Sagir gibi anam bunlar”, diye kendi kendine söyleniyordu. Babaannemin canını sıkanlar kimdi. Akrabamıydı, komşulardan birimiydi merak ettim. Kim bu Mustafa Sagir diye sordum.”Boş ver sen şimdi kahvaltını yap kurban olduğum ben sonra sana hain Mustafa Sagir’i anlatırım” deyince daha da meraklandım. Şimdi Bağkur bloklarının olduğu bahçemizin içindeki Yozgat’ın ilk betonarme evi olan ve yan yana iki daireden müteşekkil evimizde babaannemin tarafındayım. Mutfaktaki kahvaltım bitince oturma odasına geçtik. Babaannem çok okuyan okuduğunu da unutmayan, okuyacak bir şey bulamaz ise bizim ders kitaplarımızı okuyan en çok da kimyaya meraklı bir hanım idi. Benim ilk Kuran-ı Kerimim ondan hatıra kalan Ömer Rıza Doğrul’un “Tanrı Buyruğu” tercüme ve tefsiridir.(Esma Hanım hakkında bkz. Daha önceki yazım; Bir zamanların Yozgat’ı(3)Esma Hanım). Mavi sigara tabakasından bir sigara çıkarıp yaktı. Mustafa Sagir’e benzettiği kişi veya kişiler kimdi onu söylemeden ”Şimdi anlatayım sana hain Mustafa Sagir kimmiş” dedi. Sigarasından bir nefes çekip devam etti. “Hindistanlı bir adammış. İngilizler daha 10 yaşında iken bu adamı alıp İngiltere’ye götürmüşler orada casus olarak yetiştirmişler. İyice yetiştikten sonra İstanbul’a göndermişler. Neüçün gönderiyorlar? Atatürk’ü öldürmek içün. Bereket versin ki Atatürk daha görür görmez adamın casus olduğunu anlıyor, bu adamı takip edin diyor da ne kadar tehlikeli bir adam olduğu ortaya çıkıyor. Sonra hakikaten casus olduğu tespit ediliyor mahkeme edip asıyorlar.” Çocuk yaşımda Atatürk’ü öldürmek isteyen bir adamın var olduğunu ilk defa duyuyorum. Ne zaman Atatürk’e yapılmak istenen suikastlar gündeme gelse benim aklıma hep Mustafa Sagir gelir. Kimdir Bu Mustafa Sagir, niçin Atatürk’ü öldürmek ister tarihe birlikte bir göz atalım. 25 Ağustos 1918 tarihinde Osmanlı devleti "Darul Hikmeti'l İslamiye" adlı bir teşkilat kurmuş. Büyük Şair Mehmet Akif Bey, bu teşkilatta önce başkâtip sonra da üye olmuş. Osmanlı'nın son Şeyhülislamı Mustafa Sabri ve Said Nursi de üyeler arasındaymış. Mehmet Akif bu teşkilatta görevli iken, Türk’ün İstiklal mücadelesi başlar. Akif Bey, bunun üzerine Anadolu'ya geçer. Teşkilat üyeleri, Mehmet Akif Bey’i izinsiz Anadolu'ya geçtiği için 3 Mayıs 1920'de görev ve üyelikten azlederler. Oda 23 Ocak 1920'de Balıkesir Zağanos Paşa Camisi'nde milli mücadeleyi destekleyen bir konuşma yaptıktan sonra tekrar İstanbul'a döner. Döndükten bir süre sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara'ya gelmesi hususunda şifreli bir davet alır. Bunun üzerine Eşref Edip'e şöyle söyler; "Artık burada duracak zaman değil, gidip çalışmak lazım. Bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış. Çağırıyorlar. Mutlaka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara'ya hareket ediyorum. Sen de derginin (Sebilürreşad) işlerini derle topla, klişelerini al, arkamdan gel. Meşihattakilerle (Şeyhülislamlık) temas et, Harekâtı Milliye aleyhinde bir halt etmesinler." Padişah Vahdettin, o günlerde Şeyhülislam olan Haydarızade İbrahim Efendiden Anadolu'da başlatılan milli mücadele aleyhine fetva vermesini istemişse de reddeder. Daha sonra üzerine çok gelinince de istifa eder. Ama yerine gelen hain Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi 11 Nisan 1920 tarihinde milli mücadeleye katılanlar ile Atatürk’ün öldürülmesi için fetva verir. Dürrizade, 1920 yılında Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından kurulan hükümette Şeyhülislam ilan edildi. Milli Mücadale'ye katılan Mustafa Kemal ve diğer Kuvayı Milliye'ciler hakkında ölüm fetvasını Mustafa Sabri Efendi yazdı, Dürrizade Abdullah Efendi Şeyhülislam olarak onadı, Sadrazam Damat Ferid Paşa imzaladı, Sultan Vahdettin yürürlüğe koydu. Dürrizade Kurtuluş Savaşı sonrasında ülke düşman işgalinden kurtarılınca önce Rodos adasına gitti oradan da Hicaz Kralı olan Şerif Hüseyin'e sığındı. 1923 yılında Hicaz'da öldü. Bu arada İngiliz casusu Hintli İslamcı Mustafa Sagir,1921 yılı başında İstanbul Şehzadebaşı'na gelip "Türk-Hint Uhuvvet-i İslamiye Cemiyeti"ni (Türk-Hint İslam Kardeşliği Cemiyeti) kurar. Milli mücadeleyi destekler görünerek Ankara'ya sızmak ve Atatürk'ü öldürmekle görevli İngiliz casusudur. Milli mücadele destekçisi olan Karakol Cemiyeti'ne dahi sızarak muhtelif eylemlere katılır. Hatta şüphe çekmesin diye İngilizlerce 17 gün süreyle tutuklanır. Karakol Cemiyeti kendi adamları olduğu düşüncesiyle tutuklu olduğu yerden kaçırıp Ankara'ya getirirler. Ankara'da Müslüman bir ülkeye mensup olması ve önemli bir misyona sahip bulunması dolayısıyla büyük ilgi görür. Çünkü onun milli mücadeleye destek veren Hint Müslümanlarının temsilcisi olduğu sanılmaktadır. İstanbul’da Mustafa Kemal’le yalnız yaptığı bir görüşme sonrası yanından çıktıktan sonra odaya giren Kılıç Ali Mustafa Kemalin kaşlarının çatık ve düşünceli olduğunu görür. Bu halinin sebebini sorduğunda Mustafa Kemal, “dikkatli olalım bu adam mükemmel bir casus” diye cevap verir ve izlenmesini ister. Mustafa Sagir'in İngiliz casusu olduğunu Mehmet Akif Bey ortaya çıkarır ve Atatürk'e haber verir. Yukarda bahsi geçen Ömer Rıza Doğrul Bey de Mehmet Akif’in damadıdır. Mustafa Sagir, Akif'in Taceddin Mahallesi'ndeki evine gelip gitmekte, mektuplaşma adresi olarak bu evi kullanmaktadır. Bu adrese Hindistan'dan, İstanbul'dan, Mısır'dan o kadar çok mektup gelmektedir ki, bu mektuplar Mehmet Akif'i Mustafa Sagir hakkında şüpheye sevk eder. Bir gün Mustafa Sagir'e İstanbul'dan büyük bir zarf gelir. Kazara ucu yırtılan zarfı, zaten şüpheleri iyice artan Mehmet Akif Bey yırtarak açar. Zarfın içinde çok sayıda kâğıt vardır ama bomboştur. Sadece İstanbul'da havaların yağmurlu gittiğinden bahsetmekte, Mustafa Sagir'e başarı dilemektedir. Zarfın içinden çıkan sayfalar o günün şartlarında laboratuarlarda tahlil edilir. Casusların kullandığı görünmez kimyevi mürekkeple yazılmış şifreli dokümanlardır hepsi. Mustafa Sagir, Kütahya milletvekili Cevdet Izrap (Atatürk’ün Yozgat’a ikinci gelişinde de Yozgat Milli Eğitim Müdürüdür), Elazığ milletvekili Hüseyin, Cebelibereket milletvekili İhsan ve Gaziantep milletvekili Kılıç Ali Bey'lerden oluşan İstiklal mahkemesi üyelerince yargılanıp 23 Mayıs 1921 tarih ve 583 tarihli kararı ile idama mahkûm edilir. 24 Mayıs günü Ankara'da Bugünkü Ulus Meydanında idam edilir. Atatürk’ün hayatına kasteden büyük bir tehlike yine Atatürk’ün ve Mehmet Akif Bey’in dikkati sayesinde böyle yok edilir. Bu olay bana Ankara da yaşadığım başka bir idam olayını hatırlattı. 14 Mayıs 1950 seçiminde bir kere daha kazanan Demokrat Parti, iktidara mutlak sahip olmak için bir taraftan çok uluslu şirketlerle bir taraftan da gerici cephelerle ittifak içinde idi. Türk-İslam sentezi yeni bir cihad açmıştı, Hükümet işine gelmeyenleri komünistlikle suçluyor hedef yapıyordu. Zamanın kudretli Ankara valisi Nevzat Tandoğan “Komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyordu. Yurtseverler ve ülkede yaşayan azınlıklar bu cihadın hedefleri olmuştu. Vatanını seven yazarlar, bilim adamları, gazeteciler, üniversite öğrencileri bu cihada kurban ediliyordu. Bunlardan birisi de Hayati Karaşahin adında yarı meczup bir kişi idi. 17 Haziran 1951 günü polis, Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçiliği önünde bir paket bulur. Bu pakette “Türk Ordusunun Sahra Topçusunun Sevk ve Idaresine Ait Talimname” adlı bir kitap olduğu anlaşılır. Eski bir içişleri bürokratı olan HayatÌ Karaşahin’in adı casus olarak ortaya atılır. Suçu, Atatürk Bulvarı üstündeki Sovyet sefaretinin bahçesine ‘‘devletin gizli askeri belge ve bilgileri’’ni atmak. Ankara Ulus Meydanı’nda aleni satılan bu kitap, Karaşahin’i suçlamak için devlet sırrı kapsamında görülmektedir. Cadı kazanı kaynamaya başlamıştır. 12 Ağustos 1953’te, Karaşahin, casusluktan idama mahkûm edilir. 6 Nisan 1955’te, TBMM idam hükmünü onaylar. Görüşmeler sırasında Konya Milletvekili Halil Özyörük komünizm üzerine nutuk çekerken, Zonguldak Milletvekili Cemal Kıpçak “asalım bu adamı ve asacağızda” diyerek bol alkış toplamıştır. Karaşahin, Ankara Samanpazarı’nda kalabalık bir halk topluluğu önünde asıldı. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, Karaşahin kalabalığın önünde görevlilere şöyle bağırmıştı; “Her yerde satılan bir kitap için beni asıyorsunuz. Kitabın gizli bir tarafı yoktur. Hakkımda söylenenlerin hepsi masaldır. Keyfi adam asıyorsunuz.” Ve 14 Nisan 1955 gecesi sabaha karşı casusluk suçundan idam edildi. Karaşahin’in cebinden 3 lira çıkar. Ailesine yük olmasın diye cenaze masraflarının, altın dişleri sökülerek karşılanmasını istemişti. Vasiyeti gereği önce idam edilir sonra altın dişleri polis gözetiminde söktürülür. Kızına bakması için şarkıcı Hamiyet Yüceses'e de bir mektup bırakmıştı. İşte iki idam kararı. Birisi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ü öldürmek isteyen bir İngiliz casusunun idamı, diğeri bir partinin iktidarda kalabilmek için suni bir Komünizm tehlikesi yaratarak halka korku salmak maksadıyla yaptığı bir idam. Demokrat Parti Hükümetinin başbakanı Adnan Menderes 1951–1960 yılları arasında 43 kişinin idam kararına imza atmış ve hepsi de idam edilmişti. Adnan Menderes başına gelenleri yaşadıktan ve idam edildikten sonra, mümkün olsaydı da yeniden hayata dönebilseydi, acaba idam cezası hakkında nasıl bir tavır alırdı? Hâlbuki artık sallanmaya başlayan bir iktidarın Başbakanı olan Adnan Menderes, 6 Eylül 1958 de "İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…" diyerek muhalefeti yani CHP’yi ve dolayısıyla İsmet Paşayı astırmakla tehdit etmişti. Ertesi günü CHP Genel Başkanı İnönü, sanki geleceği okumuş gibi "Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez" diyerek başbakana cevap vermişti. Bu idamların en dramatik olanı, casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin’in idamıdır. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Biz oraya 200-250 metre mesafede Talatpaşa Bulvarı 17 numaralı evde oturuyorduk. Komşular toplanıp seyre giderken bize de uğradılar. Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu istemedi. “Zavallı insanoğlu kendi ölümünü unutup başkasının ölümünü seyre gidiyor demişti.”

20.05.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00