BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4633
Toplam
:
14650531
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ATLAR PARLAYINCA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Dayılı köyündeki tarla tapan işleri bitip Yozgat’ta Mutafoğlu mahallesindeki evlerine dönen dayım Yaşar Cerit, evden kahveye, kahveden eve gidip gelmekten canı sıkılınca komşu şehirlerdeki hayvan pazarlarını dolaşır gösterişli ama huysuz hayvanları alır getirir başa bela ederdi. Yine böyle bir dolaşma da biri 3 diğeri 4 yaşında bir çift kırat alıp gelmiş. Okullar tatil olup da yazı geçirmek için Yozgat’a gittiğimizde her zaman yaptığımız gibi acele ile el öpüp yol yorgunluğunu üzerimizden atmadan hemen ahıra koşar at eşek, katır ne varsa kardeşimle biner Yozgat’ı gezmeye çıkardık. Katır deyince aklıma geldi. Arapların deve kervanları gibi dedem Ceritzade Şükrü Efendinin sekiz on kadar da katırı vardı. Bunlar peş peşe birbirine bağlanır köyden mahsul getirirlerdi. Bir seferinde budanmış asma çubuğu getirip dağlar gibi avluya yığmışlardı. Evlerde gaz ocağı vardı ama anneannem yemekleri tandırda bu asma çubukları ile ağır ateşte pişirirdi. Acele ile el öptükten sonra yine hevesle ahıra koştuk ama arabacımız Ömer ağa(Kör Ömer) “bu atlara binmenizi efenda (efendiağa) yasakladı kusura kalmayın” dedi. Çok kötü olduk. Babam Otobüs biletlerimizi aldığından beri bu heyecanla yaşıyorduk. O zamanlar büyüklerimize neden diye soru soramazdık, yasaksa yasaktı. Rahmetli dedemin avluda hazır duran bir faytonu vardı. Ev halkı kalabalıktı, büyükannem (Çapanoğlu başkaldırısının meşhur Çerkez Gül Hanımı),dedem, anneannem, teyzem, dayım, yengem, iki yardımcı ve yaz gelince Yozgat’a gelen annem ve iki kardeş bizler. Bir yere gidileceği zaman Ömer ağa atları faytona koşar bizleri götürürdü. Bağ bozumu yaklaşırken anneannem de o sıralarda Dayılı köyünde olduğundan dedem bizleri de köye götürmek için geldi. Unutmadan; geçen yıl ziyaret ettiğimiz Dayılı köyündeki dostum Gıddili Ahmet, dedemden bahsederken şöyle demişti. “ oğlu Yaşar ağabey köydeki tarlaları sattıktan sonra tarlalar birkaç defa el değiştirdi ama bir tarlanın yerini tarif ederken biz hâlâ Efenda’nın filan yerdeki tarlası diye tarif ederiz demişti (bkz. Dayılı köyünün Gıddilisi yazım) Faytonu hazırlattı hep birlikte yola koyulduk. Gideceğimiz yer 15-20 km arası bir yol. Dedem, eğeri gümüş armalı atı ile önümüzde, bizde faytonla arkasında kimi zaman düz toprak yolda kimi zaman küçük küçük kayaların üstünde sıcak bir hava da ağır ağır gidiyoruz. Pamucak civarına geldiğimizde önümüze yolun bir tarafından öbür tarafına geçen 20 kadar camız ve sığır çıktı. Dedem Ömer ağa’ya faytonu durdur atların başını tut dedi. Bize de faytondan inin dedi. Hepimiz indik. Ömer ağa bir yandan atların başını okşuyor bir yandan da iki dudağı ile bürrrrrr sesi çıkarıp onları sakinleştirmeye çalışıyor. Faytondan neden indiğimizi teyzeme sordum. Atlar huylu da beybabam tedbir olarak bizi indirdi dedi. Büyükbaş hayvanlar faytondan uzaklaşınca tekrar bindik. Saatler süren bıktırıcı bir yolculuktan sonra köye vardık. Anneannem çok şükür sağ salim geldiniz diyerek kollarını açıp bizi bağrına bastı. Meğer atların daha önce bir vukuatı varmış. Harman yerinde düven çekerken sürücünün dikkatsizliğinden dolayı düven sapların dışına çıkıp toprağa sürtününce sürtünme sesinden ürkmüşler, arkalarındaki düven’i sürükleyerek bağa kadar kaçmışlar, yorulup orada durunca yakalanmışlar. Tahmin edeceğiniz gibi, altındaki çakmak taşlarının tamamı sökülen düven olmuş tam bir kar kızağı. Biz köye vardığımızda düven bu haliyle duvara dayalı duruyordu. Her yaz olduğu gibi o yaz da çok güzel günlerimiz geçti, tatil bitti bulunduğumuz şehre döndük. O yıllarda saataneden (saat kulesi) aşağı inerken sağ köşede (takriben şimdi kebapçı Hacıbaba’nın olduğu yer) vilayetin resmi gazetesi vardı, dayımda orada mürettip idi. Bir kış günü gayri ihtiyari camdan bakarken faytonun geçtiğini görür. Boyunları dik, burunlarından buhar çıkan atlarını hayranlıkla seyreder. Rahmetli dedem o zamanki elektrik santralı motorhane’nin karşısında oturan kız kardeşini görmeye gitmektedir. Aradan çok geçmez bir bağırışma duyup camdan dışarıya bakar ki bizim fayton eski savaş arabaları gibi iki tekerli olarak geçiyor. Önce ne yapacağını bilemez bir şekilde donup kalırsa da sonra hemen arkasından koşar ama yapacağı bir şey yoktur. Fayton büyük halamızın evinin önüne geldiğinde bir kamyondan boş gazyağı tenekeleri indirilmektedir. Çok iyi hatırlarım üzerlerinde sokonı vakum diye kabartma yazı olurdu. Tenekelerden birisi tangır tungur yere düşer. Dedem önsezi ile hemen faytondan atlar. Hem sesten hem de tenekelerin parıltısından ürküp parlayan atlar deli gibi koşmaya başlarlar. Bilmeyenler için bir not; atlar parladığı zaman ne yaptıklarını bilmeden şuursuzca koşarlar bu yüzden hem kendilerine hem de etrafa zara verirler. Ömer ağa bir umutla dizginleri çekip durdurmaya çalışırsa da başaramaz sonunda oda atlar ama kolu kırılır. O hızla köşeyi dönen fayton devrilir. Ön iki tekerin takılı olduğu mil arka kısımdan kurtulur. Arkasını orada bırakan fayton "Benhur" filmindeki iki tekerli savaş arabaları gibi olur. Atların nal şakırtısından bir fevkaladelik olduğunu sezip şakırtının geldiği yöne bakan ahali, atların gidiş istikametinde olanlara “kaçın la kaçın atlar parlamış geliyo” diye bağırıp uyarmaya çalışırlar. Doludizgin tekrar saatane yönüne dönen atlar bir yandan höst höst diye bağırıp el kol sallayan insanlardan bir yandan da yolun bir kısmını kapatan kamyondan dolayı şaşırıp meydana ulaşamaz, sağ taraftaki Ebem Haydar’ın hanına girerler. Ebem Haydar’ın hanı bir avlu içinde altta hayvanların kaldığı, üsteki odalarda da insanların konakladığı o eski hanlardandı. O hızla önce faytonun okunu sonrada başlarını karşı duvara çarpıp orada kala kalırlar. Öyle bir çarparlar ki odalarda istirahat eden yolcular deprem oldu korkusu ile dışarı fırlarlar. Meydana veya çarşıya doğru gitselerdi faciaya sebep olabilecek bu olay büyük bir şans eseri kazasız belasız böylece son bulur. Biraz latife olsun diyerek bu olayı ne zaman bir punduna getirip dayıma hatırlatsam, hiç bozuntuya vermez “evet parlamaya müsait atlardı ama Çamlığa faytonla tam on altı dakikada çıkarlardı, çok rahvandılar, Buick araba gibiydiler, bin üstünde kahve iç” der.

Annem Necla Çapanoğlu’nun vefatı dolayısıyla lütfedip bizzat gelerek veya telefon ve elektronik posta mesajları ve gazetemiz aracılığı ile taziyelerini bildiren akraba, arkadaş, dostlarımıza. Yozgat Gazetesinin başta kadim dost Osman Hakan Kiracı ailesi olmak üzere değerli yazarlarına, yazılarıma yorum göndermek zahmetinde ve lütfunda bulunan değerli okuyucularıma en kalbi, teşekkürlerimi arz ederim.

24.04.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00