BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
216
Dün
:
4601
Toplam
:
13183249
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ATLAR PARLAYINCA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Dayılı köyündeki tarla tapan işleri bitip Yozgat’ta Mutafoğlu mahallesindeki evlerine dönen dayım Yaşar Cerit, evden kahveye, kahveden eve gidip gelmekten canı sıkılınca komşu şehirlerdeki hayvan pazarlarını dolaşır gösterişli ama huysuz hayvanları alır getirir başa bela ederdi. Yine böyle bir dolaşma da biri 3 diğeri 4 yaşında bir çift kırat alıp gelmiş. Okullar tatil olup da yazı geçirmek için Yozgat’a gittiğimizde her zaman yaptığımız gibi acele ile el öpüp yol yorgunluğunu üzerimizden atmadan hemen ahıra koşar at eşek, katır ne varsa kardeşimle biner Yozgat’ı gezmeye çıkardık. Katır deyince aklıma geldi. Arapların deve kervanları gibi dedem Ceritzade Şükrü Efendinin sekiz on kadar da katırı vardı. Bunlar peş peşe birbirine bağlanır köyden mahsul getirirlerdi. Bir seferinde budanmış asma çubuğu getirip dağlar gibi avluya yığmışlardı. Evlerde gaz ocağı vardı ama anneannem yemekleri tandırda bu asma çubukları ile ağır ateşte pişirirdi. Acele ile el öptükten sonra yine hevesle ahıra koştuk ama arabacımız Ömer ağa(Kör Ömer) “bu atlara binmenizi efenda (efendiağa) yasakladı kusura kalmayın” dedi. Çok kötü olduk. Babam Otobüs biletlerimizi aldığından beri bu heyecanla yaşıyorduk. O zamanlar büyüklerimize neden diye soru soramazdık, yasaksa yasaktı. Rahmetli dedemin avluda hazır duran bir faytonu vardı. Ev halkı kalabalıktı, büyükannem (Çapanoğlu başkaldırısının meşhur Çerkez Gül Hanımı),dedem, anneannem, teyzem, dayım, yengem, iki yardımcı ve yaz gelince Yozgat’a gelen annem ve iki kardeş bizler. Bir yere gidileceği zaman Ömer ağa atları faytona koşar bizleri götürürdü. Bağ bozumu yaklaşırken anneannem de o sıralarda Dayılı köyünde olduğundan dedem bizleri de köye götürmek için geldi. Unutmadan; geçen yıl ziyaret ettiğimiz Dayılı köyündeki dostum Gıddili Ahmet, dedemden bahsederken şöyle demişti. “ oğlu Yaşar ağabey köydeki tarlaları sattıktan sonra tarlalar birkaç defa el değiştirdi ama bir tarlanın yerini tarif ederken biz hâlâ Efenda’nın filan yerdeki tarlası diye tarif ederiz demişti (bkz. Dayılı köyünün Gıddilisi yazım) Faytonu hazırlattı hep birlikte yola koyulduk. Gideceğimiz yer 15-20 km arası bir yol. Dedem, eğeri gümüş armalı atı ile önümüzde, bizde faytonla arkasında kimi zaman düz toprak yolda kimi zaman küçük küçük kayaların üstünde sıcak bir hava da ağır ağır gidiyoruz. Pamucak civarına geldiğimizde önümüze yolun bir tarafından öbür tarafına geçen 20 kadar camız ve sığır çıktı. Dedem Ömer ağa’ya faytonu durdur atların başını tut dedi. Bize de faytondan inin dedi. Hepimiz indik. Ömer ağa bir yandan atların başını okşuyor bir yandan da iki dudağı ile bürrrrrr sesi çıkarıp onları sakinleştirmeye çalışıyor. Faytondan neden indiğimizi teyzeme sordum. Atlar huylu da beybabam tedbir olarak bizi indirdi dedi. Büyükbaş hayvanlar faytondan uzaklaşınca tekrar bindik. Saatler süren bıktırıcı bir yolculuktan sonra köye vardık. Anneannem çok şükür sağ salim geldiniz diyerek kollarını açıp bizi bağrına bastı. Meğer atların daha önce bir vukuatı varmış. Harman yerinde düven çekerken sürücünün dikkatsizliğinden dolayı düven sapların dışına çıkıp toprağa sürtününce sürtünme sesinden ürkmüşler, arkalarındaki düven’i sürükleyerek bağa kadar kaçmışlar, yorulup orada durunca yakalanmışlar. Tahmin edeceğiniz gibi, altındaki çakmak taşlarının tamamı sökülen düven olmuş tam bir kar kızağı. Biz köye vardığımızda düven bu haliyle duvara dayalı duruyordu. Her yaz olduğu gibi o yaz da çok güzel günlerimiz geçti, tatil bitti bulunduğumuz şehre döndük. O yıllarda saataneden (saat kulesi) aşağı inerken sağ köşede (takriben şimdi kebapçı Hacıbaba’nın olduğu yer) vilayetin resmi gazetesi vardı, dayımda orada mürettip idi. Bir kış günü gayri ihtiyari camdan bakarken faytonun geçtiğini görür. Boyunları dik, burunlarından buhar çıkan atlarını hayranlıkla seyreder. Rahmetli dedem o zamanki elektrik santralı motorhane’nin karşısında oturan kız kardeşini görmeye gitmektedir. Aradan çok geçmez bir bağırışma duyup camdan dışarıya bakar ki bizim fayton eski savaş arabaları gibi iki tekerli olarak geçiyor. Önce ne yapacağını bilemez bir şekilde donup kalırsa da sonra hemen arkasından koşar ama yapacağı bir şey yoktur. Fayton büyük halamızın evinin önüne geldiğinde bir kamyondan boş gazyağı tenekeleri indirilmektedir. Çok iyi hatırlarım üzerlerinde sokonı vakum diye kabartma yazı olurdu. Tenekelerden birisi tangır tungur yere düşer. Dedem önsezi ile hemen faytondan atlar. Hem sesten hem de tenekelerin parıltısından ürküp parlayan atlar deli gibi koşmaya başlarlar. Bilmeyenler için bir not; atlar parladığı zaman ne yaptıklarını bilmeden şuursuzca koşarlar bu yüzden hem kendilerine hem de etrafa zara verirler. Ömer ağa bir umutla dizginleri çekip durdurmaya çalışırsa da başaramaz sonunda oda atlar ama kolu kırılır. O hızla köşeyi dönen fayton devrilir. Ön iki tekerin takılı olduğu mil arka kısımdan kurtulur. Arkasını orada bırakan fayton "Benhur" filmindeki iki tekerli savaş arabaları gibi olur. Atların nal şakırtısından bir fevkaladelik olduğunu sezip şakırtının geldiği yöne bakan ahali, atların gidiş istikametinde olanlara “kaçın la kaçın atlar parlamış geliyo” diye bağırıp uyarmaya çalışırlar. Doludizgin tekrar saatane yönüne dönen atlar bir yandan höst höst diye bağırıp el kol sallayan insanlardan bir yandan da yolun bir kısmını kapatan kamyondan dolayı şaşırıp meydana ulaşamaz, sağ taraftaki Ebem Haydar’ın hanına girerler. Ebem Haydar’ın hanı bir avlu içinde altta hayvanların kaldığı, üsteki odalarda da insanların konakladığı o eski hanlardandı. O hızla önce faytonun okunu sonrada başlarını karşı duvara çarpıp orada kala kalırlar. Öyle bir çarparlar ki odalarda istirahat eden yolcular deprem oldu korkusu ile dışarı fırlarlar. Meydana veya çarşıya doğru gitselerdi faciaya sebep olabilecek bu olay büyük bir şans eseri kazasız belasız böylece son bulur. Biraz latife olsun diyerek bu olayı ne zaman bir punduna getirip dayıma hatırlatsam, hiç bozuntuya vermez “evet parlamaya müsait atlardı ama Çamlığa faytonla tam on altı dakikada çıkarlardı, çok rahvandılar, Buick araba gibiydiler, bin üstünde kahve iç” der.

Annem Necla Çapanoğlu’nun vefatı dolayısıyla lütfedip bizzat gelerek veya telefon ve elektronik posta mesajları ve gazetemiz aracılığı ile taziyelerini bildiren akraba, arkadaş, dostlarımıza. Yozgat Gazetesinin başta kadim dost Osman Hakan Kiracı ailesi olmak üzere değerli yazarlarına, yazılarıma yorum göndermek zahmetinde ve lütfunda bulunan değerli okuyucularıma en kalbi, teşekkürlerimi arz ederim.

24.04.2013


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00