BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
183
Dün
:
5063
Toplam
:
13454161
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucu, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Yozgat Gazetesinin değerli sahibi ve Yozgat Gazeteciler cemiyeti başkanı kadim dostum Osman Hakan Kiracı ile İstanbul’da bir araya gelmiştik. Sohbet sırasında uzunca bir süre denize bakıp “Biliyor musun, bizlerde epey yaşlandık sayılır, biz yaştakilerde bu dünyadan gidince bir zamanların Yozgat’ı ile ilgili hatırda kalanlar da yok olup gidecek o yüzden elimizi çabuk tutmalıyız demişti.” Birdenbire söylediği bu söz beni de duygulandırmıştı. Meraklı okuyuculardan gelen talepleri de dikkate alarak, hatırladığım kadarı ve aldığım notlar ve ses kayıtlarımdan yararlanarak eski Yozgat’tan geride kalan bazı anıları köşemde yayınlıyorum. Bu defa yaşadığı dönemde Yozgat halkının hürmet ve sevgisine mazhar olan ve hem akrabalarına hem de tüm Yozgatlıya hamilik yapan Çapanoğlu Muhlis Bey’i ve onun çok özel iki eşi Saadet Hanım ve Esma Hanım’ı üç tefrikalık bir yazı ile anlatmaya çalışacağım.

ÇAPANOĞLU MUHLİS BEY 1.EŞİ SAADET HANIM

(Geçen yazının devamı)

Kabri Yozgat Köseyusuflu Camii haziresinde olan Haşmet Bey’in (Terken) kızıdır. Doğum tarihi 1891 olup dikkat çekici bir güzelliğe sahip olduğu söylenirdi. Ailede hiç resmi yoktur. Büyük bir şans eseri sevgili Süleyman Sökmen ağabeyim tarafından 1995 yılında bastırılan günlük duvar takviminin bir sayfasında eşi Muhlis Bey ve ilk iki çocuğu ile birlikte bir fotoğrafına rastladık. Resmin altına “zamanın zarafeti Sayın Muhlis Çapanoğlu ve eşleri” diye yazılmış (Mustafa Çapanoğlu arşivi). Süleyman ağabeyime bu resmi nereden bulduğunu sorduğumda ismini hatırlayamadığı şık giyimli bir hanımefendi tarafından getirildiğini, kopyasını aldıktan sonra iade ettiğini söylemişti. Saadet Hanım da anne tarafından Çapanoğludur. Çapanoğlu Muhlis Bey ile kaç yaşında evlendirildiği hakkında bir bilgimiz yoksa da yaşının çok küçük olduğu biliniyor. Eşine büyük bir sevgi ve saygı ile bağlı olan Saadet Hanımın Muhlis Bey avdan döndüğünde evde erkek ve kadın hizmetliler olduğu halde av köpeğinin ayaklarını dahi kendisinin silip içeriye aldığı anlatılırdı. Dördüncü çocuğu Muammer Bey’i (benim babam) 26 yaşında iken doğurur. Çapanoğlu olayları sırasında eşi Muhlis Bey, kayınpederi Mahmut bey ve dayıları Edip, Celal, Halit, Salih beyler ve diğer akrabaları ile köhne (Sorgun) taraflarına gidince hizmetliler ve çocukları ile konakta yalnız kalır. Saadet Hanım, yaşadıklarını Beybabası Haşmet Bey’e anlatırken onları dinleyen kız kardeşi Leyla Terken Cerit (anneannem) yıllar sonra Saadet Hanımın ağzından bize şöyle nakletmişti; “Muhlis Bey, büyük bir yorgunluk ve telaş içinde eve geldi. Dayıları Edip ve Celal Beyler ve bazı akrabalarla birlikte Yozgat’ı terk etme kararı vermişler. Muhlis bey lazım gelen şeyleri hazırlattı. Akşam hava kararınca dayıları ile buluşmak üzere evden ayrıldı. Bana da hazır olunca çocuklarla birlikte size gelmemi söyledi. O gece hiç uyumadım size mi gelsem yoksa çocuklarla evde mi kalsam diye sabaha kadar düşündüm. Çocuklarla size gelsem evi kime bırakayım, evdeki azaplar ne olacak. Sabahleyin onları da topladım, düşündüklerimi anlattım. “Hanımım evde kalalım bizim için bir tehlike yok, ya da siz giderseniz gidin, biz evde kalalım ” dediler. Onlar öyle söyleyince biraz ferahladım. Bütün geceyi uykusuz ve huzursuz geçirdiğimden midir nedir karnımda bir sancı başladı. Şimdi biraz daha hafifledi ama o zamandan beridir devam ediyor. Uykusuzluktan ve ağrıdan dolayı çocukları yardımcılara emanet edip yattım. Uyandığımda hava kararmak üzereydi. Dinlenmiştim ama karın ağrım devam ediyordu. O gece de yine hem ağrıdan hem de huzursuzluktan uyuyamadım. İçime doğmuş gibi sabahleyin silahlı kuvvacılar evi bastılar. Kapıyı açan hizmetçilere evde kim var diye sordular. Ben karşıladım evde kimse yok dedim. Evin hanımı sen misin diye sordular. Benim deyince hadi bakalım bizimle geliyorsun dediler. Nereye götüreceksiniz diye sordum. Konuşma üstüne bir şey al diye sertçe söylediler. Çocuklar ne olacak dedim. Onları da al dediler. Hemen çocukları hazırladım birlikte evden çıktık. Çatal kapıya varana kadar yürüyün sallanmayın diye birkaç sefer azarladılar. Korkudan sesimi çıkaramadım. Kapının önünde bir sürü silahlı atlı adam ve bir at arabası duruyordu. Ona bindirdiler. Üstümüze çadır bezi gibi bir örtü örttüler. Bizi nereye götürüyorsunuz diye tekrar sordum. Gidince görürsün diye yine azarladılar. Muzaffer’le Muammer ağlamaya başladılar. Ağlamayın diye onları sakinleştirmeye çalışsam da susturamadım. Adamlarda kızdılar, sustur şunları diye kızınca sessizce iç çekerek ağlamaya devam ettiler. Korkudan karnımın ağrısının geçtiğini fark ettim. Havanın sıcağından mı, üstümüzdeki örtünün bunaltısıyla mı yoksa korkudan mı ter içinde kaldım. Çocuklar susadılar. Adamlardan biraz su istedim, yine kızdılar. Örtünün altından başımı çıkarıp ne yöne gidiyoruz anlamaya çalıştım. Doğu yönüne gidiyorduk. Belki Sincan’a çiftliğe veya Arapseyf’e kayınvalidemin yanına götürüyorlardır diye kendimi sakinleştirmeye çalıştım. İki atlı önümüzde üç atlı da arkamızda bizimle beraber geliyordu.. Çocuklar tekrar anne su diye yalvarınca adamlardan biri elindeki kamçı ile arabaya vurup çocukları korkuttu. Sesimizi kestik gidiyoruz. Yozgat’tan çıkınca üzerimizdeki örtüyü yavaşça kaldırıp yana koydum bir şey demediler. Temiz hava iyi geldi ama bu seferde terden üşüdük. Yol boyunca Muhlise’nin hiç sesi çıkmadı hiç konuşmadı. Akşamüzeri bir köye geldik. Bizi bir eve koydular. Bir kadın hiç konuşmadan bir testi ile su getirdi bıraktı. Hepimiz kana kana içtik. Hep birlikte dışarıdaki helâya gittik. Eve girince kadın yemek ve ekmek getirdi. Çocuklar gönülsüzce yediler, ben yiyemedim canım istemedi. Sonra hep birlikte tekrar dışarıdaki helâya gittik. Yine aynı odaya geldik oturduk. Sonra çocuklar oturdukları yerde uyuyakaldılar. Önce çocuklar sonrada ben uyuyup kalmışız. Muhlise benim koltuğumun altında sessizce oturuyordu, hiç uyumamış. Sabah horoz sesine uyandım. Çocuklar uyudular. Kadın yine hiç konuşmadan çorba ekmek getirdi. Karnımız doyunca adamlar yine geldiler haydin gidiyoruz dediler. Nereye götürüyorsunuz diye sordum, yine gidince görürsün dediler. Yine hep birlikte helâya gittik. Aynı arabaya bindik. Baktım geri dönüyoruz. İşte gördüğünüz gibi getirip tekrar eve bıraktılar. Ne sorgu ne sual bizi niye götürdüler niye getirdiler bilmiyorum ama bu kadar silahlı adamdan çocuklarda bende çok korktuk.(Diğer akrabalar gibi Çoruma sürüldükleri, arkadan gelen ikinci bir talimatla yoldan geri döndürüldükleri tahmin ediliyor) Bu iki gün çektiklerimi bir Allah bilir bir ben. Bu yaşadıklarımızı ne ben nede çocuklar ömür boyu unutamayacağız. Bir taraftan kendi halimizi bir taraftan Muhlis Bey’i düşünmekten perişan oldum” diye anlatmıştı ablacığım. Dedesine ve anneannesine kavuşmasıyla sinirleri boşalan en büyük kızı Muhlise bir ağlama tutturdu. Ertesi günü ağlamaktan dilinin şiştiği gördük. Sininde yatmasın Çerkez Ethemin Yozgat’ta yaptığı zulüm, yağma ve yıkımdan sonra asıl olaylar başladı. Muhlis Bey enişte ve diğer akrabaların Uzunyayla (Kayseri Pınarbaşı) Çerkezlerine sığındıklarını söylediler. Geçen zaman içinde Saadet ablamın rahatsızlığı arttı. Beyler affedilip eve dönünce o sırada Şişli Etfal hastanesinde doktor olan akrabamız Opr. Dr. Cemil Topuzlu Bey hastalığını haber alınca hemen İstanbul’a getirin diye haber salmış. Cemil Topuzlu Bey, sarayda cerrahmış. Daha sonra da iki defa İstanbul Belediye Başkanı oldu. (İstanbul Gülhane Parkının girişinde büstü var) Padişah (II. Abdülhamit) tebdil kıyafet gezdiği bir gün tesadüf Cemil Bey’in Çifte Havuzlardaki köşkünün olduğu yere geliyor. Bahçe duvarından iyice inceliyor. Bahçenin muntazamlığı çiçeklerin güzelliği dikkatini çekiyor. Yanında bulunanlara bu köşkün sahibinin saraya getirilmesini emrediyor. Getiriyorlar, birde bakıyor ki kendi hekimi. Yıllar sonra Muammer’im yedek subaylığını yaparken bizde İstanbul’a gelmiş ve Fethiye Halamızı ziyaret için bu köşke gitmiştik hakikaten çok güzel bir köşk idi. (şimdi İpar köşkü). Saadet ablam ve annem Düriye Hanım, köşke gelince üst kattaki bir odaya misafir ediliyorlar ve yol yorgunlukları geçene kadar birkaç gün orada kalıyorlar. Sabah vakti ablam uzun saçları, güzel giyimi ve yaşından küçük gösteren genç kız tavrı ile üst kattan aşağı inerken Cemil Bey ile karşılaşıyor, çok düzgün bir Türkçe ile “sabahı şerifleriniz hayırlı olsun efendim” diyor. Beline kadar uzun saçları, güzel giyimi, güzelliği ve düzgün lisanı ile Cemil Bey’i adeta büyülüyor. Ablam O sırada 29 yaşında olmalı. Cemil Bey elinde olmayarak “ Aaaa! Pek de güzel bir genç kızmışsın, Sen İstanbul’da mı büyüdün,” deyince, annem Düriye Hanım “genç kız değil beyefendi en küçüğü 3 yaşında dört çocuğu var” diyor. Cemil bey bunu duyunca biraz kızgın bir sesle “Bu yaşta dört çocuk olur mu efendim ” diyor. Birkaç gün sonra Şişli Etfal hastanesine iki yataklı güzel bir odaya annemle birlikte yatırıyor. Saadet ablamın o günlerde rahatsızlığının derecesini gösteren acı bir olay var, onu anlatayım. Bir gün yattığı yerden anneme “şu karşıda ki hanım ne kadar güzel bir hanım” diyor. Annem onun baktığı yöne bakıyor, karşıda büyük bir ayna var ve ablam aynada kendini görüyor başkası sanıyor, aynadaki güzelliğini hayran hayran seyrediyor. Ablam o kadar güzeldi ki hamama gittiğimizde herkes hayran hayran ona bakardı. Bir gün çarşafı ile yolda giderken kardeşi Şeref ağabeyim yürüyüşüne, endamına hayran oluyor ve bakayım nerede oturuyor diye uzaktan takip etmeye başlıyor. Birde bakıyor ki kendi evlerine gidiyor. Çok seviniyor anneme sorayım bu kız kimin kızı eğer bekârsa bana istesinler diye aklından geçiriyor. Evde ablam çarşafını çıkarınca birde bakıyor ki kardeşi Saadet. Etfal Hastanesinde bir süre tedavi gördükten sonra Yozgat’a döndüler. Çapanoğlu olayları sırasında yaşadığı bu üzüntü ve sıkıntılar nedeniylemi yoksa güzelliğinden dolayı nazara mı geldi bilmiyorum sağlığı bozulan ablacığım sebebi teşhis edilemeyen bu karın ağrıları sonucu olaylardan takriben bir buçuk yıl sonra (1922) 31 yaşında iken vefat etti. Çapanoğlu Büyük Camiinin haziresine defnedildi. Geride en küçüğü 5 yaşında baban Muammer ve ondan daha büyük üç kız evladı öksüz kaldı. Muhlis Bey eniştem, hem çok sevdiği ve saydığı ablamı genç yaşta kaybetmenin acısı hem de çocuklarını üvey anne eline bırakmamak düşüncesi ile 16 sene evlenmedi. Çocuklarını, nur içinde yatsın babaanneleri Fitnat Hanım(Edip, Celal, Halit ve Salih Beylerin ablası) büyüttü. Ne zaman en küçük evladı Muammer 21 yaşına geldi o zaman ikinci evliliğini Esma Hanımla yaptı. Allah gani gani rahmet etsin bambaşka bir insandı Muhlis Bey eniştem. (Esma Hanımla devam edeceğiz)

11.04.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00