BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4633
Toplam
:
14629499
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucu, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Yozgat Gazetesinin değerli sahibi ve Yozgat Gazeteciler cemiyeti başkanı kadim dostum Osman Hakan Kiracı ile İstanbul’da bir araya gelmiştik. Sohbet sırasında uzunca bir süre denize bakıp “Biliyor musun, bizlerde epey yaşlandık sayılır, biz yaştakilerde bu dünyadan gidince bir zamanların Yozgat’ı ile ilgili hatırda kalanlar da yok olup gidecek o yüzden elimizi çabuk tutmalıyız demişti.” Birdenbire söylediği bu söz beni de duygulandırmıştı. Meraklı okuyuculardan gelen talepleri de dikkate alarak, hatırladığım kadarı ve aldığım notlar ve ses kayıtlarımdan yararlanarak eski Yozgat’tan geride kalan bazı anıları köşemde yayınlıyorum. Bu defa yaşadığı dönemde Yozgat halkının hürmet ve sevgisine mazhar olan ve hem akrabalarına hem de tüm Yozgatlıya hamilik yapan Çapanoğlu Muhlis Bey’i ve onun çok özel iki eşi Saadet Hanım ve Esma Hanım’ı üç tefrikalık bir yazı ile anlatmaya çalışacağım.

ÇAPANOĞLU MUHLİS BEY

Derler ki, yaşadığı dönemde ( 01.07.1887 – 30.12.1949 ),tüm Çapanoğullarının hamisi idi. Yozgat halkı büyük saygı ve sevgi gösterirdi. Bu gün bile hâlâ aynı saygı ile hatırlanıp yâd edilen 7.göbekten Çapanoğlu torunudur. Annesi, Çapanoğlu kardeşler Edip, Celal, Halit ve Salih Beylerin ablası Fitnat Hanımdır. Babası, Çapanoğlu Ahmet Bey’in oğlu Mahmut Bey’dir. Yani hem anne tarafından hem de baba tarafından Çapanoğlu’dur. Muhlis Bey dedem, Çapanoğlu hadisesini en acı yaşayanlardan birisidir. Çapanoğlu olayları sırasında Ziraat Bankasından borç olarak alınan 50 bin lira karşılığı tanzim olunan senette “Ahzu Kabz’a” (parayı kullanabilme yetkisi) memur edildiğinden onun da imzası vardır. Bilindiği gibi bu para önce 50 bin lira(senette beş milyon kuruş) olarak alınmış, bu kadar büyük bir meblağın yanlarında taşınamayacağı anlaşılınca 5 bin lirası memur maaşlarının ödenmesi için alıkonulmuş, 45 bin lirası tekrar bankada bırakılmış. Daha sonra gelişen olaylar neticesi o telâşe içinde senet geri alınmadığı gibi üzerinde değişiklik yapılması da unutulduğundan, olayı fark eden Çerkez Ethem, senedi bankada bırakmış,45 bin lirayı da zimmetine geçirmiştir. Bu paranın tamamının alınmadığı bilindiği halde, ceza olarak aileye ödetilmiştir.(Bkz. Yozgat gazetesindeki köşem, Süleyman Sırrı Olayı ve Kocahanoğlu’nun düşündürdükleri). Muhlis Bey, İlk evliliğini yine anne tarafından Çapanoğlu olan ve güzelliği ile bilinen Saadet hanımla(Haşmet Bey kızı) yapar. Çapanoğlu olayları sırasında Babası Mahmut Bey ve dayıları Edip, Celal ve Halit beylerle birlikte uzun süre dağlarda kalmak zorunda kalır. Daha sonra onlarla birlikte Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Orada geçirdiği sıkıntılı günlerde saat tamir etmeyi öğrendiğini ve dönüp geldikten sonra hobi olarak devam ettirdiği söylenirdi. Olaylar bitip af çıktıktan sonra Yozgat’a döner. Yağma neticesi elde avuçta bir şey kalmadığından önce Buğday Pazarında zahire ticareti daha sonra da ek olarak kok kömürü müteahhitliği yapar. Ömrünün son yıllarında da inşaat müteahhitliğine de başlar. Çorum’un ilçeleri Alaca ve İskilip’in şehir suyu şebekelerini, değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy’un “Şimdi yarısı yıkıldı içimizde bir yaradır” diye tarif ettiği Ankara yolu üzerinde Sarıhacılı mevkiindeki taş köprüyü vs. yaptırır(Aşağı yukarı 80 yaşındaki köprü ve taşları hâlâ sapasağlam ayakta idi). 1930 dan sonraki yıllarda sadece akrabalarının değil yardıma muhtaç Yozgatlılarında hamisidir. Sıkıntı çeken bazı köylülere kullanamadığı arazilerinin bazılarını “Elinize geçtikçe ödersiniz” diyerek verdiğini. Ani ölümü neticesi kime nereyi hangi şartla verdiği bilinmediğinden o günleri yaşayanlar “Alan aldığı ile kaldı. Kimse Muhlis Bey’e olan borcunu ödemedi” diye anlatırlardı. Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu da “Gençliğimde, Ramazanın gelmesini hiç istemezdim. Hemen her gece önceden tespit ettiğimiz evlere sahurdan az evvel birer çuval un bırakmak görevim vardı” derdi. Muhlis Bey, o yıllarda Hindistan da bulunan Çapanoğlu Muhsin Bey’den bir mektup alır. Çapanoğlu olaylarının tahribatı unutulmadan Hindistan’dan gelen bu mektuba Milli Emniyet’in (Şimdi Milli İstihbarat Teşkilatı) bir oyunu olabilir endişesi ile cevap vermez, imha eder. Çapanoğlu Muhsin Bey, Osmanlı sarayında tabip olarak görev yapan Çapanoğlu Mehmet Sadık Beyin oğludur(Rütbesi bilinemiyor). Sarayda Şehzade Prens Abid beyle birlikte büyümüş, sarayda sünnet olmuştur. Fransa da Sorbon da tahsilini yaparken Osmanlı Hanedanın yurt dışına çıkarılması üzerine bursu kesilince değişik işlerde çalışarak tahsilini tamamlayan Muhsin Bey, Japonya da Tokyo camisinin restorasyonunu yaparken Japonların isteği ile ve Abid Beyle birlikte Fransadan Japonya’ya, oradan Mançurya, Çin ve Hindistan’a kadar uzanan birçok siyasi olayın içinde yer alır. Japonya da kurduğu matbaada uzak doğudaki Türkler için yüzlerce kitap, dergi yayımlar. Abid Bey Amerika da, Muhsin Bey Japonya da suikasta kurban giderler. Hayatı büyük bir roman olacak kadar maceralar ile dolu olan Muhsin Bey’in 70 li yaşlarda ve Amerika da bir mühendislik firmasının sahibi olan oğlu Cüneyt Çapanoğlunun da mektubun içeriği hakkında bir bilgisi yok. Çapanoğlu camiinde bir Cuma namazı sırasında rahatsızlanan Muhlis Bey, yanında bulunanlar tarafından buğday pazarındaki yazıhanesine getirilir. O sırada şiddetli bir beyin kanaması geçirmektedir. Rahatsızlığının nedeni fark edilemediğinden orada vefat eder. İlk eşi Saadet Hanımın naşı bile Çapanoğlu Camii haziresine konulduğu halde o zaman belediye reisi olan Fevzi Ayan’ın “Hısım olduğumuz için laf söz olur” gibi saçma bir itirazı üzerine Sarı Topraklığa defnedilir. Hısımlıktan kastı, eşi Ferhunde Hanımın, Muhlis Beyin ikinci eşi Esma Hanımın kardeşi olmasıdır. Fevzi Bey bu yüzden çekindiğini söylerse de aile bunun kıskançlık neticesi olduğunda hem fikirdir. Çünkü Ferhunde Hanımın ağabeyi olan Avni Doğan Bey de Çapanoğlu olayları sırasında kendini öne çıkarmak ve Atatürk’ün hafızasında yer etmek için uzunca bir süre aileye karşı tavır almıştır. Daha sonra 1964 yılında basılan Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası isimli kitabında “Çapanoğullarından asılan ve öldürülenler olmuştur. Bunlar büyüklerine itaati borç bilen ve aile namusu uğruna can veren talihsiz insanlardır” diye yazarak gönül almaya çalışır. Muhlis Bey’den sonra vefat eden Çapanoğlu akrabalar hep Muhlis Bey’in kabrinin yanına gömülmek istediklerinden çoğunun kabri Muhlis Bey’in kabrinin çevresindedir. Yozgatlı ünlü Şair Hüznî babanın oğlu Sayın Fahrettin Öncül ile Yozgat Öğretmen evindeki sohbetimizde şöyle anlatmıştı “Muhlis Bey amca büyük insandı, alçak gönüllüydü ve çok kibar bir insandı, güzel giyinir, etrafında saygı uyandırırdı. Şimdi Bağkur konutlarının olduğu bahçesinde de çok meyve ağacı vardı. Ağaçlara çıkmak için izin isterdik. Her seferinde de mütebessim bir çehre ile çıkın çocuklar istediğiniz kadar yiyin derdi. Ne mübarek bir insandı” demişti. Değerli eğitimci ve araştırmacı Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığımız bir sohbette de Muhlis Bey’den şöyle söz etmişti.”Yozgat Yerköy yolu, eskiden Eskipazar mahallesinden aşar, Sarıhacılı köyünün güneyinden, tepeden dik bir rampa ile inerdi. Akdağdan çıkan arabacılar, Kağnıcılar, yolcular, iki şeyden çekinirlerdi. Bir Muslubelen’i aşsak birde Sarıhacılının yokuşunu aşsak derlerdi. O sırada 2. Dünya savaşı var. Yerköy’de tren istasyonu olduğundan Yozgat Yerköy arasında gelip gitmeler çok fazlaydı. Hükümet yolu, Sarıhacılı boğazından geçirmek istiyor ve İhale açıyor. İhaleyi Muhlis Bey ile Rıfat Bacanlı ve Kardeşleri ortak olarak alıyorlar. Bu yolu ve bu taş köprüyü onlar yapmışlardı. Rahmetli babamda onların yanında sürveyandı. İnşaatı denetlemeye geldikleri bir gün at arabası ile Yozgat’a dönerken yanındakilere beni göstererek bu yeğen kim diye sordu. Onlarda bizim sürveyanın oğlu dediler. Maşallah diyerek başımı okşamıştı. Bizim köyümüz Yozgat’a 21 kilometre uzaklıktaydı. Saat 8,00 sularında Yozgat’ın pazarında olmak için sabah horozlar öterken köyden çıkar,10 kilometre sonra Şahanoğlu kaynağının başında mola verir biraz dinlenirdik. Yine bir mola sırasında giyiminden bir bey olduğu anlaşılan lacivert elbiseli atlı birisi geldi. Selam verdikten sonra duydunuz mu Çapanların Muhlis Bey vefat etmiş dedi. Böyle söyleyince orada bulunan yaşlılar hayıflandılar, “Muhlis Bey öldüyse Yozgat’ın yarısı yıkıldı desene” dediler. Bende çocuk aklımla anlamaya çalışmıştım. Muhlis Bey nasıl biriydi ki ölünce Yozgat’ın yarısı yıkılıyordu. Bilim adamları liderlikte ortak bir özellik yoktur. Her liderin kendine has özelliği vardır derler. Muhlis Bey amca da kendine has özellikleri olan, bey sülalesinden gelen, nur yüzlü, insana güven veren ve çok güzel giyinen bir insandı. Hiç unutmuyorum, o günde üzerinde kolları manşet düğmeli güzel bir pardösü vardı. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.”demişti. (Saadet Hanımla devam edeceğiz)

03.04.2013




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00