BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4601
Toplam
:
13182319
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucu, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Yozgat Gazetesinin değerli sahibi ve Yozgat Gazeteciler cemiyeti başkanı kadim dostum Osman Hakan Kiracı ile İstanbul’da bir araya gelmiştik. Sohbet sırasında uzunca bir süre denize bakıp “Biliyor musun, bizlerde epey yaşlandık sayılır, biz yaştakilerde bu dünyadan gidince bir zamanların Yozgat’ı ile ilgili hatırda kalanlar da yok olup gidecek o yüzden elimizi çabuk tutmalıyız demişti.” Birdenbire söylediği bu söz beni de duygulandırmıştı. Meraklı okuyuculardan gelen talepleri de dikkate alarak, hatırladığım kadarı ve aldığım notlar ve ses kayıtlarımdan yararlanarak eski Yozgat’tan geride kalan bazı anıları köşemde yayınlıyorum. Bu defa yaşadığı dönemde Yozgat halkının hürmet ve sevgisine mazhar olan ve hem akrabalarına hem de tüm Yozgatlıya hamilik yapan Çapanoğlu Muhlis Bey’i ve onun çok özel iki eşi Saadet Hanım ve Esma Hanım’ı üç tefrikalık bir yazı ile anlatmaya çalışacağım.

ÇAPANOĞLU MUHLİS BEY

Derler ki, yaşadığı dönemde ( 01.07.1887 – 30.12.1949 ),tüm Çapanoğullarının hamisi idi. Yozgat halkı büyük saygı ve sevgi gösterirdi. Bu gün bile hâlâ aynı saygı ile hatırlanıp yâd edilen 7.göbekten Çapanoğlu torunudur. Annesi, Çapanoğlu kardeşler Edip, Celal, Halit ve Salih Beylerin ablası Fitnat Hanımdır. Babası, Çapanoğlu Ahmet Bey’in oğlu Mahmut Bey’dir. Yani hem anne tarafından hem de baba tarafından Çapanoğlu’dur. Muhlis Bey dedem, Çapanoğlu hadisesini en acı yaşayanlardan birisidir. Çapanoğlu olayları sırasında Ziraat Bankasından borç olarak alınan 50 bin lira karşılığı tanzim olunan senette “Ahzu Kabz’a” (parayı kullanabilme yetkisi) memur edildiğinden onun da imzası vardır. Bilindiği gibi bu para önce 50 bin lira(senette beş milyon kuruş) olarak alınmış, bu kadar büyük bir meblağın yanlarında taşınamayacağı anlaşılınca 5 bin lirası memur maaşlarının ödenmesi için alıkonulmuş, 45 bin lirası tekrar bankada bırakılmış. Daha sonra gelişen olaylar neticesi o telâşe içinde senet geri alınmadığı gibi üzerinde değişiklik yapılması da unutulduğundan, olayı fark eden Çerkez Ethem, senedi bankada bırakmış,45 bin lirayı da zimmetine geçirmiştir. Bu paranın tamamının alınmadığı bilindiği halde, ceza olarak aileye ödetilmiştir.(Bkz. Yozgat gazetesindeki köşem, Süleyman Sırrı Olayı ve Kocahanoğlu’nun düşündürdükleri). Muhlis Bey, İlk evliliğini yine anne tarafından Çapanoğlu olan ve güzelliği ile bilinen Saadet hanımla(Haşmet Bey kızı) yapar. Çapanoğlu olayları sırasında Babası Mahmut Bey ve dayıları Edip, Celal ve Halit beylerle birlikte uzun süre dağlarda kalmak zorunda kalır. Daha sonra onlarla birlikte Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Orada geçirdiği sıkıntılı günlerde saat tamir etmeyi öğrendiğini ve dönüp geldikten sonra hobi olarak devam ettirdiği söylenirdi. Olaylar bitip af çıktıktan sonra Yozgat’a döner. Yağma neticesi elde avuçta bir şey kalmadığından önce Buğday Pazarında zahire ticareti daha sonra da ek olarak kok kömürü müteahhitliği yapar. Ömrünün son yıllarında da inşaat müteahhitliğine de başlar. Çorum’un ilçeleri Alaca ve İskilip’in şehir suyu şebekelerini, değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy’un “Şimdi yarısı yıkıldı içimizde bir yaradır” diye tarif ettiği Ankara yolu üzerinde Sarıhacılı mevkiindeki taş köprüyü vs. yaptırır(Aşağı yukarı 80 yaşındaki köprü ve taşları hâlâ sapasağlam ayakta idi). 1930 dan sonraki yıllarda sadece akrabalarının değil yardıma muhtaç Yozgatlılarında hamisidir. Sıkıntı çeken bazı köylülere kullanamadığı arazilerinin bazılarını “Elinize geçtikçe ödersiniz” diyerek verdiğini. Ani ölümü neticesi kime nereyi hangi şartla verdiği bilinmediğinden o günleri yaşayanlar “Alan aldığı ile kaldı. Kimse Muhlis Bey’e olan borcunu ödemedi” diye anlatırlardı. Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu da “Gençliğimde, Ramazanın gelmesini hiç istemezdim. Hemen her gece önceden tespit ettiğimiz evlere sahurdan az evvel birer çuval un bırakmak görevim vardı” derdi. Muhlis Bey, o yıllarda Hindistan da bulunan Çapanoğlu Muhsin Bey’den bir mektup alır. Çapanoğlu olaylarının tahribatı unutulmadan Hindistan’dan gelen bu mektuba Milli Emniyet’in (Şimdi Milli İstihbarat Teşkilatı) bir oyunu olabilir endişesi ile cevap vermez, imha eder. Çapanoğlu Muhsin Bey, Osmanlı sarayında tabip olarak görev yapan Çapanoğlu Mehmet Sadık Beyin oğludur(Rütbesi bilinemiyor). Sarayda Şehzade Prens Abid beyle birlikte büyümüş, sarayda sünnet olmuştur. Fransa da Sorbon da tahsilini yaparken Osmanlı Hanedanın yurt dışına çıkarılması üzerine bursu kesilince değişik işlerde çalışarak tahsilini tamamlayan Muhsin Bey, Japonya da Tokyo camisinin restorasyonunu yaparken Japonların isteği ile ve Abid Beyle birlikte Fransadan Japonya’ya, oradan Mançurya, Çin ve Hindistan’a kadar uzanan birçok siyasi olayın içinde yer alır. Japonya da kurduğu matbaada uzak doğudaki Türkler için yüzlerce kitap, dergi yayımlar. Abid Bey Amerika da, Muhsin Bey Japonya da suikasta kurban giderler. Hayatı büyük bir roman olacak kadar maceralar ile dolu olan Muhsin Bey’in 70 li yaşlarda ve Amerika da bir mühendislik firmasının sahibi olan oğlu Cüneyt Çapanoğlunun da mektubun içeriği hakkında bir bilgisi yok. Çapanoğlu camiinde bir Cuma namazı sırasında rahatsızlanan Muhlis Bey, yanında bulunanlar tarafından buğday pazarındaki yazıhanesine getirilir. O sırada şiddetli bir beyin kanaması geçirmektedir. Rahatsızlığının nedeni fark edilemediğinden orada vefat eder. İlk eşi Saadet Hanımın naşı bile Çapanoğlu Camii haziresine konulduğu halde o zaman belediye reisi olan Fevzi Ayan’ın “Hısım olduğumuz için laf söz olur” gibi saçma bir itirazı üzerine Sarı Topraklığa defnedilir. Hısımlıktan kastı, eşi Ferhunde Hanımın, Muhlis Beyin ikinci eşi Esma Hanımın kardeşi olmasıdır. Fevzi Bey bu yüzden çekindiğini söylerse de aile bunun kıskançlık neticesi olduğunda hem fikirdir. Çünkü Ferhunde Hanımın ağabeyi olan Avni Doğan Bey de Çapanoğlu olayları sırasında kendini öne çıkarmak ve Atatürk’ün hafızasında yer etmek için uzunca bir süre aileye karşı tavır almıştır. Daha sonra 1964 yılında basılan Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası isimli kitabında “Çapanoğullarından asılan ve öldürülenler olmuştur. Bunlar büyüklerine itaati borç bilen ve aile namusu uğruna can veren talihsiz insanlardır” diye yazarak gönül almaya çalışır. Muhlis Bey’den sonra vefat eden Çapanoğlu akrabalar hep Muhlis Bey’in kabrinin yanına gömülmek istediklerinden çoğunun kabri Muhlis Bey’in kabrinin çevresindedir. Yozgatlı ünlü Şair Hüznî babanın oğlu Sayın Fahrettin Öncül ile Yozgat Öğretmen evindeki sohbetimizde şöyle anlatmıştı “Muhlis Bey amca büyük insandı, alçak gönüllüydü ve çok kibar bir insandı, güzel giyinir, etrafında saygı uyandırırdı. Şimdi Bağkur konutlarının olduğu bahçesinde de çok meyve ağacı vardı. Ağaçlara çıkmak için izin isterdik. Her seferinde de mütebessim bir çehre ile çıkın çocuklar istediğiniz kadar yiyin derdi. Ne mübarek bir insandı” demişti. Değerli eğitimci ve araştırmacı Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığımız bir sohbette de Muhlis Bey’den şöyle söz etmişti.”Yozgat Yerköy yolu, eskiden Eskipazar mahallesinden aşar, Sarıhacılı köyünün güneyinden, tepeden dik bir rampa ile inerdi. Akdağdan çıkan arabacılar, Kağnıcılar, yolcular, iki şeyden çekinirlerdi. Bir Muslubelen’i aşsak birde Sarıhacılının yokuşunu aşsak derlerdi. O sırada 2. Dünya savaşı var. Yerköy’de tren istasyonu olduğundan Yozgat Yerköy arasında gelip gitmeler çok fazlaydı. Hükümet yolu, Sarıhacılı boğazından geçirmek istiyor ve İhale açıyor. İhaleyi Muhlis Bey ile Rıfat Bacanlı ve Kardeşleri ortak olarak alıyorlar. Bu yolu ve bu taş köprüyü onlar yapmışlardı. Rahmetli babamda onların yanında sürveyandı. İnşaatı denetlemeye geldikleri bir gün at arabası ile Yozgat’a dönerken yanındakilere beni göstererek bu yeğen kim diye sordu. Onlarda bizim sürveyanın oğlu dediler. Maşallah diyerek başımı okşamıştı. Bizim köyümüz Yozgat’a 21 kilometre uzaklıktaydı. Saat 8,00 sularında Yozgat’ın pazarında olmak için sabah horozlar öterken köyden çıkar,10 kilometre sonra Şahanoğlu kaynağının başında mola verir biraz dinlenirdik. Yine bir mola sırasında giyiminden bir bey olduğu anlaşılan lacivert elbiseli atlı birisi geldi. Selam verdikten sonra duydunuz mu Çapanların Muhlis Bey vefat etmiş dedi. Böyle söyleyince orada bulunan yaşlılar hayıflandılar, “Muhlis Bey öldüyse Yozgat’ın yarısı yıkıldı desene” dediler. Bende çocuk aklımla anlamaya çalışmıştım. Muhlis Bey nasıl biriydi ki ölünce Yozgat’ın yarısı yıkılıyordu. Bilim adamları liderlikte ortak bir özellik yoktur. Her liderin kendine has özelliği vardır derler. Muhlis Bey amca da kendine has özellikleri olan, bey sülalesinden gelen, nur yüzlü, insana güven veren ve çok güzel giyinen bir insandı. Hiç unutmuyorum, o günde üzerinde kolları manşet düğmeli güzel bir pardösü vardı. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.”demişti. (Saadet Hanımla devam edeceğiz)

03.04.2013




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00