BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
226
Dün
:
4936
Toplam
:
13342664
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucu, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Yozgat Gazetesinin değerli sahibi ve Yozgat Gazeteciler cemiyeti başkanı kadim dostum Osman Hakan Kiracı ile İstanbul’da bir araya gelmiştik. Sohbet sırasında uzunca bir süre denize bakıp “Biliyor musun, bizlerde epey yaşlandık sayılır, biz yaştakilerde bu dünyadan gidince bir zamanların Yozgat’ı ile ilgili hatırda kalanlar da yok olup gidecek o yüzden elimizi çabuk tutmalıyız demişti.” Birdenbire söylediği bu söz beni de duygulandırmıştı. Meraklı okuyuculardan gelen talepleri de dikkate alarak, hatırladığım kadarı ve aldığım notlar ve ses kayıtlarımdan yararlanarak eski Yozgat’tan geride kalan bazı anıları köşemde yayınlıyorum. Bu defa yaşadığı dönemde Yozgat halkının hürmet ve sevgisine mazhar olan ve hem akrabalarına hem de tüm Yozgatlıya hamilik yapan Çapanoğlu Muhlis Bey’i ve onun çok özel iki eşi Saadet Hanım ve Esma Hanım’ı üç tefrikalık bir yazı ile anlatmaya çalışacağım.

ÇAPANOĞLU MUHLİS BEY

Derler ki, yaşadığı dönemde ( 01.07.1887 – 30.12.1949 ),tüm Çapanoğullarının hamisi idi. Yozgat halkı büyük saygı ve sevgi gösterirdi. Bu gün bile hâlâ aynı saygı ile hatırlanıp yâd edilen 7.göbekten Çapanoğlu torunudur. Annesi, Çapanoğlu kardeşler Edip, Celal, Halit ve Salih Beylerin ablası Fitnat Hanımdır. Babası, Çapanoğlu Ahmet Bey’in oğlu Mahmut Bey’dir. Yani hem anne tarafından hem de baba tarafından Çapanoğlu’dur. Muhlis Bey dedem, Çapanoğlu hadisesini en acı yaşayanlardan birisidir. Çapanoğlu olayları sırasında Ziraat Bankasından borç olarak alınan 50 bin lira karşılığı tanzim olunan senette “Ahzu Kabz’a” (parayı kullanabilme yetkisi) memur edildiğinden onun da imzası vardır. Bilindiği gibi bu para önce 50 bin lira(senette beş milyon kuruş) olarak alınmış, bu kadar büyük bir meblağın yanlarında taşınamayacağı anlaşılınca 5 bin lirası memur maaşlarının ödenmesi için alıkonulmuş, 45 bin lirası tekrar bankada bırakılmış. Daha sonra gelişen olaylar neticesi o telâşe içinde senet geri alınmadığı gibi üzerinde değişiklik yapılması da unutulduğundan, olayı fark eden Çerkez Ethem, senedi bankada bırakmış,45 bin lirayı da zimmetine geçirmiştir. Bu paranın tamamının alınmadığı bilindiği halde, ceza olarak aileye ödetilmiştir.(Bkz. Yozgat gazetesindeki köşem, Süleyman Sırrı Olayı ve Kocahanoğlu’nun düşündürdükleri). Muhlis Bey, İlk evliliğini yine anne tarafından Çapanoğlu olan ve güzelliği ile bilinen Saadet hanımla(Haşmet Bey kızı) yapar. Çapanoğlu olayları sırasında Babası Mahmut Bey ve dayıları Edip, Celal ve Halit beylerle birlikte uzun süre dağlarda kalmak zorunda kalır. Daha sonra onlarla birlikte Uzunyayla Çerkezlerine sığınırlar. Orada geçirdiği sıkıntılı günlerde saat tamir etmeyi öğrendiğini ve dönüp geldikten sonra hobi olarak devam ettirdiği söylenirdi. Olaylar bitip af çıktıktan sonra Yozgat’a döner. Yağma neticesi elde avuçta bir şey kalmadığından önce Buğday Pazarında zahire ticareti daha sonra da ek olarak kok kömürü müteahhitliği yapar. Ömrünün son yıllarında da inşaat müteahhitliğine de başlar. Çorum’un ilçeleri Alaca ve İskilip’in şehir suyu şebekelerini, değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy’un “Şimdi yarısı yıkıldı içimizde bir yaradır” diye tarif ettiği Ankara yolu üzerinde Sarıhacılı mevkiindeki taş köprüyü vs. yaptırır(Aşağı yukarı 80 yaşındaki köprü ve taşları hâlâ sapasağlam ayakta idi). 1930 dan sonraki yıllarda sadece akrabalarının değil yardıma muhtaç Yozgatlılarında hamisidir. Sıkıntı çeken bazı köylülere kullanamadığı arazilerinin bazılarını “Elinize geçtikçe ödersiniz” diyerek verdiğini. Ani ölümü neticesi kime nereyi hangi şartla verdiği bilinmediğinden o günleri yaşayanlar “Alan aldığı ile kaldı. Kimse Muhlis Bey’e olan borcunu ödemedi” diye anlatırlardı. Rahmetli babam Muammer Çapanoğlu da “Gençliğimde, Ramazanın gelmesini hiç istemezdim. Hemen her gece önceden tespit ettiğimiz evlere sahurdan az evvel birer çuval un bırakmak görevim vardı” derdi. Muhlis Bey, o yıllarda Hindistan da bulunan Çapanoğlu Muhsin Bey’den bir mektup alır. Çapanoğlu olaylarının tahribatı unutulmadan Hindistan’dan gelen bu mektuba Milli Emniyet’in (Şimdi Milli İstihbarat Teşkilatı) bir oyunu olabilir endişesi ile cevap vermez, imha eder. Çapanoğlu Muhsin Bey, Osmanlı sarayında tabip olarak görev yapan Çapanoğlu Mehmet Sadık Beyin oğludur(Rütbesi bilinemiyor). Sarayda Şehzade Prens Abid beyle birlikte büyümüş, sarayda sünnet olmuştur. Fransa da Sorbon da tahsilini yaparken Osmanlı Hanedanın yurt dışına çıkarılması üzerine bursu kesilince değişik işlerde çalışarak tahsilini tamamlayan Muhsin Bey, Japonya da Tokyo camisinin restorasyonunu yaparken Japonların isteği ile ve Abid Beyle birlikte Fransadan Japonya’ya, oradan Mançurya, Çin ve Hindistan’a kadar uzanan birçok siyasi olayın içinde yer alır. Japonya da kurduğu matbaada uzak doğudaki Türkler için yüzlerce kitap, dergi yayımlar. Abid Bey Amerika da, Muhsin Bey Japonya da suikasta kurban giderler. Hayatı büyük bir roman olacak kadar maceralar ile dolu olan Muhsin Bey’in 70 li yaşlarda ve Amerika da bir mühendislik firmasının sahibi olan oğlu Cüneyt Çapanoğlunun da mektubun içeriği hakkında bir bilgisi yok. Çapanoğlu camiinde bir Cuma namazı sırasında rahatsızlanan Muhlis Bey, yanında bulunanlar tarafından buğday pazarındaki yazıhanesine getirilir. O sırada şiddetli bir beyin kanaması geçirmektedir. Rahatsızlığının nedeni fark edilemediğinden orada vefat eder. İlk eşi Saadet Hanımın naşı bile Çapanoğlu Camii haziresine konulduğu halde o zaman belediye reisi olan Fevzi Ayan’ın “Hısım olduğumuz için laf söz olur” gibi saçma bir itirazı üzerine Sarı Topraklığa defnedilir. Hısımlıktan kastı, eşi Ferhunde Hanımın, Muhlis Beyin ikinci eşi Esma Hanımın kardeşi olmasıdır. Fevzi Bey bu yüzden çekindiğini söylerse de aile bunun kıskançlık neticesi olduğunda hem fikirdir. Çünkü Ferhunde Hanımın ağabeyi olan Avni Doğan Bey de Çapanoğlu olayları sırasında kendini öne çıkarmak ve Atatürk’ün hafızasında yer etmek için uzunca bir süre aileye karşı tavır almıştır. Daha sonra 1964 yılında basılan Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası isimli kitabında “Çapanoğullarından asılan ve öldürülenler olmuştur. Bunlar büyüklerine itaati borç bilen ve aile namusu uğruna can veren talihsiz insanlardır” diye yazarak gönül almaya çalışır. Muhlis Bey’den sonra vefat eden Çapanoğlu akrabalar hep Muhlis Bey’in kabrinin yanına gömülmek istediklerinden çoğunun kabri Muhlis Bey’in kabrinin çevresindedir. Yozgatlı ünlü Şair Hüznî babanın oğlu Sayın Fahrettin Öncül ile Yozgat Öğretmen evindeki sohbetimizde şöyle anlatmıştı “Muhlis Bey amca büyük insandı, alçak gönüllüydü ve çok kibar bir insandı, güzel giyinir, etrafında saygı uyandırırdı. Şimdi Bağkur konutlarının olduğu bahçesinde de çok meyve ağacı vardı. Ağaçlara çıkmak için izin isterdik. Her seferinde de mütebessim bir çehre ile çıkın çocuklar istediğiniz kadar yiyin derdi. Ne mübarek bir insandı” demişti. Değerli eğitimci ve araştırmacı Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığımız bir sohbette de Muhlis Bey’den şöyle söz etmişti.”Yozgat Yerköy yolu, eskiden Eskipazar mahallesinden aşar, Sarıhacılı köyünün güneyinden, tepeden dik bir rampa ile inerdi. Akdağdan çıkan arabacılar, Kağnıcılar, yolcular, iki şeyden çekinirlerdi. Bir Muslubelen’i aşsak birde Sarıhacılının yokuşunu aşsak derlerdi. O sırada 2. Dünya savaşı var. Yerköy’de tren istasyonu olduğundan Yozgat Yerköy arasında gelip gitmeler çok fazlaydı. Hükümet yolu, Sarıhacılı boğazından geçirmek istiyor ve İhale açıyor. İhaleyi Muhlis Bey ile Rıfat Bacanlı ve Kardeşleri ortak olarak alıyorlar. Bu yolu ve bu taş köprüyü onlar yapmışlardı. Rahmetli babamda onların yanında sürveyandı. İnşaatı denetlemeye geldikleri bir gün at arabası ile Yozgat’a dönerken yanındakilere beni göstererek bu yeğen kim diye sordu. Onlarda bizim sürveyanın oğlu dediler. Maşallah diyerek başımı okşamıştı. Bizim köyümüz Yozgat’a 21 kilometre uzaklıktaydı. Saat 8,00 sularında Yozgat’ın pazarında olmak için sabah horozlar öterken köyden çıkar,10 kilometre sonra Şahanoğlu kaynağının başında mola verir biraz dinlenirdik. Yine bir mola sırasında giyiminden bir bey olduğu anlaşılan lacivert elbiseli atlı birisi geldi. Selam verdikten sonra duydunuz mu Çapanların Muhlis Bey vefat etmiş dedi. Böyle söyleyince orada bulunan yaşlılar hayıflandılar, “Muhlis Bey öldüyse Yozgat’ın yarısı yıkıldı desene” dediler. Bende çocuk aklımla anlamaya çalışmıştım. Muhlis Bey nasıl biriydi ki ölünce Yozgat’ın yarısı yıkılıyordu. Bilim adamları liderlikte ortak bir özellik yoktur. Her liderin kendine has özelliği vardır derler. Muhlis Bey amca da kendine has özellikleri olan, bey sülalesinden gelen, nur yüzlü, insana güven veren ve çok güzel giyinen bir insandı. Hiç unutmuyorum, o günde üzerinde kolları manşet düğmeli güzel bir pardösü vardı. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.”demişti. (Saadet Hanımla devam edeceğiz)

03.04.2013




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00