BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
277
Dün
:
4936
Toplam
:
13340178
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYENİN İLK BOKS MAÇI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Türkiye’nin ilk boks maçı 1 Nisan 1932 tarihinde tarihi Tepebaşı Tiyatrosunda yapılmıştı. Fransız boksör Franki Marken, kendisi ile dövüşecek kimse bulamayınca zamanın gazetelerine “ karşıma benimle dövüşecek kimse çıkmazsa Fransa’ya döneceğim ve Türkleri dövdüm diyeceğim” diye kışkırtıcı ilanlar verir. Bu ilan pehlivanların buluştuğu kahvede de konuşulur. İlana sinirlenen Cemal Pehlivan boksörün cüssesine de bakarak “abe bu nasıl bir adamdır ki bizi böyle hakir görür” diyerek dövüşmeye talip olur. Kurtdereli Mehmet Pehlivan “Cemal bu bizim bildiğimiz bir spor değil” diye kendini ikaz etse de o kararını vermiştir. Şöyle bir anlaşma yapılır. Bu sadece, hususi bir boks maçı olacaktır. İki boksör yerine bir boksör ile bir pehlivan arasında olacak ve maç tamamen boks kuralları dairesinde cereyan edecektir. Franki, gazetecilere verdiği röportajda Cemal pehlivanla yapacağı maç hakkında izahat verdikten sonra bu maçı kazanacağına tamamen emin olduğunu söyler. Maçı kazanacağından o kadar emindir ki, bu dövüşten bir hafta, on gün sonra Selim isminde birisi ile de maç yapmağa hazır olduğunu ve maç mukavelesini de imzalamağa hazır olduğunu söyler. İki sporcu 1 Nisan günü saat 15.00 de karşılaşacaklardır. Tepebaşı Tiyatrosu, bir boksörle bir pehlivanın yapacağı bu müsabakayı merak edenlerle tamamen dolmuştu. İzleyiciler, biri diğerine tamamen aykırı iki sporcunun nasıl karşılaşacağını merakla bekliyordu. Cemal pehlivanın, soyunup arkasında bir havlu sarılı olduğu halde iri cüssesiyle ringe gelmesi uzun alkışlarla karşılandı. Pehlivan, kendine ayrılan köşeye gidip oturdu ama Franki daha meydanda görünmüyordu. Ancak 20-25 dakika sonra göründü. Franki’nin de ringe çıkması ile Ringe gelen hakem Todori, biri pehlivan öbürü boksör iki sporcuyu görünce böyle bir müsabakanın mümkün olamayacağını dolayısıyla bu maçın hakemliğini yapmak istemediğini, bu işin mesuliyetini alamayacağını söyledi. Güreş Federasyonu da bu işin geriye bırakılmasını isteyince seyirciler arasında bir curcuna başladı. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. İzleyiciler, biz buraya maç seyretmeğe geldik, paramızı geri isteriz diye bağırmaya başladılar. Kıdemli güreşçilerde itirazda bulundular zira Franki, karşıma kimse çıkmazsa Türkleri dövdüm diyeceğim diyordu. Gürültülerden ahşap salon sanki yıkılacak bir hale geldi. Kalabalığın gözü o sırada salonda bulunan genç Eşref Şefik’e takılınca onun hakemlik yapması için tezahürat yapmaya başladılar. Etrafında bulunanların da teşviki ile ringe çıkan Eşref Şefik, “bu iş her ne kadar sportif bir hareket değilse de bir tehlikesi de olmadığını, bir boksörle bir güreşçinin kurallar dâhilinde dövüşebileceğini söyledi ve maçın hakemi olmayı kabul etti ve maç başladı. Genel manzara şöyle idi. Franki, dev cüsseli pehlivanın heybetinden korkuyor, yanına yanaşmağa cesaret edemiyordu. Cemal pehlivan da, daha bir boks yumruğunun nasıl vurulacağını bilememenin tesiri altında kararsız, ama iri cüssesiyle Franki’yi korkutuyor, birbirlerine açık vermemeye çalışıyorlardı. İlk raund böyle birbirlerinin etrafında dönmeleriyle bitti. İkinci raund da Cemal Pehlivan birkaç yumruk vurarak Franki’yi yere serdi. Dokuza kadar saydıktan sonra ancak ayağa kalkabildi. Üçüncü raund da Franki kendini toplayıp bir kaç tesirli yumruk vurmaya muvaffak oldu. Dördüncü raund da epeyce sinirlenen Cemal Pehlivan birkaç yumruktan sonra bir biçimine getirerek Franki’ye okkalı bir Osmanlı tokadı yapıştırdı. Yere yapışan Franki kalkıp yumruk vurmak isterken kolunun incindiği fark etti. Müsabakaya devam edemeyeceğini söyledi. Cemal Pehlivan Türklerin onurunu kurtarmak için kabul ettiği bu boks maçından böylece galip çıktı. Sıkı bir Osmanlı Tokadı işi bitirmişti.

25.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00