BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
222
Dün
:
4633
Toplam
:
14853011
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYENİN İLK BOKS MAÇI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Türkiye’nin ilk boks maçı 1 Nisan 1932 tarihinde tarihi Tepebaşı Tiyatrosunda yapılmıştı. Fransız boksör Franki Marken, kendisi ile dövüşecek kimse bulamayınca zamanın gazetelerine “ karşıma benimle dövüşecek kimse çıkmazsa Fransa’ya döneceğim ve Türkleri dövdüm diyeceğim” diye kışkırtıcı ilanlar verir. Bu ilan pehlivanların buluştuğu kahvede de konuşulur. İlana sinirlenen Cemal Pehlivan boksörün cüssesine de bakarak “abe bu nasıl bir adamdır ki bizi böyle hakir görür” diyerek dövüşmeye talip olur. Kurtdereli Mehmet Pehlivan “Cemal bu bizim bildiğimiz bir spor değil” diye kendini ikaz etse de o kararını vermiştir. Şöyle bir anlaşma yapılır. Bu sadece, hususi bir boks maçı olacaktır. İki boksör yerine bir boksör ile bir pehlivan arasında olacak ve maç tamamen boks kuralları dairesinde cereyan edecektir. Franki, gazetecilere verdiği röportajda Cemal pehlivanla yapacağı maç hakkında izahat verdikten sonra bu maçı kazanacağına tamamen emin olduğunu söyler. Maçı kazanacağından o kadar emindir ki, bu dövüşten bir hafta, on gün sonra Selim isminde birisi ile de maç yapmağa hazır olduğunu ve maç mukavelesini de imzalamağa hazır olduğunu söyler. İki sporcu 1 Nisan günü saat 15.00 de karşılaşacaklardır. Tepebaşı Tiyatrosu, bir boksörle bir pehlivanın yapacağı bu müsabakayı merak edenlerle tamamen dolmuştu. İzleyiciler, biri diğerine tamamen aykırı iki sporcunun nasıl karşılaşacağını merakla bekliyordu. Cemal pehlivanın, soyunup arkasında bir havlu sarılı olduğu halde iri cüssesiyle ringe gelmesi uzun alkışlarla karşılandı. Pehlivan, kendine ayrılan köşeye gidip oturdu ama Franki daha meydanda görünmüyordu. Ancak 20-25 dakika sonra göründü. Franki’nin de ringe çıkması ile Ringe gelen hakem Todori, biri pehlivan öbürü boksör iki sporcuyu görünce böyle bir müsabakanın mümkün olamayacağını dolayısıyla bu maçın hakemliğini yapmak istemediğini, bu işin mesuliyetini alamayacağını söyledi. Güreş Federasyonu da bu işin geriye bırakılmasını isteyince seyirciler arasında bir curcuna başladı. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. İzleyiciler, biz buraya maç seyretmeğe geldik, paramızı geri isteriz diye bağırmaya başladılar. Kıdemli güreşçilerde itirazda bulundular zira Franki, karşıma kimse çıkmazsa Türkleri dövdüm diyeceğim diyordu. Gürültülerden ahşap salon sanki yıkılacak bir hale geldi. Kalabalığın gözü o sırada salonda bulunan genç Eşref Şefik’e takılınca onun hakemlik yapması için tezahürat yapmaya başladılar. Etrafında bulunanların da teşviki ile ringe çıkan Eşref Şefik, “bu iş her ne kadar sportif bir hareket değilse de bir tehlikesi de olmadığını, bir boksörle bir güreşçinin kurallar dâhilinde dövüşebileceğini söyledi ve maçın hakemi olmayı kabul etti ve maç başladı. Genel manzara şöyle idi. Franki, dev cüsseli pehlivanın heybetinden korkuyor, yanına yanaşmağa cesaret edemiyordu. Cemal pehlivan da, daha bir boks yumruğunun nasıl vurulacağını bilememenin tesiri altında kararsız, ama iri cüssesiyle Franki’yi korkutuyor, birbirlerine açık vermemeye çalışıyorlardı. İlk raund böyle birbirlerinin etrafında dönmeleriyle bitti. İkinci raund da Cemal Pehlivan birkaç yumruk vurarak Franki’yi yere serdi. Dokuza kadar saydıktan sonra ancak ayağa kalkabildi. Üçüncü raund da Franki kendini toplayıp bir kaç tesirli yumruk vurmaya muvaffak oldu. Dördüncü raund da epeyce sinirlenen Cemal Pehlivan birkaç yumruktan sonra bir biçimine getirerek Franki’ye okkalı bir Osmanlı tokadı yapıştırdı. Yere yapışan Franki kalkıp yumruk vurmak isterken kolunun incindiği fark etti. Müsabakaya devam edemeyeceğini söyledi. Cemal Pehlivan Türklerin onurunu kurtarmak için kabul ettiği bu boks maçından böylece galip çıktı. Sıkı bir Osmanlı Tokadı işi bitirmişti.

25.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00