BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4601
Toplam
:
13189565
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KAFARAĞA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gerçek ismi böylemiydi, soyadı varmıydı hiç aklımıza gelmezdi. Cennetmekân dedem Ceritzade Şükrü Efendinin yanında, çok saf, çok temiz ruhlu, çok sadık, çok emektar bir garip azaptı. Eski ve soluk renkli sekiz köşeli kasketinin ortadan kırık siperliğini başının yan tarafına getirerek giyerdi. Yüzü hep sakallı, boynu dahil güneş yanığı ve kırış kırıştı. Hep güler yüzlüydü. Deve kervanı gibi birbirine bağlı katırlarla Dayılı köyünde yetiştirilen yeşil fasulye, mısır, ceviz, ayva, gibi bazı mahsullerle pekmez, çalma, un gibi köyde hazırlanan kışlıkları, Yozgat’ta ahırdaki hayvanlar için çuvallarla saman ve tandırda yemek pişirmek için budanmış asma çubuğu gibi şeyleri Dayılı köyünden Yozgat’taki eve taşırdı. Mutlaka 5-6 kişiyle birlikte gelirdi. Bazıları kendine yardımcı bazıları da Yozgat’ta işi olanlar olurdu. Gelenler hava kararıp akşam yemeğini yedikten sonra eğer mevsim güz, hava da soğuksa ahırın sekisinde altta hayvanlar ile birlikte, mevsim yaz ise orta avluya serilen döşeklerde yatarlar sabah erkenden de katırlarla köye doğru yola koyulurlardı. Yozgat’a geldiğinde asla sedire filan oturmaz, kapıya yakın bir yerde kasketi başında sessizce dizleri üzerine oturur öylece kalırdı. Bizde iki kardeş onun dizinin dibine oturur bize hikâyeler anlatmasını isterdik. Yorgun değilse anlatırdı, o anlatır biz hayallerle dalardık. Ama keyfi yoksa “hekaye hekmiş, çamura çökmüş çekince guyruğu gopmuş” derdi. Bizde üstelemezdik, biraz yanında oturur sonra kalkar vakit geçirecek başka şeyler bulurduk. Elektrikler saat 23.00 de kesildiğinden o saate kalmadan da uykuya dalmış olurduk. Kafarağanın yine 5-6 köylüyle geldiği bir akşamüzeri idi. Çok bitkin görünüyordu. Rahmetli anneannem sorunca “başım bek ağrıyo hanımabla, koyden bu yana zor geldim” dedi. Anneannem hemen bir bardak su ile iki aspirin getirdi. Daha içer içmez “ohh! ölmüşleriyin canına dağsın hanımabla ne ağrım kaldı ne bişey” demez mi? Daha aspirin tesir etmemişti ki. Bu olay beni o kadar etkilemiş ki ne zaman bir hap yutsam aklıma Kafarağa gelir. Dayım Yaşar Cerit’in 15-17 yaş civarındaki yıllarında ineklerden birisi hastalanır. Durumun kötüye gittiğini gören dedem ineğin kesilmesine karar verir. Kesilir, derisi yüzülür, parçalanır. Anneannem dayıma “bunu gece serinlikte Yozgat’a götürün, iki de koyun alıp kasaba götürün sucuk yapsın” der. Yozgat karasal iklimin etkisi altında olduğundan yazın bile geceler oldukça serin olur. 2011 yılı Ağustos ayında çok sevdiğimiz değerli bir kardeşimizin daveti üzerine Antalya’ya gitmiştik. Sıcaktan evden dışarı çıkamadık. Oradan Yozgat’a geldik ki 18 derece, musluktan akan su buz gibi, gece yorgana sarılıp yatmıştık. Neyse efendim, dayım at ile Kafarağa eşek ile ve heybelere basılan etler ile aysız bir gece ve zifiri bir karanlıkta Dayılı köyünden yola çıkarlar. Sadece hayvanların ayak seslerinin duyulduğu gecenin sessizliğinde Kafarağa birden korku ile bağırır, “ayağıma yılan sarıldı.” Şok olan dayım şaşkınlığı geçince hemen attan inip zifiri karanlıkta cebindeki çakı ile Kafarağa’nın ayağını yılandan kurtarmaya çalışır. Tabi bu arada Kafarağa’nın ayağını da yaralar. Heybelerden birisinin alt köşesi daha önce biraz açılmış. Yozgat’a yaklaştıkları sırada Kafarağa yol boyunca sallanan ayağını sürte sürte o deliği daha da büyütmüş, delikten aşağı sarkan bağırsaklar Kafarağa’nın ayağına dolanınca korku ile “ayağıma yılan dolandı” diye bağırmış. Yine bir gelişlerinde her zamanki gibi avluda yatarlar. Yozgat pazarına gelen başka iki köylüde onlardan ayrı olarak Yozgat’a gelirler. İşlerini bitirdikten sonra da vakit geçirmek için kahveye giderler. Hazırlıklı olmadıklarından, yani yanlarında el feneri gibi bir şeyde olmadığından elektrik kesilip kahve boşalınca karanlıkta sokak ortasında kalıverirler. O zaman pilli el fenerleri her evde bile bulunmazdı. Gece gezmesine gidenler gazyağı ile yanan gemici feneri ile evlerine döner, fener taşıma görevi birkaç adım önden yürüyen çocuklara verilirdi. Bizim iki köylü önce hana giderler. Handa yer bulamayınca efendağanın evine gidelim ötekilerle birlikte orada yatarız düşüncesiyle bize gelirler. Karanlıkta yolu şaşırırlar epey bir dolaşırlarsa da sonunda evi bulurlar. Üstü kiremitli dış çatal kapı traktör ve fayton kolayca girip çıkabilsin diye her zaman açık olurdu. İkinci çatal kapı arkadan sürgülenirdi. Kapının kilitli olduğunu görünce sessizce içeriye girmenin yolunu ararlar. Duvardan atlamaktan başka çare yok. Bunlar kapı önünde fısır fısır konuşurlarken zaten geceleri pek az uyuyan büyükannem Çerkez Gül Hanım, hem ayak seslerinden hem de konuşmalarından onları fark eder ve dedemi uyandırır. Adamların içeri girmek istediğini anlayan dedem onların hırsız olduğuna kanat getirerek kolayca yakalamak için içeri girmelerini bekler. Bu arada da Kafarağayı ve birlikte geldiği köylüleri uyandırıp, uyuyormuş gibi yapmalarını söyler. Bir şeyden haberi olmayan adamlar duvardan yavaşça avluya atlayınca bizimkiler birden yattıkları yerden fırlayıp adamları dövmeye başlarlar. Zavallı adamlar “efenda biz hırsız değelik biz Daylılılık diye kendilerini tanıtana kadar biraz hırpalanırlar. Ondan sonrası rahmetli anneanneme düşer. Gece karalığında fener ışığında görebildiği kadarı ile adamların yarasına beresine tentürdiyot sürer. Emektar Kafarağa, yaşlanınca Efenda’sından köyü İğecen’e dönmek için müsaade ister. O da köyüne eli boş gitmesin diye 5 adet koyun verir. Verir ama bizim kafarağa yağmurlu bir günde koyunları kaybeder. Dereye düşüp boğulurlar korkusuyla bütün dere boyunu dolaşır sonunda güç bela sabaha karşı sırılsıklam bir vaziyette Dayılı’ya dedemin kapısına gelir yığılır. Hemen içeri alırlar üstünü başını soyarlar kuruturlar. Kendine geldiğinde ağzından çıkan ilk söz şu olur.“Bu zenginlik ne zor şeymiş Efenda” Allahın rahmeti üzerine olsun.

18.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00