BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
202
Dün
:
5063
Toplam
:
13449491
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KAFARAĞA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gerçek ismi böylemiydi, soyadı varmıydı hiç aklımıza gelmezdi. Cennetmekân dedem Ceritzade Şükrü Efendinin yanında, çok saf, çok temiz ruhlu, çok sadık, çok emektar bir garip azaptı. Eski ve soluk renkli sekiz köşeli kasketinin ortadan kırık siperliğini başının yan tarafına getirerek giyerdi. Yüzü hep sakallı, boynu dahil güneş yanığı ve kırış kırıştı. Hep güler yüzlüydü. Deve kervanı gibi birbirine bağlı katırlarla Dayılı köyünde yetiştirilen yeşil fasulye, mısır, ceviz, ayva, gibi bazı mahsullerle pekmez, çalma, un gibi köyde hazırlanan kışlıkları, Yozgat’ta ahırdaki hayvanlar için çuvallarla saman ve tandırda yemek pişirmek için budanmış asma çubuğu gibi şeyleri Dayılı köyünden Yozgat’taki eve taşırdı. Mutlaka 5-6 kişiyle birlikte gelirdi. Bazıları kendine yardımcı bazıları da Yozgat’ta işi olanlar olurdu. Gelenler hava kararıp akşam yemeğini yedikten sonra eğer mevsim güz, hava da soğuksa ahırın sekisinde altta hayvanlar ile birlikte, mevsim yaz ise orta avluya serilen döşeklerde yatarlar sabah erkenden de katırlarla köye doğru yola koyulurlardı. Yozgat’a geldiğinde asla sedire filan oturmaz, kapıya yakın bir yerde kasketi başında sessizce dizleri üzerine oturur öylece kalırdı. Bizde iki kardeş onun dizinin dibine oturur bize hikâyeler anlatmasını isterdik. Yorgun değilse anlatırdı, o anlatır biz hayallerle dalardık. Ama keyfi yoksa “hekaye hekmiş, çamura çökmüş çekince guyruğu gopmuş” derdi. Bizde üstelemezdik, biraz yanında oturur sonra kalkar vakit geçirecek başka şeyler bulurduk. Elektrikler saat 23.00 de kesildiğinden o saate kalmadan da uykuya dalmış olurduk. Kafarağanın yine 5-6 köylüyle geldiği bir akşamüzeri idi. Çok bitkin görünüyordu. Rahmetli anneannem sorunca “başım bek ağrıyo hanımabla, koyden bu yana zor geldim” dedi. Anneannem hemen bir bardak su ile iki aspirin getirdi. Daha içer içmez “ohh! ölmüşleriyin canına dağsın hanımabla ne ağrım kaldı ne bişey” demez mi? Daha aspirin tesir etmemişti ki. Bu olay beni o kadar etkilemiş ki ne zaman bir hap yutsam aklıma Kafarağa gelir. Dayım Yaşar Cerit’in 15-17 yaş civarındaki yıllarında ineklerden birisi hastalanır. Durumun kötüye gittiğini gören dedem ineğin kesilmesine karar verir. Kesilir, derisi yüzülür, parçalanır. Anneannem dayıma “bunu gece serinlikte Yozgat’a götürün, iki de koyun alıp kasaba götürün sucuk yapsın” der. Yozgat karasal iklimin etkisi altında olduğundan yazın bile geceler oldukça serin olur. 2011 yılı Ağustos ayında çok sevdiğimiz değerli bir kardeşimizin daveti üzerine Antalya’ya gitmiştik. Sıcaktan evden dışarı çıkamadık. Oradan Yozgat’a geldik ki 18 derece, musluktan akan su buz gibi, gece yorgana sarılıp yatmıştık. Neyse efendim, dayım at ile Kafarağa eşek ile ve heybelere basılan etler ile aysız bir gece ve zifiri bir karanlıkta Dayılı köyünden yola çıkarlar. Sadece hayvanların ayak seslerinin duyulduğu gecenin sessizliğinde Kafarağa birden korku ile bağırır, “ayağıma yılan sarıldı.” Şok olan dayım şaşkınlığı geçince hemen attan inip zifiri karanlıkta cebindeki çakı ile Kafarağa’nın ayağını yılandan kurtarmaya çalışır. Tabi bu arada Kafarağa’nın ayağını da yaralar. Heybelerden birisinin alt köşesi daha önce biraz açılmış. Yozgat’a yaklaştıkları sırada Kafarağa yol boyunca sallanan ayağını sürte sürte o deliği daha da büyütmüş, delikten aşağı sarkan bağırsaklar Kafarağa’nın ayağına dolanınca korku ile “ayağıma yılan dolandı” diye bağırmış. Yine bir gelişlerinde her zamanki gibi avluda yatarlar. Yozgat pazarına gelen başka iki köylüde onlardan ayrı olarak Yozgat’a gelirler. İşlerini bitirdikten sonra da vakit geçirmek için kahveye giderler. Hazırlıklı olmadıklarından, yani yanlarında el feneri gibi bir şeyde olmadığından elektrik kesilip kahve boşalınca karanlıkta sokak ortasında kalıverirler. O zaman pilli el fenerleri her evde bile bulunmazdı. Gece gezmesine gidenler gazyağı ile yanan gemici feneri ile evlerine döner, fener taşıma görevi birkaç adım önden yürüyen çocuklara verilirdi. Bizim iki köylü önce hana giderler. Handa yer bulamayınca efendağanın evine gidelim ötekilerle birlikte orada yatarız düşüncesiyle bize gelirler. Karanlıkta yolu şaşırırlar epey bir dolaşırlarsa da sonunda evi bulurlar. Üstü kiremitli dış çatal kapı traktör ve fayton kolayca girip çıkabilsin diye her zaman açık olurdu. İkinci çatal kapı arkadan sürgülenirdi. Kapının kilitli olduğunu görünce sessizce içeriye girmenin yolunu ararlar. Duvardan atlamaktan başka çare yok. Bunlar kapı önünde fısır fısır konuşurlarken zaten geceleri pek az uyuyan büyükannem Çerkez Gül Hanım, hem ayak seslerinden hem de konuşmalarından onları fark eder ve dedemi uyandırır. Adamların içeri girmek istediğini anlayan dedem onların hırsız olduğuna kanat getirerek kolayca yakalamak için içeri girmelerini bekler. Bu arada da Kafarağayı ve birlikte geldiği köylüleri uyandırıp, uyuyormuş gibi yapmalarını söyler. Bir şeyden haberi olmayan adamlar duvardan yavaşça avluya atlayınca bizimkiler birden yattıkları yerden fırlayıp adamları dövmeye başlarlar. Zavallı adamlar “efenda biz hırsız değelik biz Daylılılık diye kendilerini tanıtana kadar biraz hırpalanırlar. Ondan sonrası rahmetli anneanneme düşer. Gece karalığında fener ışığında görebildiği kadarı ile adamların yarasına beresine tentürdiyot sürer. Emektar Kafarağa, yaşlanınca Efenda’sından köyü İğecen’e dönmek için müsaade ister. O da köyüne eli boş gitmesin diye 5 adet koyun verir. Verir ama bizim kafarağa yağmurlu bir günde koyunları kaybeder. Dereye düşüp boğulurlar korkusuyla bütün dere boyunu dolaşır sonunda güç bela sabaha karşı sırılsıklam bir vaziyette Dayılı’ya dedemin kapısına gelir yığılır. Hemen içeri alırlar üstünü başını soyarlar kuruturlar. Kendine geldiğinde ağzından çıkan ilk söz şu olur.“Bu zenginlik ne zor şeymiş Efenda” Allahın rahmeti üzerine olsun.

18.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00