BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
316
Dün
:
4633
Toplam
:
14967741
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KAFARAĞA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gerçek ismi böylemiydi, soyadı varmıydı hiç aklımıza gelmezdi. Cennetmekân dedem Ceritzade Şükrü Efendinin yanında, çok saf, çok temiz ruhlu, çok sadık, çok emektar bir garip azaptı. Eski ve soluk renkli sekiz köşeli kasketinin ortadan kırık siperliğini başının yan tarafına getirerek giyerdi. Yüzü hep sakallı, boynu dahil güneş yanığı ve kırış kırıştı. Hep güler yüzlüydü. Deve kervanı gibi birbirine bağlı katırlarla Dayılı köyünde yetiştirilen yeşil fasulye, mısır, ceviz, ayva, gibi bazı mahsullerle pekmez, çalma, un gibi köyde hazırlanan kışlıkları, Yozgat’ta ahırdaki hayvanlar için çuvallarla saman ve tandırda yemek pişirmek için budanmış asma çubuğu gibi şeyleri Dayılı köyünden Yozgat’taki eve taşırdı. Mutlaka 5-6 kişiyle birlikte gelirdi. Bazıları kendine yardımcı bazıları da Yozgat’ta işi olanlar olurdu. Gelenler hava kararıp akşam yemeğini yedikten sonra eğer mevsim güz, hava da soğuksa ahırın sekisinde altta hayvanlar ile birlikte, mevsim yaz ise orta avluya serilen döşeklerde yatarlar sabah erkenden de katırlarla köye doğru yola koyulurlardı. Yozgat’a geldiğinde asla sedire filan oturmaz, kapıya yakın bir yerde kasketi başında sessizce dizleri üzerine oturur öylece kalırdı. Bizde iki kardeş onun dizinin dibine oturur bize hikâyeler anlatmasını isterdik. Yorgun değilse anlatırdı, o anlatır biz hayallerle dalardık. Ama keyfi yoksa “hekaye hekmiş, çamura çökmüş çekince guyruğu gopmuş” derdi. Bizde üstelemezdik, biraz yanında oturur sonra kalkar vakit geçirecek başka şeyler bulurduk. Elektrikler saat 23.00 de kesildiğinden o saate kalmadan da uykuya dalmış olurduk. Kafarağanın yine 5-6 köylüyle geldiği bir akşamüzeri idi. Çok bitkin görünüyordu. Rahmetli anneannem sorunca “başım bek ağrıyo hanımabla, koyden bu yana zor geldim” dedi. Anneannem hemen bir bardak su ile iki aspirin getirdi. Daha içer içmez “ohh! ölmüşleriyin canına dağsın hanımabla ne ağrım kaldı ne bişey” demez mi? Daha aspirin tesir etmemişti ki. Bu olay beni o kadar etkilemiş ki ne zaman bir hap yutsam aklıma Kafarağa gelir. Dayım Yaşar Cerit’in 15-17 yaş civarındaki yıllarında ineklerden birisi hastalanır. Durumun kötüye gittiğini gören dedem ineğin kesilmesine karar verir. Kesilir, derisi yüzülür, parçalanır. Anneannem dayıma “bunu gece serinlikte Yozgat’a götürün, iki de koyun alıp kasaba götürün sucuk yapsın” der. Yozgat karasal iklimin etkisi altında olduğundan yazın bile geceler oldukça serin olur. 2011 yılı Ağustos ayında çok sevdiğimiz değerli bir kardeşimizin daveti üzerine Antalya’ya gitmiştik. Sıcaktan evden dışarı çıkamadık. Oradan Yozgat’a geldik ki 18 derece, musluktan akan su buz gibi, gece yorgana sarılıp yatmıştık. Neyse efendim, dayım at ile Kafarağa eşek ile ve heybelere basılan etler ile aysız bir gece ve zifiri bir karanlıkta Dayılı köyünden yola çıkarlar. Sadece hayvanların ayak seslerinin duyulduğu gecenin sessizliğinde Kafarağa birden korku ile bağırır, “ayağıma yılan sarıldı.” Şok olan dayım şaşkınlığı geçince hemen attan inip zifiri karanlıkta cebindeki çakı ile Kafarağa’nın ayağını yılandan kurtarmaya çalışır. Tabi bu arada Kafarağa’nın ayağını da yaralar. Heybelerden birisinin alt köşesi daha önce biraz açılmış. Yozgat’a yaklaştıkları sırada Kafarağa yol boyunca sallanan ayağını sürte sürte o deliği daha da büyütmüş, delikten aşağı sarkan bağırsaklar Kafarağa’nın ayağına dolanınca korku ile “ayağıma yılan dolandı” diye bağırmış. Yine bir gelişlerinde her zamanki gibi avluda yatarlar. Yozgat pazarına gelen başka iki köylüde onlardan ayrı olarak Yozgat’a gelirler. İşlerini bitirdikten sonra da vakit geçirmek için kahveye giderler. Hazırlıklı olmadıklarından, yani yanlarında el feneri gibi bir şeyde olmadığından elektrik kesilip kahve boşalınca karanlıkta sokak ortasında kalıverirler. O zaman pilli el fenerleri her evde bile bulunmazdı. Gece gezmesine gidenler gazyağı ile yanan gemici feneri ile evlerine döner, fener taşıma görevi birkaç adım önden yürüyen çocuklara verilirdi. Bizim iki köylü önce hana giderler. Handa yer bulamayınca efendağanın evine gidelim ötekilerle birlikte orada yatarız düşüncesiyle bize gelirler. Karanlıkta yolu şaşırırlar epey bir dolaşırlarsa da sonunda evi bulurlar. Üstü kiremitli dış çatal kapı traktör ve fayton kolayca girip çıkabilsin diye her zaman açık olurdu. İkinci çatal kapı arkadan sürgülenirdi. Kapının kilitli olduğunu görünce sessizce içeriye girmenin yolunu ararlar. Duvardan atlamaktan başka çare yok. Bunlar kapı önünde fısır fısır konuşurlarken zaten geceleri pek az uyuyan büyükannem Çerkez Gül Hanım, hem ayak seslerinden hem de konuşmalarından onları fark eder ve dedemi uyandırır. Adamların içeri girmek istediğini anlayan dedem onların hırsız olduğuna kanat getirerek kolayca yakalamak için içeri girmelerini bekler. Bu arada da Kafarağayı ve birlikte geldiği köylüleri uyandırıp, uyuyormuş gibi yapmalarını söyler. Bir şeyden haberi olmayan adamlar duvardan yavaşça avluya atlayınca bizimkiler birden yattıkları yerden fırlayıp adamları dövmeye başlarlar. Zavallı adamlar “efenda biz hırsız değelik biz Daylılılık diye kendilerini tanıtana kadar biraz hırpalanırlar. Ondan sonrası rahmetli anneanneme düşer. Gece karalığında fener ışığında görebildiği kadarı ile adamların yarasına beresine tentürdiyot sürer. Emektar Kafarağa, yaşlanınca Efenda’sından köyü İğecen’e dönmek için müsaade ister. O da köyüne eli boş gitmesin diye 5 adet koyun verir. Verir ama bizim kafarağa yağmurlu bir günde koyunları kaybeder. Dereye düşüp boğulurlar korkusuyla bütün dere boyunu dolaşır sonunda güç bela sabaha karşı sırılsıklam bir vaziyette Dayılı’ya dedemin kapısına gelir yığılır. Hemen içeri alırlar üstünü başını soyarlar kuruturlar. Kendine geldiğinde ağzından çıkan ilk söz şu olur.“Bu zenginlik ne zor şeymiş Efenda” Allahın rahmeti üzerine olsun.

18.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00