BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4601
Toplam
:
13189563
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HAİN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Mesleğinin Tıbbı atık mümessilliği olduğunu ve Çerkez film yapımcı Muhittin İzzet Kandur’un da akrabası olduğunu söyleyen Mesut Atalay isimli birisi Yozgat’ın mahalli gazetelerinden birini ziyaret ederek çekilmesi planlanan Çerkez Ethem Filmi hakkında bilgiler veriyor. Çapanoğlu İsyanı. İsyanın söndürülmesi için Ethem’in görevlendirilmesi. Ethem’in Yozgat’a gelişi ve Arapseyf civarında isyancılarla çarpışması. İsyancıları en şiddetli biçimde cezalandırması. Nevi şahsına münhasır adalet anlayışı. Millî Hükümet ile ters düşüp, Balıkesir’e sığınması, oradan Yunanistan yoluyla bir İngiliz sömürgesi olan Ürdün’e geçişi. Buradaki esir hayatı ve ölümü, tarihî belgeler ışığı altında tüm yalınlığıyla beyaz perdeye aktarılacakmış. Saathanenin dibine elli adet idam sehpası kuracaklarmış. Muhtemelen “HAİN” adını taşıyacak film üç ana tema üzerine bina edilecekmiş.1-Çapanoğlu İsyanı haklı bir isyandır. 2-Çerkez Ethem Bey hain değildir. 3-Çerkez Ethem Vakası, bir anlamda “İkinci Adam kim olacak?” çekişmesiymiş. Film şöyle bir sahne ile başlayacakmış -Ethem, hayatının son demlerini yaşamaktadır. Mütevazı evinde en göze batan obje, duvarda asılı kocaman kalpaklı bir Atatürk resmidir. Ziyaretine gelen herkese Atatürk’ü anlatmakta ve “o bir kahraman, o bir gerçek lider” demektedir. Başından bu yana “İkinci Adam” rolüne soyunan İsmet İnönü, “İkinci Adam;” olarak benimsenen Ethem’i, önce Çerkes Ethem’e dönüştürülerek gözden düşürüyor, nihayet “hain” damgası vurarak vatanını terk etmek mecburiyetinde bırakıyormuş. Ethem vatanına milletine hiçbir zaman hainlik yapmadı. Resmî tarih hilaf-ı hakikat bilgiler içeriyor demeye getiriyor. Sohbetin burasında sayın yazar, kabak yine İsmet Paşa’nın başına patlayacak diyor. Çok doğru bir teşhis. Buradan da mutlaka Atatürk’e uzanacaktır, bundan adım kadar eminim. Sayın Mesut Atalay’ın bu konudaki samimiyetini bilemem ama daha önce de yazmıştım şimdi bir kere daha anlattıklarına bilgim çerçevesi içinde itirazlarım var. Buyurun cümle cümle birlikte inceleyelim. “İsyancıları nevi şahsına münhasır adalet anlayışı ile en şiddetli biçimde cezalandırması.” Cezalandırma nevi şahsına münhasır olabilir mi? Suçlu telakki edilenler hakkında İdam kararı verilirken muhakemesi sonradan görüşülmek üzere diyerek insanlar idam edilebilirmi? Böyle bir vahşet olur mu? Asılanlardan biri de Necip beydir. Hâlbuki Necip Bey’in eşi Narsa Necip Hanım ve yardımcısı Fitnat Hanım, milli mücadelede Yozgatlı kadınların da katkıları olsun diyerek 16 Şubat 1920 tarihinde Sivas Anadolu kadınları müdafaa-i vatan cemiyetine bağlı Yozgat cemiyetini kurmuştur. Görevleri doğudan gelen silah ve mühimmatlar ile Yozgat halkının hazırladığı kavurma ve giyecekleri kadınların yönettiği kağnı kolları vasıtası ile Balışeyh’e kadar iletmektir ve bunu başarı ile yapmışlardır. Ama ne yazık ki Çerkez Ethem, yargılamadan Necip beyi de hemen idam etmiş ve Narsa hanım genç yaşta dul kalmıştır. 2 Ağustos 1920 tarihli İkdam Gazetesine göre üç gün içinde 180 kişi idam edilmiştir. Kebapçı Veysel adında karaktersiz bir herif, geçmişte husumet beslediği insanları “Bu da Çapanlara akraba” diyerek astırmış, sonunda olayın farkına varan Ethem, “Bu herif bütün Yozgat’ı astıracak bunu da asında bu iş bitsin” deyip idamlara son vermiştir. Aslında Çapanoğullarından ve onlara akraba kabul edilenlerden asılan sayısı 30 civarındadır fakat kayıtları tutulmadığı için bilinenlerin dışındakilerin kim oldukları bilinmemektedir. Filmin konusu üç ana tema üzerine inşa edilecekmiş. 1-Çapanoğlu İsyanı haklı bir isyandır. Affedersiniz ama Sayın Atalay, Çapanoğlu ailesi olarak bizler bile hiçbir zaman böylesine kesin bir iddia da bulunmadık. Yeni nesil tarafsız tarihçiler ile birlikte bizde bunu araştırıyoruz. Çünkü yıllarca devlet hizmetinde bulunmuş, Kaymakamlık, Mutasarrıflık, Ağır Ceza Hâkimliği ve hatta son Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda vekillik yapmış yani devlet umuru görmüş bu insanların nasıl olurda böyle bir başkaldırının müsebbibi olurlar anlamaya, çözmeye çalışıyoruz. Ama Atatürk’ün bu olayla ilgili olarak büyük hoşgörü ile Akdağlı Bahri Bey’e (Tatlıoğlu) söylediği “O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir” sözünden yola çıkarak kesin suçlu olmadıklarına da tüm kalbimizle inanıyoruz. Bunun için araştırıyoruz, sorguluyoruz ve kimlerin Ankara’ya gidebilmek, mebus olabilmek için Çapanoğullarına karşı gözlerden uzak yürütülen bir birlikteliğin ve tertipçiliğin ve hatta hıyanetin içinde olabileceklerini bulmaya çalışıyoruz. Dolaysıyla sizin bu cümlenizi nereye koyacağımızı bilemedik. Mister Kandur’un daha işin başında yaptığı açıklama bile bizleri tedirgin etmeye yetmiştir. Şöyle diyor Sayın Kandur; “Türkiye’de İsmet İnönü ile Çerkes Ethem’in arası açılınca Yunanistan’a gitmiş.” Yani almış lüks mevkiden numaralı biletini binmiş gitmiş. Yani üç kardeş Uşak’ta Yunanlılarla görüşmemişler, anlaşma yapmamışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisince vatan haini ilan edilip gıyaplarında idama mahkûm edilmemişler. Ethem ailesi ve kendisine bağlı adamları ile Yunan savaş gemisine binip Yunanistan’a iltica etmemiş. Yani Yunan askerî yetkilileri, Ehem’e”‘Bize İzmir’de neden o kadar zorluk çıkarttın, şimdi buradasın. Orada kalman bizim için aslında daha iyi olurdu. Keşke orada kalsaydın” dememişler. Bak bak bak. Yani orada kalsaydın ve bize hizmete devam etseydin diyorlar. Yunanlılar böyle demiş ise doğru demişler. Zira Ethem’in ağabeyi Çerkez Reşit, bizzat TBMM ve Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda bakın ne diyor. ”Bizim için hayatımız, onurumuz ve çıkarlarımız, bu milletin, bu vatanın hayat ve çıkarlarından yüksektir. Biz İzmir ve dolaylarında geniş araziye, çiftliklere ve servete sahibiz; size iştirak etmekle büyük işler, büyük fedakârlıklar yaptık Yunanlılarla beraber kalabilirdik ve Yunan Başbakanı Venizelos ile ben diz dize oturabilirdim” Ya işte böyle Sayın Atalay. Siz bunları bilmiyor musunuz? Akrabanız Muhittin İzzet Kandur ne diyor; “Tabi Çerkez Ethem, ülkesini sevdiği için bir iç savaşa sebep olmaktansa ülkesini terk etmeyi tercih etmiş.”İşte yukarıdaki cümle ülkesini ne kadar sevdiğini belli etmiyor mu? Ülkesini seven bir insan, İttihatçı İzmir valisi Rahmi Beyin 8 yaşındaki oğlu Alpaslan’ı kaçırarak o zamanın parası ile 53 bin lira fidye alır mı? Rahmi bey bu kadar büyük bir meblağı ödeyebilmek için neyi var neyi yoksa satmış bu yüzden eşi hastalanarak yatağa düşmüştür. Ethem ve hempaları, Ege bölgesinde tam bir vahşet ve açgözlülükle yağmacılık yapmıştır. Hatta bu nedenle kendisi gibi olan bazı şahıslarla da aralarında sorunlar çıkmıştır. Bu sorunlar öylesine büyüktür ki, yağmanın paylaşımını çözmek için araya Çerkez asıllı paşalar girmek zorunda kalmıştır. Ethem ve hempalarının Bursa’da yaptığı talanı, Bursa belediyesi ve valilik, halka 180 bin lira ödeyerek telafi etmeye çalışmıştır. Sayın Atalay, Çerkez Ethem hakkında yansız fikir sahibi olmak istiyorsanız, ama gerçekten istiyorsanız, Ahmet Efe’nin Çerkez Ethem kitabını okumanızı tavsiye ederim. Çerkez Ethem Yozgat Olaylarını bastırmaya geldiğinde Yozgat’ı iki kere yağmalamıştır. Bir Yozgat’a ilk girdiğin de. İki Çapanoğullarını takipten dönünce. O kadar zenginleşmişlerdir ki “Yozgat, Yozgat değil içi altın dolu vadi imiş” demiştir. Bununla da kalmamış memur maaşları ve sair harcamalar için isyancıların Ziraat bankasından senet karşılığı aldıkları 50 bin liranın 45 bin lirasını tekrar bankaya koyduklarını ama senet üzerinde bir değişiklik yapmayı unuttuklarını öğrenince bu 45 bin lirayı da zimmetine geçirmekten çekinmemiştir. Zavallı bir insandan 53 bin lira fidye alan bir şaki elbette bankadaki parayı da orada bırakmayacaktır. Çapanoğlu İsyanı haklı bir isyan ise o halde neden Yozgat’ı yağmaladın be adam demezler mi? Hâlbuki Yozgat isyanını bastırmak için Ankara’ya çağrıldığında Atatürk’ün huzurunda ve hakaretamiz bir şekilde şöyle söylemişti. “Orta Anadolu’da bir köşede, hiçbir ecnebi ve İstanbul hükümeti ile İrtibatı kalmayan Yozgat olayını söndürmekten acizsiniz, anladığım şudur ki, başlangıçtan beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız” Burada şunu özellikle belirtmek gerekir. Ethem ve ailesi hiçte yoksul değildir.1860’larda Kafkaslardan Anadolu’ya sürgün gelmelerine karşın; Bandırma ve Manyas’ta çok geniş arazileri ve çiftlikleri ile değirmenleri vardır. Bir görüşmeleri sırasında Çerkez Ethem ve kardeşi Çerkez Reşit ile İsmet Paşa arasında şu tarihi konuşma geçer: İnönü Çerkez Reşit’e soruyor: “Ben askerime bulgur pilavı, hoşaf ancak veriyorum. Maaş da veremiyorum. Sizler bu süvarileri, nasıl besliyorsunuz bu yeni silahları nereden temin ediyorsunuz ve askerlerinize iyi maaş verdiğiniz için askerleriniz Ethem Bey’i seviyorlar. Bu nasıl oluyor’’ diye sorunca Çerkez Reşit şu yanıtı veriyor: “Biz adamlarımızı şöyle toplarız. Suç işlemiş, kelle almışları buluruz. Bizim için bir suç daha işletir tamamen kendimize bağlarız. İyi yedirir, iyi giydiririz, iyi silah veririz. At verir, iyi para veririz ve biz adamlarımızı hep hapishanelerden toplarız” Bu sözlerde Yozgat’ta da böylesine bir talanın neden yapıldığı apaçık anlaşılıyor. Balkanlarda, birinci dünya savaşında ve istiklal savaşında bulunan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilen hemşeriniz Yozgatlı Nazım Kafaoğlu o zulüm günlerini bakın nasıl anlatıyor; “Aman Allah’ım bu ne facia? Bu ne zulüm. Çerkez Ethem isyanı bastırmaya değil, Yozgat’ı insanı ile malı ile mülkü ile tahribe gelmiş. Ayak bastıkları yerleri tahrip ve yağma ediyor. Sabahın erken saatlerinde Büyük Cami yakılıyor diye halk sokaklara dökülmüş, kimin haddine camiye yaklaşmak. Caminin yanına yaklaşan yakayı ele veren en azından dövülüyor, vuruluyor. Ulemadan Erzurumzade Hafız Efendi kelleyi koltuğa alıp Ethem’e gidiyor. Bu zulme yağmaya engel olması için ricada bulunuyor. Ethem haykırıyor; “Bu isyanın müsebbibi Ankara valisi Yahya Galip’tir. Onu da istedim. Göndermezse, Ankara’ya döndüğümde onunla birlikte Mustafa Kemal’i de meclisin kapısına asacağım” Nitekim Ethem’in Yozgat ve havalisinde yaptığı soygun ve yağma gerçekten ayyuka çıkmış ve Milli Mücadele ile ilgili birçok kaynakta bu olaya yer verilmiştir.
Bunlardan bazılarını aktaralım;

İsmet paşa; Yozgat isyanı çok kanlı bir şekilde bastırılmış ve Yozgat yağma edilmiştir. Ethem Bey’in kuvvetleri Ankara’ya geldikten sonra Ankara çarşısında ve Ankara’nın etrafında kurulan panayırlarda Yozgat’tan sürdükleri hayvanları halkın gözü önünde sattılar.

Yunus Nadi; Yozgat isyanını bastıran kuvay-ı seyyariyenin, beraberlerinde ganimet olarak pek çok eşya ile beraber her cins hayvanı getirmiş olmaları Ankara’da kötü tesir yaratmış, bir hayli söylentiye sebep olmuştu.
Damar Arıkoğlu; (O yıllarda mecliste üye).Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşünde isyana katılmayan köylülerden yağmaladıkları hayvan ve değerli eşyaları Ankara pazarlarında haraç mezat sattılar.
Ali Fuat Cebesoy Paşa; "Çerkez Ethem' in askerleri, Yozgatlı gelin ve kızların çeyizlerinden soydukları altınları, Karacabey çarşısında harcamakla bitiremediler"

Kurmay Albay Rahmi Apak; Yozgat İsyanı’nın bastırılması, üç kardeşler Kuvayı Seyyaresi’nin her ferdini zengin etmiş ve kuvayı Seyyarenin mevcudunu artırmıştır. Ankara’dan Eskişehir’e gelen Kuvayı Seyyare, hiç kimseye müracaat etmeksizin kendi konakçı subayları vasıtasıyla keyiflerinin istediği en güzel evleri boşaltarak sahiplerini içlerinden kovup yerleştiler. Cepheye hareket etmeden önce biraz yorgunluk çıkardılar. Günlerce gezdiler eğlendiler, at oynattılar. Yozgat’tan çalıp çırptıkları banknotları, sarı liraları, kadınlara mahsus asım takımlarını burada israfla sarf eylediler. Kamçılarını gümüşlettiler, kılıçlarını savatlattılar, hesaplarını düzelttiler. Mehmetçikler ot yerken Ethem’in adamları kuzu çevirme yiyordu.

Falih Rıfkı Atay; Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşü Türk köylerini yağma ederek Ankara’ya gelmişler, talan eşyasını açıkça Ankara pazarlarında satmışlardır.

Mustafa Kemal Paşa; Yozgat’ta isyan edenlerin tepelenmesine gitmiş olan bir kuvvetin diğer taraftan masum olan ahaliyi zarara soktukları anlaşıldı. Hâlbuki istediğimiz o değildi. Bazı yerlerde koyunlar gasp olunmuştur. Hükümet ağzını kapatıp kulaklarını tıkamıştır. Müracaat edenlerin parasını vermiştir.
Şu konuşmayı da bir yere not etmenizi salık veririm Sayın Mesut Atalay. 23 Haziran da Yozgat’a gelen Çerkez Ehem ertesi günü divan-ı harp kurarak Çapanoğullarından Mahmut ve Vasıf beyleri, Ceritzade Hüsnü efendiyi, Mutassarıf Necip beyi, Hafız Şahap ve oğlu Rafet’i, Kadı Remzi efendi ve Tevfikzade Abdullah efendiyi(Yozgat saat kulesini yaptıran) de olmak üzere toplam 12 kişiyi astırır. Valilik II. III., IV., V. ve IX. Dönem Yozgat, VI. ve XI. Dönem Ankara, I.(XII) Dönem Kastamonu Milletvekilliği, TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyeliği ve İdare Amirliği, Kurucu Meclis Ankara İli Temsilciliği ile Devlet Bakanlığı yapan Avni Doğan Bey “Çapanoğullarından asılan ve öldürülenler olmuştur. Bunlar büyüklerine itaati borç bilen ve aile namusu uğruna can veren talihsiz insanlardır” diyor.

Mahmut Bey’i yargılayan Çerkez Ethem sorar.
—Adın ne ?”Kimlerdensin?
- “Çapanzade Mahmut’um”
-“Demek Çapanzadelerdensin ?”
-“Elhamdülillah”.
Bu meydan okuyuş Çerkez Ehem’in kanını beynine sıçratır.
-“Divan-ı harptesin efendi unutma! Af dile ki canını bağışlayalım”.
-“Ben Allah’tan başka kimseden af dilemem. Vademiz dolmuşsa bunun önüne ne sen geçebilirsin, ne bir başkası.”

-“Seni vatana ihanet suçundan idama mahkûm ediyorum, diyeceğin bir şeyin var mı?”
-“Hepimiz, Allahtan geldik, Allah’a gideceğiz. Senin gibi namert bir Çerkez’e ne diyeceğim olacak?”
Ehem’in yüzü sararır. Hışımla ayağa kalkıp Mahmut bey’e şiddetli bir tokat indirir. Bunun üzerine Mahmut Bey Ehem’in üzerine atılmak isterse de adamları kollarından tutup bırakmazlar. O da “Allah belanı versin” diyerek Ehem’in yüzüne tükürür. Gelelim filmin üçüncü temasına. Başından bu yana “İkinci Adam” rolüne soyunan İsmet Paşa, “İkinci Adam;” olarak benimsenen Ethem’i, önce Çerkes Ethem’e dönüştürülerek gözden düşürmüş, nihayet “hain” damgası vurarak vatanını terk etmek mecburiyetinde bırakmış. Sayın Atalay, akıl var mantık var. Yukarıdaki satırlarda kuvay-ı Seyyarenin kimlerden teşekkül ettiğini bizzat Çerkez Reşit T.B.M.M. hem de Atatürk’ün huzurunda anlatıyordu. Ortada her türlü zorluklara rağmen teşkil edilmiş düzenli bir ordu ve kurmay bir subay var iken. Atatürk’ü meclisin önünde asacağım diye tehditler savuran, çete reisi, eşkıya ve ordusu hırsız uğursuz ve katillerden meydana getirilmiş birisi ikinci adam olabilir mi? Atatürk gibi bir deha böyle bir hata yapar mı? Siz âlemi kör milleti aptal mı sanıyorsunuz. Sayın Mesut Atalay, Göreme Bölgesinin film için doğal bir plato özelliğinde olduğunu hatırlatıyor. Ancak, filmin orijinalitesi bakımından Yozgat’ta çekim yapmanın kendilerini çok daha heyecanlandırdığını söylüyor neden acaba. Mesut Atalay, esaslı bir film platosuna sahip olmanın 10 fabrika kazancı sağlayacağını ileri sürerek halkın zihnini bulandırıp zemin hazırlamaya çalışıyor. Bu film için beş milyon dolarlık bir bütçe olduğunu söylüyor ama paranın kaynağını söylemiyor. Ben yazayım. Dünya da iki fon var. Bu fonlar, dünyanın her tarafına yayılmış iki toplum tarafından besleniyor ve gereken yerlere aktarılıyor. Birisi Yahudiler öteki de Çerkezler. Sayın Atalay, Bakınız sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen Beyefendi 20 Şubat 2013 günü Habertürk televizyonunda ne söylüyor. “Hollywood Siyonizm’in merkezidir ve dünya sinema endüstrisi ve dünyadaki televizyonların yüzde sekseni Hollywood’un kontrolü altındadır. Ben Kültür Bakanlığı Müşaviri olarak Amerika’daki toplantılara katıldım. Bana Amerika Devletinin yetkilileri şunu söylediler. Dediler ki Amerika’da siyaseti üç büyük sermaye gurubu belirler. 1- otomotiv sanayi. 2- Silah sanayi. 3- Petrol sanayi. Ama hepsinin üzerinde bir büyük merkez vardır ki oda Hollywood’dur. Ben böyle söylemekle ne demek istiyorsunuz deyince. Hollywood, Hollyland; kutsal ağaç, kutsal toprak dediler.” Bilmem bu açıklamam yeterli oldu mu? Sayın Atalay, Çerkez Ethem, Yozgat’ı soymakla kalmadı şehrin ruhunu da çaldı. O Yozgat’ı bitirirken, Yozgat’a yaptıkları da onun sonunu getirdi. Bu zulmü yaşayanların mağduriyetleri yıllarca sürdü şimdi torunlarını etkiliyor. Şunu da lütfen bir kenara not ediniz. İdam edilen yiğit dede Çapanoğlu Halit Bey’in torunları ile diğer Çapanoğullarından Mahmut ve Vasıf Beyler, Ceritzade Hüsnü efendi, Mutassarıf Necip bey, Hafız Şahap ve oğlu Rafet, Kadı Remzi efendi ve Tevfikzade Abdullah efendi de (Yozgat saat kulesini yaptıran) olmak üzere toplam 12 kişinin torunları bu zulmü sonsuza kadar yaşatacaklardır. Yozgat bir Çerkez’in zulmüne uğrayıp bir uçtan bir uca önce soyuldu, soyulmakla kalmadı sonra da yakıldı. Şimdi yeni bir Çerkez başka bir oyun sergilemeye çalışırken bundan menfaat umanlar olursa başta Çapanoğlu ailesi olmak üzere Çapanoğlu Yozgat’ın ve dolayısıyla Bozok yaylasının asil Türkmenlerinin iki eli onların yakasında olacaktır.

09.03.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00