BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
209
Dün
:
4601
Toplam
:
13178862
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Çapanoğulları hadisesinin büyümesi üzerine Atatürk, fikrini sorduğu İsmet paşadan şöyle bir cevap almıştı“Paşam, Çapanoğulları orta Anadolu’nun en nüfuzlu ayanlarındandır, kız alıp vermelerden dolayı bütün civar beylerle akrabadır. Eğer bastıramazsak saman alevi gibi büyür söndürmek mümkün olmaz”.İsmet paşanın bu tespiti ne kadar doğru idi? Çapanoğulları ile Cerid’lerin akrabalıklarına daha önceki bir yazımda değinmiştim. Hatta Rahmetli Hikmet Hacımirzaoğlu albayımla ilgili anılarımı anlatırken Hacımirzeler ile de akrabalık var’mıydı acaba diye sormuştum 1613 lerden itibaren Anadolu’ya gelen Türkmenlerden olan Ceridler önce Suriye Rakka’ya iskân edilmek istenmişse de büyük bir kısmı orada kalmazlar. Büyük çatışmalardan sonra Bozok, Kırşehir, Keskin ve Çiçekdağı taraflarına dağıldılar. Kalanlar ise “giden evlerimiz geri dönmedi” diyerek kaçıp onlara katılırlar

Beylerimiz hatır gönül bilmedi
Ferman idüp yaylağımız vermedi
Giden evlerimiz geri dönmedi
Acep neye varır hali Cerid’in.

Rakka’dan kaçıp gelen Ceridler’in bir bölümü yakalanıp Çukurova’ya iskân edilir, bir bölümü ise Yeni İl’e bağlı Pehlivanlı aşiretine katılarak, Pehlivanlı boy beyine emanet edilir. Bu yazımda Pehlivanlı aşireti ile olan ilişkiden bahsedeceğim. Pehlivanlı aşireti şu emirname ile Yozgat, Kırşehir, Keskin ve Kayseri dolaylarına yerleştirilirler.
“İskân taifelerinden Beğdili’ye tabi (Beğdili boyuna tabi) Döğer, Karakocalı, Bozok Sancağı, Kırşehir, Keskin, Kayseri dolaylarında Mamalı, Salarlı Pehlivanlı ve Tabanlı Cem içlerinde olup, lakin bu cem atların bazıları Rakka Perakendesi Mukataası tabilerinden olduklarından ötürü, adı geçen mukataanın bu defa malikâne kaydı kaldırılıp ve silinip 1142 (1729) yılı Şubatından, Rakka Valisi tarafından zapt olunmak üzere, eklenmiş ve katılmış olduğundan “Bizler perakende mukataasına tabiyiz.” demelerine bakılmaksızın bulundukları yerlerden çıkartılıp, eyalet ve sancak mutasarrıfları, kadılar ve mütesellilere, İstanbul’dan tayin olunan mübaşire, aşiret beylerine, vakıf zabitlerine, kethüda ve Yeniçeri serdarlarına, vilayet ileri gelenlerine, Mamalı ve Pehlivanlı ve diğer aşiretler boy beylerine hitaben yukarıdaki emir tertibi üzere, Divan’dan şerefli emir verilip, kaydolundu.”

Pehlivanlı beylerinden Mahmud Bey, “Üç tuğlu Mahmud Bey” olarak anılır. Bozok (Yozgat) ayanı Çapanoğlu Mustafa Bey ile birlikte çalışan Mahmud Bey, Çapanoğlu Süleyman Beyin yanında Avusturya ile yapılan savaşlara katılır ve bir savaşta Belgrat’ta şehit düşer, oraya defnedilir. Mahmud Bey için şöyle bir ağıt yakılır.

Vakit geçti Belgrat’ta durulmaz
Kalk gidelim beyim ellerimize
Böyle firkat ile gönül eğlenmez
Kalk gidelim beyim ellerimize.

Çapan Beyoğlu da yanım yoldaşım
Hasan Dedem Dinek Dağı sırdaşım
Oğlum Abdurrahman yareli eşim
Kalk gidelim beyim ellerimize.

Pehlivan beyleri yasımı tutsun
Mezarım başında bir top gül bitsin
Bülbül her seherde ahu-zar etsin
Kalk gidelim beyim ellerimize.

Cezzar Ahmet paşanın vefatından sonra Lübnan da isyanlar çıkmış, bölgede yaşayan bazı Arap kabileler yağmacılığa başlamış, Anadolu’dan giden Hacılar, o yıl yolculuk sırasında bu yağmacılardan çok sıkıntı çekmişlerdi. Babıâli buradaki isyanı Çapanoğlu’na havale eder, o da Pehlivanlı Halil Bey’i isyanı bastırmakla görevlendirir. Aşiretten toplanan bin kadar atlıyla Şam’a giden Pehlivanoğlu Halil Bey, önce asilere saldırır gibi yaparak onları üzerine çeker, aniden geri çekilerek, dar bir boğazda asileri topyekün imha eder. Bu başarılarından memnun kalan Babıâli, Çapanoğlu’ndan o yıl Pehlivanlı aşiretinden vergi almamasını emreder. Yozgat’ımızın yaşayan tarihi, değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy Hocam da bir sohbetimizde ek olarak şu bilgiyi vermişti. “Pehlivanoğullarından bir beyzade olan Mustafa Bey 14 yaşında yetim kalınca Çapanoğulları büyütürler. O da Beyyurdu’na bir cami yaptırır. Bu cami Yozgat’taki Çapanoğlu Büyük Camiine Süleyman Bey tarafından ilave edilen dış camii ile aşağı yukarı aynı yaştadır.” Yeni-İl’in vergisi bu beyler vasıtasıyla toplanırdı. Önceleri valide sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları cami ve imaretlerin vakfına gönderilirken, daha sonra Mekke-Medine’ye gönderilen Sürre akçesine ayrılmıştı. Bu nedenle, Çapanoğullarına, Pehlivanlılara, Hacımirzelere ve onlara bağlı oymaklara, Haremeyn-i Şerif aşiretleri adı verilmiş ve Osmanlı fermanlarında bu isimle anılmıştır. İstanbul’un et ve un ihtiyacı genelde Çapanoğullarının nüfuzu altındaki Anadolu göçer Türkmen aşiretlerinden karşılanıyordu. Mühimme Defterlerinde bu konu hakkında geniş bilgi bulunmaktadır. Öyle ki,“1755’te İstanbul’da meydana gelen et sıkıntısını gidermek karşılığında, Bozok sancağı voyvodalığı Çapanoğlu Ahmet Ağa’ya verilmiştir. Dolayısıyla İstanbul’un tüm et ve un ihtiyacı Çapanoğullarına bağlı olan bu aşiretlerin yardımı ile tedarik edilmiş ve koyun sürüleri Pehlivanoğulları tarafından Samsun’a oradan da deniz yolu ile İstanbul’a ulaştırılmıştır. Yukarda Yeni-İl’in vergileri ile padişahların hediyelerinin Sürre alayları ile Mekke ve Medine’ye ulaştırıldıklarını yazmıştık. Şimdi aşağıdaki cümleleri özellikle dikkatinize arz ederim. 1517’de Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim, baskı yaparak kendini İslam âleminin halifesi seçtirmiş idi. Şükran olarak Haremeyn halkına(Mekke, Medine halkı) 200,000 altın, çok miktarda hububat, yiyecek, giyecek gönderir. Sultan Selim’le başlayan bu olay sonraları gelenek haline geldi. Her yıl Anadolu’da toplanan vergiler, Üsküdar’daki Valide Sultan Vakfı’na getirilir, burada Çapanoğlu beylerinin de komutanlık yaptığı Sürre Alayları tertiplenip, kara yolu ile Mekke’ye giderdi. İşte o tarihten sonra “ANADOLU HALKININ ALINTERİ”, tembel Arapların midesine akmaya başladı. Bildiğiniz gibi hâlâ da akıyor. Mekke ve Medine’de yaşayan halk, Anadolu’dan gönderilen paralarla iyi bir yaşam sürmeye başladı. Bu yüzden cefakâr Anadolu halkı, çalışmayıp halkın sırtından geçinen ve kolay kolay bir şey beğenmeyen kişilere “ MEDİNE FUKARASI.” tabirini kullanmıştır. Yukarda arz ettiğim gibi, bu kadar içli dışlı bir yaşam süren bu kavruk yüzlü asil ruhlu Anadolu Türkmen aşiretlerinin birbirleri ile akrabalık bağı kurmalarından daha doğal ne olabilir. Her daim sağlığına duacı olduğumuz değerli Süleyman Sökmen ağabeyimin, o uzun şiirinde dediği gibi, bu topraklardan kimler gelmiş kimler geçmiş. Nur içinde olsunlar.

Kaynak : "Pehlivanlı Türkmen Aşireti Tarihi" (Baki Yaşa Altınok)

"Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, destanları, ağıtları" (Baki Yaşa Altınok)



15.02.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00