BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 26.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
216
Dün
:
4633
Toplam
:
13791636
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PARAŞÜT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1950 li yıllarda idi. Sanırım 1953-54 yıllarından birisi olacak 7-8 yaşındayım. Ankara da Numune hastanesinin karşısında üçgen avlusu olan bir evde oturuyorduk. Ben ve kardeşim Haluk, Anafartalar caddesindeki Atatürk ilkokulunda okuyor oradan evimize yürüyerek gidip geliyorduk. O zaman böyle servis araçları filan yoktu salına salına Samanpazarı’na oradan da yokuş aşağı Talatpaşa Caddesi 17 numaraya yol boyunca şakalaşarak gider gelirdik. Yolumuzun üstünde bir pastane vardı. Büyükçe bir tabelası ve üstünde de fok dondurması diye de bir reklamı vardı. O tabelaya baktıkça canımız çekerdi. Bedeli 15 kuruştu ama o zaman kimde 15 kuruş vardı ki. Bir kiloluk ekmek 35 kuruş Hürriyet Gazetesi 15 kuruştu. Okul çantalarımız kontrplaktan idi. Yolumuzun üzerinde korkulukları kalın betondan bir merdiven vardı. Çantamızı korkuluğun üzerine koyar bizde üstüne oturur kızak gibi kayardık. Ama o kadar yolu yürümek bazen zorumuza da giderdi. Sonraki yıllarda Niğde lisesinde okurken, okuldaki elliye yakın arkadaşımız 5 kilometre uzaktaki Fertek nahiyesinden yürüyerek gelir giderlerdi. Kışın soğuğu bir taraftan yolda kurtla kuşla karşılaşma tehlikesi bir yandan birbirlerinden ayrılmadan ve yüzleri soğuktan kıpkırmızı bir şekilde gelirlerdi. Okul paydos olunca biz evimize gelir hemen yemeğimizi yerdik, onlar bir saat yolda olurlardı hem de aç karnına. Bu yüzden Fertek’in okuyanı, büyük mevkilere çıkanı çoktur. Ankara da oyun yerimiz hastanenin üst tarafındaki çok büyük bir arsa idi. Kardeşim ve komşu evlerden birkaç arkadaşımızla oynarken birden pervaneli bir uçak sesi oldu. Yük ve yolcu taşıyan uçakların hepsi o zamanlar pervaneli idi. Bir bilgi; pervaneli uçaklar jet motorlulara göre daha yavaş uçarlarsa da daha kısa pistlerden kalkıp inebilirler. Uçak sesinin geldiği yöne bakınca gökten küçük küçük paraşütler yağdığını gördük. O tarihte rahmetli Eczacı Necip Akar İstanbul Mecidiyeköy de kurduğu fabrikasında Gripin, Radyolin diş macunu, Puro tuvalet sabunu ve Fay temizleme tozu üretiyormuş. Tanıtım amacıyla kâğıt peçetelerin dört köşesine bağladıkları ipliğin ucuna şimdi otellerin banyolarına konan aynı zamanda otelin ismini de taşıyan küçük sabunların benzeri bir puro sabunu bağlamışlar, uçaktan bırakıyorlar. Bu paraşütlerden kapmak için başımız yukarda koşarken kaç kere düştük. Ağzımız burnumuz üstümüz başımız toz toprak içinde kaldı ama kimin umurunda. Kardeşim, ben ve diğer çocuklar ikişer üçer adet yakaladık ve eve getirdik. Hem sabunlar hem de uçlarına bağlandığı kâğıt peçeteler çok huşumuza gitti. Kâğıttan peçeteyi ilk defa görüyorduk. Hepsini itina ile katlayıp yıllarca sakladık. Keşke daha uzun süre saklasaymışız, büyük bir hatıra olurdu. Okullar tatil olunca annemle birlikte Yozgat’a dedem Ceritzade Şükrü efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evine gelir daha sonra da bir süreliğine o sırada köyde olan dedemin yanına Dayılı köyüne giderdik. Orada köy meydanında çocuklar varsa onlarla, yoksa dam başında kardeşimle dama filan oynardık. Dedemin evi iki katlı idi. Bitişiğinde de üzeri toprak damlı ahır vardı. Bizim orda olduğumuz zamanlar ahırın üzerinde evin duvarına yaslanmış ekin sapları yığılı olurdu. Bir gün evin damına çıktığımızda kardeşim sapların üzerine atlayınca kaydırak gibi aşağı doğru kaydı. Bu oyun çok hoşumuza gitti. Ev halkı kendi işi ile meşgulken gizlice dama çıkıp oradan sapların üstüne atlar kayardık. Bir seferinde o kadar hızlı kaydım ki damın kenarına kadar geldim neredeyse aşağı düşecektim. Böyle bir oyun sırasında bir askeri savaş uçağı geçince aklıma Ankara da uçaktan atılan paraşütler geldi. Kardeşime gel paraşüt yapalım dedim. Önce büyük sofra bezini kimseye sezdirmeden alıp dam başına koyduk. Sonra ip aramaya başladık. Ahırda ve merdiven altında bulduğumuz kalın ipleri saklayarak dam başına taşıdık. İçinden uygun kalınlıkta olanların bir ucunu sofra bezinin 4 köşesine, bir ucunu da belime bağladık. Damın kenarına geldik. Kardeşim sofra bezinin iki köşesinden tuttu. Kollarının yettiği kadarı ile açıp öylece bekledi bende kendimi damdan aşağı bırakacağım ama korktum. İpleri çözdük, aşağı inip yumuşak bir şeyler aramaya başladık. Harar denilen kalın ve büyük çuvalları bulduk. Onları kimseye sezdirmeden teker teker dışarı taşımamız epey zaman aldı. Bir yatak gibi güzelce üst üste düzleyip tekrar dama çıktık. Bizim bu faaliyetimizi fark eden birkaç çocukta merakla bizi izlemeye başladılar. İpleri tekrar belime bağladık, kardeşim sofra bezini yine aynı şekilde tuttu. Korku ile karışık bir besmele çekip kendimi bıraktım. Bir büyük taş gibi çok hızlı ve çok kötü düştüm. Ayak bileğim ve mabadım çok ağrıdı. Güç bela ayağa kalktım, bizi seyreden çocuklar katıla katıla gülüyorlar. Yukarı baktım kardeşim de gülüyor. Paraşütüm açılmamıştı, bir hata yapmıştım ama neydi. Sofra bezimi küçük gelmişti yoksa kardeşim mi tutmayı bilememişti anlayamadım. Bir deneme daha yapsam hatayı bulabilirdim belki ama her yanım öyle ağrıdı ki ikinci bir denemeye cesaret edemedim.

28.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00