BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4936
Toplam
:
13340741
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PARAŞÜT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1950 li yıllarda idi. Sanırım 1953-54 yıllarından birisi olacak 7-8 yaşındayım. Ankara da Numune hastanesinin karşısında üçgen avlusu olan bir evde oturuyorduk. Ben ve kardeşim Haluk, Anafartalar caddesindeki Atatürk ilkokulunda okuyor oradan evimize yürüyerek gidip geliyorduk. O zaman böyle servis araçları filan yoktu salına salına Samanpazarı’na oradan da yokuş aşağı Talatpaşa Caddesi 17 numaraya yol boyunca şakalaşarak gider gelirdik. Yolumuzun üstünde bir pastane vardı. Büyükçe bir tabelası ve üstünde de fok dondurması diye de bir reklamı vardı. O tabelaya baktıkça canımız çekerdi. Bedeli 15 kuruştu ama o zaman kimde 15 kuruş vardı ki. Bir kiloluk ekmek 35 kuruş Hürriyet Gazetesi 15 kuruştu. Okul çantalarımız kontrplaktan idi. Yolumuzun üzerinde korkulukları kalın betondan bir merdiven vardı. Çantamızı korkuluğun üzerine koyar bizde üstüne oturur kızak gibi kayardık. Ama o kadar yolu yürümek bazen zorumuza da giderdi. Sonraki yıllarda Niğde lisesinde okurken, okuldaki elliye yakın arkadaşımız 5 kilometre uzaktaki Fertek nahiyesinden yürüyerek gelir giderlerdi. Kışın soğuğu bir taraftan yolda kurtla kuşla karşılaşma tehlikesi bir yandan birbirlerinden ayrılmadan ve yüzleri soğuktan kıpkırmızı bir şekilde gelirlerdi. Okul paydos olunca biz evimize gelir hemen yemeğimizi yerdik, onlar bir saat yolda olurlardı hem de aç karnına. Bu yüzden Fertek’in okuyanı, büyük mevkilere çıkanı çoktur. Ankara da oyun yerimiz hastanenin üst tarafındaki çok büyük bir arsa idi. Kardeşim ve komşu evlerden birkaç arkadaşımızla oynarken birden pervaneli bir uçak sesi oldu. Yük ve yolcu taşıyan uçakların hepsi o zamanlar pervaneli idi. Bir bilgi; pervaneli uçaklar jet motorlulara göre daha yavaş uçarlarsa da daha kısa pistlerden kalkıp inebilirler. Uçak sesinin geldiği yöne bakınca gökten küçük küçük paraşütler yağdığını gördük. O tarihte rahmetli Eczacı Necip Akar İstanbul Mecidiyeköy de kurduğu fabrikasında Gripin, Radyolin diş macunu, Puro tuvalet sabunu ve Fay temizleme tozu üretiyormuş. Tanıtım amacıyla kâğıt peçetelerin dört köşesine bağladıkları ipliğin ucuna şimdi otellerin banyolarına konan aynı zamanda otelin ismini de taşıyan küçük sabunların benzeri bir puro sabunu bağlamışlar, uçaktan bırakıyorlar. Bu paraşütlerden kapmak için başımız yukarda koşarken kaç kere düştük. Ağzımız burnumuz üstümüz başımız toz toprak içinde kaldı ama kimin umurunda. Kardeşim, ben ve diğer çocuklar ikişer üçer adet yakaladık ve eve getirdik. Hem sabunlar hem de uçlarına bağlandığı kâğıt peçeteler çok huşumuza gitti. Kâğıttan peçeteyi ilk defa görüyorduk. Hepsini itina ile katlayıp yıllarca sakladık. Keşke daha uzun süre saklasaymışız, büyük bir hatıra olurdu. Okullar tatil olunca annemle birlikte Yozgat’a dedem Ceritzade Şükrü efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evine gelir daha sonra da bir süreliğine o sırada köyde olan dedemin yanına Dayılı köyüne giderdik. Orada köy meydanında çocuklar varsa onlarla, yoksa dam başında kardeşimle dama filan oynardık. Dedemin evi iki katlı idi. Bitişiğinde de üzeri toprak damlı ahır vardı. Bizim orda olduğumuz zamanlar ahırın üzerinde evin duvarına yaslanmış ekin sapları yığılı olurdu. Bir gün evin damına çıktığımızda kardeşim sapların üzerine atlayınca kaydırak gibi aşağı doğru kaydı. Bu oyun çok hoşumuza gitti. Ev halkı kendi işi ile meşgulken gizlice dama çıkıp oradan sapların üstüne atlar kayardık. Bir seferinde o kadar hızlı kaydım ki damın kenarına kadar geldim neredeyse aşağı düşecektim. Böyle bir oyun sırasında bir askeri savaş uçağı geçince aklıma Ankara da uçaktan atılan paraşütler geldi. Kardeşime gel paraşüt yapalım dedim. Önce büyük sofra bezini kimseye sezdirmeden alıp dam başına koyduk. Sonra ip aramaya başladık. Ahırda ve merdiven altında bulduğumuz kalın ipleri saklayarak dam başına taşıdık. İçinden uygun kalınlıkta olanların bir ucunu sofra bezinin 4 köşesine, bir ucunu da belime bağladık. Damın kenarına geldik. Kardeşim sofra bezinin iki köşesinden tuttu. Kollarının yettiği kadarı ile açıp öylece bekledi bende kendimi damdan aşağı bırakacağım ama korktum. İpleri çözdük, aşağı inip yumuşak bir şeyler aramaya başladık. Harar denilen kalın ve büyük çuvalları bulduk. Onları kimseye sezdirmeden teker teker dışarı taşımamız epey zaman aldı. Bir yatak gibi güzelce üst üste düzleyip tekrar dama çıktık. Bizim bu faaliyetimizi fark eden birkaç çocukta merakla bizi izlemeye başladılar. İpleri tekrar belime bağladık, kardeşim sofra bezini yine aynı şekilde tuttu. Korku ile karışık bir besmele çekip kendimi bıraktım. Bir büyük taş gibi çok hızlı ve çok kötü düştüm. Ayak bileğim ve mabadım çok ağrıdı. Güç bela ayağa kalktım, bizi seyreden çocuklar katıla katıla gülüyorlar. Yukarı baktım kardeşim de gülüyor. Paraşütüm açılmamıştı, bir hata yapmıştım ama neydi. Sofra bezimi küçük gelmişti yoksa kardeşim mi tutmayı bilememişti anlayamadım. Bir deneme daha yapsam hatayı bulabilirdim belki ama her yanım öyle ağrıdı ki ikinci bir denemeye cesaret edemedim.

28.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00