BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
217
Dün
:
4633
Toplam
:
14853082
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
PARAŞÜT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1950 li yıllarda idi. Sanırım 1953-54 yıllarından birisi olacak 7-8 yaşındayım. Ankara da Numune hastanesinin karşısında üçgen avlusu olan bir evde oturuyorduk. Ben ve kardeşim Haluk, Anafartalar caddesindeki Atatürk ilkokulunda okuyor oradan evimize yürüyerek gidip geliyorduk. O zaman böyle servis araçları filan yoktu salına salına Samanpazarı’na oradan da yokuş aşağı Talatpaşa Caddesi 17 numaraya yol boyunca şakalaşarak gider gelirdik. Yolumuzun üstünde bir pastane vardı. Büyükçe bir tabelası ve üstünde de fok dondurması diye de bir reklamı vardı. O tabelaya baktıkça canımız çekerdi. Bedeli 15 kuruştu ama o zaman kimde 15 kuruş vardı ki. Bir kiloluk ekmek 35 kuruş Hürriyet Gazetesi 15 kuruştu. Okul çantalarımız kontrplaktan idi. Yolumuzun üzerinde korkulukları kalın betondan bir merdiven vardı. Çantamızı korkuluğun üzerine koyar bizde üstüne oturur kızak gibi kayardık. Ama o kadar yolu yürümek bazen zorumuza da giderdi. Sonraki yıllarda Niğde lisesinde okurken, okuldaki elliye yakın arkadaşımız 5 kilometre uzaktaki Fertek nahiyesinden yürüyerek gelir giderlerdi. Kışın soğuğu bir taraftan yolda kurtla kuşla karşılaşma tehlikesi bir yandan birbirlerinden ayrılmadan ve yüzleri soğuktan kıpkırmızı bir şekilde gelirlerdi. Okul paydos olunca biz evimize gelir hemen yemeğimizi yerdik, onlar bir saat yolda olurlardı hem de aç karnına. Bu yüzden Fertek’in okuyanı, büyük mevkilere çıkanı çoktur. Ankara da oyun yerimiz hastanenin üst tarafındaki çok büyük bir arsa idi. Kardeşim ve komşu evlerden birkaç arkadaşımızla oynarken birden pervaneli bir uçak sesi oldu. Yük ve yolcu taşıyan uçakların hepsi o zamanlar pervaneli idi. Bir bilgi; pervaneli uçaklar jet motorlulara göre daha yavaş uçarlarsa da daha kısa pistlerden kalkıp inebilirler. Uçak sesinin geldiği yöne bakınca gökten küçük küçük paraşütler yağdığını gördük. O tarihte rahmetli Eczacı Necip Akar İstanbul Mecidiyeköy de kurduğu fabrikasında Gripin, Radyolin diş macunu, Puro tuvalet sabunu ve Fay temizleme tozu üretiyormuş. Tanıtım amacıyla kâğıt peçetelerin dört köşesine bağladıkları ipliğin ucuna şimdi otellerin banyolarına konan aynı zamanda otelin ismini de taşıyan küçük sabunların benzeri bir puro sabunu bağlamışlar, uçaktan bırakıyorlar. Bu paraşütlerden kapmak için başımız yukarda koşarken kaç kere düştük. Ağzımız burnumuz üstümüz başımız toz toprak içinde kaldı ama kimin umurunda. Kardeşim, ben ve diğer çocuklar ikişer üçer adet yakaladık ve eve getirdik. Hem sabunlar hem de uçlarına bağlandığı kâğıt peçeteler çok huşumuza gitti. Kâğıttan peçeteyi ilk defa görüyorduk. Hepsini itina ile katlayıp yıllarca sakladık. Keşke daha uzun süre saklasaymışız, büyük bir hatıra olurdu. Okullar tatil olunca annemle birlikte Yozgat’a dedem Ceritzade Şükrü efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evine gelir daha sonra da bir süreliğine o sırada köyde olan dedemin yanına Dayılı köyüne giderdik. Orada köy meydanında çocuklar varsa onlarla, yoksa dam başında kardeşimle dama filan oynardık. Dedemin evi iki katlı idi. Bitişiğinde de üzeri toprak damlı ahır vardı. Bizim orda olduğumuz zamanlar ahırın üzerinde evin duvarına yaslanmış ekin sapları yığılı olurdu. Bir gün evin damına çıktığımızda kardeşim sapların üzerine atlayınca kaydırak gibi aşağı doğru kaydı. Bu oyun çok hoşumuza gitti. Ev halkı kendi işi ile meşgulken gizlice dama çıkıp oradan sapların üstüne atlar kayardık. Bir seferinde o kadar hızlı kaydım ki damın kenarına kadar geldim neredeyse aşağı düşecektim. Böyle bir oyun sırasında bir askeri savaş uçağı geçince aklıma Ankara da uçaktan atılan paraşütler geldi. Kardeşime gel paraşüt yapalım dedim. Önce büyük sofra bezini kimseye sezdirmeden alıp dam başına koyduk. Sonra ip aramaya başladık. Ahırda ve merdiven altında bulduğumuz kalın ipleri saklayarak dam başına taşıdık. İçinden uygun kalınlıkta olanların bir ucunu sofra bezinin 4 köşesine, bir ucunu da belime bağladık. Damın kenarına geldik. Kardeşim sofra bezinin iki köşesinden tuttu. Kollarının yettiği kadarı ile açıp öylece bekledi bende kendimi damdan aşağı bırakacağım ama korktum. İpleri çözdük, aşağı inip yumuşak bir şeyler aramaya başladık. Harar denilen kalın ve büyük çuvalları bulduk. Onları kimseye sezdirmeden teker teker dışarı taşımamız epey zaman aldı. Bir yatak gibi güzelce üst üste düzleyip tekrar dama çıktık. Bizim bu faaliyetimizi fark eden birkaç çocukta merakla bizi izlemeye başladılar. İpleri tekrar belime bağladık, kardeşim sofra bezini yine aynı şekilde tuttu. Korku ile karışık bir besmele çekip kendimi bıraktım. Bir büyük taş gibi çok hızlı ve çok kötü düştüm. Ayak bileğim ve mabadım çok ağrıdı. Güç bela ayağa kalktım, bizi seyreden çocuklar katıla katıla gülüyorlar. Yukarı baktım kardeşim de gülüyor. Paraşütüm açılmamıştı, bir hata yapmıştım ama neydi. Sofra bezimi küçük gelmişti yoksa kardeşim mi tutmayı bilememişti anlayamadım. Bir deneme daha yapsam hatayı bulabilirdim belki ama her yanım öyle ağrıdı ki ikinci bir denemeye cesaret edemedim.

28.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00