BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14933909
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DAYIMIN MALLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli dost Sayın Rıfat Çakır, Yozgat İleri Gazetesindeki köşesinde “kağnı gıcırtıları” başlığı ile kaleme aldığı makalesinde kağnılar için şöyle yazıyor. “Şimdi çocuklarımızın resimlerde kurtuluş savaşının sembolik vasıtaları olarak gördüğü bu ulaşım ve iş vasıtaları, ülkemizin hemen hemen hiçbir bölgesinde aktif halde görülmüyor. Bırakın kağnıyı öküzlerin bile nesli tükendi. Sahi hiç biriniz ineğe benzeyen iri yapılarıyla, uysal görünüşlü boğa görebiliyor musunuz?”Rıfat Bey’in bizi geçmişe götüren bu yazısını okuyunca, bir taraftan Kurtuluş Savaşımızda cephelere cephane taşıyan ve kadınlarımız tarafından yönetilen “Kağnı Kollarını” bir taraftan da dayım Ceritzade Yaşar Bey’in 1950 li yıllardaki hayvanlarını hatırladım. Dedem Ceritzade Şükrü Efendi ile birlikte Yozgat’ta Mutafoğlu mahallesindeki köprünün başındaki büyük evde otururlar, Dayılı köyündeki arazileri ile de çiftçilik yaparlardı. Köylerden mahsul getiren kağnılar,13-15 yaşındaki çocukların idaresinde Şekerpınar’dan aşağı inleye inleye inerler, onları çeken öküzler veya camızlarda ağır ağır ve uygun adım bir sağa bir sola yata yata aynı tempo ile giderlerdi. Eğer saman getiriyorlarsa saman hafif olduğundan çok yükleme yapalım diye yanına çeten sararlardı. Kağnının arkasında asılı küçük bir tenekenin içinde bir miktar sabunlu su ve bir hindi teleği(tüyü) olurdu. Kağnı’yı süren çocuklar Yozgat’a yaklaşınca sabunlu suya batırdıkları teleği kağnının dingiline sürer onun böyle inlemesini sağlarlardı. Bu inlemeler bana sanki kavruk yüzlü bu çocukların inlemesi gibi gelirdi. Dedemin Fordson marka traktörü vardı. O tarihlerde zaten iki traktör markası bilirdik. Kırmızı boyalı Massey Harris’ler ve mavi boyalı Fordson’lar. Tarla, tapan işleri bitince evden kahveye, kahveden eve canı sıkılan dayım, civar şehirlerdeki hayvan pazarlarını dolaşır, nerede iri bir hayvan görse alıp getirir başımıza bela ederdi. Bir gün bir koç getirdi. Koçta koç hani. Tam sırat köprüsünde üstüne binilecek cinsten. Gel gör ki misafirlik devresini atlatıp ta çevreye alışıp ahırdaki hayvanlara dirlik vermeyince, arka avluda dut ağacına boynuzlarından bağlandı. Bu duruma çok içerledi herhalde ki avluya kim çıkarsa şaha kalkıp tos vurmak istiyor ama ip izin vermiyordu. Böyle asi davranışları ve avluya saçtığı leblebileri yüzünden kesilmesine karar verildi ve hüküm infaz edildi. Yine bir seferinde Çorumdan iri bir camız getirdi. Alnında beyaz bir hilal olan çok gösterişli bir hayvandı. Onun da yabancılığı gidince ilk şikâyet, Yozgat sığırını güden çobanlardan geldi. Öbür hayvanlara dirlik vermediğini bu yüzdende sığıra istemediklerini söyledilerse de dayımın “hele biraz gitsin gelsin” itirazı üzerine bir süre daha göz yumdular. Asıl şikâyet cennetmekân anneannemden geliyordu. Sütünü sağma sırasında dölek durmuyor, sonuna doğruda huysuzlanıp ayağını helkeye vuruyor sütün bir kısmını döküyordu. Çobanlar sonunda resti çekince ahıra hapsolmak zorunda kaldı. Dayım gece saat 23.00 ü bulmadan eve gelirdi. Çünkü elektrik o saatte birkaç kere göz kırparak kesileceğini haber verir, 10 dakika sonra da kesilir, ertesi güne kadar da gelmezdi. Kahveden gelince önce ahıra girer, ineklerin, camızın ve dedemin faytonuna koşulan bir çift atın yemlerini filan kontrol eder sonra eve girerdi. Dedemin faytonu dedim ya, evet kendi kullanımımız için dış avluda bekleyen bir faytonumuz vardı. Yine bir akşam aynı kontrolleri yaparken farkında olmadan dayımı duvara sıkıştırır. Bir süre öylece kalırlar. Dayım nefes alamaz hale gelir, göğüs kemikleri acımaya başlar. Biraz daha sıkıştırsa belki çatlatacak veya kıracak yani o durum. Biraz sonra hayvanın çekilmesi ile ölümden dönen dayım perişan bir halde eve girer. Olanı biteni eşine anlatır. Rahmetli dedemin sürekli “ oğlum bu camızı sat bir gün başımıza bir maraza çıkaracak” üstelemesiyle camızın satılmasına karar verildi. Sürekli ahırda tutulan hayvanın bakışları bile değişmişti. Biz ahıra girmeye korkar olmuştuk. Sonunda bir kasap ile anlaşıldı. Pazarlık yapılırken dayım kasap’a, “ben ahırda teslim ederim gerisine karışmam” dedi. Kasap kendinden emin bir tavırla “o iş benim işim merak etmeyin” dedi gitti. Ertesi günü başka bir camızla geldi. Onu da ahıra soktular. İki camızı boynuzlarından birbirine bağladılar, bizim camızın ipini çözdüler. İpin çözülmesi ile bizim camız kapıya doğru öyle bir hamle yapıyor ki zavallı öbür camız yerlerde sürükleniyor. İki camız ancak bir hayvanın rahatça geçebileceği büyüklükteki ahırın kapısından nasıl geçti hâlâ aklım almaz. Kasap ve öbür camızın sahibi korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar. Öz’ün duvarına doğru gidince herkes bir eyvah çekti ama duvara varmadan traktör ve vagonetinin gireceği kadar büyük çatal kapıya yöneldiler. Zaten 70-80 santim yüksekliğindeki duvara çarpsalardı ikisi birden öz’e uçar bıçağı zor yetiştirirdik. Neyse ki bu panik uzun sürmedi bizim camız biraz sonra sakinleştiyse de öbür camız korkudan mı yoksa yorgunluktan mı nefes nefese kaldı hayvancağız. Yine birbirlerine bağlı olarak mezbahanın yolunu tuttular. Mezbahaya varınca kasap, kesicilere yalvarmış. “ Aman bi vukuat çıkarmadan önce bunu kesin” diye. Onlar gittikten sonra, rahmetli anneannem yürek çarpıntısı içinde bir süre “verilmiş sadakamız varmış” deyip durdu.

03.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00