BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
4633
Toplam
:
13443622
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DAYIMIN MALLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli dost Sayın Rıfat Çakır, Yozgat İleri Gazetesindeki köşesinde “kağnı gıcırtıları” başlığı ile kaleme aldığı makalesinde kağnılar için şöyle yazıyor. “Şimdi çocuklarımızın resimlerde kurtuluş savaşının sembolik vasıtaları olarak gördüğü bu ulaşım ve iş vasıtaları, ülkemizin hemen hemen hiçbir bölgesinde aktif halde görülmüyor. Bırakın kağnıyı öküzlerin bile nesli tükendi. Sahi hiç biriniz ineğe benzeyen iri yapılarıyla, uysal görünüşlü boğa görebiliyor musunuz?”Rıfat Bey’in bizi geçmişe götüren bu yazısını okuyunca, bir taraftan Kurtuluş Savaşımızda cephelere cephane taşıyan ve kadınlarımız tarafından yönetilen “Kağnı Kollarını” bir taraftan da dayım Ceritzade Yaşar Bey’in 1950 li yıllardaki hayvanlarını hatırladım. Dedem Ceritzade Şükrü Efendi ile birlikte Yozgat’ta Mutafoğlu mahallesindeki köprünün başındaki büyük evde otururlar, Dayılı köyündeki arazileri ile de çiftçilik yaparlardı. Köylerden mahsul getiren kağnılar,13-15 yaşındaki çocukların idaresinde Şekerpınar’dan aşağı inleye inleye inerler, onları çeken öküzler veya camızlarda ağır ağır ve uygun adım bir sağa bir sola yata yata aynı tempo ile giderlerdi. Eğer saman getiriyorlarsa saman hafif olduğundan çok yükleme yapalım diye yanına çeten sararlardı. Kağnının arkasında asılı küçük bir tenekenin içinde bir miktar sabunlu su ve bir hindi teleği(tüyü) olurdu. Kağnı’yı süren çocuklar Yozgat’a yaklaşınca sabunlu suya batırdıkları teleği kağnının dingiline sürer onun böyle inlemesini sağlarlardı. Bu inlemeler bana sanki kavruk yüzlü bu çocukların inlemesi gibi gelirdi. Dedemin Fordson marka traktörü vardı. O tarihlerde zaten iki traktör markası bilirdik. Kırmızı boyalı Massey Harris’ler ve mavi boyalı Fordson’lar. Tarla, tapan işleri bitince evden kahveye, kahveden eve canı sıkılan dayım, civar şehirlerdeki hayvan pazarlarını dolaşır, nerede iri bir hayvan görse alıp getirir başımıza bela ederdi. Bir gün bir koç getirdi. Koçta koç hani. Tam sırat köprüsünde üstüne binilecek cinsten. Gel gör ki misafirlik devresini atlatıp ta çevreye alışıp ahırdaki hayvanlara dirlik vermeyince, arka avluda dut ağacına boynuzlarından bağlandı. Bu duruma çok içerledi herhalde ki avluya kim çıkarsa şaha kalkıp tos vurmak istiyor ama ip izin vermiyordu. Böyle asi davranışları ve avluya saçtığı leblebileri yüzünden kesilmesine karar verildi ve hüküm infaz edildi. Yine bir seferinde Çorumdan iri bir camız getirdi. Alnında beyaz bir hilal olan çok gösterişli bir hayvandı. Onun da yabancılığı gidince ilk şikâyet, Yozgat sığırını güden çobanlardan geldi. Öbür hayvanlara dirlik vermediğini bu yüzdende sığıra istemediklerini söyledilerse de dayımın “hele biraz gitsin gelsin” itirazı üzerine bir süre daha göz yumdular. Asıl şikâyet cennetmekân anneannemden geliyordu. Sütünü sağma sırasında dölek durmuyor, sonuna doğruda huysuzlanıp ayağını helkeye vuruyor sütün bir kısmını döküyordu. Çobanlar sonunda resti çekince ahıra hapsolmak zorunda kaldı. Dayım gece saat 23.00 ü bulmadan eve gelirdi. Çünkü elektrik o saatte birkaç kere göz kırparak kesileceğini haber verir, 10 dakika sonra da kesilir, ertesi güne kadar da gelmezdi. Kahveden gelince önce ahıra girer, ineklerin, camızın ve dedemin faytonuna koşulan bir çift atın yemlerini filan kontrol eder sonra eve girerdi. Dedemin faytonu dedim ya, evet kendi kullanımımız için dış avluda bekleyen bir faytonumuz vardı. Yine bir akşam aynı kontrolleri yaparken farkında olmadan dayımı duvara sıkıştırır. Bir süre öylece kalırlar. Dayım nefes alamaz hale gelir, göğüs kemikleri acımaya başlar. Biraz daha sıkıştırsa belki çatlatacak veya kıracak yani o durum. Biraz sonra hayvanın çekilmesi ile ölümden dönen dayım perişan bir halde eve girer. Olanı biteni eşine anlatır. Rahmetli dedemin sürekli “ oğlum bu camızı sat bir gün başımıza bir maraza çıkaracak” üstelemesiyle camızın satılmasına karar verildi. Sürekli ahırda tutulan hayvanın bakışları bile değişmişti. Biz ahıra girmeye korkar olmuştuk. Sonunda bir kasap ile anlaşıldı. Pazarlık yapılırken dayım kasap’a, “ben ahırda teslim ederim gerisine karışmam” dedi. Kasap kendinden emin bir tavırla “o iş benim işim merak etmeyin” dedi gitti. Ertesi günü başka bir camızla geldi. Onu da ahıra soktular. İki camızı boynuzlarından birbirine bağladılar, bizim camızın ipini çözdüler. İpin çözülmesi ile bizim camız kapıya doğru öyle bir hamle yapıyor ki zavallı öbür camız yerlerde sürükleniyor. İki camız ancak bir hayvanın rahatça geçebileceği büyüklükteki ahırın kapısından nasıl geçti hâlâ aklım almaz. Kasap ve öbür camızın sahibi korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar. Öz’ün duvarına doğru gidince herkes bir eyvah çekti ama duvara varmadan traktör ve vagonetinin gireceği kadar büyük çatal kapıya yöneldiler. Zaten 70-80 santim yüksekliğindeki duvara çarpsalardı ikisi birden öz’e uçar bıçağı zor yetiştirirdik. Neyse ki bu panik uzun sürmedi bizim camız biraz sonra sakinleştiyse de öbür camız korkudan mı yoksa yorgunluktan mı nefes nefese kaldı hayvancağız. Yine birbirlerine bağlı olarak mezbahanın yolunu tuttular. Mezbahaya varınca kasap, kesicilere yalvarmış. “ Aman bi vukuat çıkarmadan önce bunu kesin” diye. Onlar gittikten sonra, rahmetli anneannem yürek çarpıntısı içinde bir süre “verilmiş sadakamız varmış” deyip durdu.

03.01.2013

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00