BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
226
Dün
:
4601
Toplam
:
13175298
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR YILBAŞI ANISI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1968 Aralık ayı, hem yüksek okulda öğrenciyim hem de İstanbul Pangaltı’da elektrikçi dükkânım var. O civarda oturan azınlık vatandaşlarımızın evlerinde yaptığım işlerden sonra bıraktığım kartvizitimden öğrenci olduğumu anladıklarında “Kuzum sen talebeymişsin” diyerek istediğim ücretten daha fazla veriyorlar. Buşon sigorta diye tabir ettiğimiz içine tel sarılan sigortalarının telini yenilediğimde “borcumuz nedir” diye sorduklarında para istemeye utanıyorum. Onlarda bir beş lirayı zorla avucuma tutuşturuyorlar. Hem çalışıyor hem okuyorum ve bundan da çok gurur duyuyordum. Harbiye de o yıllarda oldukça meşhur bir gece kulübünün sahibi yılbaşı gecesi için salonun elektrik tesisatında düzenleme yapmamı istedi. O zamanın iki büyük orkestrası Durul Gence 5 ve Üstün Poyraz Set ile rahmetli Öztürk Serengil o gece sahne alacaklarmış. Öztürk Serengil’in İskambil kâğıtlarındaki joker kıyafeti ile. Gerek sahne düzeni gerek sair ışıklandırma için gerekli tesisatı hızlı bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Bir haftalık yoğun bir çalışma sonunda işler bitti. Çalışmalarım esnasında her iki orkestranın prova çalışmalarını da izleme ve tanışma fırsatım oldu. Üstün Poyraz Bey’in kibarlığına ve mütevazılığına hayran oldum. Yılbaşı gecesi, orkestrası ve gür sesi ile sahnede bir Tom Jones rüzgârı estirmişti. Tom Jones’in Delilah’sını inanın ondan daha güzel söylemişti. O zamanlar her yerde sigara içmek serbest idi. Bu yüzden yılbaşı gecesi kalabalık salonda çok duman olacağını düşünerek aspiratörlere ilave olarak pencerelere dört büyük aspiratör daha koymuştuk. Gece elektrik yükü çok fazla olacağından aspiratörleri belirli aralıklarla çalıştırmak ve ışıklandırma sistemini de geceyi renklendirsin aldatması ile kısım kısım yakıp söndürerek idare etmem gerekiyordu. Bu yüzden yılbaşı gecesi orada olmak zorunda idim. Saat 21.00 den itibaren İstanbul’un varlıklı aileleri gelmeye başladılar. Garsonların yardımı ile kimler ticaret erbabı kimler sanayici hepsini bir arada tanıma fırsatım oluyordu. Gerçi bir kısmını o yıllarda kimya fakültesinde okuyan ve boğazda Sipahi Ocağı isimli Atlı Spor Kulübünün muhasebesine bakan arkadaşımı ziyarete gittiğimde tanımıştım ama şimdi burada meşhur fabrikaların sahiplerini ailece yakından görme fırsatım oluyordu. Bunların bir kısmı atadan gelen zenginliklerini devam ettirirenler bir kısmı da o yılların siyasi konjonktür’ünü iyi kullanıp sonradan zengin olanlardı. Bazı aileler ahbapları veya akrabaları ile birlikte olmak için aynı masadan yer almışlardı. Salona girdiklerinde heyecanla birbirlerine sarılmalarından anlıyordum. Bazı çiftler sadece kendileri için yer aldıklarından masalarına gelen diğer konuklarla orada tanışıyorlardı. Salonda bayağı uzun hazırlanmış bir masa vardı ama gelen giden yoktu. Kısa bir süre sonra o masaya gruplar halinde gelmeler başladı. Salonun en uzun ve en kalabalık masası oldu. Yine garsonlardan pek tanınan meşhur sanayici bir ailenin kendi fertleri olduğunu öğrendim. Başta baba ve eşi olmak üzere oğullar, gelinler, damatlar olarak gelmişlerdi. İlerleyen saatlerde kalabalıktan salon fazlaca ısınmaya ve sigara dumanı olmaya başladı. Şimdi benim, sigortaları attırmadan sistemi en uygun şekilde çalıştırma sıram gelmişti zira hangi sigortayı ellesem ateş gibi sıcaktı. Bazen aspiratörlere bazen aydınlatmalara ağırlık vererek idare etmeye çalışıyordum ama bir süre sonra dumandan gözler yaşarmaya başlamıştı. Dört gözle saatin 23.55 olmasını bekliyordum. Nihayet vakit gelince tüm aydınlatmayı kapatıp aspiratörlere yüklendim. Saat 24.00 e kadar salon bir parça rahatladı. Yeni yıl kutlamasından sonra içki ve eğlencenin dozajı da artmaya başladı. Pistte oynayanların haricinde masasında oturduğu yerde veya masa civarında oynayanları izliyordum. Gece bu şekilde devam ederken saat 03.00 sularında o en uzun masadan genç bir beyefendi salon sahibinin yanına geldi ve hesabı görmek istediğini söyledi. Salon sahibi telaşlandı garsonlardan hesabı istedi. Hesap önüne konulunca beyefendi “Biz şunları almadık bunlar bizim hesabımıza nasıl girmiş” diye sordu. Salon sahibi de garsonlara sordu, onların mırın kırın etmesi üzerine mesele anlaşıldı garsonlar fırsattan istifade etmek istemiş, garsoniye ücretini yüksek yazamayacaklarından siparişi kabartmışlardı. Beyefendi “Biz parayı esirgemiyoruz ama yapılan çok çirkin” deyip hesabı ödeyip yüklüce bir bahşiş bıraktı. Salonda kaldıkları süre içinde aşırıya kaçmadan nezih bir şekilde eğlendiler ve hesap ödendikten sonra büyükleri önde hep birlikte salonu terk ettiler. Bu aileye hayran oldum içimden saygı duydum. İşim sayesinde İstanbul’un en meşhur birkaç gece kulübünden birinde hem zamanın en popüler orkestralarından, ancak plaklarda dinlediğimiz müziklerini hem de Öztürk Bey’in Show’unu canlı olarak izliyor kendimi şanslı sayıyorum. Gece boyunca üzerinde sütlü çikolata renginde şık bir tuvalet olan bir hanımefendi dikkatimi çekmişti. Oldukça da güzel olan bu hanım, masasındaki diğer misafirlerin içkinin verdiği cesaretle çılgınca eğlenmelerine karşın sakin ve kibar bir şekilde onlara eşlik ediyordu. Bu hanımefendinin güzelliğine ve tavırlarına hayran olmuştum. Onu izledikçe içimden ilerde benimde böyle bir eşim olsa diyordum. Saat 04.00 sularında birden ayağa kaktı kendine bir çeki düzen verdi, herhalde tuvalet ihtiyacı var diyordum ki önce sandalyeye oradan da masaya çıkmaz mı? Müziğin ritmine uyarak profesyonel bir dansöz gibi oynamaya başladı. Bir anda bütün gözler ona çevrildi. Yumruk yemiş boksör gibi oldum. Bütün hayallerim altüst oldu. İçimden ne yaptın be kadın diye inlediğimi hatırlıyorum. Hanımefendi oynadı eşi oturduğu yerden iştirak etti sonunda içkinin de tesiri ile kan ter içinde yorulup masadan indi. Sabahın ilk ışıkları ile eve geldiğimde uykusuzluktan değil bu hanımın ruhumda yaptığı yıkımdan dolayı bitkindim. Akşamüzeri kendime geldiğimde rahmetli babamın sözü aklıma geldi “Asil azmaz bal kokmaz kokarsa yağ kokar o da aslından katıktır.”
Sağlıklı, mutlu,huzurlu, savaşsız ve şehitsiz bir yıl dilerim.

27.12.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00