BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
167
Dün
:
4633
Toplam
:
13790627
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR YILBAŞI ANISI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1968 Aralık ayı, hem yüksek okulda öğrenciyim hem de İstanbul Pangaltı’da elektrikçi dükkânım var. O civarda oturan azınlık vatandaşlarımızın evlerinde yaptığım işlerden sonra bıraktığım kartvizitimden öğrenci olduğumu anladıklarında “Kuzum sen talebeymişsin” diyerek istediğim ücretten daha fazla veriyorlar. Buşon sigorta diye tabir ettiğimiz içine tel sarılan sigortalarının telini yenilediğimde “borcumuz nedir” diye sorduklarında para istemeye utanıyorum. Onlarda bir beş lirayı zorla avucuma tutuşturuyorlar. Hem çalışıyor hem okuyorum ve bundan da çok gurur duyuyordum. Harbiye de o yıllarda oldukça meşhur bir gece kulübünün sahibi yılbaşı gecesi için salonun elektrik tesisatında düzenleme yapmamı istedi. O zamanın iki büyük orkestrası Durul Gence 5 ve Üstün Poyraz Set ile rahmetli Öztürk Serengil o gece sahne alacaklarmış. Öztürk Serengil’in İskambil kâğıtlarındaki joker kıyafeti ile. Gerek sahne düzeni gerek sair ışıklandırma için gerekli tesisatı hızlı bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Bir haftalık yoğun bir çalışma sonunda işler bitti. Çalışmalarım esnasında her iki orkestranın prova çalışmalarını da izleme ve tanışma fırsatım oldu. Üstün Poyraz Bey’in kibarlığına ve mütevazılığına hayran oldum. Yılbaşı gecesi, orkestrası ve gür sesi ile sahnede bir Tom Jones rüzgârı estirmişti. Tom Jones’in Delilah’sını inanın ondan daha güzel söylemişti. O zamanlar her yerde sigara içmek serbest idi. Bu yüzden yılbaşı gecesi kalabalık salonda çok duman olacağını düşünerek aspiratörlere ilave olarak pencerelere dört büyük aspiratör daha koymuştuk. Gece elektrik yükü çok fazla olacağından aspiratörleri belirli aralıklarla çalıştırmak ve ışıklandırma sistemini de geceyi renklendirsin aldatması ile kısım kısım yakıp söndürerek idare etmem gerekiyordu. Bu yüzden yılbaşı gecesi orada olmak zorunda idim. Saat 21.00 den itibaren İstanbul’un varlıklı aileleri gelmeye başladılar. Garsonların yardımı ile kimler ticaret erbabı kimler sanayici hepsini bir arada tanıma fırsatım oluyordu. Gerçi bir kısmını o yıllarda kimya fakültesinde okuyan ve boğazda Sipahi Ocağı isimli Atlı Spor Kulübünün muhasebesine bakan arkadaşımı ziyarete gittiğimde tanımıştım ama şimdi burada meşhur fabrikaların sahiplerini ailece yakından görme fırsatım oluyordu. Bunların bir kısmı atadan gelen zenginliklerini devam ettirirenler bir kısmı da o yılların siyasi konjonktür’ünü iyi kullanıp sonradan zengin olanlardı. Bazı aileler ahbapları veya akrabaları ile birlikte olmak için aynı masadan yer almışlardı. Salona girdiklerinde heyecanla birbirlerine sarılmalarından anlıyordum. Bazı çiftler sadece kendileri için yer aldıklarından masalarına gelen diğer konuklarla orada tanışıyorlardı. Salonda bayağı uzun hazırlanmış bir masa vardı ama gelen giden yoktu. Kısa bir süre sonra o masaya gruplar halinde gelmeler başladı. Salonun en uzun ve en kalabalık masası oldu. Yine garsonlardan pek tanınan meşhur sanayici bir ailenin kendi fertleri olduğunu öğrendim. Başta baba ve eşi olmak üzere oğullar, gelinler, damatlar olarak gelmişlerdi. İlerleyen saatlerde kalabalıktan salon fazlaca ısınmaya ve sigara dumanı olmaya başladı. Şimdi benim, sigortaları attırmadan sistemi en uygun şekilde çalıştırma sıram gelmişti zira hangi sigortayı ellesem ateş gibi sıcaktı. Bazen aspiratörlere bazen aydınlatmalara ağırlık vererek idare etmeye çalışıyordum ama bir süre sonra dumandan gözler yaşarmaya başlamıştı. Dört gözle saatin 23.55 olmasını bekliyordum. Nihayet vakit gelince tüm aydınlatmayı kapatıp aspiratörlere yüklendim. Saat 24.00 e kadar salon bir parça rahatladı. Yeni yıl kutlamasından sonra içki ve eğlencenin dozajı da artmaya başladı. Pistte oynayanların haricinde masasında oturduğu yerde veya masa civarında oynayanları izliyordum. Gece bu şekilde devam ederken saat 03.00 sularında o en uzun masadan genç bir beyefendi salon sahibinin yanına geldi ve hesabı görmek istediğini söyledi. Salon sahibi telaşlandı garsonlardan hesabı istedi. Hesap önüne konulunca beyefendi “Biz şunları almadık bunlar bizim hesabımıza nasıl girmiş” diye sordu. Salon sahibi de garsonlara sordu, onların mırın kırın etmesi üzerine mesele anlaşıldı garsonlar fırsattan istifade etmek istemiş, garsoniye ücretini yüksek yazamayacaklarından siparişi kabartmışlardı. Beyefendi “Biz parayı esirgemiyoruz ama yapılan çok çirkin” deyip hesabı ödeyip yüklüce bir bahşiş bıraktı. Salonda kaldıkları süre içinde aşırıya kaçmadan nezih bir şekilde eğlendiler ve hesap ödendikten sonra büyükleri önde hep birlikte salonu terk ettiler. Bu aileye hayran oldum içimden saygı duydum. İşim sayesinde İstanbul’un en meşhur birkaç gece kulübünden birinde hem zamanın en popüler orkestralarından, ancak plaklarda dinlediğimiz müziklerini hem de Öztürk Bey’in Show’unu canlı olarak izliyor kendimi şanslı sayıyorum. Gece boyunca üzerinde sütlü çikolata renginde şık bir tuvalet olan bir hanımefendi dikkatimi çekmişti. Oldukça da güzel olan bu hanım, masasındaki diğer misafirlerin içkinin verdiği cesaretle çılgınca eğlenmelerine karşın sakin ve kibar bir şekilde onlara eşlik ediyordu. Bu hanımefendinin güzelliğine ve tavırlarına hayran olmuştum. Onu izledikçe içimden ilerde benimde böyle bir eşim olsa diyordum. Saat 04.00 sularında birden ayağa kaktı kendine bir çeki düzen verdi, herhalde tuvalet ihtiyacı var diyordum ki önce sandalyeye oradan da masaya çıkmaz mı? Müziğin ritmine uyarak profesyonel bir dansöz gibi oynamaya başladı. Bir anda bütün gözler ona çevrildi. Yumruk yemiş boksör gibi oldum. Bütün hayallerim altüst oldu. İçimden ne yaptın be kadın diye inlediğimi hatırlıyorum. Hanımefendi oynadı eşi oturduğu yerden iştirak etti sonunda içkinin de tesiri ile kan ter içinde yorulup masadan indi. Sabahın ilk ışıkları ile eve geldiğimde uykusuzluktan değil bu hanımın ruhumda yaptığı yıkımdan dolayı bitkindim. Akşamüzeri kendime geldiğimde rahmetli babamın sözü aklıma geldi “Asil azmaz bal kokmaz kokarsa yağ kokar o da aslından katıktır.”
Sağlıklı, mutlu,huzurlu, savaşsız ve şehitsiz bir yıl dilerim.

27.12.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00