BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
197
Dün
:
4633
Toplam
:
14638805
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR YILBAŞI ANISI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1968 Aralık ayı, hem yüksek okulda öğrenciyim hem de İstanbul Pangaltı’da elektrikçi dükkânım var. O civarda oturan azınlık vatandaşlarımızın evlerinde yaptığım işlerden sonra bıraktığım kartvizitimden öğrenci olduğumu anladıklarında “Kuzum sen talebeymişsin” diyerek istediğim ücretten daha fazla veriyorlar. Buşon sigorta diye tabir ettiğimiz içine tel sarılan sigortalarının telini yenilediğimde “borcumuz nedir” diye sorduklarında para istemeye utanıyorum. Onlarda bir beş lirayı zorla avucuma tutuşturuyorlar. Hem çalışıyor hem okuyorum ve bundan da çok gurur duyuyordum. Harbiye de o yıllarda oldukça meşhur bir gece kulübünün sahibi yılbaşı gecesi için salonun elektrik tesisatında düzenleme yapmamı istedi. O zamanın iki büyük orkestrası Durul Gence 5 ve Üstün Poyraz Set ile rahmetli Öztürk Serengil o gece sahne alacaklarmış. Öztürk Serengil’in İskambil kâğıtlarındaki joker kıyafeti ile. Gerek sahne düzeni gerek sair ışıklandırma için gerekli tesisatı hızlı bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Bir haftalık yoğun bir çalışma sonunda işler bitti. Çalışmalarım esnasında her iki orkestranın prova çalışmalarını da izleme ve tanışma fırsatım oldu. Üstün Poyraz Bey’in kibarlığına ve mütevazılığına hayran oldum. Yılbaşı gecesi, orkestrası ve gür sesi ile sahnede bir Tom Jones rüzgârı estirmişti. Tom Jones’in Delilah’sını inanın ondan daha güzel söylemişti. O zamanlar her yerde sigara içmek serbest idi. Bu yüzden yılbaşı gecesi kalabalık salonda çok duman olacağını düşünerek aspiratörlere ilave olarak pencerelere dört büyük aspiratör daha koymuştuk. Gece elektrik yükü çok fazla olacağından aspiratörleri belirli aralıklarla çalıştırmak ve ışıklandırma sistemini de geceyi renklendirsin aldatması ile kısım kısım yakıp söndürerek idare etmem gerekiyordu. Bu yüzden yılbaşı gecesi orada olmak zorunda idim. Saat 21.00 den itibaren İstanbul’un varlıklı aileleri gelmeye başladılar. Garsonların yardımı ile kimler ticaret erbabı kimler sanayici hepsini bir arada tanıma fırsatım oluyordu. Gerçi bir kısmını o yıllarda kimya fakültesinde okuyan ve boğazda Sipahi Ocağı isimli Atlı Spor Kulübünün muhasebesine bakan arkadaşımı ziyarete gittiğimde tanımıştım ama şimdi burada meşhur fabrikaların sahiplerini ailece yakından görme fırsatım oluyordu. Bunların bir kısmı atadan gelen zenginliklerini devam ettirirenler bir kısmı da o yılların siyasi konjonktür’ünü iyi kullanıp sonradan zengin olanlardı. Bazı aileler ahbapları veya akrabaları ile birlikte olmak için aynı masadan yer almışlardı. Salona girdiklerinde heyecanla birbirlerine sarılmalarından anlıyordum. Bazı çiftler sadece kendileri için yer aldıklarından masalarına gelen diğer konuklarla orada tanışıyorlardı. Salonda bayağı uzun hazırlanmış bir masa vardı ama gelen giden yoktu. Kısa bir süre sonra o masaya gruplar halinde gelmeler başladı. Salonun en uzun ve en kalabalık masası oldu. Yine garsonlardan pek tanınan meşhur sanayici bir ailenin kendi fertleri olduğunu öğrendim. Başta baba ve eşi olmak üzere oğullar, gelinler, damatlar olarak gelmişlerdi. İlerleyen saatlerde kalabalıktan salon fazlaca ısınmaya ve sigara dumanı olmaya başladı. Şimdi benim, sigortaları attırmadan sistemi en uygun şekilde çalıştırma sıram gelmişti zira hangi sigortayı ellesem ateş gibi sıcaktı. Bazen aspiratörlere bazen aydınlatmalara ağırlık vererek idare etmeye çalışıyordum ama bir süre sonra dumandan gözler yaşarmaya başlamıştı. Dört gözle saatin 23.55 olmasını bekliyordum. Nihayet vakit gelince tüm aydınlatmayı kapatıp aspiratörlere yüklendim. Saat 24.00 e kadar salon bir parça rahatladı. Yeni yıl kutlamasından sonra içki ve eğlencenin dozajı da artmaya başladı. Pistte oynayanların haricinde masasında oturduğu yerde veya masa civarında oynayanları izliyordum. Gece bu şekilde devam ederken saat 03.00 sularında o en uzun masadan genç bir beyefendi salon sahibinin yanına geldi ve hesabı görmek istediğini söyledi. Salon sahibi telaşlandı garsonlardan hesabı istedi. Hesap önüne konulunca beyefendi “Biz şunları almadık bunlar bizim hesabımıza nasıl girmiş” diye sordu. Salon sahibi de garsonlara sordu, onların mırın kırın etmesi üzerine mesele anlaşıldı garsonlar fırsattan istifade etmek istemiş, garsoniye ücretini yüksek yazamayacaklarından siparişi kabartmışlardı. Beyefendi “Biz parayı esirgemiyoruz ama yapılan çok çirkin” deyip hesabı ödeyip yüklüce bir bahşiş bıraktı. Salonda kaldıkları süre içinde aşırıya kaçmadan nezih bir şekilde eğlendiler ve hesap ödendikten sonra büyükleri önde hep birlikte salonu terk ettiler. Bu aileye hayran oldum içimden saygı duydum. İşim sayesinde İstanbul’un en meşhur birkaç gece kulübünden birinde hem zamanın en popüler orkestralarından, ancak plaklarda dinlediğimiz müziklerini hem de Öztürk Bey’in Show’unu canlı olarak izliyor kendimi şanslı sayıyorum. Gece boyunca üzerinde sütlü çikolata renginde şık bir tuvalet olan bir hanımefendi dikkatimi çekmişti. Oldukça da güzel olan bu hanım, masasındaki diğer misafirlerin içkinin verdiği cesaretle çılgınca eğlenmelerine karşın sakin ve kibar bir şekilde onlara eşlik ediyordu. Bu hanımefendinin güzelliğine ve tavırlarına hayran olmuştum. Onu izledikçe içimden ilerde benimde böyle bir eşim olsa diyordum. Saat 04.00 sularında birden ayağa kaktı kendine bir çeki düzen verdi, herhalde tuvalet ihtiyacı var diyordum ki önce sandalyeye oradan da masaya çıkmaz mı? Müziğin ritmine uyarak profesyonel bir dansöz gibi oynamaya başladı. Bir anda bütün gözler ona çevrildi. Yumruk yemiş boksör gibi oldum. Bütün hayallerim altüst oldu. İçimden ne yaptın be kadın diye inlediğimi hatırlıyorum. Hanımefendi oynadı eşi oturduğu yerden iştirak etti sonunda içkinin de tesiri ile kan ter içinde yorulup masadan indi. Sabahın ilk ışıkları ile eve geldiğimde uykusuzluktan değil bu hanımın ruhumda yaptığı yıkımdan dolayı bitkindim. Akşamüzeri kendime geldiğimde rahmetli babamın sözü aklıma geldi “Asil azmaz bal kokmaz kokarsa yağ kokar o da aslından katıktır.”
Sağlıklı, mutlu,huzurlu, savaşsız ve şehitsiz bir yıl dilerim.

27.12.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00