BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
230
Dün
:
4633
Toplam
:
14629985
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞOFÖR SEYİT VE OĞLU NECDET TAŞAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Facebook’ta eski bir Yozgat resminde, Scanıa-Vabıs marka otobüsü ve üzerindeki ULUDAĞ yazısını görünce anılarım beni çok eski yıllara çocukluk sayacağım günlere götürdü. Sanırım 1950 lerin sonları idi. Yozgat’tan direk İstanbul’a otobüs yoktu, ancak Ankara’ya kadar giden Zafer Otobüs firması vardı. İstanbul’a gitmek için Ankara’dan aktarma yapılırdı. O yıllarda Saygı Turizm ismindeki Yozgat firması Uludağ otobüs işletmesi ile anlaşmış Yozgat’ta onların acenteliğine başlamıştı. Mutafoğlu mahallesindeki komşumuzun bizim yaşımızdaki oğlu Fatih Niğdelioğlu da burada bugünkü tabirle ofis boy olarak çalışıyordu. Açılış telaşı içinde iken, yazıhane önünde bekleyecek otobüslerin ön camlarına konacak tabela yazılması işi gündeme gelince “Malzemeleri temin ederseniz ben yazarım” dedim. O yıl Orta son veya lise bir talebesi olabilirim. Hemen uygun ebatta birkaç teneke levha kestirip iki üç renk yağlı boya ve fırçalar alıp bana verdiler. Bende hemen yazmaya başladım. Kendimce “Saygı Turizm Uludağ Otobüsleri” şeklideki cümle iyi idi ve öyle yazdım. Levhaları götürünce “böyle ayıp olur. Asıl firma Uludağ firması. “Uludağ Saygı Turizm Otobüsleri olursa daha iyi olur” dediler. Haydi, bakalım yeniden teneke kestirip yeniden yazdım. Bu anım başka anılarımı hatırlattı.

Yıl 1961 Ağustos ayı, Rahmetli emekli öğretmen Adil Olgun’un yine rahmetli olan oğlu Kaplan Olgun’un düğünü için Yozgat’a gelmiştik. Düğün sonrası Yozgat’tan Amasya’ya dönmek için Faun marka bir otobüsle Ankara’ya gidiyoruz. Oradan da Amasya otobüsüne bineceğiz. Yaptığımız sağ elle sol kulağı göstermek gibi bir şey. Çünkü Yozgat’tan Amasya üç adımlık yol ama otobüs yok. Sarı Hacılı mevkiine geldiğimizde, rahmetli babam yolun sağ tarafında ve aşağısında dere akan bir kayayı göstererek “İşte kaptıkaçtı ile üzerinde asılı kaldığım kaya bu” dedi (sene 1947). Şoförün tam arkasında oturuyorduk. Ufak tefek, sanki otobüsü kullanan küçük bir çocukmuş havası veren şoför başını arkaya çevirerek “Muammer amca sen misin” diye sordu. Babam evet deyince “Ben şoför Seyit’in oğluyum Muammer amca” dedi. Seyit amca babamın av arkadaşı idi. Babam da heyecanlandı.”Vaaay! Necdet’im sen miydin bende bu ufak tefek çocuk da kim diyordum” diye cevap verdi. Necdet ağabey; Muammer amca sen bu kayaya çıktığında bizde çoluk çocuk bir kamyona doluşup seyretmeye gelmiştik dedi. Onlar konuştu biz kardeşimle hayran hayran dinledik. O sene Dedem Muhlis Bey ile ikinci eşi Esma Hanım İstanbul’a Esma hanımın kardeşi Sıdıka Hanımlara misafir giderler. Dönüş trenle Yerköy’e, oradan da Yozgat’a olacaktır. Babam, kullandığı 1948 model Chevrolet marka kaptıkaçtıya kayınpederi Ceritzade Şükrü Efendi ve eşi Leyla Hanımı da alarak Yerköy tren istasyonunda onları karşılarlar. Aynı trenle gelen Yozgat’ın yeni mal müdürü ve eşi de Yozgat’a gitmek için bir vasıta sormaktadır. Onları fark eden Muhlis Bey dedem, “Bizde Yozgat’a gidiyoruz arabada yer var buyurun” diye davet eder. Hep birlikte Yozgat’a doğru yola çıkarlar. Mal müdürünün kucağında birde kocaman radyo vardır. Aksilik buya Sarıhacılı mevkiinde yağmur sularının yola serdiği kum yüzünden babam direksiyon hâkimiyetini kaybeder ve yolun sol yanında, aşağısı dere olan bir kayanın üzerine çıkar orada kalırlar. Güç bela yola inip bir vasıta beklemeye başlarlar. Kayanın üzerindeki arabanın içinde kalan radyoda bir hayli sorun olur. Mal müdürü, ilk korku ve heyecanı atlatıp radyosuna da kavuşunca, şoför efendi, şoför efendi diye hitap ederek babamı azarlayıcı sözler söylemeye başlar. Bunun üzerine dedem Muhlis Bey, her zamanki kibarlığı ile “Beyefendi o şoför değil benim oğlum” der. Derken uzaktan babamın yakın arkadaşı Seyit amca otobüsü ile görünür. Olanı biteni şaşkınlıkla seyrederken babam da mal müdürünün kendisine davranışlarını anlatır. Yolcuları otobüsüne alan Seyit amca yer yok diyerek mal müdürünü otobüse bindirmez ve hareket eder. Bir kaç yüz metre gidince Muhlis Bey dedem “Seyit bey yer yoksa ben ayakta da giderim ziyanı yok, Yozgat şurası, beyefendiyi de alalım lütfen” diye ısrar edince çaresiz kalan Seyit amca durup onu da alır. Sohbet masal gibi idi ama bitti. Stabilize yolda arkamızda bir toz bulutu bırakarak gidiyoruz. Dalgın dalgın camdan dışarısını seyredip giderken yoldan şoförlerin ördek diye tabir ettikleri cübbeli sakallı bir yolcu bindi. Koridorda babamın yanına isabet eden yere daha önce konulan boş gaz tenekesinin üstüne oturdu. Muavin yüzelliuruş verecen dedi. Adam, her zaman bir lira veriyok diyerek bir lira uzatınca muavin, dayı uzatma elliuruş daha verecen diye ısrar etti. Bir iki itirazdan sonra adam söylene söylene 50 kuruşu verdi. Hemen arkasındaki bu tartışmayı dikiz aynasından izleyen Necdet ağabey de biraz gerildi galiba. Cübbeli adam bir süre sonra traktörle tarlasını süren bir köylüyü kastederek önce bir cık cık çektikten sonra “Bu gâvur icadı makineleri (halk o zaman traktöre de


Otobüse de makine derdi) tarlalara soktular bedbereket kalmadı dedi. Babam cevap vermedi. Kardeşimle ben de traktöre Bakıyorduk ki Necdet ağabey dikiz aynasından geriye adama bakarak şöyle dedi.”Dayı, bu makine de gâvur icadı, hadi biz çaresiz biniyoruz ama sen günaha girme, istersen burada in, gideceğin yere eşekle git” dedi. Adam bir şey demedi daha doğrusu diyemedi, sessizce Necdet ağabeye baktı kımıldamadan oturdu. Necdet ağabey de üstelemedi tekrar önüne baktı. Babamın arkadaşı Seyit Taşan amcayı severdik. Yaz tatillerinde Yozgat’a gittiğimizde yazıhanenin önünde görürsek elini öperdik. Oğlu Necdet ağabeye gelince, parmakları çok kuvvetli adeta mengene gibi imiş. Ben şahit olmadım ama bazı somunları parmakları ile söküp taktığını söylerlerdi. Kuru nohutları avucuna alır un gibi öğütürmüş. Hac mevsiminde otobüsü ile hacı götürdüğü bir seferde, arkadaşları ile mal almak için gittikleri bir dükkânın Arap sahibi yallah yallah diye bunları dükkândan kovmak isteyince tokalaşmak maksadıyla elini tuttuğu Arap’ı acı içinde dizleri üstüne çökerttiği söylenirdi. Babama da şöyle bir latife yapmıştı.”Yolcuları indirmek için Etlik otobüs garajına doğru giderken korna çaldığımda(otobüsün kornası tren düdüğü gibi öterdi) otobüse bakanlar otobüsü kullanan bu çocuk da kim derlemiş”.Ben Seyit amcanın, önünde minyatür Buldok köpeği olan Mack marka burunlu otobüsünü çok severdim. Çarşıya indiğimizde eğer orada ise karşısına geçip hayran hayran seyrederdim. O yıllarda otobüs sayısı da birkaç tane idi. Seyit Taşan, Necdet Taşan, Yeşil Mustafa, Açıkbaşlar’ın Ahmet ve Rahmi otobüs sahipleri olup, herkes tarafından tanınan bilinen Yozgat’ın kalburüstü insanları idiler.

10.12.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00