BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4633
Toplam
:
14611823
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HADİBAĞALIM YERKÖY’E
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat Forumm’un sayfasına koyduğu 1950 yıllarına ait bir resimdeki Austin marka otobüsü ve onunla ilgili olarak Değerli dost Ertuğrul Kapusuzoğlu’nun yazdığı kaburga kemiklerim fıkrası bana aynı otobüsle yaptığımız Yerköy yolculuğunu hatırlattı. Rahmeti babaannem Esma Çapanoğlu ile o sıralar Yerköy’de Avukatlık yapan kuzenim Nejat Çapanoğlu’nu ve birlikte kalan halam Muhlise Çapanoğlu’nu ziyarete gideceğiz. Saat kulesinden aşağı doğru inerken sağ tarafta o zamanki garaj vardı. Ancak üç,dört otobüs veya kamyon girecek kadar küçük bir arsa idi.Şimdiki otobüsler olsa ancak iki adedi sığabilir. Orada Yerköy’e gitmek üzere bekleyen Austin markalı bu otobüsün yanına gittik. Muavin hadibağalım (hadi bakalım) Yerköy’e, Yerköy’e diye çığırıyor. Babaannem muavine “bana bak bizde Yerköy’e gideceğiz, bunun vidalarını bilmem neyini iyice sıktınız mı” diye sordu. Muavinde sıktık hala merak etme deyince “her zaman böyle dersiniz, bu talakalara insanları bindirirsiniz sonra da yolda mutlaka ya benzini biter ya da bir arıza çıkarır” dedi.

Bindik, şoförün arkasındaki koltuğa oturduk. Sanırım sadece ön kapısı vardı zaten küçük bir otobüs idi. Yozgat’tan çıkarken yolcu sayısı fazla ise hemen aralara boş gaz tenekesi konur oraya da yolcu alınırdı. Otobüsün tarifesi yoktu, dolunca kalkardı. Erken gelip de ön sıraya oturan deliğanlılar, ne zaman gelmiş olursa olsun kendisinden sonra aile veya bir hanım gelmişse, muavin kalk hemşerim aile geldi arkaya geç diye uyarılır, oda ses çıkarmadan arkada bir yere otururdu. Şimdi bu yazıyı okuyan yaşlıların “o zamanlar saygı vardı canım” dediklerini duyar gibiyim. Otobüsün içi dolu olup, yolda da el kaldıran olursa onlarda yolda bırakılmaz ellerindeki eşyaları ile arkadaki merdivenden otobüsün üstüne çıkar yüklerin üstüne, arasına bir yerlere oturur giderlerdi. O zamanlar evlerde radyo yoktu ki otobüste olsun, yola koyulduktan kısa bir süre sonra zaten birbirini tanıyan insanlar güzel bozlak okuyan birine hadibağalım şöyle iyi bi şey oku diye gaz verirler oda bir elini kulağına koyar (niye koyarsa) okumaya başlardı. Yollar stabilize olduğundan Yerköy de indiğimizde fırıncı çırağı gibi olurduk. Neyse uzatmayım. Bir rampayı inerken zaten yavaş giden otobüs daha da yavaşlamaya başladı. Ben istiyorum ki şoför vitesten çıkarsın daha hızlı gidelim. Yavaşladık, yavaşladık nihayet düz yola gelince durduk. Yolda el kaldıran filan da görmemiştik. Babaannem hemen şoföre sordu “niye durduk oğlum ?” El cevap “fren patladı hala”.Babaannem açtı ağzını yumdu gözünü. “Daha binerken sordum vidasını neyini iyice sıktınız mı diye, biz canımızı sokakta mı bulduk. Bu kadar insanın çoluğu çocuğu evde bekleyeni var. Bu harkıt otobüsle niye yola çıkıyorsunuz, sizde hiç utanma yok mu? Her seferin de ya benzininiz biter ya yolda kalırsınız.” Hakkaten eskiden saygı vardı. Muhlis Bey’in eşi diye de babaanneme ayrıca saygı gösterirlerdi. Şoför “üzülme hala şimdi hallederim diyerek aşağı indi. Biraz uzaktaki iğde ağacından bir dal kesti geldi otobüsün altına yattı. Kısa bir süre sonra tekrar direksiyona geçti. Sonra babaanneme dönerek “tamam hala gidiyok” deyip Bismillah diyerek marşa bastı. Babaannemin siniri yatışınca merakımdan sordum “ amca ne olmuş” diye de “bi şey yok yeğenim fren borusuna bi kazık çaktım” diye cevap verdi.

Yozgat Gazetesi 16.11.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00