BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4601
Toplam
:
13176244
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DAYILI KÖYÜNÜN GIDDİLİ’Sİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gecenin sıcağından yarı uyur haldeki Dayılı köyü halkı, geliyolar, geliyolar diye bağıran canhıraş bir sesle yataklarından fırlarlar. Gördükleri manzara şudur. Gıddili lakaplı Mehmet Oba feryat figan uçarcasına bir hızla evine doğru koşmaktadır. Evinin kapısının önüne vardığında düşüp bayılır. Meraklılar hemen Gıddili’nin yanına gelip ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Biraz sonra kendine gelen Gıddili korkudan büyümüş gözlerle önce etrafı bir tarar sonrada ne oldu bana diye sorar. O sırada Ceritzade Şükrü Efendi’de ( benim anne babam) gelir ve “Oğlum arkandan bağırdım Gıddili korkma benim diye ama sen duymadın ki” der. Şükrü efendinin anlatması ile olay anlaşılır. Gıddili Mehmet, gece Şükrü Efendinin tarlalarına su vermektedir. Vazifesi, bir tarla yeteri kadar su alınca harkın tarlaya giren tarafını kapatıp suyun bir sonraki tarlayı sulamasını sağlamaktadır. Bu bekleme sırasında da korkusundan gözü mezarlıkta, çenesi elindeki küreğin sapında tedirgin bir şekilde tarlaların biran önce yeteri kadar su almasını beklemekte. Sıcaktan uyuyamayan Şükrü Efendi de beyaz fanila ve beyaz ve bileğine kadar uzun don’un üzerine paltosunu omzuna atıp sulamayı kontrole çıkar. Zaten ölüden ve ölmekten korkan bir yapıya sahip olan Gıddili öyle dalgın bir vaziyette ufka bakarken birden mezarlık tarafından gelen beyaz çamaşırlar içindeki Şükrü Efendi’yi görünce mezarlıktan hortlak geliyor zannı ile küreği atıp panik içinde geliyorlar, geliyorlar diye bağırarak köye doğru koşmaya başlar. Ne zaman bir sohbetimizde Dayılı köyü adı geçse hep bu olayı hatırlardım. Yıllar yılları kovaladı dayım Yaşar Cerit köydeki tüm arazileri sattığından dede yadigarı Dayılı’yı bir daha görmek nasip olmadı. Yıllar geçse de vatan özlemi hiç azalmıyor bilakis daha da büyük bir özlem insanın içinde büyüyor büyüyor. Aklıma geldikçe Google Earth’dan kuşbakışı da olsa özlemle bakardım.60 yıl sonra eşimi de alarak hem Dayılı’yı hem de dede yadigârı kimler kalmışsa onları görmeye gittim. Önce Rahmetli Gıddili Mehmet Efendinin oğlu Gıddili Ahmet kardeşimi onun sayesinde de Hacı Eyüp Güneş kardeşimi buldum. Bizi bağırlarına öyle bir bastılar ki tarifi mümkün değil. İstanbul da unuttuğumuz içten misafirperverliği bize doyasıya yaşattılar. Ahmet babasının fotoğrafçıda büyüttürdüğü çerçeveli resmini getirdi. Eyüp, annesi Tekgül hanımın çerçeveli resmini getirdi. Bende o resimlerden fotoğrafladım. Sohbetimiz Dayılı ile ilgili genel bir değerlendirmeden sonra elbette rahmetli Gıddilinin komiklikleri idi. Laf lafı açtıkça oğul Gıddili Ahmet’in de ondan aşağı kalmadığını hayretle gördük. Diyor ki; Sabah erkenden kalkıp tarladan taze domates,hıyar topladım Yozgat pazarına götürdüm.Domatesi 50 uruştan hıtarı 50 uruştan sayoyom.Bi herif geldi “gardaş hepsini ben alıyom” dedi. “50 uruştan aşağı vermem bilesin” dedim. “tamam gardaşım hepsini 50 uruştan alacağım” dedi. Adamın hali tavrı hoşuma gitmedi merak ettim bu kadar malı norecen diye sordum. Eyiki sormuşum.”Ben pazarcıyım senden alıp satacağam” demez mi. Uyanığa bak. Benden alacak 50 uruşa Yozgatlıya satacak 1 liraya. “ Yok hemşerim ben bunları 50 uruşa sana satacağıma 50 uruşa Yozgatlı’lıya satarım”dedim. Beş dakka içinde de sattım bitirdim. Ben uğraşıyım yetiştiriyim, sabahın köründe toplayıp
Yozgat’a getiriyim adam ayaküstü 50 uruş kazansın şu işe bak. Ne eski köylülük kaldı, ne eski beyler kaldı. Bir gün Efenda (efendi ağa) balkonda köylülerden biri ile oturuyomuş. Biraz sona adam gidince efenda babamı çağırıyo “ adam yarım saattir dangırdıyo, başıma ağrı girdi otur şuruya adam gibi iki laf edek” diyo. Bi zaman konuşmadan uzaklara bakmış sonra “ben ölürsem Yaşar burda durmaz satar gider” demiş. Hakkaten de öyle oldu. Efenda ölünce Yaşar abi hepisini sattı. Efendağanın ölümünden yıllar sonra Nizamlar da arazilerini sattılar. Uçsuz bucaksız arazileri vardı. Bizde kendi tarlalarımıza gitmek için onların tarlalarından geçerdik. Bir gün gine onların tarlalarından ekinlerin arasında yörüyüp gidiyom. Uzaktan bi deliğanlı bana doğru kopup geliyo. Yanıma gelince neriye hemşerim dedi. Bende tarlama gidiyom dedim. Hemşerim buradan geçmek yasak demez mi depem attı. Lan oğlum sen kimin kopeğisin de burdan geçmeyi yasak ediyorsun deyince biraz çekindi. Bu araziler Yimpaş’ın arazisi yani özel demez mi. Bana bak kim aldıysa git ona söyle bu ekin var ya bi kibrite bakar. Bi kibrit çalarım dümdüz ederim dedim. Bi daha ses edemedi. Ya işte Nizamlar da satınca böyle şeyler geldi başımıza. Hâlbuki onların zamanında bolluk vardı bereket vardı. Hiç bi sıkıntımız olmazdı. Efenda’nın tarlaları olsun Nizamların tarlaları olsun biçer(biçerdöğer) tarlalara girince saplar tarlada kalırdı. Bütün köylü onları toplar kışın mallara saman yapardı. Diye uzun uzun anlattılar.



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00