BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
229
Dün
:
4633
Toplam
:
14844405
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DAYILI KÖYÜNÜN GIDDİLİ’Sİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gecenin sıcağından yarı uyur haldeki Dayılı köyü halkı, geliyolar, geliyolar diye bağıran canhıraş bir sesle yataklarından fırlarlar. Gördükleri manzara şudur. Gıddili lakaplı Mehmet Oba feryat figan uçarcasına bir hızla evine doğru koşmaktadır. Evinin kapısının önüne vardığında düşüp bayılır. Meraklılar hemen Gıddili’nin yanına gelip ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Biraz sonra kendine gelen Gıddili korkudan büyümüş gözlerle önce etrafı bir tarar sonrada ne oldu bana diye sorar. O sırada Ceritzade Şükrü Efendi’de ( benim anne babam) gelir ve “Oğlum arkandan bağırdım Gıddili korkma benim diye ama sen duymadın ki” der. Şükrü efendinin anlatması ile olay anlaşılır. Gıddili Mehmet, gece Şükrü Efendinin tarlalarına su vermektedir. Vazifesi, bir tarla yeteri kadar su alınca harkın tarlaya giren tarafını kapatıp suyun bir sonraki tarlayı sulamasını sağlamaktadır. Bu bekleme sırasında da korkusundan gözü mezarlıkta, çenesi elindeki küreğin sapında tedirgin bir şekilde tarlaların biran önce yeteri kadar su almasını beklemekte. Sıcaktan uyuyamayan Şükrü Efendi de beyaz fanila ve beyaz ve bileğine kadar uzun don’un üzerine paltosunu omzuna atıp sulamayı kontrole çıkar. Zaten ölüden ve ölmekten korkan bir yapıya sahip olan Gıddili öyle dalgın bir vaziyette ufka bakarken birden mezarlık tarafından gelen beyaz çamaşırlar içindeki Şükrü Efendi’yi görünce mezarlıktan hortlak geliyor zannı ile küreği atıp panik içinde geliyorlar, geliyorlar diye bağırarak köye doğru koşmaya başlar. Ne zaman bir sohbetimizde Dayılı köyü adı geçse hep bu olayı hatırlardım. Yıllar yılları kovaladı dayım Yaşar Cerit köydeki tüm arazileri sattığından dede yadigarı Dayılı’yı bir daha görmek nasip olmadı. Yıllar geçse de vatan özlemi hiç azalmıyor bilakis daha da büyük bir özlem insanın içinde büyüyor büyüyor. Aklıma geldikçe Google Earth’dan kuşbakışı da olsa özlemle bakardım.60 yıl sonra eşimi de alarak hem Dayılı’yı hem de dede yadigârı kimler kalmışsa onları görmeye gittim. Önce Rahmetli Gıddili Mehmet Efendinin oğlu Gıddili Ahmet kardeşimi onun sayesinde de Hacı Eyüp Güneş kardeşimi buldum. Bizi bağırlarına öyle bir bastılar ki tarifi mümkün değil. İstanbul da unuttuğumuz içten misafirperverliği bize doyasıya yaşattılar. Ahmet babasının fotoğrafçıda büyüttürdüğü çerçeveli resmini getirdi. Eyüp, annesi Tekgül hanımın çerçeveli resmini getirdi. Bende o resimlerden fotoğrafladım. Sohbetimiz Dayılı ile ilgili genel bir değerlendirmeden sonra elbette rahmetli Gıddilinin komiklikleri idi. Laf lafı açtıkça oğul Gıddili Ahmet’in de ondan aşağı kalmadığını hayretle gördük. Diyor ki; Sabah erkenden kalkıp tarladan taze domates,hıyar topladım Yozgat pazarına götürdüm.Domatesi 50 uruştan hıtarı 50 uruştan sayoyom.Bi herif geldi “gardaş hepsini ben alıyom” dedi. “50 uruştan aşağı vermem bilesin” dedim. “tamam gardaşım hepsini 50 uruştan alacağım” dedi. Adamın hali tavrı hoşuma gitmedi merak ettim bu kadar malı norecen diye sordum. Eyiki sormuşum.”Ben pazarcıyım senden alıp satacağam” demez mi. Uyanığa bak. Benden alacak 50 uruşa Yozgatlıya satacak 1 liraya. “ Yok hemşerim ben bunları 50 uruşa sana satacağıma 50 uruşa Yozgatlı’lıya satarım”dedim. Beş dakka içinde de sattım bitirdim. Ben uğraşıyım yetiştiriyim, sabahın köründe toplayıp
Yozgat’a getiriyim adam ayaküstü 50 uruş kazansın şu işe bak. Ne eski köylülük kaldı, ne eski beyler kaldı. Bir gün Efenda (efendi ağa) balkonda köylülerden biri ile oturuyomuş. Biraz sona adam gidince efenda babamı çağırıyo “ adam yarım saattir dangırdıyo, başıma ağrı girdi otur şuruya adam gibi iki laf edek” diyo. Bi zaman konuşmadan uzaklara bakmış sonra “ben ölürsem Yaşar burda durmaz satar gider” demiş. Hakkaten de öyle oldu. Efenda ölünce Yaşar abi hepisini sattı. Efendağanın ölümünden yıllar sonra Nizamlar da arazilerini sattılar. Uçsuz bucaksız arazileri vardı. Bizde kendi tarlalarımıza gitmek için onların tarlalarından geçerdik. Bir gün gine onların tarlalarından ekinlerin arasında yörüyüp gidiyom. Uzaktan bi deliğanlı bana doğru kopup geliyo. Yanıma gelince neriye hemşerim dedi. Bende tarlama gidiyom dedim. Hemşerim buradan geçmek yasak demez mi depem attı. Lan oğlum sen kimin kopeğisin de burdan geçmeyi yasak ediyorsun deyince biraz çekindi. Bu araziler Yimpaş’ın arazisi yani özel demez mi. Bana bak kim aldıysa git ona söyle bu ekin var ya bi kibrite bakar. Bi kibrit çalarım dümdüz ederim dedim. Bi daha ses edemedi. Ya işte Nizamlar da satınca böyle şeyler geldi başımıza. Hâlbuki onların zamanında bolluk vardı bereket vardı. Hiç bi sıkıntımız olmazdı. Efenda’nın tarlaları olsun Nizamların tarlaları olsun biçer(biçerdöğer) tarlalara girince saplar tarlada kalırdı. Bütün köylü onları toplar kışın mallara saman yapardı. Diye uzun uzun anlattılar.



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00