BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
257
Dün
:
4601
Toplam
:
13184414
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İKİ KİTAP ÜÇ İNSAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar bu yazımda bilhassa gurbetteki hemşerilerimiz için iki başucu kitabını tanıtmaya çalışacağım. Birisi büyük emeklerle hazırlanmış “YOZGAT TÜRKÜLERİ.” 19,5 X27,5 cm. ebadında oldukça büyük ve 367 sayfa olan bu kitabı hepimizin yakından tanıdığı üç güzide hemşerimiz hazırlamış.
Kısa biyografileri şöyle;

Habib Coşkunsoy; 1966 yılında Yozgat Kadışehri Yakacık Köyünde doğdu.1990 Erciyes Üniversitesinden mezun olduktan sonra şu görevlerde bulunur.2005 yılında Kültür ve Turizm bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde göreve başlar. 2006 yılında Karaman il Kültür ve Turizm Müdür yardımcısı. 2007 yılında Güzel Sanatlar Genel müdürlüğünde değişik birimlerde şube müdürlükleri. 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Müzik topluluğu Topluluk Müdürü. 2010 yılından bu yana da Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu müdürlüğünü yapmaktadır. Habib Coşkunsoy’un TRT repertuarına kazandırdığı 11 eseri bulunmakta..

Erdem İlkaz; 1976 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinde doğdu. Bazı kamu kurumlarında Türk Halk Müziği Koroları kurarak konserler verdi. Bir kaç Üniversite de Türk Halk Müziği nota, usul, bağlama ve tavır dersleri verdi. Türküleri “Çocuklarım” diyecek kadar seven Erdem İlkaz ‘ın TRT Repertuarına kazandırdığı altı eseri var.

Savaş Akbıyık; 1968 yılında Yozgat’ta doğdu.1993 yılında Diş Hekimliği Fakültesinden mezun olduktan sonra bir yandan hekimlik mesleğini yaparken bir yandan da 1991 yılında girdiği TRT Ankara Radyosu Yurttan sesler Korosundaki saz sanatçısı olarak görevi yaptı. Savaş Akbıyık’ın TRT Repertuarına kazandırdığı dört eseri var.

Yozgat Türküleri Kitabında önsözden sonra iki önemli sayfa var. Bu iki sayfanın ilkinde “Yozgat’ın Türk Halk Müziğindeki yeri ve önemi” anlatılıyor. İkinci sayfa da, Feryat etmek, haykırmak, ağlamak, sızlanmak anlamına gelen Bozlaklar “Yozgat’ta Bozlak” başlığı ile tanıtılıyor. Kitabın Kaynak kişiler, Derleyiciler, Sanatçılar ve Mahalli Sanatçılar bölümünde de türkülerin asıl sahipleri yani onları yaratanlar, bunları akıllarına yazarak bu günlere ulaşmasını sağlayanlar(bilhassa bayanlara minnetlerimi arz ediyorum) resimleri ile tanıtılıyor. Uzun havalar bölümünde şimdi bazılarını unuttuğumuz ağıtlar var ki, hikâyeleri ile birlikte kaleme alınmış. Okurken duygulanmamak mümkün değil. Ezbere bildiğim halde okurken yeniden duygulandığım Musa Bey ağıtı bunlardan sadece biri. Kırık havalar ve arkasından Oyun Havaları bölümleri ile kitap bitiyor, hayır bitmiyor. Yazarlar, özen göstermişler kitabın sonuna içindekileri iki sayfa halinde koymuşlar. Birinci bölümde Kaynak kişiler, derleyiciler ve diğer kişileri listelemişler kolayca buluyorsunuz. Diğer bölümde uzun havalar, kırık havalar ve oyun havaları listelenmiş burada da aradığınızı kolayca buluyorsunuz. 294 adet eser, notaları ile hikâyeleri ile 1.hamur kâğıda tertemiz ve zevkli bir şekilde basılmış bir kaynak kitap. Kitap kapağının açık kahve ve bordo renklerle basılması da çok yakışmış.

İkinci Kitabımız, yine Habib Coşkunsoy’un “YOZGAT TESELLEMELERİ” isimli kitabı Birbirinden güzel 189 hikâye var. Eski Yozgat’ı ve eski orta Anadolu insanlarını yad etmek istediğinizde okuyup, bazen gülümseyip, bazen dalıp gidip kendinizden de bir şeyler bulacağınız ama her elinize aldığınızda zevkle okuyacağınız bir kitap. İşte sırası geldiğinde eşe dosta anlatmak için aklıma yazdığım bir tanesi. Orta halli ve fazlaca anlaşamayan bir karı koca. Akrabalaından düğün okuntusu alınca gitmeye mecbur kalırlar. Ancak aksi kadın “Paşalısız (Entarisiz) gitmem diye diretir. Ne yapacağım ne edeceğim diye kara kara düşünen adamın gözüne arılığın içindeki sepetler ilişir. Arı dolu sepetlerin birini atının sağ tarafına, öbürünü de sol tarafına güzelce bağlar. Kendi de üstüne biner Zile’nin yolunu tutarlar. Kazankaya taraflarına yaklaştığında öğlen sıcağı da bastırınca arılar yavaş yavaş sepetten çıkmaya başlar. Durmadan sarsılan sepetten çıkan kızgın arıların ne yapacağı malum. Atı kamçılamaya bile gerek kalmamış tam hızla gidiyorlar. Tarla da çapa yapan bir köylünün yanından aynı hızla geçince köylü bağırır. “Atı çatlatacaksın hemşerim biraz yavaş ol.” Bizim atlı da adama cevap verir. “Atın doru olursa, yükün arı olursa, kumandanın da karı olursa sende çatlarsın, at da çatlar.”

Kitaplar için isteme adresi; Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon Ltd. Şti. Konur sok. No.66/7 Bakanlıklar-Ankara
Tel: 0312.425 93 53 Fax: 0312 419 44 43

10.10.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00