BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞU KÜFÜR MESELESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bu makalemi yazalı neredeyse bir yıl olacak, ama okuyucu nasıl bir tepki verir acaba korkusu ile gazeteye gönderip göndermeme hususunda bir karar veremedim. Sonra gazetemizin sahibi değerli dost Osman Hakan Kiracının yılların kazandırdığı tecrübesine ve bilgisine sığınarak onun onayını aldıktan sonra köşeme koyduk… Haddimi aşmış isem en başından affınıza sığınıyorum. Sorgun Yavuz Selim İlköğretim Okulu İzci Takımı, Sorgun Kaymakamlığı tarafından başlatılan "Küfre Hayır" kampanyası çerçevesinde esnafları dolaşıp broşür dağıtmışlar..2 Kasım 2011 tarihli Yozgat Gazetesinde bu haberi görünce çok da iyi yapmışlar dedim.Sonra düşündüm biz ne zaman küfür ediyoruz. Ya da hangisi küfür sayılıyor diye. Cennetmekân pederimin memuriyeti dolayısı ile ömrümüz hep gurbette geçti. Ne zaman yakınımda orta Anadolu, yani Yozgat, Çorum, Kırıkkale, Kayseri aksanı ile konuşan bir ses duysam içim de sıcacık bir şeyler akardı. O sesin sahibi birde Yozgatlı çıkarsa hemen sahip çıkardım. Sanki çok yakın bir akrabam olurdu o anda. Sarılıp hasret gidermek vatan toprağımın kokusunu duymak isterdim. İşte gurbette oradan oraya savrulurken içimizde biriken vatan özlemidir bu. Onlar konuşurken farkında olmadan bazen küfür de ederlerse, ben o zaman daha da keyiflenirim ama çevrede bulunanlardan da biraz utanırdım. Bilmezler ki Orta Anadolu’nun kavruk yüzlü bu insanları o anda bunları küfür olarak söylemez, sarf ettiği sözün icabında küfür olduğu aklına bile gelmez. Onun dedesi, emesi erkek torunundan bir bardak su isterken bile rahatlıkla, “Daş……. yediğim hadi bana bi bardak su ver de şu hapımı yutuyum” der. Sözün burasında değerli Yılmaz Göksoy ağabeyimin ve Prof. Oğuz Öcal hocamın affına sığınıyorum. Çünkü onlar varken benim Yozgat folkloru hakkında söz söylemek haddim olamaz. Bilmeyenlerin küfür saydığı birçok kelimeyi İç Anadolu insanının cümlenin başına veya sonuna koyması, cümleyi pekiştirmek içindir. Yani o, bu kelimeleri cümlesine eklemezse cümle eksik gibi gelir ona. Yozgatlım bilir ki o sözün gerçekten küfür sayılabilmesi için kalben olduğu gibi söz ve davranışla da desteklenmesi gerekir. F.Collins, derlediği ilkelerden birisinde “İçinden geliyorsa dua et. Eğer seni rahatlatacaksa arada bir küfürde edebilirsin” diyor. Stresle başa çıkmanın yollarını anlatan bir yazısında değerli hekimimiz ara sıra küfürde edebilirsiniz demesine rağmen bizim konumuz o değil. Ama hekimden de izin çıkınca, benim hemşerilerimin istem dışı ve alışkanlıkla ağzından kaçan bu sözler küfür sayılabilir mi? Yozgat’ta Dayızadem Halit Çapanoğlu ile birlikte bir dükkândan alışveriş yaparken beni çok etkileyen bir olay yaşadım. Koyun yoğurdu almak için girdiğimiz dükkânda sıramızı beklerken, 30–35 yaşlarında babayiğit bir delikanlı “Selamünaleyküm dayılar” diye içeri girdi.”CHP nin binasını arıyom dayılar” dedi. Dükkânda bulunan 70 li yaşlarda bir müşteri sanki ifade alırmış gibi sert bir ses tonuyla“norecen CHP nin binasını” diye sordu. Delikanlı “Filancaya bir paket getirdim de onu teslim edeceğim” dedi. Müşteri “aha şorda” diyerek bir el işareti yapınca, delikanlı hem biraz sertçe hem de kırılgan bir ifade ile “Dayı ben bunalımıyım ki aha şorda diyon, bende anlıyom sanki” deyince dayızadem Halit Çapanoğlu, “Nerelisin yeğenim” diye sordu. “Boğazlıyan’dan geldim” demesi üzerine yaşlı müşteri gel “ Daş…….yediğim gel buraya” diyerek kolundan tutup dışarı çıkardı ve binanın yerini işaret ederek tarif etti. Ne adresi tarif eden yaşlı müşterinin nede Boğazlıyanlı yabancının yani bu koca koca adamların bu yer tarifinde küfür aklının ucundan geçmemiştir. Bu konuşmalarda hitaplar oldukça sert gibi görünse de çok samimi ve sıcaktı. Buram buram Anadolu kokuyordu veya bana öyle geldi, ama o anda dükkânda Ege veya Akdeniz den bir yabancı olsaydı bu insanlar biraz sonra kavga edecek sanabilirdi. Yukarda arz ettiğim gibi yine bir şey anlatırken cümlenin başına ve sonuna konan “dürzü” kelimesi de küfür değildir. Bu kelime cümle içinde o kadar değişik manalarda kullanılır ki insan dikkat ederse şaşar kalır. Bazen iltifat etmek için, bazen imrenme belirtisi, bazen bahsi geçen kişiyi yüceltmek için, bazen de yermek için değişik anlamlar ifade edebilir. Hani “şey” kelimesini tarif ederken deriz ya, tek başına bir anlam ifade etmemekle birlikte cümle içinde kullanıldığında çok anlamlar ifade eder diye, işte bunun gibi. Bilmeyenler bizim bu mahalli konuşmalarımızdan başka anlamlar çıkarabilirler tabi. Bu nedenle yabancı bir şehirde biraz daha dikkatli olmakta yarar var derim. Buna benzer olaylar bir zamanlar en çok Ankara’da yaşanmıştı.1952 yılında üye olduğumuz Nato personelinden Ankara’ya gelen ilk Amerikalılar da, çok duydukları, kulaklarına da hoş gelen bu sözleri anlamını bilmeden bizim şakacı Türklerin de kışkırtmaları ile kullanmışlar ama komik durumlara düşmüşlerdi. Durumun vahametini kavradıklarında da kendilerini kurtarmak için “Türkler cinsel açlık içindeler” diyerek karşıdan bakıp teşhis koyan doktor durumuna düşmüşlerdi. Büyük şair Can Yücel’in küfür’ü tanımlarken söylediği şu cümle çok hoşuma gider. “Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir”.İşin doğrusu hakaret maksadı taşımayan bazı kelimeler benim değerli hemşerilerimin ağzında çiçek gibi açar… Ama yine de izci yavrularımızın eylemi çok yerinde bir davranış. Anlamını bile bile küfür söz söylemek hem çok günah hem de çok ayıp. Hele de, Nazım Hikmetin tarifi ile “mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleri ile anamız, avratımız, Yârimiz olan kadınlarımızın yanında…

Küfür rahatlatıyor

İngiltere'de yapılan araştırma, küfür etmenin rahatlama sağladığını bilimsel olarak açıkladı. İngiltere'de bulunan Keele Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı küfür etmenin rahatlama sağladığını bilimsel olarak da bunun kanıtlandığını açıkladı. Üstelik bu rahatlama ayağınıza bir çekiç düşürdüğünüzde bile acınızı azaltabiliyor.(Tam bizim yaptığımız gibi) Ancak bu durum tabir-i caizse "küfürbaz" olmayanlarda geçerli. Yapılan deneyde insanlar küfür edenler ve etmeyenler olarak iki gruba ayrılarak elleri buzlu suya sokuluyor. Normalde küfür etmeyen insanların, bu durumda küfür ettiğinde acılarının azaldığı görülürken, günde ortalama 60 kere küfür eden insanların acısında ise bir azalma olmadı. Bilim adamları bu durumu "suyu ısıtma etkisi" olarak açıkladı. Keele Üniversitesi'nden Psikolog Dr. Richard Stephens vücutta küfür etme esnasında rahatlatan bir salgının salgılanmaya başladığını belirtiyor.

TV. Sunucularının programı kapatırken yaptığı gibi son cümlemizi söyleyip bitirelim. “KÜFÜRBAZ olmaktan ve KÜFÜRBAZ’lardan uzak duralım.”

22.09.2012



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00