BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
200
Dün
:
4633
Toplam
:
15015401
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞU KÜFÜR MESELESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bu makalemi yazalı neredeyse bir yıl olacak, ama okuyucu nasıl bir tepki verir acaba korkusu ile gazeteye gönderip göndermeme hususunda bir karar veremedim. Sonra gazetemizin sahibi değerli dost Osman Hakan Kiracının yılların kazandırdığı tecrübesine ve bilgisine sığınarak onun onayını aldıktan sonra köşeme koyduk… Haddimi aşmış isem en başından affınıza sığınıyorum. Sorgun Yavuz Selim İlköğretim Okulu İzci Takımı, Sorgun Kaymakamlığı tarafından başlatılan "Küfre Hayır" kampanyası çerçevesinde esnafları dolaşıp broşür dağıtmışlar..2 Kasım 2011 tarihli Yozgat Gazetesinde bu haberi görünce çok da iyi yapmışlar dedim.Sonra düşündüm biz ne zaman küfür ediyoruz. Ya da hangisi küfür sayılıyor diye. Cennetmekân pederimin memuriyeti dolayısı ile ömrümüz hep gurbette geçti. Ne zaman yakınımda orta Anadolu, yani Yozgat, Çorum, Kırıkkale, Kayseri aksanı ile konuşan bir ses duysam içim de sıcacık bir şeyler akardı. O sesin sahibi birde Yozgatlı çıkarsa hemen sahip çıkardım. Sanki çok yakın bir akrabam olurdu o anda. Sarılıp hasret gidermek vatan toprağımın kokusunu duymak isterdim. İşte gurbette oradan oraya savrulurken içimizde biriken vatan özlemidir bu. Onlar konuşurken farkında olmadan bazen küfür de ederlerse, ben o zaman daha da keyiflenirim ama çevrede bulunanlardan da biraz utanırdım. Bilmezler ki Orta Anadolu’nun kavruk yüzlü bu insanları o anda bunları küfür olarak söylemez, sarf ettiği sözün icabında küfür olduğu aklına bile gelmez. Onun dedesi, emesi erkek torunundan bir bardak su isterken bile rahatlıkla, “Daş……. yediğim hadi bana bi bardak su ver de şu hapımı yutuyum” der. Sözün burasında değerli Yılmaz Göksoy ağabeyimin ve Prof. Oğuz Öcal hocamın affına sığınıyorum. Çünkü onlar varken benim Yozgat folkloru hakkında söz söylemek haddim olamaz. Bilmeyenlerin küfür saydığı birçok kelimeyi İç Anadolu insanının cümlenin başına veya sonuna koyması, cümleyi pekiştirmek içindir. Yani o, bu kelimeleri cümlesine eklemezse cümle eksik gibi gelir ona. Yozgatlım bilir ki o sözün gerçekten küfür sayılabilmesi için kalben olduğu gibi söz ve davranışla da desteklenmesi gerekir. F.Collins, derlediği ilkelerden birisinde “İçinden geliyorsa dua et. Eğer seni rahatlatacaksa arada bir küfürde edebilirsin” diyor. Stresle başa çıkmanın yollarını anlatan bir yazısında değerli hekimimiz ara sıra küfürde edebilirsiniz demesine rağmen bizim konumuz o değil. Ama hekimden de izin çıkınca, benim hemşerilerimin istem dışı ve alışkanlıkla ağzından kaçan bu sözler küfür sayılabilir mi? Yozgat’ta Dayızadem Halit Çapanoğlu ile birlikte bir dükkândan alışveriş yaparken beni çok etkileyen bir olay yaşadım. Koyun yoğurdu almak için girdiğimiz dükkânda sıramızı beklerken, 30–35 yaşlarında babayiğit bir delikanlı “Selamünaleyküm dayılar” diye içeri girdi.”CHP nin binasını arıyom dayılar” dedi. Dükkânda bulunan 70 li yaşlarda bir müşteri sanki ifade alırmış gibi sert bir ses tonuyla“norecen CHP nin binasını” diye sordu. Delikanlı “Filancaya bir paket getirdim de onu teslim edeceğim” dedi. Müşteri “aha şorda” diyerek bir el işareti yapınca, delikanlı hem biraz sertçe hem de kırılgan bir ifade ile “Dayı ben bunalımıyım ki aha şorda diyon, bende anlıyom sanki” deyince dayızadem Halit Çapanoğlu, “Nerelisin yeğenim” diye sordu. “Boğazlıyan’dan geldim” demesi üzerine yaşlı müşteri gel “ Daş…….yediğim gel buraya” diyerek kolundan tutup dışarı çıkardı ve binanın yerini işaret ederek tarif etti. Ne adresi tarif eden yaşlı müşterinin nede Boğazlıyanlı yabancının yani bu koca koca adamların bu yer tarifinde küfür aklının ucundan geçmemiştir. Bu konuşmalarda hitaplar oldukça sert gibi görünse de çok samimi ve sıcaktı. Buram buram Anadolu kokuyordu veya bana öyle geldi, ama o anda dükkânda Ege veya Akdeniz den bir yabancı olsaydı bu insanlar biraz sonra kavga edecek sanabilirdi. Yukarda arz ettiğim gibi yine bir şey anlatırken cümlenin başına ve sonuna konan “dürzü” kelimesi de küfür değildir. Bu kelime cümle içinde o kadar değişik manalarda kullanılır ki insan dikkat ederse şaşar kalır. Bazen iltifat etmek için, bazen imrenme belirtisi, bazen bahsi geçen kişiyi yüceltmek için, bazen de yermek için değişik anlamlar ifade edebilir. Hani “şey” kelimesini tarif ederken deriz ya, tek başına bir anlam ifade etmemekle birlikte cümle içinde kullanıldığında çok anlamlar ifade eder diye, işte bunun gibi. Bilmeyenler bizim bu mahalli konuşmalarımızdan başka anlamlar çıkarabilirler tabi. Bu nedenle yabancı bir şehirde biraz daha dikkatli olmakta yarar var derim. Buna benzer olaylar bir zamanlar en çok Ankara’da yaşanmıştı.1952 yılında üye olduğumuz Nato personelinden Ankara’ya gelen ilk Amerikalılar da, çok duydukları, kulaklarına da hoş gelen bu sözleri anlamını bilmeden bizim şakacı Türklerin de kışkırtmaları ile kullanmışlar ama komik durumlara düşmüşlerdi. Durumun vahametini kavradıklarında da kendilerini kurtarmak için “Türkler cinsel açlık içindeler” diyerek karşıdan bakıp teşhis koyan doktor durumuna düşmüşlerdi. Büyük şair Can Yücel’in küfür’ü tanımlarken söylediği şu cümle çok hoşuma gider. “Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir”.İşin doğrusu hakaret maksadı taşımayan bazı kelimeler benim değerli hemşerilerimin ağzında çiçek gibi açar… Ama yine de izci yavrularımızın eylemi çok yerinde bir davranış. Anlamını bile bile küfür söz söylemek hem çok günah hem de çok ayıp. Hele de, Nazım Hikmetin tarifi ile “mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleri ile anamız, avratımız, Yârimiz olan kadınlarımızın yanında…

Küfür rahatlatıyor

İngiltere'de yapılan araştırma, küfür etmenin rahatlama sağladığını bilimsel olarak açıkladı. İngiltere'de bulunan Keele Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı küfür etmenin rahatlama sağladığını bilimsel olarak da bunun kanıtlandığını açıkladı. Üstelik bu rahatlama ayağınıza bir çekiç düşürdüğünüzde bile acınızı azaltabiliyor.(Tam bizim yaptığımız gibi) Ancak bu durum tabir-i caizse "küfürbaz" olmayanlarda geçerli. Yapılan deneyde insanlar küfür edenler ve etmeyenler olarak iki gruba ayrılarak elleri buzlu suya sokuluyor. Normalde küfür etmeyen insanların, bu durumda küfür ettiğinde acılarının azaldığı görülürken, günde ortalama 60 kere küfür eden insanların acısında ise bir azalma olmadı. Bilim adamları bu durumu "suyu ısıtma etkisi" olarak açıkladı. Keele Üniversitesi'nden Psikolog Dr. Richard Stephens vücutta küfür etme esnasında rahatlatan bir salgının salgılanmaya başladığını belirtiyor.

TV. Sunucularının programı kapatırken yaptığı gibi son cümlemizi söyleyip bitirelim. “KÜFÜRBAZ olmaktan ve KÜFÜRBAZ’lardan uzak duralım.”

22.09.2012



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00