BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
5063
Toplam
:
13449491
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY’İN ADALETİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İspanya da ikamet eden arkadaşımın gönderdiği elektronik postayı okuyunca, yıllar önce (1996) bir vesile ile hazırlayıp İstanbul, Karaköy de işyerleri bulunan Ermeni dostlarıma dağıttığım yazım aklıma geldi. Sizlerle de paylaşmak için aşağıda arz ediyorum.

Yozgat, diğer adı ile Bozok, Osmanlı döneminde siyasi ve dini, ekonomik ve kültürel yönleri ile, giyimi, kuşamı, örf ve adetleri ve bilhassa çağdaşlığı ile önemli ve örnek bir merkezdi. Zamanla unutulan bu hasletleri bu gün değişik üniversitelerde öğretim üyeliği yapan değerli hocalarımız ve araştırmacı yazarlarımız sayesinde çok şükür tarihin tozlu sayfalarından çıkarılıp kitap, dergi, araştırma tezi ve gazete köşe yazıları ile gün yüzüne çıkarılıyor.

Osmanlı döneminde Yozgat, Ermeni cemaatinin de dini önderlik bölgesi idi. Sonra Gürün- Mancılık bölgesi Yozgat’tan ayrılır. Bu arada Yozgat ve Ankara dini önderlik bölgesi ile devamlı sorun çıkaran Çorum kazasının sınırları yeniden belirlenir. Diğer yandan Gürün’ün bir parçası olan Gemerek de Yozgat’a bağlı iken,1800 lerin ortalarında Gürün dini önderliği ile birleştirilir. Daha sonra tekrar Yozgat dini önderliğine geri verilir.1890 da da tekrar Gürün dini liderliğine verilir. Yozgat dini önderi rahip Mateos, Ankara dini önderliğine tayin edilince Yozgat dini önderliği ile Ankara dini önderliği birleştirilir (1854–1858). Aynı şekilde 1859–1862 döneminde, Gürün ile Yozgat’ta birleştirilir.1870–1872 döneminde yani piskopos Tersakyan döneminde Ankara-Yozgat-Afyon birleşik bir piskoposluk olursa da Yozgat yine ayrı bir oluşumu temsil eder. Bu ayrılıp birleşmeler 1904 yılına kadar sürmüştür. Bu gün itibariyle İstanbul Ermeni cemaatinin yönetimi de yine Yozgatlı hemşerilerimizin elindedir. Orta Anadolu Ermeni cemaati ve Yozgat’ın önemi hakkında bu kısacık bilgiyi verdikten sonra gelelim asıl hikâyemize. Gürün’ün Yozgat dini önderliğine bağlı olduğu dönemde, Gürün’de yaşayan Ermeniler, Meryem Ana adını taşıyan bir kilise inşa etmek isterler ve dönemin padişahından ferman çıkartırlar (1810–1815). Ama yerel Müslümanlar, böyle bir bina görmek ve çan sesleri işitmek istemediklerinden kilisenin inşaatını birçok defa durdurmaya muvaffak olurlar. “Ermeniler kilise inşaatı için şehrin çevresinden kireç getiriyorlar. Kireçleri yırtık torbalarla eşek sırında taşıyorlar. Yırtık torbalardan yollara dökülen bu kireç tozları bizim için mekruhtur. Bizde farkında olmadan bu kireç tozlarına basıyoruz abdestimiz bozuluyor ayağımızdaki terliklere yapışan bu tozlarla camiye gidiyoruz” şeklindeki şikâyetleri ile müftüyü de kandırarak inşaatın yasaklanmasını isterler ve müftüden fetva çıkartırlar. Ermeniler de bu engellemelere bir son vermesini rica için bir delegeler gurubunu Yozgat’a Çapanoğluna gönderirler(yukarda ki tarih Çapanoğlu Süleyman Bey dönemi). Bunu haber alan kışkırtıcılar, güzergâh üzerinde bulunan akıncı Avşar boyuna, Ermenilerin büyük bir hazineyi şehirden kaçıracakları haberini salarlar. Avşarlar bunu haber alınca hazineyi ele geçirmek için yol üstünde pusu kurarlar. Çerkezlerin yaşadığı köyün yakınlarında Boran Deresi mevkiinde iki grup çatışmaya girerler.48 saat süren çatışma sonunda Avşarların cephanesi biter. İki tarafta zayiat verdiğinden çatışma yerini terk ederler. Geride kalanlar bin bir güçlükle Yozgat’a ulaşırlar. Yozgatlı Ermenilerin de yardımı ile Çapanoğlunun huzuruna çıkıp olanı biteni anlatırlar. Çözüm ve yardım rica ederler. Çapanoğlundan yardım sözü alarak Gürün’e geri dönerler. Çapanoğlu anlatılanları dikkatle dinler. Sonra güvendiği adamlarını Gürüne göndererek etraflıca araştırma yaptırır. Araştırma, soruşturma sonucu, halkı kışkırtan 8 kişi tespit edilerek, Yozgat’a getirilip Çapanoğlunun huzuruna çıkarılırlar.
Çapanoğlu suçlulara sorar.

— Yüce padişahımız Müslüman mıdır?
— Şeyhülislam, Dâhiliye Nazırı, Vali Müslüman mıdır ve ben Müslüman mıyım?
Suçlular, korku içinde
— Elbette efendimiz, elbette diye cevap verirler.
Çapanoğlu,
—Yüce padişahımız ve onun nazırlarının kanunları, payitaht’ta onlarca kilisenin varlığıyla ihlal edilmiyor. Galata valisi tarafından kendi yaşadığı yerde kilise bulunması uygun görülmüş. Ben kendimde Yozgat’ta kilise yapılmasına izin verdim ve kilise yaptırdım(şimdi Anadolu lisesinin olduğu yer). Hal böyle iken siz kim oluyorsunuz da padişah efendimizin fermanına karşı çıkıyorsunuz.

Suçlular yine

—Hâşâ efendim, hâşâ diye korku içinde cevap verirler.
—O zaman dava bitmiştir diyerek onlara bir ceza değil ama iyi bir ders vermek için zemininde bir miktar su olan bir oda ya kapattırır. O yıl kış çok soğuk geçmektedir üstelik açlık da vardır. Hava çok soğuk olduğundan hapsedilen kişiler geceyi donacak kadar üşüyerek geçirirler. Ertesi günü yarı ölü vaziyette dışarı çıkartılırlar. Görevliler “Bir daha padişah efendimizin fermanlarına karşı çıkmayın Çapanoğlu’nun kim olduğunu da iyi öğrenin, kilise inşaatına da karışmayın” diye nasihat ederek Gürüne dönmelerine izin verirler. İslam Ansiklopedisinin Çapanoğulları bahsinde de, yukarda anlatılanları destekler mahiyette şöyle bir tarif kullanılmış “Çapanoğlu Ahmet ağa din ve mezhep ayırımı yapmadığı için bölgesinde yaşayan halkı kendisine bağlayarak nüfuzunu artırmıştır”.Allahın rahmeti üzerlerine olsun.

13.09.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00