BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
173
Dün
:
4633
Toplam
:
14471577
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Oyuncaklarım
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Her çocuk değişik oyuncakları olsun ister. Benim olmadı. Ta ki ilkokul 4.sınıfa kadar. O yıl(1955) karnelerimizi alınca rahmetli babam bana tenekeden yapılmış bir roket, kardeşime de yine tenekeden yapılmış bir otomobil aldı. Her iki oyuncakta Japon malı idi. Roketin tekerlekleri vardı ve yürütünce tekerleklere bağlı olarak dönen bir disk sürtündüğü çakmak taşından kıvılcımlar çıkarıyordu. Oyuncaklar mı çok pahalı idi yoksa babamın maaşımı yetersizdi bilmiyorum, oyuncaklarımızı hep kendimiz yapardık. Mesela ince bir tahta parçasının bir kenarını u şeklinde oyar arasına don lastiğinden çektiğimiz tek bir teli koyar yine ince bir tahta parçasından yaptığımız pervaneyi bu lastiğin arasında bükerek kurar sonra leğendeki suyun içine bırakırdık. Yavaş yavaş dönen pervane bizim için koca bir vapur olan tahta parçasını yavaş, yavaş yüzdürürdü. Ortaokulda okurken evdeki küçük demliği bu sefer büyükçe yaptığım kayığın içine oturttuğum ispirto ocağınız üstüne koymuştum. İçine biraz su koydum. Emziğine bir hortum taktım. Kapağını pencereden kazıdığım cam macunu ile kapatıp ispirto ocağını yaktım. Su buhar yapmaya başlayınca benim buharlı gemimde suda süzülmeye başladı.

Amasya lisesinde okurken Amerikan mecmularında gördüğüm bir kızak yaptım. Altına lama demiri koydum. Yanlarına fren tertibatı yaptım. Çakallar tepesinden bindim mi çarşıya kadar tam hızla ama kontrol bende inerdim. İki kardeşe ancak bir bisiklet alınmıştı. Ama bizim sokakta kimsenin bisikleti olmadığından lokal gibi kullandığımız Halkalı evliyanın türbesinde mahalle arkadaşlarımızla oturur sıra ile binerdik. Renkli renkli cam bilyelerimiz vardı. Cebimize doldurur öbür mahallere oyuna giderdik. Bazen üter bazen da ütülürdük. Elimizin üstü devamlı toprakta olduğundan çatlar, kanar, dokunduğumuzda sızlardı ki okullar açılana kadar. Ama sanırım şimdiki çocuklara göre daha mutlu idik. Çünkü sokaklar bizimdi. Arada sırada bir cam da kırsak, çelik çomak, birdirbir en sevdiğimiz oyunlardı. Şimdi bütün küçük çocuklar gibi bizim ikiz torunlarımız da televizyonda izledikleri yabancı menşeli çizgi filmleri heyecanla izlerler. Gördükleri ve bir görüşte de isimlerini ezberledikleri çizgi film kahramanlarına sahip olmak isterler. Bunlar oyuncak firmaları tarafından dışarıdan ithal ediliyor ve 40-70 TL. Civarındaki fiyatlarla satılıyor. Bütün dedeler ve büyükanneler gibi bizde bütçemizin elverdiği ölçüde torunlarımızın bu taleplerini karşılamaya çalışıyoruz. İçlerine neler yok ki, değişik dinozorlardan tutunda hayvan kahramanlardan, animasyon filmlerdeki karakterlere kadar bir hayli oyuncak. Gözden düşen bazılarını, hem evde fazlasıyla yer kapladığından hem de bu sene okula başlayacaklarından ayırıp kamuya ait bir çocuk yuvasına verelim istedik. Bu düşüncemizi torunlarla paylaştığımızda ikisi birden hayııır! Diye bağırdılar. Ama orada annesi babası olmayan kardeşler var onlar da mutlu olsunlar istemez misiniz dediğimizde Eveeet! Diye bağırdılar. Hepsini torbalara doldurup yakınımızdaki çocuk yuvasına götürdük. Büyük bir bahçe içindeki yuvanın kapısında elektrikli bariyer vardı. İki görevliden biri arabamızın yanına geldi. Çocuklara oyuncak getirdiğimizi söyledik.”Sıfır mı” diye sordu. Nasıl yani dedim.”Yani ambalajında mı” dedi. Hayır, torunlarımızın fazla oyuncakları dedim. “Ambalajında olmayanları almıyoruz”dedi. “Hijyenik açıdan.” Diye de bilgiç bilgiç ekledi. Bende “hepsi sıfır sayılır, benim torunlarımın oyuncakları hem de hepsi tertemiz yoksa getirir miyiz” dedim. Maalesef almıyoruz diye kestirip attı. Eşimde ben de hem çok üzüldük hem de kendimizi aşağılanmış gibi hissettik. Ambalajında olsa idi birkaç bin TL tutarındaki oyuncakları görme zahmetine katlansaydı, eminim kendi çocuklarına götürmek için can atardı. Eve gelene kadar ikimizde konuşamadık. Oyuncaklar bir hafta kadar arabanın bagajında kaldı. Bir hafta sonra gelir düzeyleri oldukça iyi olan komşularımızın olduğu yazlığımıza geldik.

Torunlarımız paylaşmayı da öğrensinler diyerek onlara şöyle bir teklifte bulunduk.”Çocuklar, o yuvadaki çocuklar gitmişler, kimseyi bulamadık, bu oyuncaklarınızı arkadaşlarınıza vermek onları sevindirmek ister misiniz? Eveeet! Dediler. Akşam serinliğinde oynamak için bir araya geldiklerinde oyuncakları arabanın bagajından çıkardım. Çocuklar bu oyuncaklardan istediğinizi alabilirsiniz, kardeşleriniz bunları sizinle paylaşmak istiyorlar dedim. Beş dakika sonra oyuncaklar yeni sahiplerini buldu. Düşünüyorum da, o kamu kuruluşunun nizamiyesindeki görevli kişi, bizi kurumun yetkilisi ile tanıştırsaydı. Yetkili kişi de bu oyuncaklara şöyle bir göz atsaydı. Ve her ihtimali göz önüne alarak bir hizmetliye bir kova su içine bir miktar çamaşır suyu koyup, bu suya batırılmış bir bezle onları sildirseydi. Acaba kafalarındaki hijyen problemi ortadan kalkar mıydı? İnanıyorum ki bu oyuncakları özel bir çocuk yuvasına götürseydim. Hemen alır, en kötü ihtimalle yukarda arz ettiğim işlemi yapardı. Şimdi düşünüyorum da? Biz mi yanlış yaptık? Yoksa bir parça çaba harcamayan, her şeyi armut piş ağzıma düş zihniyetiyle sallabaşını al maaşını sözünü düstur kabul eden kamu görevlilerimi. Ben bizi çok üzen bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. Peki, senin bu sitemin bir işe yarar mı derseniz, Kellem kellem, la yenfa

05.09.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00