BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4520
Toplam
:
13462079
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Oyuncaklarım
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Her çocuk değişik oyuncakları olsun ister. Benim olmadı. Ta ki ilkokul 4.sınıfa kadar. O yıl(1955) karnelerimizi alınca rahmetli babam bana tenekeden yapılmış bir roket, kardeşime de yine tenekeden yapılmış bir otomobil aldı. Her iki oyuncakta Japon malı idi. Roketin tekerlekleri vardı ve yürütünce tekerleklere bağlı olarak dönen bir disk sürtündüğü çakmak taşından kıvılcımlar çıkarıyordu. Oyuncaklar mı çok pahalı idi yoksa babamın maaşımı yetersizdi bilmiyorum, oyuncaklarımızı hep kendimiz yapardık. Mesela ince bir tahta parçasının bir kenarını u şeklinde oyar arasına don lastiğinden çektiğimiz tek bir teli koyar yine ince bir tahta parçasından yaptığımız pervaneyi bu lastiğin arasında bükerek kurar sonra leğendeki suyun içine bırakırdık. Yavaş yavaş dönen pervane bizim için koca bir vapur olan tahta parçasını yavaş, yavaş yüzdürürdü. Ortaokulda okurken evdeki küçük demliği bu sefer büyükçe yaptığım kayığın içine oturttuğum ispirto ocağınız üstüne koymuştum. İçine biraz su koydum. Emziğine bir hortum taktım. Kapağını pencereden kazıdığım cam macunu ile kapatıp ispirto ocağını yaktım. Su buhar yapmaya başlayınca benim buharlı gemimde suda süzülmeye başladı.

Amasya lisesinde okurken Amerikan mecmularında gördüğüm bir kızak yaptım. Altına lama demiri koydum. Yanlarına fren tertibatı yaptım. Çakallar tepesinden bindim mi çarşıya kadar tam hızla ama kontrol bende inerdim. İki kardeşe ancak bir bisiklet alınmıştı. Ama bizim sokakta kimsenin bisikleti olmadığından lokal gibi kullandığımız Halkalı evliyanın türbesinde mahalle arkadaşlarımızla oturur sıra ile binerdik. Renkli renkli cam bilyelerimiz vardı. Cebimize doldurur öbür mahallere oyuna giderdik. Bazen üter bazen da ütülürdük. Elimizin üstü devamlı toprakta olduğundan çatlar, kanar, dokunduğumuzda sızlardı ki okullar açılana kadar. Ama sanırım şimdiki çocuklara göre daha mutlu idik. Çünkü sokaklar bizimdi. Arada sırada bir cam da kırsak, çelik çomak, birdirbir en sevdiğimiz oyunlardı. Şimdi bütün küçük çocuklar gibi bizim ikiz torunlarımız da televizyonda izledikleri yabancı menşeli çizgi filmleri heyecanla izlerler. Gördükleri ve bir görüşte de isimlerini ezberledikleri çizgi film kahramanlarına sahip olmak isterler. Bunlar oyuncak firmaları tarafından dışarıdan ithal ediliyor ve 40-70 TL. Civarındaki fiyatlarla satılıyor. Bütün dedeler ve büyükanneler gibi bizde bütçemizin elverdiği ölçüde torunlarımızın bu taleplerini karşılamaya çalışıyoruz. İçlerine neler yok ki, değişik dinozorlardan tutunda hayvan kahramanlardan, animasyon filmlerdeki karakterlere kadar bir hayli oyuncak. Gözden düşen bazılarını, hem evde fazlasıyla yer kapladığından hem de bu sene okula başlayacaklarından ayırıp kamuya ait bir çocuk yuvasına verelim istedik. Bu düşüncemizi torunlarla paylaştığımızda ikisi birden hayııır! Diye bağırdılar. Ama orada annesi babası olmayan kardeşler var onlar da mutlu olsunlar istemez misiniz dediğimizde Eveeet! Diye bağırdılar. Hepsini torbalara doldurup yakınımızdaki çocuk yuvasına götürdük. Büyük bir bahçe içindeki yuvanın kapısında elektrikli bariyer vardı. İki görevliden biri arabamızın yanına geldi. Çocuklara oyuncak getirdiğimizi söyledik.”Sıfır mı” diye sordu. Nasıl yani dedim.”Yani ambalajında mı” dedi. Hayır, torunlarımızın fazla oyuncakları dedim. “Ambalajında olmayanları almıyoruz”dedi. “Hijyenik açıdan.” Diye de bilgiç bilgiç ekledi. Bende “hepsi sıfır sayılır, benim torunlarımın oyuncakları hem de hepsi tertemiz yoksa getirir miyiz” dedim. Maalesef almıyoruz diye kestirip attı. Eşimde ben de hem çok üzüldük hem de kendimizi aşağılanmış gibi hissettik. Ambalajında olsa idi birkaç bin TL tutarındaki oyuncakları görme zahmetine katlansaydı, eminim kendi çocuklarına götürmek için can atardı. Eve gelene kadar ikimizde konuşamadık. Oyuncaklar bir hafta kadar arabanın bagajında kaldı. Bir hafta sonra gelir düzeyleri oldukça iyi olan komşularımızın olduğu yazlığımıza geldik.

Torunlarımız paylaşmayı da öğrensinler diyerek onlara şöyle bir teklifte bulunduk.”Çocuklar, o yuvadaki çocuklar gitmişler, kimseyi bulamadık, bu oyuncaklarınızı arkadaşlarınıza vermek onları sevindirmek ister misiniz? Eveeet! Dediler. Akşam serinliğinde oynamak için bir araya geldiklerinde oyuncakları arabanın bagajından çıkardım. Çocuklar bu oyuncaklardan istediğinizi alabilirsiniz, kardeşleriniz bunları sizinle paylaşmak istiyorlar dedim. Beş dakika sonra oyuncaklar yeni sahiplerini buldu. Düşünüyorum da, o kamu kuruluşunun nizamiyesindeki görevli kişi, bizi kurumun yetkilisi ile tanıştırsaydı. Yetkili kişi de bu oyuncaklara şöyle bir göz atsaydı. Ve her ihtimali göz önüne alarak bir hizmetliye bir kova su içine bir miktar çamaşır suyu koyup, bu suya batırılmış bir bezle onları sildirseydi. Acaba kafalarındaki hijyen problemi ortadan kalkar mıydı? İnanıyorum ki bu oyuncakları özel bir çocuk yuvasına götürseydim. Hemen alır, en kötü ihtimalle yukarda arz ettiğim işlemi yapardı. Şimdi düşünüyorum da? Biz mi yanlış yaptık? Yoksa bir parça çaba harcamayan, her şeyi armut piş ağzıma düş zihniyetiyle sallabaşını al maaşını sözünü düstur kabul eden kamu görevlilerimi. Ben bizi çok üzen bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. Peki, senin bu sitemin bir işe yarar mı derseniz, Kellem kellem, la yenfa

05.09.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00