BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
254
Dün
:
4601
Toplam
:
13189563
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Oyuncaklarım
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Her çocuk değişik oyuncakları olsun ister. Benim olmadı. Ta ki ilkokul 4.sınıfa kadar. O yıl(1955) karnelerimizi alınca rahmetli babam bana tenekeden yapılmış bir roket, kardeşime de yine tenekeden yapılmış bir otomobil aldı. Her iki oyuncakta Japon malı idi. Roketin tekerlekleri vardı ve yürütünce tekerleklere bağlı olarak dönen bir disk sürtündüğü çakmak taşından kıvılcımlar çıkarıyordu. Oyuncaklar mı çok pahalı idi yoksa babamın maaşımı yetersizdi bilmiyorum, oyuncaklarımızı hep kendimiz yapardık. Mesela ince bir tahta parçasının bir kenarını u şeklinde oyar arasına don lastiğinden çektiğimiz tek bir teli koyar yine ince bir tahta parçasından yaptığımız pervaneyi bu lastiğin arasında bükerek kurar sonra leğendeki suyun içine bırakırdık. Yavaş yavaş dönen pervane bizim için koca bir vapur olan tahta parçasını yavaş, yavaş yüzdürürdü. Ortaokulda okurken evdeki küçük demliği bu sefer büyükçe yaptığım kayığın içine oturttuğum ispirto ocağınız üstüne koymuştum. İçine biraz su koydum. Emziğine bir hortum taktım. Kapağını pencereden kazıdığım cam macunu ile kapatıp ispirto ocağını yaktım. Su buhar yapmaya başlayınca benim buharlı gemimde suda süzülmeye başladı.

Amasya lisesinde okurken Amerikan mecmularında gördüğüm bir kızak yaptım. Altına lama demiri koydum. Yanlarına fren tertibatı yaptım. Çakallar tepesinden bindim mi çarşıya kadar tam hızla ama kontrol bende inerdim. İki kardeşe ancak bir bisiklet alınmıştı. Ama bizim sokakta kimsenin bisikleti olmadığından lokal gibi kullandığımız Halkalı evliyanın türbesinde mahalle arkadaşlarımızla oturur sıra ile binerdik. Renkli renkli cam bilyelerimiz vardı. Cebimize doldurur öbür mahallere oyuna giderdik. Bazen üter bazen da ütülürdük. Elimizin üstü devamlı toprakta olduğundan çatlar, kanar, dokunduğumuzda sızlardı ki okullar açılana kadar. Ama sanırım şimdiki çocuklara göre daha mutlu idik. Çünkü sokaklar bizimdi. Arada sırada bir cam da kırsak, çelik çomak, birdirbir en sevdiğimiz oyunlardı. Şimdi bütün küçük çocuklar gibi bizim ikiz torunlarımız da televizyonda izledikleri yabancı menşeli çizgi filmleri heyecanla izlerler. Gördükleri ve bir görüşte de isimlerini ezberledikleri çizgi film kahramanlarına sahip olmak isterler. Bunlar oyuncak firmaları tarafından dışarıdan ithal ediliyor ve 40-70 TL. Civarındaki fiyatlarla satılıyor. Bütün dedeler ve büyükanneler gibi bizde bütçemizin elverdiği ölçüde torunlarımızın bu taleplerini karşılamaya çalışıyoruz. İçlerine neler yok ki, değişik dinozorlardan tutunda hayvan kahramanlardan, animasyon filmlerdeki karakterlere kadar bir hayli oyuncak. Gözden düşen bazılarını, hem evde fazlasıyla yer kapladığından hem de bu sene okula başlayacaklarından ayırıp kamuya ait bir çocuk yuvasına verelim istedik. Bu düşüncemizi torunlarla paylaştığımızda ikisi birden hayııır! Diye bağırdılar. Ama orada annesi babası olmayan kardeşler var onlar da mutlu olsunlar istemez misiniz dediğimizde Eveeet! Diye bağırdılar. Hepsini torbalara doldurup yakınımızdaki çocuk yuvasına götürdük. Büyük bir bahçe içindeki yuvanın kapısında elektrikli bariyer vardı. İki görevliden biri arabamızın yanına geldi. Çocuklara oyuncak getirdiğimizi söyledik.”Sıfır mı” diye sordu. Nasıl yani dedim.”Yani ambalajında mı” dedi. Hayır, torunlarımızın fazla oyuncakları dedim. “Ambalajında olmayanları almıyoruz”dedi. “Hijyenik açıdan.” Diye de bilgiç bilgiç ekledi. Bende “hepsi sıfır sayılır, benim torunlarımın oyuncakları hem de hepsi tertemiz yoksa getirir miyiz” dedim. Maalesef almıyoruz diye kestirip attı. Eşimde ben de hem çok üzüldük hem de kendimizi aşağılanmış gibi hissettik. Ambalajında olsa idi birkaç bin TL tutarındaki oyuncakları görme zahmetine katlansaydı, eminim kendi çocuklarına götürmek için can atardı. Eve gelene kadar ikimizde konuşamadık. Oyuncaklar bir hafta kadar arabanın bagajında kaldı. Bir hafta sonra gelir düzeyleri oldukça iyi olan komşularımızın olduğu yazlığımıza geldik.

Torunlarımız paylaşmayı da öğrensinler diyerek onlara şöyle bir teklifte bulunduk.”Çocuklar, o yuvadaki çocuklar gitmişler, kimseyi bulamadık, bu oyuncaklarınızı arkadaşlarınıza vermek onları sevindirmek ister misiniz? Eveeet! Dediler. Akşam serinliğinde oynamak için bir araya geldiklerinde oyuncakları arabanın bagajından çıkardım. Çocuklar bu oyuncaklardan istediğinizi alabilirsiniz, kardeşleriniz bunları sizinle paylaşmak istiyorlar dedim. Beş dakika sonra oyuncaklar yeni sahiplerini buldu. Düşünüyorum da, o kamu kuruluşunun nizamiyesindeki görevli kişi, bizi kurumun yetkilisi ile tanıştırsaydı. Yetkili kişi de bu oyuncaklara şöyle bir göz atsaydı. Ve her ihtimali göz önüne alarak bir hizmetliye bir kova su içine bir miktar çamaşır suyu koyup, bu suya batırılmış bir bezle onları sildirseydi. Acaba kafalarındaki hijyen problemi ortadan kalkar mıydı? İnanıyorum ki bu oyuncakları özel bir çocuk yuvasına götürseydim. Hemen alır, en kötü ihtimalle yukarda arz ettiğim işlemi yapardı. Şimdi düşünüyorum da? Biz mi yanlış yaptık? Yoksa bir parça çaba harcamayan, her şeyi armut piş ağzıma düş zihniyetiyle sallabaşını al maaşını sözünü düstur kabul eden kamu görevlilerimi. Ben bizi çok üzen bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. Peki, senin bu sitemin bir işe yarar mı derseniz, Kellem kellem, la yenfa

05.09.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00