BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
14652631
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KADERE BAK!
capanoglukadir@yahoo.com.tr
14 Haziran 2012 tarihli gazetelerde Hasdal’da böcek krizi başlığı altındaki haberde 6.Piyade Tümen komutanlığı binalarının resmini görünce anılarım beni 12 Eylül darbe günlerine götürdü.

Gazete haberlerinde, Hasdal’da tutuklu generallerin kendi aralarında yaptıkları sohbetlerin kaydedildiğini ve bu kayıtların incelendiğini yazıyordu. Hey gidi kader dedim kendi kendime. Resimdeki binada, 1980 yılı kasım ayında bende bir süre gözetim altında tutulmuştum. Neden derseniz o yıllarda çalıştığım Oyak’ın (Ordu yardımlaşma kurumu) otomotivle ilgili bir iş yerinde Disk’e bağlı Banksen’in işyeri temsilcisi olduğum için. Sıkıyönetim komutanlığı, işyerime yazı yazarak hem de Kurban bayramında teslim olmamı istiyordu. Sıkıyönetimden yazıyı alınca valizimi hazırlayıp eşim ve üç yaşındaki kızım ile vedalaşıp Hasdal’ın yolunu tutmuştum. İşlemler yapıldıktan sonra çok kalabalık bir koğuşa teslim edildim. Burada yeni gelene Allah kurtarsın denmiyor hoş geldin kardeşim diyerek karşılanıyordu. İlk hoş geldin diyen birkaç kişi alçak sesle kırmızı kazaklıdan uzak dur diye tembih ettiler. Daha sonra öğrendim ki o bir sivil polis ve haliyle uzak durdum. Zaten ne kimse onunla nede o kimseyle konuşmuyordu. Gözaltına alınanlar, İstisnasız 33 gün gözaltında tutuluyor, gerek bizzat bizim ifadelerimiz gerek çevremizde yapılan soruşturmalarda suç unsuruna rastlanırsa Davutpaşa kışlasına gönderiliyordunuz. Günde iki kez sabah ve akşam yoklama yapılıyordu ama akşam yoklamalarında isimleri Davutpaşa listesinde okunanların beti benzi kül gibi oluyordu. Zira asıl tutukluluk ve duyduğumuz kadarı ile işkenceli sorgular ondan sonra başlıyordu. Yer yokluğundan sıra ile uyuyor, kirden siyahlaşan yastıkların üzerine yüz havlumuzu örtüyorduk. Havalandırmaya çıkarıldığımız bir gün kalabalık bir grup olarak daire şeklinde yere oturmuş sohbet ediyorduk. Bu, giyiminden kuşamından tıraşından konuşmasından belli bir seviye gösteren toplulukta herkes birbirini merak ettiğinden sıra ile kendimizi tanıtıyorduk. Birden önümde duran bir şişe mantarı gözüme çarptı. Elime alıp evirip çevirmeye başladım. Bir ilaç fabrikasında işçi temsilcisi olan arkadaşım mantarı elimden aldı.”Bu bir şarap mantarı, şimdi olsaydı ne güzel giderdi be” deyince canı çeken herkes yanında şu da olsaydı, buda olsaydı derken bir hayali sofra donandı ki demeyin gitsin. Aynen bir serap gibi gözümüzde canlandı. Ama itiraf edeyim bol bol kadayıf yedik. Çünkü her öğlen kadayıf çıkıyordu. Orada çok iyi dostlar edindim. Bu dostluğumuz yıllarca sürdü. Gözaltında kimler yoktu ki. Banka şube müdürleri, meslek odaları yöneticileri, mühendisler, kimyagerler, eczacılar vs… Yedek subaylığımı Gaziantep’te inzibat subayı olarak yaptığım için dikkatimi çekti, nöbetçi askerler teçhizat kuşanmıyorlardı. Onların bizimle konuşmaları yasaktı ama ben gözüme kestirdiğim birine sordum neden teçhizatlı nöbet tutmuyorsunuz diye. Asker dedi ki “Paşa, burada bulunanlar misafirimizdir ona göre davranılsın diye emir vermiş.” İyi de misafir böyle pis yataklarda üst üste mi ağırlanır birader?…..Birinci şubeden gelen iki polis şaşırtmalı sorularla ifademizi aldı.Sözüm ona bir taraftan ne kadar Atatürkçü olduğumuzu öğrenmeye çalışıyorlar bir taraftan da gözdağı vermeye çalışıyorlardı...Onlar bunu öğrenmeye çalışırken, bende onların Atatürk’ü ne kadar bildiklerini merak ediyordum...Bu arada birde kağıt imzalattılar.Bu kağıt bir daha sendikal faaliyette bulunmayacağım taahhüdü idi.Halbuki bu benim anayasal hakkım idi.

Uzatmayayım, gerek yazılı, gerek görsel medya da 12 Eylül gözaltlıları ve işkenceleri ile ilgili yüzlerce bilgi, belge, anı yayımlandı. O günleri yaşayan yaşamayan herkesin o günlerle ilgili az çok bir bilgisi vardır. Biz o binada kısa bir süre “GÖZALTINDA” tutulmuştuk. Şimdi ise, Türk Ordusunun Generalleri aynı binada “TUTUKLU” olarak kalıyorlar. Şu kaderin cilvesine bakarmısınız?

28.08.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00