BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
264
Dün
:
4936
Toplam
:
13340891
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
UZ. DR.EDİP BİLGİN ÇAPANOĞLU İLE BİR HASBİHAL (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
23.03.2009 tarihinde yapılan bu sohbette, Abdülkadir Çapanoğlu soruyor Edip Bilgin Çapanoğlu anlatıyor.

Hatırladığım bir olayı, yine babaannemden naklen anlatayım. Babaannem Şahinde Hanım(Çapanoğlu), Yozgat’ta hadiselerin bitmesinden sonra üsteğmen rütbesi ile sıkıyönetim komutanı olan Kılıç Ali’nin Çapanoğullarının Yozgat’ta ki konaklarını yıktıracağını duyar. Her ne hikmetse O devirde, devletin bazı yetkililerinin, devlete karşı gelenlerin Evlerini konaklarını yıktırma gibi bir yetkisi varmış. Milli servet neden heba edilir ki? O sıralarda Yozgat Belediye Başkanı olan eniştesi Akif Paşa’dan konakların yıkılmasını önlemesini rica etmek için ikamet ettiği Akdağmadeni’ den kardeşi Faik Bey’in şimdiki faytonlara benzeyen yaylı arabası ile Yozgat’a yardım istemeye gider. Belediye Başkanı Akif Paşa’nın çok kıskanç biri olduğunu ve Çapanoğullarını sevmediğini bildiği halde belki eniştesi kendi hatırını sayar da yıkıma mani olur diye ümitlenir. Meğer işin içinde o da varmış. Babaanneme “Şahende, yarın amcaları gelir bütün malı mülkü çocukların elinden alır bırak yaksınlar yıksınlar” demiş.

15-16 saat gittiği Yozgat’tan Akdağmadeni’ne eli boş döndüğünü, eniştesinin Çapanoğlu konaklarının yıkılmasına mani olmadığını, hatta göz yumduğunu ve bu konuda kendisini aldattığını söylerdi. Çocukları ile birlikte gittiği Yozgat’tan, geldiği yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne dönecekleri gün, Yozgat milletvekili Rüstemzade Rıza Bey ile Akdağmadeni’ne yeni tayin edilen kaymakam Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in kardeşi Abdülkerim Bey’in de Akif Paşa’nın yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne gideceklerini öğrenir. Belediye başkanı olan eniştesi onlarla birlikte konvoy halinde gitmelerinin daha uygun ve daha emniyetli olacağını söyler. Zira o günlerde Yozgat-Akdağmadeni arasında şakiler yüzünden sık sık soygun olayları olmaktadır. Konvoyun korunmasını da Kılıç Ali, 80 kişilik müfrezesi ile üstlenir. Ancak yolun yarısında Kılıç Ali, babaannemin yaylısına başını sokup ”Aldığı bir istihbarata göre Aynacıoğlu gurubundan Deli Hacı çetesi’nin Babu köyünde olduğunu, kendisinin asilerin üzerine gideceğini söyler. Aynı şeyi öbür yaylıdakilere de söyler. Siz şoseden ayrılmayın şurdan Abdurrahmanlı köyü içinden geçin, ben Oluközü köyünde size yetişir Akdağmadeni ne beraber gideriz’’ der ve hemen konvoydan ayrılıp Karamağara üzerinden Babu’ya gider. Kılıç Ali’nin beceriksizliği, basiretsizliği burada da kendini gösterir. Yanlış istihbaratla yanlış yoldan gönderilen konvoy, Rum nüfusu fazla olan ve Rum sanatkârların yaşadığı Abdurrahmanlı köyünde atlarını nallatan ve işleri bitmek üzere olan asilerin ellerine düşerler. Çeteler, gelen yaylıların arkasında kuvvay-ı milliye var zannederek hemen atlarına binip süratle köyün harman yerine doğru sürerler.

Ancak gelen başka kimse olmadığını anlayınca geri dönerler. Asilerin elebaşısı olan Deli Hacı ve adamları milletvekili Rıza Bey’i tanırlar, kaymakamı da öğrenirler. Babaannemin de Akdağlı Bahri Bey’in kız kardeşi olduğunu öğrenir. “Bacı seni tanıdım sen Bahri Bey’in bacısısın” der. Babaannem de “Bahri Beyin bacısıyım amma Çapanoğlu Edip Beyin de geliniyim” der. Böyle söyleyince biran duralarlar. Deli Hacı “Bacı bu adamların paraya ihtiyacı var birkaç kuruş versen iyi olur” deyince, babaannem “Biz ticaretten gelmiyoruz ki, evlerimizi, konaklarımızı kurtarmaya gittik onu da beceremedik” der. Deli Hacı’nın kendisine ve yanındaki bayan akrabasına saygılı davrandığını ama “Bacı ağabeyine söyle hanımımı serbest bıraksın yoksa evinizi, barkınızı yakarım’’ şeklinde gözdağı verdiğini, ayrıca “Bu gece burada köyün papazının evinde misafir kalacaksınız, hiçbir yere ayrılmayacaksınız” dediğini söylerdi. Asiler esir aldıkları milletvekilini, kaymakamı ve iki arabacıyı don gömlek soyarlar. Yaylının iki atını çözerler, yaylıdaki bavulları atlara yüklerler. Rehin aldıkları kişileri de Deveci Dağına götüreceklerini söyleyerek köyden ayrılırlar. Bir süre sonra adamlarından birisi tekrar köye gelerek köyde olup olmadıklarını kontrol eder. Adam gittikten sonra babaannem, Şâkir ağa’ya atları koşturur ve “Atlar çatlasa da bu gece Akdağmadeni’ne varacağız Şâkir ağa” der. Köylülerin “Gece yola çıkmayın her taraf eşkıya dolu” uyarılarına rağmen köyden kaçarlar. Nihayet atlar kan ter içinde Oluközü köyüne ulaşırlar. Akdağmadeni’ne gelirler ki 100 atlı onları bekliyor.

Bu sırada Oluközü köyünde konvoyu bekleyen Akdağlı’lar, Milletvekili ve Kaymakamın kaçırıldığını öğrenince aslen Gümüşhaneli olan ve dağlarda maden arayan Çekiç Ahmet isimli bir kişi, 40 kişilik gönüllü bir gurup teşkil ederek cesaretle asilerin peşinden gider kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Kılıç Ali’nin donanımlı 80 askeri ile yapamadığını 40 kişilik gönüllü bir vatandaş gurubu, eline geçirdiği silah vs ile yapar, kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Bahri Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından Albay yetkisi ile Akdağmadeni ve çevresinin asayişini temin etmekle özel yetkili olarak görevlendirilmiş olup asilerle de mücadele etmektedir. Hapse atma ve mecburi iskân gibi yetkileri’de vardır. Bu nedenle Deli Hacı’nın ikinci eşini Akdağ’da akrabalarının yanında gözetim altında tutmaktadır. Deli Hacı ve avenesine de teslim olmaları için haber göndermektedir. Akdağmadeni’nde de asilere karşı sürekli tedbirler alınıp nöbet tutulmaktadır. İşte, Deli Hacı’nın babaanneme söylediği söz bu nedenledir. Bahri Bey elbette Deli Hacının tehdidine rağmen isteğini yerine getirmez. Daha sonra şakilerin başka bölgelere gittikleri şayiası yayılır. Tam bu sırada şakilerle irtibatı olan kimseler, Deli Hacı’ya Akdağmadeni’nde nöbetlerin gevşek olduğu haberini gönderince,18 Ekim 1920 gece saat 03.00 sularında Deli Hacı ve adamları Akdağmadeni’ni basarlar. Hedef Bahri Bey ve akrabalarının konaklarıdır. Babaannemin evi Akdağmadeni’nde şimdiki Ziraat Bankasının bulunduğu yerde olup ön cephesi cadde, arkası bahçe idi. İki katlı ahşap bir evdi, bitişiği de reji dairesi imiş ve Bahri Bey’in yönetiminde imiş. Asiler önce alt kata gazyağını döker ve ateşe verirler. Sonra evin karşısına geçip evi yaylım ateşine tutarlar. Babaannem sabaha karşı silah sesleri ile uyanır. Ön cepheden evinin kurşunlandığını görünce bunun Deli Hacı’nın işi olduğunu tahmin eder. İlk şaşkınlığı geçince kurşunlardan korunma içgüdüsü ve telâşesi ile henüz küçük olan iki oğlunu yüklüğe saklar.

Eşi 1918 de İspanyol gribinden vefat ettiği için, normal zamanlarda ağabeyi ve kardeşleri yardım etseler de uzunca bir süredir çocuklarının sorumlulukları kendi üzerindedir. Bu sebeple kendisini de gelen mermilerden korumaya çalışarak bir kurtuluş yolu bulmaya çalışır. Şakiler ön cephede yola dizilmiş kendilerine karşı koyabilecek hiçbir kimsenin olmamasını fırsat bilerek rahatça eve kurşun yağdırmaktalar. Keyifle bağrışmalarını ve attıkları naraları, babaannem duymaktadır. İnsanların, çocukların yanarak ölmesi umurlarında değildir, sanki eğlencedeler. Şakiler bu arada bitişik olan reji dairesinin kapısını kırarak içeri girmişler, çelik para kasasını yerinden söküp dışarı çıkarmışlar. Babaannem, mermilerden korunmaya çalışırken evin alt katının yanmaya başladığını fark eder. Önden dışarı çıkması mümkün olmadığı gibi arka bahçeye ikinci kattan bir merdivende yoktur. Bir süre sonra yangın üst kata da sirayet eder. Evin durumunu kontrol etmek ve kıymetli takılarını kurtarmak için girdiği bir oda yanmaktadır. O andan hatırlayabildiği bir aynanın gümüş çerçevesinin yandığıdır. Takılarının olduğu gümüş çekmeceyi alır çıkar. Ancak yoğun dumandan ve sıcaktan etkilenir, hafif baygınlık geçirir ve düşer. Bir süre böyle baygın yattıktan sonra çocukları aklına gelince bir güç gelir ve zar zor kendini toplayarak odadan çıkar. Babaannem çok cesur ve metanetli bir Osmanlı hanımı idi. Tekrar çocuklarının yanına gider. Buradan kurtulmak lazım ancak nasıl olacak. Evin ön cephesinden çıkmak sürekli eve ateş edildiği için mümkün değil. Şimdi birde merdivenler yanmaktadır, oradan inmekte mümkün değildir. Evin arka tarafına, bahçe tarafına geçer, önce çekmeceyi bir bohçaya sarıp bahçeye atar, sonra yüklükten çıkardığı iki oğlundan birini bir koltuğunun altına diğerini de öbür koltuğunun altına alıp kendini bahçeye atar. Ev ve bitişiğindeki reji dairesi tamamen yanar hiçbir şey kalmaz. Baygınlık geçirdiği yerden kalkamasa maazallah kendi de çocuklar da evle birlikte yanıp gidecekler. Başka bir grupta sürekli ateş altında tuttukları Bahri beyin evininin dış kapısını kırıp içeri giriyorlar ve Bahri Bey’in ailesine ait kıymetli mücevheratların olduğu kasayı yerinden söküp götürüyorlar. Ayrıca ahırlardaki koşum ve binek atları da yerlerinden çıkarılmış ve atlara da el konulmuş. Bu arada Bahri beyin evi de yanmaya başlamıştır. Evin içinde insanlar olduğu, onlarında yanarak öleceği çetenin umurunda değildir. Bahri Beyin evini yakmaya gelen guruptan Deli Hacı’nın muavini Memedonun oğlu lakaplı birini, tan yeri ağarırken Bahri Beyin oğlu Celal bey gizlendiği çatıdan vurur. Bu direniş (karşı koyma) çetenin hiç beklemediği bir durumdur.

Ve Memedo’nun haykırışları ile çetede panik başlar. Bu arada gizlenmeye bile gerek duymadan evin karşısına geçip yanmasını zevkle seyreden Deli Hacı’yı da Bahri Bey’in karşı komşusu ve akrabalarından olan Topal Tevfik namlı kişi av tüfeği ile vurup öldürünce çete dağılır. Şakiler bu olaylar olurken aldıkları kasaları Pazar meydanında parçalamışlar, içinden çıkan para, ziynet eşyası ve mücevherleri paylaşmışlar. Acı olan şu ki çetenin gelişi güzel sağa sola ateş etmeleri sırasında korkudan kimse yardıma gelememiş, Mavi hanım ve Bergüzar hanım isimli iki vatandaş hayatını kaybetmiş. Ben Bahri dayımın evinin kapılarındaki mermi deliklerini çok iyi hatırlarım. Duvardaki izler tamir edilmişti. Sonra kapıları da değiştirdiler ve tarihi olayın izleri silindi. Ne yazık ki şakilerin kasaları kırarak paylaştıkları paralar, birçok ziynet eşyası ve mücevherler bulunamadı. Hayri çavuş isimli şaki’nin üzerinde yakalanan 28 altına Üsteğmen İsmail Efendi tarafından el konulduğu, diğer ziynet eşyasının ve mücevherlerin sarraf Mustafa efendi’ye satıldığı, onunda tanımadığı kimselere sattığı, bu nedenle geri alınamadığı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından bildirilir. Sonuçta çalınan ziynet eşyaları ve mücevherler bulunamadığı gibi yakalanan ve el konulan 28 altın bile o sırada Milletvekili olan Bahri Beye iade edilmemiştir. Bahri Bey’in gasp edilen 3 atı da Küçük ağa denilen eşkıya da bulunmuş. Ancak Küçük ağa pişkinlikle “Atları Deli Hacı gasp etmişti. Bu atların Bahri Bey’e ait olduğunu hükümet ispat etsin” diyebilme cesaret ve cüretini gösterebilmiştir. Bu yaşananlar bile, o devirde ülkedeki kargaşanın, asayiş durumunun ve devlet idaresindeki boşluğun ve daha sonra da Yozgat’ta nasıl bir yakıp yıkma ve yağmanın yapıldığının en güzel delilidir…

(Devam edecek)

30.07.2012


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00