BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4633
Toplam
:
13780172
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
UZ. DR.EDİP BİLGİN ÇAPANOĞLU İLE BİR HASBİHAL (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
23.03.2009 tarihinde yapılan bu sohbette, Abdülkadir Çapanoğlu soruyor Edip Bilgin Çapanoğlu anlatıyor.

Hatırladığım bir olayı, yine babaannemden naklen anlatayım. Babaannem Şahinde Hanım(Çapanoğlu), Yozgat’ta hadiselerin bitmesinden sonra üsteğmen rütbesi ile sıkıyönetim komutanı olan Kılıç Ali’nin Çapanoğullarının Yozgat’ta ki konaklarını yıktıracağını duyar. Her ne hikmetse O devirde, devletin bazı yetkililerinin, devlete karşı gelenlerin Evlerini konaklarını yıktırma gibi bir yetkisi varmış. Milli servet neden heba edilir ki? O sıralarda Yozgat Belediye Başkanı olan eniştesi Akif Paşa’dan konakların yıkılmasını önlemesini rica etmek için ikamet ettiği Akdağmadeni’ den kardeşi Faik Bey’in şimdiki faytonlara benzeyen yaylı arabası ile Yozgat’a yardım istemeye gider. Belediye Başkanı Akif Paşa’nın çok kıskanç biri olduğunu ve Çapanoğullarını sevmediğini bildiği halde belki eniştesi kendi hatırını sayar da yıkıma mani olur diye ümitlenir. Meğer işin içinde o da varmış. Babaanneme “Şahende, yarın amcaları gelir bütün malı mülkü çocukların elinden alır bırak yaksınlar yıksınlar” demiş.

15-16 saat gittiği Yozgat’tan Akdağmadeni’ne eli boş döndüğünü, eniştesinin Çapanoğlu konaklarının yıkılmasına mani olmadığını, hatta göz yumduğunu ve bu konuda kendisini aldattığını söylerdi. Çocukları ile birlikte gittiği Yozgat’tan, geldiği yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne dönecekleri gün, Yozgat milletvekili Rüstemzade Rıza Bey ile Akdağmadeni’ne yeni tayin edilen kaymakam Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in kardeşi Abdülkerim Bey’in de Akif Paşa’nın yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne gideceklerini öğrenir. Belediye başkanı olan eniştesi onlarla birlikte konvoy halinde gitmelerinin daha uygun ve daha emniyetli olacağını söyler. Zira o günlerde Yozgat-Akdağmadeni arasında şakiler yüzünden sık sık soygun olayları olmaktadır. Konvoyun korunmasını da Kılıç Ali, 80 kişilik müfrezesi ile üstlenir. Ancak yolun yarısında Kılıç Ali, babaannemin yaylısına başını sokup ”Aldığı bir istihbarata göre Aynacıoğlu gurubundan Deli Hacı çetesi’nin Babu köyünde olduğunu, kendisinin asilerin üzerine gideceğini söyler. Aynı şeyi öbür yaylıdakilere de söyler. Siz şoseden ayrılmayın şurdan Abdurrahmanlı köyü içinden geçin, ben Oluközü köyünde size yetişir Akdağmadeni ne beraber gideriz’’ der ve hemen konvoydan ayrılıp Karamağara üzerinden Babu’ya gider. Kılıç Ali’nin beceriksizliği, basiretsizliği burada da kendini gösterir. Yanlış istihbaratla yanlış yoldan gönderilen konvoy, Rum nüfusu fazla olan ve Rum sanatkârların yaşadığı Abdurrahmanlı köyünde atlarını nallatan ve işleri bitmek üzere olan asilerin ellerine düşerler. Çeteler, gelen yaylıların arkasında kuvvay-ı milliye var zannederek hemen atlarına binip süratle köyün harman yerine doğru sürerler.

Ancak gelen başka kimse olmadığını anlayınca geri dönerler. Asilerin elebaşısı olan Deli Hacı ve adamları milletvekili Rıza Bey’i tanırlar, kaymakamı da öğrenirler. Babaannemin de Akdağlı Bahri Bey’in kız kardeşi olduğunu öğrenir. “Bacı seni tanıdım sen Bahri Bey’in bacısısın” der. Babaannem de “Bahri Beyin bacısıyım amma Çapanoğlu Edip Beyin de geliniyim” der. Böyle söyleyince biran duralarlar. Deli Hacı “Bacı bu adamların paraya ihtiyacı var birkaç kuruş versen iyi olur” deyince, babaannem “Biz ticaretten gelmiyoruz ki, evlerimizi, konaklarımızı kurtarmaya gittik onu da beceremedik” der. Deli Hacı’nın kendisine ve yanındaki bayan akrabasına saygılı davrandığını ama “Bacı ağabeyine söyle hanımımı serbest bıraksın yoksa evinizi, barkınızı yakarım’’ şeklinde gözdağı verdiğini, ayrıca “Bu gece burada köyün papazının evinde misafir kalacaksınız, hiçbir yere ayrılmayacaksınız” dediğini söylerdi. Asiler esir aldıkları milletvekilini, kaymakamı ve iki arabacıyı don gömlek soyarlar. Yaylının iki atını çözerler, yaylıdaki bavulları atlara yüklerler. Rehin aldıkları kişileri de Deveci Dağına götüreceklerini söyleyerek köyden ayrılırlar. Bir süre sonra adamlarından birisi tekrar köye gelerek köyde olup olmadıklarını kontrol eder. Adam gittikten sonra babaannem, Şâkir ağa’ya atları koşturur ve “Atlar çatlasa da bu gece Akdağmadeni’ne varacağız Şâkir ağa” der. Köylülerin “Gece yola çıkmayın her taraf eşkıya dolu” uyarılarına rağmen köyden kaçarlar. Nihayet atlar kan ter içinde Oluközü köyüne ulaşırlar. Akdağmadeni’ne gelirler ki 100 atlı onları bekliyor.

Bu sırada Oluközü köyünde konvoyu bekleyen Akdağlı’lar, Milletvekili ve Kaymakamın kaçırıldığını öğrenince aslen Gümüşhaneli olan ve dağlarda maden arayan Çekiç Ahmet isimli bir kişi, 40 kişilik gönüllü bir gurup teşkil ederek cesaretle asilerin peşinden gider kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Kılıç Ali’nin donanımlı 80 askeri ile yapamadığını 40 kişilik gönüllü bir vatandaş gurubu, eline geçirdiği silah vs ile yapar, kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Bahri Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından Albay yetkisi ile Akdağmadeni ve çevresinin asayişini temin etmekle özel yetkili olarak görevlendirilmiş olup asilerle de mücadele etmektedir. Hapse atma ve mecburi iskân gibi yetkileri’de vardır. Bu nedenle Deli Hacı’nın ikinci eşini Akdağ’da akrabalarının yanında gözetim altında tutmaktadır. Deli Hacı ve avenesine de teslim olmaları için haber göndermektedir. Akdağmadeni’nde de asilere karşı sürekli tedbirler alınıp nöbet tutulmaktadır. İşte, Deli Hacı’nın babaanneme söylediği söz bu nedenledir. Bahri Bey elbette Deli Hacının tehdidine rağmen isteğini yerine getirmez. Daha sonra şakilerin başka bölgelere gittikleri şayiası yayılır. Tam bu sırada şakilerle irtibatı olan kimseler, Deli Hacı’ya Akdağmadeni’nde nöbetlerin gevşek olduğu haberini gönderince,18 Ekim 1920 gece saat 03.00 sularında Deli Hacı ve adamları Akdağmadeni’ni basarlar. Hedef Bahri Bey ve akrabalarının konaklarıdır. Babaannemin evi Akdağmadeni’nde şimdiki Ziraat Bankasının bulunduğu yerde olup ön cephesi cadde, arkası bahçe idi. İki katlı ahşap bir evdi, bitişiği de reji dairesi imiş ve Bahri Bey’in yönetiminde imiş. Asiler önce alt kata gazyağını döker ve ateşe verirler. Sonra evin karşısına geçip evi yaylım ateşine tutarlar. Babaannem sabaha karşı silah sesleri ile uyanır. Ön cepheden evinin kurşunlandığını görünce bunun Deli Hacı’nın işi olduğunu tahmin eder. İlk şaşkınlığı geçince kurşunlardan korunma içgüdüsü ve telâşesi ile henüz küçük olan iki oğlunu yüklüğe saklar.

Eşi 1918 de İspanyol gribinden vefat ettiği için, normal zamanlarda ağabeyi ve kardeşleri yardım etseler de uzunca bir süredir çocuklarının sorumlulukları kendi üzerindedir. Bu sebeple kendisini de gelen mermilerden korumaya çalışarak bir kurtuluş yolu bulmaya çalışır. Şakiler ön cephede yola dizilmiş kendilerine karşı koyabilecek hiçbir kimsenin olmamasını fırsat bilerek rahatça eve kurşun yağdırmaktalar. Keyifle bağrışmalarını ve attıkları naraları, babaannem duymaktadır. İnsanların, çocukların yanarak ölmesi umurlarında değildir, sanki eğlencedeler. Şakiler bu arada bitişik olan reji dairesinin kapısını kırarak içeri girmişler, çelik para kasasını yerinden söküp dışarı çıkarmışlar. Babaannem, mermilerden korunmaya çalışırken evin alt katının yanmaya başladığını fark eder. Önden dışarı çıkması mümkün olmadığı gibi arka bahçeye ikinci kattan bir merdivende yoktur. Bir süre sonra yangın üst kata da sirayet eder. Evin durumunu kontrol etmek ve kıymetli takılarını kurtarmak için girdiği bir oda yanmaktadır. O andan hatırlayabildiği bir aynanın gümüş çerçevesinin yandığıdır. Takılarının olduğu gümüş çekmeceyi alır çıkar. Ancak yoğun dumandan ve sıcaktan etkilenir, hafif baygınlık geçirir ve düşer. Bir süre böyle baygın yattıktan sonra çocukları aklına gelince bir güç gelir ve zar zor kendini toplayarak odadan çıkar. Babaannem çok cesur ve metanetli bir Osmanlı hanımı idi. Tekrar çocuklarının yanına gider. Buradan kurtulmak lazım ancak nasıl olacak. Evin ön cephesinden çıkmak sürekli eve ateş edildiği için mümkün değil. Şimdi birde merdivenler yanmaktadır, oradan inmekte mümkün değildir. Evin arka tarafına, bahçe tarafına geçer, önce çekmeceyi bir bohçaya sarıp bahçeye atar, sonra yüklükten çıkardığı iki oğlundan birini bir koltuğunun altına diğerini de öbür koltuğunun altına alıp kendini bahçeye atar. Ev ve bitişiğindeki reji dairesi tamamen yanar hiçbir şey kalmaz. Baygınlık geçirdiği yerden kalkamasa maazallah kendi de çocuklar da evle birlikte yanıp gidecekler. Başka bir grupta sürekli ateş altında tuttukları Bahri beyin evininin dış kapısını kırıp içeri giriyorlar ve Bahri Bey’in ailesine ait kıymetli mücevheratların olduğu kasayı yerinden söküp götürüyorlar. Ayrıca ahırlardaki koşum ve binek atları da yerlerinden çıkarılmış ve atlara da el konulmuş. Bu arada Bahri beyin evi de yanmaya başlamıştır. Evin içinde insanlar olduğu, onlarında yanarak öleceği çetenin umurunda değildir. Bahri Beyin evini yakmaya gelen guruptan Deli Hacı’nın muavini Memedonun oğlu lakaplı birini, tan yeri ağarırken Bahri Beyin oğlu Celal bey gizlendiği çatıdan vurur. Bu direniş (karşı koyma) çetenin hiç beklemediği bir durumdur.

Ve Memedo’nun haykırışları ile çetede panik başlar. Bu arada gizlenmeye bile gerek duymadan evin karşısına geçip yanmasını zevkle seyreden Deli Hacı’yı da Bahri Bey’in karşı komşusu ve akrabalarından olan Topal Tevfik namlı kişi av tüfeği ile vurup öldürünce çete dağılır. Şakiler bu olaylar olurken aldıkları kasaları Pazar meydanında parçalamışlar, içinden çıkan para, ziynet eşyası ve mücevherleri paylaşmışlar. Acı olan şu ki çetenin gelişi güzel sağa sola ateş etmeleri sırasında korkudan kimse yardıma gelememiş, Mavi hanım ve Bergüzar hanım isimli iki vatandaş hayatını kaybetmiş. Ben Bahri dayımın evinin kapılarındaki mermi deliklerini çok iyi hatırlarım. Duvardaki izler tamir edilmişti. Sonra kapıları da değiştirdiler ve tarihi olayın izleri silindi. Ne yazık ki şakilerin kasaları kırarak paylaştıkları paralar, birçok ziynet eşyası ve mücevherler bulunamadı. Hayri çavuş isimli şaki’nin üzerinde yakalanan 28 altına Üsteğmen İsmail Efendi tarafından el konulduğu, diğer ziynet eşyasının ve mücevherlerin sarraf Mustafa efendi’ye satıldığı, onunda tanımadığı kimselere sattığı, bu nedenle geri alınamadığı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından bildirilir. Sonuçta çalınan ziynet eşyaları ve mücevherler bulunamadığı gibi yakalanan ve el konulan 28 altın bile o sırada Milletvekili olan Bahri Beye iade edilmemiştir. Bahri Bey’in gasp edilen 3 atı da Küçük ağa denilen eşkıya da bulunmuş. Ancak Küçük ağa pişkinlikle “Atları Deli Hacı gasp etmişti. Bu atların Bahri Bey’e ait olduğunu hükümet ispat etsin” diyebilme cesaret ve cüretini gösterebilmiştir. Bu yaşananlar bile, o devirde ülkedeki kargaşanın, asayiş durumunun ve devlet idaresindeki boşluğun ve daha sonra da Yozgat’ta nasıl bir yakıp yıkma ve yağmanın yapıldığının en güzel delilidir…

(Devam edecek)

30.07.2012


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00